CHP Genel Başkanı Özgür Özel Sözcü TV Canlı Yayınına Katıldı

Okunma Sayısı: 6853    |    Haber Tarihi: 26.11.2023

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV canlı yayınında gazeteci Uğur Dündar’ın sorularını yanıtladı.

Uğur Dündar- Bugün güncel olaylardan girelim söyleşimize. Bugün Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ, 14 Mayıs ikinci tur seçimlerinden önce Cumhuriyet Halk Partisinin önceki Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'yla ikisinin imzaladıkları protokolü paylaştı.

Şimdi burada dikkatle seçiyorum sözcükleri. Ümit Özdağ ne istediyse Cumhuriyet Halk Partisinden almış. Neymiş bunlar? Bir İçişleri Bakanlığı artı iki bakanlık. Bunların yanı sıra güvenlik bürokrasisi, ekonomi bürokrasisi ve adalet bürokrasisi başta olmak üzere bakan yardımcılıkları. Daha sonra bunlar müsteşarlığa dönüşürse içinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı da dahil olmak üzere yani ne istediyse verdim diyebileceği Kemal Bey'in bir protokol.

Ayrıca beni hüzünlendiren bir başka tarafı. Anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesine sadakatle bağlı kalınacağı yolunda bir taahhüt. Nasıl yorumluyorsunuz bunu?

Özgür Özel- Yani ben bu tartışmayı çok geride bıraktım. Şundan dolayı geride bıraktım. Bu protokolden haberdar olmadığımızı zaten Sayın Genel Başkanımız, hem parti sözcüsünün, hem bizlerin haberdar olmadığımızı kamuoyuna açıklamıştı. Geçirdiğimiz kurultay sürecinde de bu konu oldu. Ama bunu bir siyasi parti kendisi için gündemde kalma, gündem yaratma aracına çevirmek istiyor. Ben böyle bir şeyin tarafı olmak istemem. Ama şunu söylerim. Yani ben zaten o protokolden haberdar olmadığımızı söylemiştim, Genel Başkanımız söylemişti. O protokolün yarattığı sorunu ve sıkıntıyı konuştuk. Ama ben kurultay salonundan dışarıya kırgınlık ve küskünlük çıkarmayacağımı söylemiştim. O günden itibaren bütün örgütümüzü kucakladık. Salona 43 il başkanıyla girdim, 81 il başkanıyla çıktım. 600'ün üzerinde bir delege imzasıyla girdim, 1200 doğal seçilmiş toplam 1366 delege ile birlikte çıktım.

Ben şimdi o salona, öncesine veya gerisine dönecek olursam çünkü bizim bir seçim sürecimizde bir gizli protokol meselesi üzerinden beyefendi tartışmaya dahil olmak istedi. Bugün de o gizli protokolü -ki Genel Başkanımız o protokolün iki taraf arasındaki gizliliğine çok özenli ve dikkatli bir tanımlama da yapmıştı-şimdi beyefendi o protokolü falan yayınlamış. O kendisini gündeme getirmek için istiyor ama ben o tartışmanın tarafı olmam. Cumhuriyet Halk Partililer, benim atanmışlarla değil seçilmişlerle yöneteceğimi, bir daha gizli protokoller olmayacağını- hele hele o protokoller yapılırken yanımda danışmanların olmayacağını söylemiştim- onu biliyorlar. Bundan sonrasına ilişkin bir endişe olmadığı için geriye dönüp de o konuya saplanmanın bir anlamı yok. Hele hele böyle bir güzel gündemde, bu kadar umut varken böyle tatsız konulara tekrar dönmenin manası yok.

Uğur Dündar- Peki bugün yine güncel bir gelişme. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener'i makamında ziyaret etti. Zannediyorum önümüzdeki günlerde siz de Sayın Akşener’le görüşeceksiniz. Ancak İYİ Parti'nin yaklaşımı 2018 seçimlerinden çok farklı. Bir önceki Yerel Yönetim 2019 seçimlerinden çok farklı. Ve hemen hemen her ilde kendi adaylarını çıkartacaklarını söylüyor Sayın Akşener. Ayrıca hatırladığım kadarıyla o dönemde, yani 2019 seçim sürecinde ‘HDP'nin olduğu yerde biz yokuz’ gibi bir söylem söz konusu değildi. Şimdi bu konuda daha sert söylemler kullanılıyor Sayın Akşener tarafından. Siz yerel seçimlerde ittifakların yapılması için nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

Özgür Özel- Yerel seçimlerde ittifak yapmayacağız. Çünkü ittifak kelimesi çok yoruldu, el birliğiyle o kelimeyi bayağı yıprattık. İttifak kelimesi artık çok olumlu çağrışımlar yapmıyor seçmenin kulağında. Ve bir kalabalık birlikteliği, bir işte çeşitli listelerde farklı farklı partileri falan da çağrıştırdığı için ben bir işbirliği kelimesini kullanmayı tercih ediyorum. Ve seçim bölgelerine özel her bir seçim bölgesine, çevresine, daha doğrusu her bir Belediye Başkanlığı yarışının yaşanacağı bölgeye özel; yerelden bizim örgütlerimizin, ittifak yapacağımız partinin örgütlerinin, teşkilatlarının görüşlerinin de değerlendirildiği, alındığı özel işbirlikleri yapılabilir. Bu işbirliğinde mümkünse iki parti ama ihtiyaç oluyorsa özel bir gereklilik varsa belki bazen üçe çıkabilir ama genelde iki partinin işbirliğinin, güç birliğinin doğru olacağını düşünüyorum.

‘Hiç yapmayalım, kimse bize mecbur değil.’ Yani bunu çok saygıyla karşılıyorum. Hatta şöyle söyleyeyim. Ben Sayın Meral Akşener'in de, İYİ Parti'nin de, başka ittifak ortaklarımızın da zaman zaman ittifak meselesi ile ilgili yaptığı değerlendirmelerin pek çoğuna da katılıyorum. Tabii bunu genel seçim süreci için söylüyorum. Partilerin kendi kimlikleriyle var olmaları. Ki, ben bunu en çok da CHP için istiyorum. Ve partilerin kendilerini halka, kendilerini var eden değerler üzerinden anlatmaları ve kendi ulaşabilecekleri en üst düzey desteğe kendilerinin ulaşmasını, bir ittifak illa gerekiyorsa seçim yaklaşırken nasıl eski bizim özlediğimiz veya istediğimiz güçlendirilmiş bir parlamenter sistemde seçimden tek başına iktidar çıkarsan hükümeti kuruyorsun, çıkamazsan o zaman koalisyon görüşmeleri yapıp 40 gün içinde kuruyorsun. Ha bu 40 gün önce olmaz 3 ay önce olur. Ama genel seçimlerden birkaç ay önce seçime yönelik stratejik ittifaklar olabilir. Ama bizim geçen sefer yaptığımız gibi… Bunu hiçbir lideri suçlamak için de söylemiyorum, ilk kez deneyimlenen. Seçimin ertesi günü ittifak görüşmelerine başlamak, 4 partiyi, sonra 6 partiyi bellerinden zincirle birbirine bağlayıp hadi şimdi koşuya başlayın demek. Herkes bir başkasına mani oluyor. Bunu tek taraflı söylemiyorum. Yani CHP zarar gördü. Herkes birbirine mani oluyor. Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kere altı okuyla en başta. Cumhuriyetin kurucu değerlerine saygılı, bunun yanında sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini benimseyen ve tüm toplum kesimlerine ulaşabilen eşitlikçi, adil, yoksulu, işsizi güvencesiz koruyan kollayan sol siyasetiyle- bugün yüzde 25'lik cam tavan diyoruz biz ona- yani öyle bir cam tavanı tuzla buz edebileceğine inanıyorum. Bunun için benim özgür olmama ihtiyaç var. Benim partimin özgürce politika yapmasına, siyaset yapmasına, kendi öz değerlerini savunup o değerlerle çelişenlerle gerektiği yerde çatışmasına, cesaretle itiraz etmesine ihtiyacı var.

Bu yüzden ben bir kere işin bu boyutundan bakıldığında İYİ Parti'nin ve diğer ittifak ortaklarımızın ve İYİ Partinin çeşitli aktörlerinin yaptığı benzer değerlendirmeleri kırıcı bir üslup, özensiz kelime seçimleri yoksa son derece değerli buluyorum. Ama iş yerel seçim olduğunda bir sorumluluğumuz var hep beraber. O sorumluluk da şu; ben kazanmazsam, sen kazanmazsan, biz kazanmazsak o kazanacak. O kim? Recep Tayyip Erdoğan. Benim seçmenim, senin seçmenin, bizim seçmenimiz, muhalif seçmen; Erdoğan'ın İstanbul'un üstünde helikopterle uçup Araplara kupon arsa rezerve etmesini istemeyen seçmen. Erdoğan'ın İstanbul'u sanki böyle bir kent gibi değil de AK Parti'nin bir iştiraki gibi yönetmesini ve varlıklarını dağıtmasını istemeyen seçmen. Yeşilin yerine betonu tercih etmesini istemeyen seçmen bizim ona kaybettirmemize tahammül edemez. O zaman ne yapacağız bence. Yine söylüyorum, hiç kimse bize mecbur değil. Ama biz hepimiz bu ülkenin Atatürk'e bağlı, cumhuriyetin kurucu değerleriyle sorunu olmayan ve bu ülkede bir şeyler artık kötü gitmesin, bu ülke zenginleşsin, özgürleşsin isteyen insanlarına biz borçluyuz. Biz onlara mecburuz. O yüzden ben diyorum ki biz yerel seçimlerde öyle ittifak mittifak değil geleceğe bizi bağlayacak, geçmişten kötü çağrışımlar yapacak işler değil işbirlikleri yapmalıyız. Bunu bazı seçim bölgesinde İYİ Partiyle, başka seçim bölgesinde bir başka partiyle. Bazen biz yokken ben kazanıyorsam siyasetin doğası gereği zaten ben ittifak yapmam. Ama İYİ Parti kazanıyorsa yapmaz. Ama bir yerde benim ona ihtiyacım varsa, bir yerde de onların bana ihtiyacı vardır. Bu karşılıklı jestler iki tarafa da fayda, ülkeye fayda getiriyorsa kaybettirecek formüller üzerinde durmak bize yakışmaz. Benim bakış açım bu.

