AÇLIKLA ÖLÜM ARASINA NASIL SIKIŞTILAR?

Okunma Sayısı: 1106    |    Yazı Tarihi: 04.12.2022

1980 yılında ülkede yaşanan kriz sırasında hızla uygulamaya konulan “24 Ocak Kararları” darbeden dokuz ay önce alınmış ve askeri vesayet altında uygulamaya konulmuştu. Ülkeyi neoliberal politikalarla tanıştıran bu kararlar, ekonomi için de bir dönüm noktası oldu.  Özelleştirmeyi desteklerken kamuyu sınırlandıran model, ülkeyi işçi sınıfı için cehenneme çevirirken, sermayeci cenneti yaptı.

Darbeden önce DİSK kurucu Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesinin yanında, sendika faaliyetleri durdurularak, 52 yöneticisi hakkında idam cezası istemi ve darbe sonrası dönemin TİSK Başkanının “Şimdiye kadar hep işçiler güldü, şimdi sıra bizde” açıklaması her şeyin özeti gibiydi.

24 Ocak Kararları, yaratıcısı Turgut Özal’ın dönemine kıyasla AKP iktidarında daha agresif adımlarla uygulandı. Hızlanan özelleştirmeyle birlikte yaygınlaşan liyakatsizlik, denetim ve işleyiş anlamında yetersiz yöneticileri, dolayısıyla iş kazası ve ölüm oranlarında artışı da beraberinde getirdi. İhmalkarlık kaynaklı yaşanan önlenebilir kazalar özellikle madencilik sektöründe katliama dönüştü.

Son olarak Bartın’da yaşanan facianın da Sayıştay Raporu’nun tehlike uyarısına rağmen önlem almayan yönetim kadrolarının sorumsuzluklarından kaynaklandığı anlaşılmıştı. Ancak 41 madencinin hayatını kaybetmesinde yöneticiler kadar kar marjını her şeyin üzerinde tutan patronlar, işçi hakları konusundaki samimiyetini açık kalan mikrofonlardan öğrendiğimiz sendika ağaları ve işbirlikçi siyasiler de aynı ölçüde sorumludurlar.

İstihdamı, taşeron sistemine teslim eden ekonomik model nedeniyle işçiler, belirtilen sendikaya üye olmak, sendika seçiminde yine belirtilen isme oy kullanmak şartıyla işe alındılar. Coğrafi şartlar nedeniyle iş konusunda alternatif bulamayan emekçiler, sendikalaşmanın ağalık sistemine dönüşmesiyle de açlıkla ölüm arasına sıkışan hayatlarını kar hırsından insanlığını unutan patronlara feda etmiş oldular.

İşçinin hakları bir yana canlarının bile korunamadığı ülkemizde,  önlenebilir kazaları kaderle açıklamak, işçi katliamlarını sayılara indirgemek, daha da kötüsü yaşanabilecek olası felaketleri bile meşrulaştıran söylemler kullanmak emekçiyi üretim zincirindeki bir tüketim malzemesi haline getirmek, fıtrat dayatmasını kabul etmektir. Yaşanmış ve yaşanması olası bütün işçi katliamları ekonomik modele endeksli olarak siyasidir!


MİHRAP MİRAY ÇİRKİN İsimli Yazarın Diğer Yazıları