Ben Meral Hanıma yani şimdi tabii ben kendisini geçen beni aradığında tebrik etmek için Sayın Genel Başkan dedi. Ben dedim ki böyle oldu mu? Çünkü kendisi bana hiç Sayın Genel Başkan dedirtmez, ‘abla demezsen kapat telefonu’ derdi. Bizim böyle bir özel hukuk alanımız var. Ben bunun pek çok sorunu çözeceğini yani siyaset elbette hepimizin önemli sorumluluklar taşıdığı, temsil ettiğimiz ve kayırmamız gereken kurumsal kimliklerimiz var bunlara saygılı olarak. Ama bir yandan da insanın yaptığı bir iştir, duygularla yapılan bir iştir. Ben Meral Hanım'la Sayın Genel Başkanımızla, onun deyimiyle Meral Ablamla beraber pek çok zorluğu aşacağımıza inanıyorum. Bunun için de ben ne gerekiyorsa yapacağım, üzerime ne düşüyorsa. Bilinen bir tek şey var. Ben Meral Hanımın partisinin hak ve menfaatinden fedakarlık etmesini istemem. Kendi partimin hak ve menfaatini de kollamaya beni kurultayım görevlendirdi, böyle bir makamdayım. Ama burada birlikte nezaketle ve hepimizin kazanacağı, kimsenin üzülmeyeceğim en optimum formüller üzerinde, en optimum işbirlikleri üzerinde hareket edebiliriz. Bu o yüzden hiç benim açımdan sıkıntılı gördüğüm bir süreç değil. Umutla baktığım bir süreç. Ha olmaz. Olmazsa dünyanın sonu değil. O zaman otururuz kendi değerlendirmelerimizi yaparız. Hepimiz A, B, C planlarımızı yapıyoruz. Yani ittifaka göre, ittifaksız ya da sınırlı ittifaklarla. Bunu işte işbirliği kelimesine dönüştürdüğümüzde yeni bir başlangıç. Yenilik hep iyidir.

Uğur Dündar- Peki ne kadarlık bir süreçte bu işbirliğini gerçekleştireceğinizi ve zorlukları aşacağınızı tahmin ediyorsunuz?

Özgür Özel- Mümkün olan en kısa sürede yapmalıyız. Çünkü ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2024 yılına belediye başkan adaylarını çok büyük oranda, özellikle şu an bizde olmayan belediyeler için çok büyük oranda belirlemiş olarak girmesini arzu ediyorum. O yüzden Aralık ayında belki her hafta yapacağımız Parti Meclisi toplantılarıyla peyderpey belediye başkanlarımızı açıklamak, bir yandan da açıkladığımızın kampanyasını başlatmak istiyorum. Yani bir gün Parti Meclisi toplantısı yapıp, birkaç gün adaylarımızı tanıtıp, bir Parti Meclisi daha yapıp. Böyle bir süreç planlıyoruz ve onun için de görüşmeleri çok hızlı şekilde yapmak lazım. Ben önümüzdeki hafta bu tip bir trafiğin başlayacağını umuyorum. Bu noktada umutluyum ve bir rezervim veya böyle bir inadım, bir olumsuz yaklaşımım hiç olmadı. Bundan sonra da olmayacak.

Uğur Dündar- Peki. Sayın Mansur Yavaş, Genel Başkan olarak sizi bu görüşmeden önce ve sonra bilgilendirmiştir…

Özgür Özel- Tabii. Hem iki gün önce. ‘Böyle bir görüşmeye ne dersiniz, böyle bir görüşmeye gidebilir miyim’ diye aramıştı. Bugün de saat 3 yani 15.15'te yanımdaydı. Benden ayrılıp İYİ Parti'yi, Sayın Akşener'i ziyarete gitti. Benim selamlarımı iletti ve böyle gayet iyi, iyi duygularımı götürdü, iyi duygular getirdi. Orada herhangi bir şeyimiz yok.

Uğur Dündar- Peki Ankara için bir işbirliği talebinde bulunmuş olabilir mi?

Özgür Özel- Yok. Şimdi zaten Mansur Bey kendi de ifade etti, giderken bana da dedi. ‘Ben özellikle Ankara'ya hiç girmem’ dedi. ‘Yani o sizin işiniz…’ Mansur Bey'in siyasi kişiliği veya nasıl bir Belediye Başkanı olduğu karşıdan görülüyor ama siyasetteki disiplini ve saygısı noktasında da çok üst düzeydir Mansur Bey. ‘Ben özellikle Ankara konusuna hiç girmem, o sizlerin bileceği iş’ dedi bana. O bir selamımızı götürdü, bir ziyarette bulundu. Bir nezaket ve teşekkür ziyaretinde bulundu. Gitmeden önce de bana gelmesi de son derece… Aslında telefonla ben ‘Başkanım gidebilirsiniz, selamlarımı söyleyeyim’ dedim. Dedi ki, ‘ben bir yüz yüze sizinle görüşüp gidersem, parti binamızdan çıkıp gidersem daha münasip olur.’ O bence de doğru, hoş bir davranış.

Uğur Dündar- Şık bir davranış olmuş.

Özgür Özel- Tabii.

Uğur Dündar- Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçenlerde Cumhurbaşkanı seçilebilmek için zorunlu olan 50+1'in artık değiştirilmesi zamanının geldiğini söyledi. Gazetecilerle bu doğrultuda düşüncesini paylaştı. Ancak Cumhur İttifakı ortaklarından Milliyetçi Hareket Partisi 50+1'in devamının zorunlu olduğunu ifade ederek bu ittifakın süreceğini ve Sayın Cumhurbaşkanı ile aralarında bir ihtilafın asla yaşanmayacağını ifade etti ve sanki 50+1 rafa kalkmış gibi. Siz de bu şekilde mi düşünüyorsunuz?

Özgür Özel- Şimdi tabii bunun bir tarihsel geçmişi var. Erdoğan 50+1'den ilk şikayet ettiğinde, daha doğrusu önceleri 50+1 için ‘bu bilinçli bir tercih, rastgele bir karar değildir, bunun altında başka manalar var’ diyordu. Bir kez bunun hani öz Türkçesi şu; biz solcuları, Alevileri ve Kürtleri devlet yönetimine getirmemek için bir formül bulduk. Çünkü diyorlar ki, bunlar 50+1'i bulamazlar. Biz gerekirse tek başımıza, yok olmadı bir sağ partiyi alırız; devleti solculara, sosyal demokratlara, Alevilere, Kürtlere bırakmayız. Temel yaklaşımları bu. Ve bu çok böyle bölücü, itici, ötekileştirici, kötü bir yaklaşım. Çünkü oradaki cümleler; öyle ‘bilinçli bir tercih’, ‘rastgele alınmış bir karar değil’, ‘çok ince hesaplar’ falan… Tabii 50+1'in altına düştüler. Öyle bir noktaya geldiler ki; bizdeki, muhalefetteki bu dirilişi, toparlanışı, heyecanı ve neler yapacağımızı görüyorlar, yapabileceğimizi görüyorlar. Ve burada Erdoğan şimdi böyle bir pozisyon aldı. Ama bunun bir tarihsel geçmişi var. Bunu ilk kez Saadet Partisi'ni ziyaretinde, Sayın Karamollaoğlu'nu ziyaretinde 2021 yılında söylüyor. Tak 5-6 gün sonra ve 10 gün sonra iki ayrı açıklamada sert bir tepki alıyor, ‘abesle iştigaldir bunları düşünmek’ falan diye Sayın Bahçeli'den. Sonra devamında duruyorlar. Yine bir kez söylüyor, yine bir tepki alıyor. Ama bu sefer, ‘partileri yanlış yollara iten, yanlış işlere iten bir sistemdir bu sistem’ dedi kendi getirdiği sisteme. Devlet Bahçeli bu sefer o kadar sert değildi ve şey dedi, yani ‘muhafaza edilmeli, revizyon yapılmalı ama aramızda kriz çıkmaz...’ Aslında bu Erdoğan sertti. Geçen sefer ‘tartışılmalı, görüşülmeli’ derken Erdoğan, bu sefer ‘partileri yanlış yollara’ dedi. Erdoğan bu sistemle hangi yanlış yola girdi? MHP ile ittifak yoluna yanlış yol diyor. Kendince bir takım tespitleri var. Partisi içindeki tartışmaları yazılıyor, çiziliyor, okuyoruz. Doğrudan birinci kaynaktan duymuş değiliz. Ama MHP'den yaka silken kurmaylarının olduğunu, zaman zaman da bunlar Tweet de attılar, hani şu an aktif görevde olmayan önceki milletvekilleri, önceki Genel Başkan Yardımcıları, MHP'den kurtulmaya çalışıyor. Bu sefer MHP eskisi kadar sert değil. Verdiği mesaj, ‘aramızda bir sorun yok, revizyon yaparız ama bu sistem sürmeli’ falan. Tabii bir de ufak tefekler var orada. Seçmenlerine saygım sonsuz ama bu sistem olmasa hiçbir yerde olmayacaklar. Bu sistemde birazcık oyları için işte bu Destici’nin partisi gibi partiler. Kendisini böyle o sistem için günün birinde vazgeçilmez kabul edebilmek, tarif edebilmek adına bu sistemden o ayrınılmaz diyor. Gördüğüm kadarıyla Cumhur İttifakı'nın Erdoğan dışındaki bütün ortağı ve küçük ortakları karşı bu işe. Onlar tabii sistemden güçlerinin çok üstünde istifade ettikleri için antidemokratik tabii. Tabii Anayasadaki temsilde adalet ilkesine çok aykırı bir mesele ama böyle oluyor bu iş.

Şimdi bu görüntü şu; ben grup toplantısında da bahsettim. Hulusi Kentmen'in böyle çok tatlı, babacan hâkim olduğu filmler vardır. Onun zaten ben bir karakol komiseri halini çok severim, bir de Allah gani gani rahmet eylesin boşanma hâkimi. Bir tanesi bırak gideceğim diyor, boşanacağım. Öbürü diyor, hayır biz birbirimizi seviyoruz hâkim Bey. Bir tanesi diyor mahkemeye gidelim, öbürü diyor hafta sonu pikniğe gidelim. Bir kavga ediyorlar, bir barışıyorlar, bir öyle. Hulusi Kentmen tak tak tak vurur biliyorsun bir de onlar bağrışınca, ‘eh keratalar meşgul etmeyin mahkemeyi’ der.

Şimdi burada Türkiye'de çok önemli bir yoksulluk var, derin yoksulluk var, enflasyon var. Yani demek istediğim Türkiye'nin gündemi bambaşka, bunlar gündemi başka bir şeyle meşgul ediyorlar. Ve biz bu meselede tavrımızı net koyduk. Dedik ki, meşgul etmeyin memleketi. Aranızda ne konuşuyorsanız konuşun. Benim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak tutumum şu çok net bir cümleyle. Ben bunların ne ayrılığına ümit bağlarım, ne birliklerinden tasa duyarım, yas duyarım. Çünkü bunlar ayrılsalar da, birleşseler de, ne yaparlarsa yapsınlar esas mesela bizim ne yapacağımız. Bizim bu iktidarı değiştirmek için kararlı, net, çalışkan olmamız lazım. Önce yerel seçimlerde elimizden gelenin en iyisini yapıp, genel seçimlere umut olacak sonuçla çıkıp, genel seçimlerde bu iktidarı değiştirmek. Ki, bunu normal süresini beklemeksizin bir erken seçim baskısını yaratacak güçlü bir muhalefetle bunu sağlamak için mücadele etmem lazım.  

Onun dışında Erdoğan Devlet Bahçeli’yle bir olmuş, ayrı olmuş, AK Parti ile MHP barışmış, boşanmış hiç umurumda değil. Çünkü onların üzerinden yapılacak hesaplarda bu memleketin hesabına gelecek bir iş yok.

Uğur Dündar- Sizin de söylediğiniz gibi halkın gündeminde 50+1 konusu hiçbir şekilde yok. Bugün İstanbul'da Eminönü meydanına gitsek ya da Mısır Çarşısı girişine mikrofon uzatsak insanlar 50+1 nedir diye sorduğunuzda belki cevap bile veremeyecekler. Ama sizin en önemli meseleniz nedir sorusunun bir tek cevabı var, ekonomi. Çünkü çarşıda, pazarda pahalılık insanların ceplerini yakıyor ve dayanılmaz bir boyuta varmış durumda. Siz hem uluslararası finans çevrelerini bilen, hem de ekonomi konusunda uzman olan Sayın Selin Sayek Böke’yi Gölge Kabinenizde bu konuyla ilgili görevlendirdiniz. Ayrıca saygınlığı olan bir başka bilim insanını, Yalçın Karatepe’yi Hazine ve Maliyeden Sorumlu Gölge Bakan yaptınız. Acaba siz iktidar olsanız bu ekonomiyi nasıl düze çıkartırsınız? Bunun ipuçlarını verir misiniz bize?

Özgür Özel- Tabii. Şimdi öncelikle çok teşekkür ediyorum. Birincisi; şöyle çok basitçe Gölge Kabineden bahsetmek isterim konuşacağımız mevzu. Ben bu seçim atmosferi, kurultay atmosferine girdiğimizde biliyorsunuz çok özenli bir dil kullanmaya, polemik yapmamaya ve kavga etmemeye, kimseyi üzmemeye ve partinin sırtına yük olacak hiçbir tartışmanın içinde olmamaya söz verdim, gayret ettim ve bunu başardığımı düşünüyorum. Çünkü ben şunu biliyordum. Cumartesi Genel Başkan olacağız, Cumartesi günü yaşanan veya o süreçte yaşanan şeylerin sırtımıza yük olmaması lazım. Ben de olsam, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da olsa, Pazartesi bu partiyi bir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı yönetecek. Bu yüzden ben hep meseleyi Cumhuriyet Halk Partisini Türkiye'nin yönetilen en iyi kurumu haline getirme sözüyle başladım. Nasıl tüzük değişiklikleri yapacağımı, nasıl tüzük değişiklikleri önereceğimi, benimsediğimizi, program meselesine, yeni bir program çalışmasına ve kurultayına nasıl yaklaştığımızı anlattık. Ve dedik ki; Cumhuriyet Halk Partisinin 50 yaş altında bir Genel Başkanı olacak, Cumhuriyet Halk Partisinin Parti Meclisine baktığınızda üç şey göreceksiniz dedim, birincisi gençler göreceksiniz, ikincisi kadınları göreceksiniz, üçüncüsü örgütümüz göreceksiniz.

Bugün bu sözü tutabilmiş olmanın kıvancı, gururu içindeyim bütün ekip arkadaşlarımızla birlikte. Ve Cumhuriyet Halk Partisinin delegeleri ki çok haksızlığa da uğradılar. Neler neler söylendi. Asker delege dediler, birtakım olmadık çağrışımlar yaptılar. Ama onlar geldiler ve cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk kurultayında hangi bilinçle? Cumhuriyetin birinci yüzyılının ilk kurultayının Sivas Kongresi olduğu bilinciyle çok önemli bir görevi büyük bir olgunlukla yaptılar. Benim şu anda, Pazartesi günü de yeniden Parti Meclisi toplantımız var başkanlık edeceğim. Geçtiğimiz günlerde başkanlık ettiğim Parti Meclisinin yaş ortalaması 43 Uğur Bey. Dün akşam başkanlık ettiğim Gölge Kabinenin yaş ortalaması 46, MYK'mızın yaş ortalaması 46. Ve Gölge Kabine tabii Türkiye'de bir iki dillendirilmiş, bir iki görevlendirme yapılmış ama ciddiyetle ele alınmış, duyurulmuş, partinin Genel Başkanı tarafından ilan edilmiş ve dünyadaki örneklerine denk gelecek şekilde tam kabineyi karşılayan bir şekilde hiç yapılmamış. Öncekiler zaten ya söylem düzeyinde kalmış ya da çok kısa sürede unutulmuş gitmiş. Ben 17 bakanlık ve bir Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı pozisyonuna karşılık 18 görevlendirme yaptım. Bu 18 görevlendirmenin 9’u kadın, 9’u erkek. 9 kadın, 9 erkek. AK Partide bu rakam 17'ye1. O 1 de Aileden Sorumlu Bakan. Yani diyor ki kadına; sen ekonomiden, dış politikadan, sen örneğin işte aklınıza gelebilecek herhangi bir alandan, milli eğitimden, çalışma ve sosyal güvenlikten anlamazsın, senin yerin aile diyor. 17 erkek, 17 bıyıklı erkek, biz bakanlıkları yaparız; sen gitaileye bak, kadının işlerine bak, kadın olarak aileden sorumlusun, senin yerin evin mesajını veriyor. Biz 9 kadın, 9 erkeği görevlendirerek bir eşit temsili de hayata geçirdik.

Burada yaklaşırken süreç şöyle bir şey vardı. Ben bu kurultayı kazanmayı çok istiyordum. Kurultayı kazanırken delegeden oy almak için Parti Meclisine koymayı söz verdiğiniz, hele hele MYK'ya koymayı söz verdiğiniz bir kişi karşılığında bazen onlarca delegeden oy almanız mümkün. Ama ben bu partiyi çok iyi yönetmek de istiyordum ve partideki eksik alanları görüyordum. Dış politikanın genel başkan yardımcılığı düzeyinde yönetilmesini, ekonomide Sayın Faik Öztrak'ın Parti Sözcüsü ve ekonomiden sorumlu olduğu için Türkiye'nin sıcak gergin polemik gündeminin, çok polemik yaşanan gündeminin Parti Sözcüsünü meşgul edip o yönüyle öne çıkarıp ekonomi konuştuğu zaman ‘Faik Öztrak CHP Sözcüsü şu konuda dedi…’ Yani CHP'nin ekonomi kurmayından çok Sözcü ağzıyla olduğunu. Sayın Selin Sayek Böke'nin Genel Sekreterlik makamında o işle ekonomiden sorumlu olmadığı noktada ben buraya önemli bir hamle yapmamız gerektiğini düşünüyordum.

Sadece bu değil, dış politika ve ekonomi değil. Örneğin Milli Savunma ne kadar önemli. Yani üstümüzde Ukrayna, Rusya Savaşı. Rusya’yla S400 meselesi, F-35 krizi F-16 talebi, aşağıda Mavi Vatan, Kıbrıs, Libya, Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması. Doğuda Ermenistan, Azerbaycan. Ege'de adaların silahlandırılması. Daha say say bitmez. NATO, İsveç tartışmaları ve hepsinin askeri boyutları. Bu noktada bir milli savunmacının mutlaka partide olması gerektiğini düşünüyordum. Ar-Ge, TEKNOFEST gençlerin dikkatini çekiyor. Ar-Ge, teknoloji, inovasyon bunlarla ilgili bir arkadaşımızın ve yine yeşil ekonomi çevreye duyarlı ama sürdürülebilir kalkınma, sınırda karbon vergisi bu konularda konuşacak arkadaşlarımız. Ve burada şöyle bir şey geldi aklıma. Yıllar yıllar önce, daha siyasete yeni adım attığımda Manisa'nın Ertuğrul Dayıoğlu rahmetli Belediye Başkanı. Biz Manisa eşrafındanız, o da öyle, iki dedemi de tanır. Bana demişti ki, siyasete girdin hatta ben o zaman galiba Eczacı Odasında Başkanım. Dedim Yok. Yo yo sen siyasete girdin artık dedi, böyle gider bu dedi. Dedi ki bana, evlat dedi siyaset insan biriktirme sanatıdır dedi. İnsan biriktireceksin çünkü dedi. Dedi ki, bir gün bir liste yapacaksın, o listeyi o gün yapamazsın, bugünden yapıyor olman lazım. Ben hep bu gözle baktım meselelere. Biraz önce sizin de bahsettiğiniz gibi zaten Selin Sayek Böke hem ekonomi alanında, hem de siyasette böyle derli toplu, kayıt altında, yazarak çizerek disiplinli ve kurumsal siyaset anlamında çok önemli bir kazanım partimiz açısından. Sayın Yalçın Karatepe, Mülkiyenin dekanı, efsane dekanlarından ve çok önemli bir isim makroekonomide. Volkan Demir, kurultaya gelmeden bir gün öncesine kadar Galatasaray Üniversitesinin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı, maliye hocası, uzmanlık alanı KOBİ’ler ve ayrıca Mali Müşavirler Meslek Örgütünün, Serbest Yeminli Mali Müşavirlerin, TÜRMOB’un mesleğe kabul sınavında Komisyon Başkanı, komisyonda görevli. Yani bir ayağıyla Mali Müşavirler, bir ayağı maliye eğitimi, bir ayağı KOBİ. Böyle bir üçlümüz var elimizde.

Ayrıca üçü de MYK, PM’de; ekonomistler. Ayrıca her birinin arkasında koca birer takım var. Onları da önümüzdeki günlerde takımlarıyla yaptıkları toplantılarda, sunumlarda partimiz adına dinleyeceksiniz.

Uğur Dündar- Yani ekonomide somut çözüm önerileri mi sunacaklar?

Özgür Özel- Birazdan oraya döneceğim ama bu hani Gölge Kabineyle ilgili bilgi bence önemli. Belki oraları da sonra açarız veya arkadaşlarımız gelir açarlar. Mesela Milli Savunma meselesinde Yankı Bağcıoğlu, emekli tümamiral. Daha 2021 YAŞ’ında emekli edilen, emekliliği Deniz Kuvvetlerinde şaşkınlık yaratan. Çünkü en üst makama kadar layık görülen. Askeri dış politikada da uzman ve NATO'da görev yapmış. Türkiye'de işte askeri ataşeliklerde bulunmuş çok önemli bir isim. O milli savunma politikaları konusunda çalışıyor. Biliyorsunuz Baran Bozoğlu, Çevre Mühendisleri Odası Başkanı. O ekipte birlikte ikiz görev çalıştıkları derneklerinde bu sürdürülebilir kalkınma, yeşil ekonomi, Gülşah Deniz Atalar aynı zamanda bilişim hukukçusu arkadaşımız, ikisini birden görevlendirdik. Gülşah Hanım MYK'da gölge bakan olarak temsil ediyor ama birlikte çalışıyorlar. Bunun yanında Ar-Ge'de de daha düne kadar Vestel'in Ar-Ge’sinde çok önemli görevde olan…

Uğur Dündar- İsim vermeyelim, şirket ismi vermeyelim.

Özgür Özel- Tabii tabii. Zaten şey de yaptık. Türkiye'nin de 180 ülkeye ihracat yapan bir firması. Hani milli bir tarafı da var işte çok döviz getiriyor. 40 yaşında bir Ar-Ge birim sorumlusunu da inovasyon üzerinden biz Bilim Yönetim Kültür Platformumuza dahil ettik. Bilim Yönetim Kültür Platformunda mesela Tolga Sağ da var Arif Sağ’ın oğlu. Çünkü işin kültür sanat meselesi. Bir yandan da yine MYK'mızda Kültür Sanat Bakanlığı noktasında da görevlendirme yaptık. Yani pek çok yönüyle parti geçmişte bizim de eksiğimiz, hep böyle seçimden seçime koşarken, yok referandum, o seçim ölüm kalım seçimi derken, eksik bıraktığımız ama vatandaşın çok önem verdiği alanları özenle dolduracak kadroları hazırladık, getirdik, görevlendirdik ve hep birlikte çalışıyoruz.

Tabii Sayın bakanlarımızın her birisi kendi alanlarında gölge kabine görevi yaparak yani bakanın gölgesi, bakanlığın gölgesi kadrolarıyla birlikte yaparken aynı zamanda bir Genel Başkan Yardımcısı sıfatı da taşıyorlar. Örneğin bugün yaşanan maden kazasında 3 madencimiz hayatını kaybetti. İki Genel Başkan Yardımcımız; Sayın Deniz Yavuz Yılmaz -o konuya da bir kısa değineceğim-ve Sayın Gamze Taşcıer ikisinin uzmanlık alanları olduğu için çalışma sosyal güvenlik alanına arkadaşımız bakıyor ve Deniz Yavuz Yılmaz zaten enerji ama madenler konusunda uzman Zonguldak'tan, arama kurtarma konusunda da ayrıca bir yetkinliği var. Birlikte gittiler sabahleyin. 7.30'da bana basın danışmanım kazayı haber verirken benim iki Gölge Kabine Bakanım uçakta. Uçmuşlardı, bölgeye gidiyorlardı. Yani böyle bir şey yapacağız. Bugün akşamüstü 4'te ben hayatını kaybeden madencinin babasına taziye verdim evinden telefonla. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir etkinlikte olacak. Zaten 43 yaşında PM'nin, 46 yaşında MYK'nın bu kadar dinamik, genç ve iddialı kadroların sadece kurultay salonunda söylemek için değil. Çünkü bu kadar genç olacaksa bana yer yok diyen bir sürü ertesi gün PM seçeceğiz, bir sürü kurultay delegesi ürkütmüş olabiliriz. Ben bu saydığım isimler yerine hiçbirisinin bir tek delegesi yok. Tanınmıyor ki. CHP üyelikleri bile mesela hocaların idari görevde olduğu için dekanımız görevinden ayrıldığı gün partiye başvurdu bilmem ne yaptı falan. Şimdi bu görevlerdeki arkadaşlar yerine 10’ar, 15'er delegeden alsan 90 delege daha, rahat kazanırım seçimi, ikinci tura kalmam. Veya genç genç deyince belki ya ben PM'ye gireyim diyen birçok şey ya Özgür gelirse beni listeye almayacak deyip oy vermemiş de olabilir. Ama bir yüzyılın değişimi diyorsanız 100 yıl önceki büyük cesaretin hiç olmazsa yüzde birini göstermeniz lazım. Ve başka bir şey yapmaya çalışıyoruz.

Ayrıca şunu söyleyeyim. Ben bir liste yaptım. Listemin de başına Özgür Özel'in anahtar listesi yazdım. Yani hatasıyla sevabıyla benim dedim bu liste. Listemden 52 kişi seçildi. Bir başka liste vardı, o da ‘Denge ve Denetleme’, ismine de bayıldım hani muhalefet edeceğiz diyorlar. Bir gün önce seçimi kaybetmiş, muhalefet edeceğiz ama Denge ve Denetleme diyorlar. 8 arkadaş da oradan girdi. Uğur Bey, benim listeden giren 52 kişinin yüzde 30'una görev verdik. Karşı listeden gelen 8 kişinin de yüzde 50’sine yani 4'üne görev verdik. Yani ben bu salondan birlikte çıkacağım derken gerçekten samimiydim ve gerçekten 81 il başkanını dinleyeceğim dedim, ilk gece toplantı yapacağım dedim. İkinci tura kaldı, sabah 5. Başkanlar uyumazsa ertesi gün olmaz. Saat 9'a kendilerini kahvaltıya çağırdım. Bana yakın başkanlara WhatsApp'tan yazdık. Süreçte beni çok üzen ve belki yüzüme bakmakta zorlanacak olanlar vardı, çok ağır laf edenler. Hepsini gecenin 3’ünde kendim telefon aradım, mutlaka seni bekliyorum dedim. Ertesi sabah da dedim ki isim vererek; şu başkan, bu başkan, bu başkan Manisa başkanı Ferdi Zeyrek kadar bana yakın bundan sonra. Bu anlayışla bu partiyi kucaklayıp, bu anlayışla bu partiyi bütünleştirip, bu anlayışla bu partiyi bir başarıya koşturmam lazım. Parti içi iktidar kolay, iktidarım şimdi, önemli olan Türkiye'deki iktidar. Ve son sözüm sonra ekonomiye…

Uğur Dündar- Ekonomiye mutlaka dönelim. Çünkü halkın gündeminde birinci madde ekonomi, ikinci madde ekonomi, üçüncü madde ekonomi.

Özgür Özel- Zaten esas mesele de bu ekonomiyi nasıl iyi yöneteceğimizi ve nasıl iyi yapacağımızı bu inancı yani ekonomiden sorumlu bir genel başkan yardımcısı atayıp geçmekle değil de meseleyi bu ciddiyetle ele alarak bakmak gerekiyor. Bundan sonraki bütün sürecimizi de bu ciddiyetle yürüteceğiz, yöneteceğiz.

Ben daha Haziran ayında ilk kez Sözcü Gazetesine manşet olduğunda tutumum, şöyle söylemiştim, ‘değişim kararlı ama vefalı olmalı’ diye. Ben il başkanlarıma, Sayın Genel Başkana nasıl vefa göstermemiz gerektiğini anlatıyorum ve diyorum ki benim eksik bıraktığımı siz söyleyin, yapacağız. Milletvekillerim için de onu söylüyorum. Ama başka bir şey de söylüyorum. Vefa bir kere görevdeki Genel Başkana olmaz. Hani vefamızı gösterelim, yeniden seçelim falan. Bana da bugün kimse vefa göstermesin, o başka bir şey. Vefa önceki Genel Başkana olur. Şunu, şunu, şunu, şu dikkatle yapmalıyız, bu ciddiyette olmalıyız, onu söylüyorsun. Ama esas vefa nedir? Esas vefa Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Deniz Baykal'ın, Bülent Ecevit'in, İsmet Paşa'nın ve Atatürk'ün partisini iktidar yaparsan işte onlara vefayı o gün göstermiş oluruz. Anıtkabir defterini CHP'li bir Cumhurbaşkanı imzalıyor mu kardeşim 29 Ekim'de, al sana vefa. Bence Kemal Bey'e de sorsan, rahmetlilerin hangisine sorsan vefa nedir demek, benim partimi iktidarda görmek der.

O yüzden doğru bir yola çıktık, inançlı bir yola çıktık. Hep birlikte bütün gücümüzle, bütün gayretimizle, bütün fedakârlığımızla çalışacağız, Atatürk'ün partisini iktidar yapacağız. İsmet Paşa'nın partisini, Karaoğlan'ın partisini ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun partisini iktidar yapacağız. Buna mecburuz, böyle yaklaşmak durumundayız.

Uğur Dündar- Ekonomi?

Özgür Özel- Biraz önce söylediğim, Sayın Karatepe'nin makroekonomi konusunda inanılmaz bir hinterlandı zaten kendi çok önemli birikimleri, deneyimleri var. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisini üç şekilde göreceksiniz.

Bir; iktidarın açıkladığı ekonomik program, orta vadeli program, bütçe. Şimdi bütçe geliyor. Bunlara Cumhuriyet Halk Partisi teknik düzeyde en iyi muhalefeti, yapıcı muhalefeti, eleştirel muhalefeti, yön gösteren muhalefeti yapacak.

İkincisi; Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarına baktığınızda Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarını ya keşke bu bakan gerçekten bakan olsaydı diyen kişileri göreceksiniz. Görmeye başladı insanlar. Yalçın Karatepe’yi, Sayın Dekanı gördüğünde, onun eleştirilerini, önerilerini gördüğünde ya bu CHP bu ülkeyi yönetir… Diğer taraftan Volkan Demir'i gördüğünde, maliyenin başında olsa hakikaten mali disiplini sağlar… Bunu dedirteceğiz. CHP yönetebilir algısını ortaya koyacağız ekonomideki yaptıklarımızla.

Bir de Cumhuriyet Halk Partisini KOBİ’de göreceğiz, OSB'de, OSB yönetimlerinin sorunlarını dinlerken göreceğiz. İhracatçının krediye ulaşma sıkıntılarını dinlerken, dile getirirken, çözerken göreceğiz, çözümüne katkı sağlarken göreceğiz. CHP'yi esnaf odalarında göreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisini esnafın dükkânlarında göreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisini pazarda göreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi pazardaki fiyatı da eleştirecek. 25 lira domates mi olur? Gidip, onun yerinde kaç lira olduğunu da gösterecek. O zincirdeki o fahiş artışın bütün sorumluluk zincirini de ortaya çıkaracak. Ulaşım sorunu, doğru planlamama, doğru ürüne yönlendirmeme, teşvik eksiklikleri veya ithal tohum sorunları, tarım alanındaki eksiklikler… Ben geçtiğimiz hafta Hatay'daydım…

Uğur Dündar- Bir toparlarsanız reklama gireceğiz.

Özgür Özel- O zaman şöyle… Hatay kısmını çünkü ekonomi boyutundan ele almak istiyorum. Reklamdan sonra söyleyeyim. Söylemek istediğim şu; bundan sonra CHP'yi gördüğünüz yerde hem etkin, yetkin, hem enerjik. Sadece mecliste, sadece kürsüde değil; sahada, tarlada, sokakta göreceksiniz.

Uğur Dündar- Teşekkürler. Sevgili seyirciler Cumhuriyet Halk Partisinin yeni Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'le özel röportajımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.

Sevgili seyirciler, Cumhuriyet Halk Partisinin yeni Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’le özel röportajda karşılıklı sorularla, cevaplarla bir söyleşi yapıyoruz ve reklamlardan önce ekonomi ve deprem bağlantılı Hatay gezinizde kalmıştık. Oradaki gözlemlerinizi aktaracaktınız. Buyurun.

Özgür Özel- İlk yurt içi seyahatimi, ziyaretimi Hatay'a yaptım söz verdiğim gibi. O şundan oldu. İlk gittiğimde Hatay'a oy istemek için gittim. İl Başkanlığı çadırda duruyor ve o Hatay'ın ki bir süredir birkaç aydır gitmemiştim, geçince önce kendimden utandım, dedim ya biz bu Hatay'ın bu halde olduğunu unuttuk, kendi derdimize düştük, kendimden utandım. Sonra gittim mikrofonların başına geçtim. Çünkü ben depremden sonra 2,5 ay falan sürekli deprem bölgesindeyim biliyorsunuz, çok yoğun bir şekilde orada bulunduk. Özellikle ilk 40 gün aralıksız deprem bölgesindeydik. Mikrofonların başına geçtim dedim ki, 80 ilde siyaset yapılabilir ama burada siyaset yapmayacağım, hiçbir şey konuşmayacağım, bir tek şey söylüyorum dedim. Bu Partinin birinci Genel Başkanının sözü “Hatay benim kişisel meselemdir” demişti. Bundan sonra Hatay'ı unutturmamak Özgür Özel'in kişisel meselesidir. Hatay bundan sonra benim kişisel meselem son Genel Başkan olarak bundan sonra demiştim.

Kazandık. Mazbatadan bir gün önce Manisa'ya gittik, annemin babamın elini öptüm. Cumhuriyet Halk Partisine, baba evine, baba ocağına gittik, helallik aldık. Oradan mazbatayı aldıktan sonra da Hatay'a gittik Ekrem Başkan'la beraber. Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi, deprem sonrası Hatay'daydı. Önümüzdeki günlerde Mansur Başkan’la birlikte Kahramanmaraş'a gideceğiz. Ve gittiğimde de yine dedim; Atatürk'ün olduğu gibi Hatay bundan sonra benim kişisel meselem, sizi hep gündemde tutacağız. Sizin vesilenizle de, bu davetiniz sayesinde burada yine Hatay'ı konuşma imkanı oldu. Hatay'da ne var? Bir; Hatay depremin ilk günlerinde çok geç gidildi Hatay'a. Bundan dolayı çok kırgınlar ve Hatay'da hala kalkmayan enkazlar var, halen naaşlara erişiliyor kaç ay sonra. Ve Hatay'da söz verilenin onda biri kadar, sadece sözleşmesi yapılmış, bazısının temeli kazılmış, bazısı yükselmiş, onda biri kadar konut var. Yani depremin birinci yıldönümünde; oyu bana verin, evinizi alın diyen Tayyip Erdoğan… Bugün sözleşmesi bir mucize olsa 4 ay içinde veya işte 2 ay, 3 ay içinde bitse bile 10 deprem zededen 9’u sokakta, çadırda, konteynerde. Bu sırf Hatay'da değil Osmaniye'de de oran farklı değil, Maraş'ta da değil, Adıyaman'da da değil, Malatya'da da değil. Malatya'da da daha enkaz kalkmamış durumda falan.

Bir boyutu bu evsizler.

İkincisi; nitelikli bütün iş gücü göç etti. Fabrikalar ayağa kaldırılmaya çalışılsa çalışacak nitelikli iş gücü yok.

Üçüncüsü; çok inanılmaz eğitim ve sağlık sorunları var. Ayrıca tarımda berbat bir durum var ve düşünün ki depremden sonra turizm yok artık. Hatay inanılmaz bir turizm merkeziydi. Niçin? Tüm semavi dinler için anlamlı bir yer, bütün dinlerin bir arada yaşadığı sokaklar, kilisenin, havranın, caminin bir bahçeye açıldığı sokaklar. İnanılmaz. Hem kültür turizmi açısından, inanç turizmi açısından muhteşem. O yok artık. Sanayi yok artık. Olabilecek tek şey tarım. Tarım o kente gelir getirecek. Ve gittik, Erzin'e gittik, Dörtyol’a gittik, Hatay Merkez'e gittik. Ben böyle bir şey bir deprem daha olmuş. Ne olmuş? 1.6 milyon ton üretim yapan Hatay'ın ürününün yüzde 40'ı dalda kalmış ve düşünün 1 lira pahalıya satsalar 1.6 milyar para gelecek. Toplama maliyetini kurtarmıyor mandalina. Özellikle limon ve mandalinada inanılmaz bir sorun var. Portakalda da tehlike çanları çalıyor diyorlar. Öyle bir şey ki, Hatay'dan alıp İstanbul'a götürmenin o mazot maliyeti yüzünden öyle bir fiyat var. Toplatmak o kadar pahalı ve işçilik. Artık o kadar zor durumda ki insanlar narenciye dallarda kalmış. Tabii döndük ben hemen milli eğitimden sorumlu, tarımdan sorumlu, sağlıktan sorumlu ve ulaştırmadan sorumlu- kavşaklarda 35 dakikada bir kavşak geçiliyor ulaştırmada büyük sorun var- Gölge Kabine bakanlarımızı Hatay'a yolladık. Arkadaşlarımız gittiler geldiler, rapor yazdılar. Öneri; mutlaka bunun Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından bu narenciyenin alınması lazım. Alırlar mı? Dediler ki vallahi bunlar almaz. Alırsa bizim büyükşehirler alırsa belki aman CHP bir şeyler yapıyor diye onlar da gelir alırlar. Sağ olsun Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Büyükşehir Belediyelerimizle bir kontak kurdular. İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere büyükşehirlerimiz girişimlerde bulunuyor. Şimdi o dalda kalan narenciyeyi, depremzedenin dalda kalan narenciyesini İstanbul'daki ve büyükşehirlerdeki yoksul ailelere ulaştıracağız, alacağız. İnşallah bir rekabet olacak. Tayyip Erdoğan diyecek ki; ya ne yapıyor bu, eyvah falan, hadi Toprak Mahsulleri Ofisi alın bütün malları diyecek. Biz o malları, geçen sene başka ürünlerde olduğu gibi kurtaracağız diye ümit ediyoruz. Yani hem ekonomideki sorunu görmek, hem de müdahil olabilmek anlamında da böyle Hatay konusunda, Hatay örneğinde olduğu gibi bunu bundan sonra bakanlarımız, Gölge Kabine, pek çok meselede yapacak. Ama Türkiye'de tarım, işgücü, ulaştırma maliyetleri, akaryakıt maliyetleri ki ulaştırmayı etkiliyor. Üretim sırasındaki akaryakıt maliyetleri, enerji maliyeti, kuraklık ve yanlış planlamalar yüzünden Türkiye gibi bir tarım ülkesi. İşte geçmişte hep söylenirdi kendi kendine yetebilen az sayıda ülkeden biriyken dışarıya muhtaç kaldığı için, hayvancılıkta öyle olduğu için kendi vatandaşımızın tarım yapabilme, hayvancılık yapabilme imkanları da ortadan kalktığı için, süt fiyatlarının paritesi 0.9’lara kadar düşüp de 1,5 olması gereken parite 0.9’lara düşüp süt inekleri kesildiği için bugün çok büyük bir sıkıntının, çok büyük bir cenderenin içindeyiz.

Ekonomide esas mesele elbette ülkeyi büyütmek. Ama Türkiye büyürken bile toplumun belli bir kesiminin milli gelirden aldığı pay hep düşüyordu. Özellikle yoksulların. Artık orta direk yok, herkes yoksul. Yani eski orta direk yoksul, yoksullar derin yoksulluk içinde. Derin bir yoksulluk içinde. Ve bu süreçte Türkiye'de artık bambaşka bir siyasi anlayışın gelip Türkiye'yi büyütmesi, Türkiye'yi kalkındırması, ekonomiyi ayağa kaldırması ve bölüşüme müdahale etmesi gerekiyor. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir Türkiye yerine, artık büyümeden geniş kitlelerin pay alması gerekiyor.

Uğur Dündar- Hakça paylaşım.

Özgür Özel- Hakça paylaşım artı bir de bir mevzu var. Şimdi gitgide fakirleşiyoruz. Bunu söyleyen seçmene şunu söylemem gerekiyor. Sizin tercihiniz. Nasıl olduğunu şöyle anlatayım. Seçmene kafa tutuyor değilim. Ama şöyle anlatmak lazım. Bu ülkenin kurucusu, ülkeyi batılılardan kurtardı sonuçta. Geldiler ve Türkiye'yi işgal ettiler Fransız’ından Yunan’ına. Emperyalizmle mücadele etti ve büyük bir kurtuluşu başardı. Sonra kuruluşla bir Cumhuriyet kurdu. Kendisi kral olabilirdi, Dolmabahçe'de padişahlık yapabilirdi, Amerikan tipi başkan olabilirdi. Cumhuriyet kurdu, parlamento kurdu, parlamenter demokrasinin ilk tuğlalarını koydu, ilk adımlarını attı. Önce parlamento hükümeti, meclis hükümeti kurdu, devamında da parlamenter sisteme geçildi Türkiye'de. O, düşmanları Batı’daydı ama memleketin yönünü de yine batıyı gösterdi. Muasır medeniyetleri yakalayın, geçin dedi. Onun gösterdiği tarafta bilim var, onun gösterdiği tarafta güçlü hukuk devletleri var, onun gösterdiği tarafta güçlü parlamentolar var, güçlü yargı var. Bugün için baktığınızda onun işaret ettiği yerde örneğin Avrupa Birliği var. Ortalama geliri 45 bin dolar. Ki, Macaristan 12 bin dolarla veya yanılmıyorsam pardon 19 bin dolarla aşağı çekiyor. Birçok ülke aşağı çekiyor. Hani senin, benim, Atatürk'ün tarif ettiği muasır medeniyetler 55 – 60 bin dolarda. Ortalamaları 45 bin. Diyor ki, hani geminin kaptanı, kaptan diyor ki rota batı. Bir yön değil batı. Batı o günün çağdaş uygarlığı olduğu için o. Doğuda olsa doğuyu gösterir. Rota batı diyor, yakala geç. Hedefini oraya koyarsan 60 bin dolarların peşinden koşuyorsun, onu yakalayıp geçmeye çalışıyorsun. Onun gibi yaparsan olacak. Güçlü bir parlamento, bir hukuk devleti, bilime saygı, kuvvetler ayrılığı, bilim insanına saygı, bilime yatırım, insana yatırım, gençlere yatırım, her türlü özgürlük; o getiriyor zenginliği zaten. Ve 45 bin dolar ortalaması. Hedef 60 bin, 65 bin.

Şimdi bir kaptanı var geminin, son kaptanı şu an, milletimiz takdir etti geminin kaptanı Recep Tayyip Erdoğan. O diyor ki, döndürdüm diyor geminin istikametini doğuya, Şangay… Ben diyor Avrupa Birliğini ne yapacağım? Zaten attırdı kendini, yani müzakereler durdu ve bir daha ilerlemesi mümkün değil. Sen bu kadar hukuku ayaklar altına alırsan, anayasada yazan Anayasa Mahkemesini hiçe sayarsan zaten seni kapısından sokmazlar. Yönünü çevirdi batıya, diyor ki Şangay İşbirliği Örgütü. O da bir seçenek. Ortalama gelir 4 bin 500 dolar.

Şimdi esas mesele burada. Domates 25 lira olur mu diye bağırıyoruz. Ya domates 25 lira olur da, Alman'da da bakarsan domates 25 liraya denk geliyor, senin de gelirin bugünkü maaşının 10 katı olur. Esas mesele senin gitmeye çalıştığın yer 4 bin 500 dolar. 45 bin dolar burası, 4 bin 500. Türkiye bir ara işte 12 bin dolarlardaydı 8 bine düştü, 9 bin dolar, 10 bin. Türkiye Tayyip Erdoğan'ın dediği yere giderse bunun yarısı kadar daha fakirleşeceğiz. Herkes öyle yapsın hesabını. Maaşın aynı kalacak, domates 50 lira olacak diye düşün. Ama bu tarafa gidersek, yani Atatürk'ün gösterdiği istikamete yönelecek olursak o zaman ya 25 liralık domates 2,5 liraya düşecek bugünkü maaşınla diye düşün, ya da yine domates 25 kalacak maaş 10 kat artacak diye düşün. Asgari ücretin 120 bin lira olduğunu düşün. Yani şimdi ütopik geliyor ama aradaki fark bu. Enflasyonun eksi olacak. ‘Bütün dünyada aynı sorun var’ dediler. Avrupa'da 7, Amerika'da 9 oldu enflasyon. Adamlar takır takır takır enflasyona karşı faizi doğru ayarladılar, enflasyon hop döndü hepsinde. Bizimki ‘faiz sonuç değil sebeptir’ dedi ‘zorla düşüreceğim’ dedi; bizim enflasyon, gerçek enflasyon yüzde 200’lere çıktı, yüzde 180’lere çıktı. Bunların, ‘Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Grubu’nun hesabıyla bile 80'lerden döndü, 60'a çıktı, yine yukarıya gitti ki, enflasyon düşüyorken fiyatlar azalmaz. Enflasyon sıfır olursa fiyat sabit olur. Eksi ise azalır. Enflasyon 86 değil 60 olduğunda, seneye bir mal 100 liradan 180 değil 160 olacak yine artacak. O yüzden şimdi hepsi birden diyorlar ki, ‘2026'da tek haneli enflasyon...’ Tayyip Erdoğan, ‘2023'te tek haneli enflasyon’ demişti, ‘2024'te tek haneli enflasyon’ demişti. En son 2025 demişti, şimdi 2026 çekti. Bu şu demek; daha 3 sene fiyatlar en az işte diyelim ki dediği gibi olsa 60, 40, 20 ve sonra tek haneliye düşse 100 liradan 140, 160, 200. Yani bugünden iki kat yine fakirleşeceksin diyorsun. O yüzden herkes hesabını buna göre yapacak. Yönü batı olmayanın, Avrupa Birliği'ne girmek, tam üye hedefi olmayanın -ki bu gençlerimize dünyanın en güzel ülkelerine vizesiz dolaşım imkanını da yaratacak- yine hedefi hukuk devleti olmayanın, hedefi bağımsız bir yargı ve bağımsız bir basın olmayanın cebinde para olmuyor. Çünkü öyle olursan, iyi yönetilirsen hem sana yabancı yatırım geliyor, hem ucuza kredi alıyorsun, hem herkes seninle birlikte olmak istiyor, seni içlerine alıyorlar, kendi seviyelerine çıkarıyor.

Bakın şimdi hızla o fakir ülkeleri, yani yeni katılanları yükseltiyorlar. Tayyip Erdoğan bu kavgaları yapmasaydı, havai fişekleri gündüz atıyorlardı 2000'lerin başlarında, bunları yapmasaydı, 2004'teki niyetinde olsaydı, bizi kandırdığı, insanları kandırdığı niyetini sürdürüyor olsaydı bugün bu sıkıntıları çekmiyor olacaktık.

Uğur Dündar- Peki Sayın Özel, insanlar genellikle mutsuz. Mutsuzluğun temelinde de işte bu hayat pahalılığı, ekonomik güçlükler yatıyor genellikle. Ayrıca liyakatin ötelenmesi, liyakate önem verilmemesi. Gençler de hem mutsuz, hem de umutsuz. Umut olarak yurt dışını görüyorlar. Bakıyorsunuz eğitimin kalitesi süratle düşüyor. Türkiye'nin ilk 500'e giren üniversitesi neredeyse yok dünya ölçeğinde. Ayrıca son zamanlarda Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarındaki durumları görüyoruz. Hem yemekler son derece kalitesiz, hem yetersiz. Ayrıca bir de asansör faciasında bir kız öğrencimizi kaybettik. Ama Sayın Bakana göre hiçbir asansör düşmedi bu yurtlarda. Acaba sizin Gölge Kabineniz, Gençlik ve Spor diye bir çalışma içinde mi?

Özgür Özel- Gençlik Spor Bakanımız var, adı Sevgi Kılıç, yaşı 30'un altında bir hukukçu arkadaşımız, Genel Başkan Yardımcımız ve ‘Atom Karınca’ diyoruz, çok çalışkan bir arkadaşımız. Hatta bugün gelirken bana, ‘şöyle bir yol haritamız var, uygun görüyorsanız aksiyon alacağız diye, harekete geçeceğiz’ diye yazmış. Ben de baktım, uygundur dedim, eline sağlık dedim. Son yazışmalardan bir tanesini Sevgi’yle yaptık.

Bir kere şöyle; ilk başta söylediğiniz mesele şu. Dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Bütün dünyanın, üzerinde hayal kurduğu bir ülkedeyiz. Tatil hayalini de burada kuruyorlar, emperyalist hayalleri de burada kuruyorlar. Topraklarımızda da gözleri var, tatil yapmak için de gözleri burada. Ama bu ülkenin güzelim gençleri, dünyanın diğer ülkelerinde hayal kuruyor. İşte bir ülke için esas beka sorunu budur. Hani beka sorunu, beka sorunu diyorlar ya, beka sorunu budur. Özellikle gençlerin, bakın bazı istatistikler okuyoruz, bazı yorumlamalar; mesela gençlerin dörtte üçü, dört gencin üçü bavulları kafada toplamış, fiziken toplaması an ve imkan meselesi, an ve imkan. İmkanını bulduğunda gitmek istiyor ve o imkanı bulduğu an valizi gerçekten toplayacak. Valizlerin dörtte üçü kafada toplu. Yani bugün hepimizin, hepinizin, AK Partili, MHP'li, HDP'li, CHP'li, İYİ Partili ailelerin bütün çocuklarını düşünün; 100 çocuğun 75'i valizleri kafada toplamış. Belki çocuğumuzu yıllarca, işte3 - 5 yıl sonra kalkacak gelecek tatile, anneciğim babacığım öpeyim elini diyecek, bu kafadalar. Bu kadar büyük bir beka sorunu olamaz. Her şeyin altından kalkarsın, yetiştirdiğin evladının hem psikolojik olarak kötü bir şey, bütün o emek emek büyüttüğün evladının gidip de başkasının ekonomisine katkı sağlamasını, başkasının ülkesinde mühendislik, diş hekimliği, doktorluk yapmasını… Senin kaynağın gidiyor. En önemli kaynak insan kaynağı, genç iş gücü, genç insan kaynağı. Böyle bir noktadayız. O yüzden gençlik politikaları çok önemli.

Şimdi geldiğimiz noktada yurtlar niye böyle? Bir kez meselenin adını düzgünce koyacağız. Yani tanımı doğru yapacağız. Bugün, geçen yıllarda, geçtiğimiz yıllarda düşmeyen asansörler pat pat niye düşüyor? Asansörle öldürmediğimiz çocuğu yemekten zehirleyeceğiz. Bugün daha Sevgi’nin notunda okudum. Gaziantep’te herhalde ama hata payımı affedin, Gaziantep ya da Maraş’ta bir yurtta yemekten izmarit çıkmış.

Uğur Dündar- Gıda terörü aldı başını gidiyor zaten.

Özgür Özel- İkide birde zehirlenme işleri. Bunlar niye oluyor? Bir; asansör neden düşüyor? İki şey söyleyeyim. Bir; eskiden Makine Mühendisleri Odası denetim yapıyordu, kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü, TMMOB'un üyesi. Bunu alıp özellere verdiler. Oralarda denetim olması gerektiği gibi değil. Birincisi bu. Bunu bir kenara koyalım.

Esas mesele; yurtlar normal bir odada 4 kişiydi. Barınma sorunu pandemiden sonra işte o hazırlıksızlık deprem falan çıkınca ne yaptılar? Yurtlarda 4’lüyü 8 yaptılar, 6 – 8 yaptılar. Ne oldu? Kapasite iki katına çıktı. Asansör neye göre? Yarıya göre. Bir; iki kat kullanılıyor asansör, denetim de düzgün değil. İki; bekle bekle bir kişi daha, bir de tuttu Aydın'daki birisi döndü dedi ki, ‘14 kişi binilecek asansöre çok kişi binmişler.’ Tamam böyleyse de, sen o ölen veya kaza geçiren çocukları suçluyorsun da, sensin sorumlu! O yurdun kapasitesinin iki katı insan var ve bu ülkeyi yönetenler bundan sorumlu. Ve asansörde iki kişi de olsan düşer. Neden? Normalin iki katı çalışıyor asansör. O ona göre planlanmamış, o yurdun sayısı ona göre değil.

Peki neden yeterli yurdumuz yok? Esas işin adını burada koyalım dediğim kısım bu. Köprüyle övünüyoruz, otoyolla övünüyoruz, alt geçitle, üst geçitle, betonun her türlüsüyle övünüyoruz. TOKİ ile övünüyoruz. Boş lüks evler dolu İstanbul'da. Bu TOKİ niye yurt yapmadı? Bu ülkede niye barınma sorunu var? Mesela üniversitenin binasını yapıyoruz da yurdu niye yapmıyoruz? Niye yapmıyoruz Uğur Bey? Şeriatçıların, birtakım cemaatlerin, tarikatların kucağına gençleri itmek için. Bu tespiti yapmadan, bu meselenin arkasından dolaşmamak lazım. Sen Cumhuriyet yurtlarını yapmadığın için, sen dün FETÖ'nün -senelerce ne istedilerse verdik etle tırnak gibiydik diyordun- bugün o cemaatin, bu cemaatin yurtlarına gençleri imkansızlıklar ve çaresizliklerle itip, orada kendine 18 yaşındaki gençlerin beynini yıkamak, 18 yaşındaki gençleri orada vicdanen borçlandırmak neyse adı ve onları kazanmak için bir kirli stratejinin ürünüdür bugün yurtlarda yaşananlar. Eğer bu ülke her şeye para buluyor, imkan buluyor, o betona her şeyi yapıyorsa o TOKİ ne isteniyorsa… TOKİ okul yapıyor, TOKİ cami yapıyor, TOKİ zengine lüks konut yapıyor, orta gelirliye yapıyor, düşük gelir seviyesine yapıyor; TOKİ bir tek yurt yapmıyor arkadaş! Daha doğrusu yıllarca TOKİ’ye bu yurdu yaptırmadılar bile isteye. Bunu görmek lazım, buna itiraz etmek lazım, buradaki sorumluluğu görmek lazım.

Yemekte de aynı şey var. Neden? Bu ekonomik zorluklar, o kalabalık, o ayrılan bütçeyle en ucuza yapan firma… Günahları boynuna ama birçoğunda geçtiğimiz dönemlerde Manisa Milletvekilimiz Tur Hanım da gidip bir yerde tespit yapmıştı. Manisa, bir başka yerdeki yurtta veya askeriyede yanlış olmasın tespit şu: En ucuza, en ucuza derken tarihi en yakın ürünler ucuza satılıyor, gidiyor alıyor, tarihi geçiyor depolarda falan, olmadık gıda zehirlenmeleri bilmem neler. O yüzden meselenin kendisini doğru yerden okumak lazım. Ekonomik sıkıntı, kötü planlama, kötü niyetli, barınma sorununu çözmeme buraya getiriyor.

Sevgi’nin yazdığında tüm bunları doğru bir yerden okuyan, gençlik kollarımızla birlikte bu yurtlara ziyaretlerde bulunan, milletvekillerinin gittiği, sorunu dikkatle üzerinde durduğu bir yerden bakacağız.

Çağrımız başta Makine Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası gibi TMMOB’un ve özellikle akademik meslek odalarının, tabip odalarının mutlaka devreye girmesi onların hızla yurtları elden geçirip bağımsız denetim yapıp eksiklikleri söyleyip bunların giderilmesi lazım.

Uğur Dündar- Anladığım kadarıyla muhalefeti sadece siyasi partilere bırakmamak. Bahsettiğiniz meslek örgütleri, Türkiye Odalar Borsalar Birliği, Ziraat Odaları Birliği gibi sivil toplum kuruluşları gibi yapıların da bu muhalefet sürecine dahil olmaları gerektiğini söylemek istiyorsunuz.

Özgür Özel- Ben aslında, devleti yönetenler devlet insanı gibi davransalar bu yapıları derhal göreve davet etsinler diyorum. Kapıları açsınlar. Gıda Mühendisleri baksın, bu zehirlenmeler neden oluyor. Tabii ki vaka bazında araştırılıyor, savcı bırakmaz peşini, yani umuyorum bırakmaz. Orada da yandaş bir firma çıkacak, arkadan yine başka şeyler dönecek. Ama genel olarak testi kırılmadan gıda mühendisleri gönüllü olarak yaparlar. Gıda mühendislerinin odası Türkiye Mühendis Mimarlar odasının çok etkin bir anlayışı var. Tabip Odaları, Makine Mühendisleri Odası, herkes; yurtların depreme dayanıklılığı için her yönüyle herkes seferber olabilir. Yeter ki kapılarınızı açın, gelin deyin. Ayrıca bu meslek örgütleri kamu kurumu niteliğinde oldukları için bu meslek örgütleri kendileri de inisiyatif almalıdırlar, müdahil olmalıdırlar, talepte bulunmalıdırlar, kapılara dayanmalıdır. Bence artık yani mutlaka yaparlar. Çok saygı duyduğum bir meslek kolu, meslek örgütü ama makine mühendisleri artık bu yurtlardaki asansörleri doğrudan denetleyip, resen gidip denetleyip, kendine görev bilip denetleyip, engel olurlarsa onu da görsün vatandaş. Bu işe bir bakmak lazım yani.

Uğur Dündar- Siz Genel Başkan olduktan sonra küskünleri de kazanmak amacıyla bir çağrıda bulundunuz, bir açıklama yaptınız. Örneğin Bolu Belediye Başkanı Sayın Tanju Özcan'ı partiye kazandırabileceğinizi söylediniz, istediğinizi söylediniz. Ama bir taraftan da Sayın önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'yla görüşmem icap edecek…

Özgür Özel- Sorarım dedim evet. Yani bunu da bir istismar ettiler.

Uğur Dündar- Şöyle yorumlandı. Yani siz eğer her konuyu Genel Başkanınıza soracaksanız o devam etseydi, siz ne diye seçildiniz gibi yorumlayanlar oldu. Belki orada maksadını aşan bir ifade kullanıldı.

Özgür Özel- Yok yok, maksat çok net de yani şöyle tabii maksat çok net. Ben bir kere önceki Genel Başkanlara bir şey danışmak da öyle utanılacak bir şey değildir de, onu da söyleyeyim. Ben Murat Karayalçın'a da, Altan Öymen’e de, Sayın Kılıçdaroğlu'na da takıldığım yerde danışırım. Ben yalnız kaldığımda diyorum ki, bir CHP Genel Başkanının bilmesi gerekip benim bilmediğim ne varsa bana anlatın. Çünkü mesela bir milletvekilinin bilmediğini söylemek kolay. 5 bin tane önceki dönem milletvekili var Türkiye'de. Ama Cumhuriyet Halk Partisinin önceki dönem Genel Başkanı 4 tane var hayatta. Allah uzun ömür versin hepsine, sağlık versin. O konu o değil ama. Konu şu; Tanju Özcan partiden niye ihraç edildi? Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na yapmış olduğu birtakım davranışların saygı sınırlarının ötesinde olduğu değerlendirildi, parti terbiyesine uygun olmadığı değerlendirildi.

Uğur Dündar- Belki onu şöyle söyleyebilirdiniz. Yani Disiplin Kurulunun kararına bir göz atacağım, eğer orada bir hakaret yoksa…

Özgür Özel-  Hayır, tam tersine şunu söylüyorum. Şu anda biz af çıkarıyoruz, affediyoruz ve diyoruz ki başvursunlar affedelim. Disiplin Kurulu kararlarını ortadan kaldırıyoruz, ona bakacağım değil. Tanju Özcan, bu partinin önceki Genel Başkanını kırdı. Benim bu partinin önceki Genel Başkanına, Tanju Özcan’ı affetmeden önce ona bu konuda Sayın Genel Başkanım, böyle böyle bir şey olmuştu, bu konuda siz ne dersiniz demem benim parti ahlakımın gereğidir. Ayrıca Tanju Özcan'ın kırmış olduğu bir iki arkadaşımız daha var, isimlerini vermeyeyim. Sayın Genel Başkanı aradım bu arada, arayacağım demiştim ya aradım.

Uğur Dündar- Ne dedi?

Özgür Özel- Sayın Genel Başkan, takdir sizin dedi. Zaten Sayın Genel Başkan geçmişte de Kurultay öncesi hani yetişmedi ama o da 100. yılda bir affı öngörmüş ve hatta Bolu İl Başkanımızın ziyaretinde, kurultay sonrası bu işin çözülebileceğinin işaretini vermişti. Sayın Genel Başkanımıza dedim. O dedi ki, onun bana bir şeyi oldu, yani Tanju Beyle konuş, belli noktalarda görüşme yap, o bana kalsın hani bana önerisi, bunu öneririm dedi ve kendisi bir hani kin gütmediğini ve uygun olacağını söyledi. Ama bunu bu şekilde yaparsanız daha da iyi olur dedi. Ayrıca iki arkadaşımız daha Tweet atmış. O iki arkadaşımızla da telefonda görüştüm, sadece Genel Başkan değil. Çünkü onların hukuku, o iki arkadaşımız da milletvekili şimdi, onlara da dedim. Onlar da dediler ki, biz bir Belediye Başkanı partiye dönmek istiyorsa önünde engel olmayız. Ama hani ona da yakışan şöyle bir tutum içinde olursa bizim için de iyi olur, parti için de iyi olur. Şimdi Tanju Başkanla onu konuşacağız, sonra da işte Pazartesi günü PM var. Ben önceki Genel Başkanımın hani bir koltuk atma hadisesi uzun süre zihinlerde kaldı, o davranış kendisine yapıldığı için benim parti ahlakım gereği önceki Genel Başkanımı arayıp bu affa ne dersiniz demem lazım. Ve o deseydi ki uygun olmaz, ben orada Sayın Genel Başkanın kararına uyardım. Bu, partiyi Özgür Özel Kemal Bey'e mi soracak her şeyde değildir. Her şey değil, bugüne kadar bir tek bu kararda sordum. Ama yarın tıkandığımda telefonun ucunda Kemal Kılıçdaroğlu'nun olması, Altan Öymen'in olması da utanılacak bir şey değildir. Bunlar kompleksli işler.

Hatta şunu söyleyeyim, bakın bir şey söyleyeyim. Bizim arkadaşlarla böyle kavga ediyoruz. Ben diyorum ki, parti binalarına benim fotoğraflarımı asmayın. Önceki 12 Genel Başkanımızın birlikte fotoğrafını... Ben partinin 8. Genel Başkanıyım ama parti kapalıyken kurulan partilerden tutun da SHP - CHP protokolle birleşti, Genel Başkanlar her iki partinin Genel Başkanlarıdır. Ona kadar hiçbirini dışarıda bırakmadan, Atatürk başta olmak üzere, İsmet Paşa başta olmak üzere Genel Başkanlar. Dedim ki bunları asın. Çünkü benim içim ezilir Kemal Bey'in fotoğrafı kalksın, Özgür Özel'in fotoğrafı gelsin. Dedim ki bütün Genel Başkanlarımızın bir ortak fotoğrafını Kemal Bey'in de olduğu asın. Benim de fotoğrafımı asmayın dedim. Hatta dedim ki, birlikte il başkanıyla sarılarak, kadın kolları, gençlik kolları gülen fotoğraflarımız varsa bazı masalarda görüyorum. Masanıza koyun, duvara onları asın. Benim kravatlı somurtan böyle bir lider fotoğrafıma gerek yok. Bizim ‘aman efendim liderliğini mi tartış…’ benim arkadaşlar, iki buçuk haftadır olurdu olmazdı. Neyse arada bir şeyde anlaştık artık. ‘Mecliste yan odada Tayyip Bey’in var burada senin nasıl olmaz. Meclise bari bunu yapma hadi meclise böyle şey…’ Yine de şöyle bir fotoğraf yani kravatlı şey değil de güler yüzlü bir fotoğraf. Ama şey iller için dedim ki, il başkanlarımızla çektirdik bunları asın. Meselenin kendisi şu; bir lider fotoğraf astırmakla lider oluyorsa vay o partinin haline. Lider dediğin yaptığı işle lider olur, ürettiği işle lider olur, yaydığı sevgiyle lider olur, inançla katabildiği arkadaş sayısı çok olursa lider olur. Yoksa ne fotoğrafla, ne de bir telefon açmakla ‘Sayın Genel Başkanım bu konuda ne düşündünüz’ deyip de liderliği kaybediyorsan sen zaten lider olmamışsın.

O yüzden ben bu tip kompleksleri hiç yakın yere koymam. Ama şöyle de olmuş. Burada bir de bazı il başkanlarımızı rahatlatayım. Beni dinleyen partililerimiz açısından. Partililerimiz bazı gidiyorlarmış Özgür Beyin fotoğrafı nerede? Ben asmayın dedim, yollamadım yani fotoğraf yollamadım. Nasıl asmazsınız, siz değişime karşı mısınız, hala mı inatlaşıyor? Öyle bir şey yok. İl Başkanı bulsa asacak, ben yollamadım. Şimdi bir yazı yazdık; benim böyle şeyler istemediğimi, Genel Başkanlarımızın fotoğrafını falan istediğimi. Yine de Selin Hanım ve bizim bazı arkadaşların şeyiyle bazı fotoğraflarımın da linklerini koydular, isteyen de onu asıp uygun gördüğü masasına duvarına falan koyacak ki partililer kızmasın. Tabii bir alışkanlığı terk etmek kolay değil. Ama modern dünyada, gelişmiş sol sosyal demokrat partilerde falan, sol yapılarda kalmadı artık böyle lider fotoğrafları. Birisi yapacaktı bunu, ben yapayım dedim. Ama tabii kolay değil yerleşmiş şeyleri ortadan kaldırmak.

Uğur Dündar- Peki, geçenlerde Kadıköy'de Süreyya Operasında, Soprano Pervin Chakar ve ünlü İtalyan Piyanist Paolo Villa'nın dinletisine katıldınız. HEDEP Van Milletvekili Sayın Pervin Buldan da katıldı. Daha sonra sahnede sanatçı Chakar'ın elini öptünüz. Bu, iktidara yakın gazetelerde ve yayın organlarında Kürt devleti kurmak isteyen, kurulmasını isteyen, Türkiye Cumhuriyetini işgalci olarak gören kişinin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı elini öptü şeklinde manşetlere taşındı. Ayrıca bazı gazeteciler de sizin Adalet ve Kalkınma Partisi'ne şimdiden yerel yönetim seçimleri için manşet verdiğinizi, fotoğraf verdiğinizi öne sürdüler. Ama genellikle entelektüel çevrelerde, bundan dolayı size yapılan sosyal medya linçlerini ve yayınları ırkçılık olarak değerlendirdiler ve faşizan bir girişim şeklinde nitelediler. Bugün de Oda TV'nin özel haberinden öğreniyoruz ki; Pervin Chakar 2013 yılında, Adalet ve Kalkınma Partili Beyoğlu Belediyesi tarafından yılın opera sanatçısı seçilmiş. Bu biraz ironik tabii. Ne düşünüyorsunuz?

Özgür Özel- Bir kere şimdi Devlet Bey de kızdı geçen gün neden şey yapıyorsunuz diye işte o kadına. Kızacaksa Tayyip Bey kızacak, önce Beyoğlu Belediyesi şey. Ya Pervin Chakar, TRT Kürdi’de en çok çıkan, tek çıkan opera sanatçısı. Şimdi Pervin Chakar öyle biriyse neden TRT Kürdi’ye, devletin televizyonuna çıkarıyorsunuz? Yani o hesap sorulacaksa oradan sorulsun. Kaldı ki, ben Pervin Chakar'ın Kürdistan ifadesini, Türkiye Kürdistan'ı falan dememiş. Pervin Chakar'ın Kürdistan ifadesini Tayyip Erdoğan da kullanıyor Irak Kürdistan'ı diye. Orada kurulan işte Rojava anayasası, orada kurulan mesele, ona devlet demesi bunu pek çok yurt dışında, yurt içindeki siyasetçi bunları söyledi falan. Tayyip Erdoğan da Irak Kürdistan'ı diye de bir bölge tanımlıyor. Burada da o isimle ağırlıyor falan. Ben Pervin Chakar'ın konserine nasıl gittim? Şerdil Dara Odabaşı, Kadıköy Belediye Başkanımız dedi ki, böyle böyle bir konser var, çok ünlü bir Soprano. Ben de o gün tesadüf İstanbul'dayım. Ne için? Metin Uca'nın cenazesi için geldim. Allah rahmet eylesin. Hrant Dink’in anmasına katıldım, daha doğrusu protesto. Karanfil koyduk o karardan dolayı, serbest bırakıldı katil. Şerdil Dara dedi ki, hatta Genel Başkanım böyle böyle bir şey var, Sezgin Bey'in de yakını. Hatta hanımefendi Sezgin Bey'in de elini sıktı gördüğünde. Sezgin Bey de gelecek, gelmeyi düşünür müsünüz? Dünya çapında bir opera sanatçısı, İstanbul'dayım, hatta ailemle falan gidecektim, sonra kızımın şeyinin damı aktı, Didem sularla uğraşırken gidemedik, ben yalnız gittim. Şimdi bir gün önce söylendi, böyle böyle var gelir misin? Gelirim dedim. Sonra Pervin Buldan'ın da geleceğini söylediler, bilgi verdiler. Dedim olur yani, birlikte izleriz. Ne var bunda? Millet oyunu vermiş parlamentoya. Pervin Hanım benim yan yana gelemeyeceğim birisi değil. Bir kere oy verenlerine saygımdan. Ayrıca kendisine de Meclis Başkanvekilliği yaptı partisinin Eş Genel Başkanlığından önce, biz Sayın Başkanım diye MHP'liler, AKP'liler hürmet gösterdiler. Arkada birlikte yemek yedik. Yani AKP'nin, CHP'nin, MHP'nin, İYİ Parti'nin, HDP'nin Grup Başkanvekillerini çağırır başkan her hafta olmasa da mutlaka veya her gün olmasa da, haftada bir gün birlikte masada yemek yiyoruz. Kim kimi kandırıyor bilmiyorum? Devlet Bey’in haberi yok muymuş veya Tayyip Bey'in haberi yok muymuş? Grup Başkanvekilleri mesela Sırrı Süreyya çağırıyor daha bu hafta yemek yediler, geçen hafta yemek yediler o yönettiği oturumlarda. Biz geçtiğimiz dönem Nimetullah Erdoğmuş’un ısmarladığı yemeği bir masanın etrafında işte Sayın Erkan Akçay'la, Sayın Bülent Turan'la beraber ben, HDP'nin grup başkanvekili, İYİ Parti'nin grup başkanvekili hep birlikte o masada yemek yiyoruz biz. Kim kimi kandırıyor? Pervin Buldan’ın başkanlık ettiği oturumda Sayın Başkan o söz vermeden konuşamıyorsunuz. Şimdilerde veya geçen haftada oldu bu, gelecek hafta da olacak. Ama mecliste operada aynı salondayız, aramızda da koridor var. Çünkü benim partimin protokolü bana uygulanıyor. İl Başkanım bir yanımda, Belediye Başkanım bir yanımda. Pervin Hanımın partisinin protokolü de ona uygulanmış. Ben çıktım çiçek vermeye. Zaten büyülendim konserde, muhteşemdi gerçekten muhteşem. Almanca söyledi, İtalyanca söyledi, sonra Kürtçe söyledi; muhteşemdi yani. Çıktık çiçek vereceğiz, çok da tasarladığım bir şey değildi. Elini uzatınca böyle sanatçıya duyduğum saygıdan, bir de böyle yani Atatürk'ün, Cumhuriyetin değerleri böyle bir sanatçıya ve sanatına duyduğum saygıdan nezaketle elini öptüm. Ben sanatçının elini öptüm, vay vay vay… Bana diyorlar pişman mısın? Duvar Gazetesine de, dün bir gazete daha vardı ona da Cumhuriyet’ti herhalde söyledim; hiç pişman değilim, yarın olsun yine aynı konsere giderim, aynı eli öperim. Çünkü ben orada bir sanatçıya saygım. Bir de kime? Kürtlerin gurur duyduğu bir Kürt sanatçıya. Ne var bunda? Gurur duyuyorlar, dünya çapında bir soprano.

Uğur Dündar- Ayrıca Sayın Pervin Chakar, sanat siyaset üstüdür demiş verdiği bir demeçte.

Özgür Özel- Orada bizim yapmaya çalıştığımız… Şimdi Pervin Chakar, çıkıp da orada savaş çığırtkanlığı yapsa ben salonu terk ederim. Pervin Chakar, işte kan aksın, gözyaşı aksın… Pervin Chakar’ın söylediği şarkılardan bir tanesi deprem için bir ağıt. Kendinin de gözleri doldu, salonun da gözü doldu. Yanımda da Sivaslı olan il Başkanım anlattı ki; bu geçmişte Erzincan depreminde, büyük Erzincan depreminde, Erzincan sınırının dibindeki ilçenin yerle bir olması üzerine yakılmış bir ağıt ve onu dünyaca ünlü bir sopranonun ağzından dinledik. 6 Şubat’ta hayatını kaybedenlerin anısına diye söylüyor. Ölen bizim; Kürt, Türk, Alevi, Sünni ayırmadan söyledi. Öbür taraftan da barış dedi, kardeşlik dedi, dostluk dedi. Savaş dese, çatışma dese, terör dese lanetleyeceğim kendisini. Barış dedi diye alkışladım, kardeşlik dedi diye alkışladım. O yüzden hiç benim böyle komplekslerim yok. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanıyım; AK Partinin, majestelerinin muhalefet partisi değilim. Oradan bir tane milliyetçi buldular, bir tane sosyal demokrat diyen kendine, kendi partisinin isyanıyla Demokratik Sol Partiyi de alıp oturttular. Ben majestelerinin muhalefeti değilim, halkın muhalefetiyim. Bu halkı Kürt’üyle, Türk’üyle halkı selamlıyorum. Alevi’sini, Sünni’sini, Çerkez’ini ayırmadan selamlıyorum. Ben tüm renklere saygılıyım, tüm kültürlere saygılıyım. Pervin Chakar benim de onurumdur, gururumdur. Bütün dünyada; İtalya'da, Almanya'da, Avusturya'da, dünyanın dört bir ucunda Türkiye pasaportlu biri ve bir Kürt, bu coğrafyadan çıkmış, sanatçı olarak salon onu ayakta alkışlıyorsa artık bu meseleyi de bu kadar yapmak, bunun üstüne yapılan hakikaten bir ırkçılık yani.

Uğur Dündar- Siz Sırı Süreyya Önder'den bahsettiniz. Hakkını teslim edelim son derece keskin esprileri var. Yeri geldiğinde hepimizi güldürüyor. Hem de Müjdat Gezen bayılmış bazı esprilerine ve asık yüzlü Meclis yönetimine yeni bi rhava, renk getirdi. O bakımdan kendisini de kutluyorum açıkçası. Müjdat Gezen’in bir sorusu var. Diyor ki, acaba Sayın Özel…

Özgür Özel- Benim ona bir sorum vardı, biliyor musunuz onu? Müjdat Gezen'in 62.sanat yılını kutluyorlar. Ben de çok uzaktayım, Antalya'da Yörük festivalindeyim, Yörük çadırlarındayız falan. O sırada çok sevgili Gökmen Ulu aradı. Özgür Başkan dedi, böyle böyle, 62. sanat yılını kutluyoruz, siz davetlisiniz gelemiyorsunuz, bir video yollar mısınız, bir sürpriz yapayım. Ben de Müjdat Gezen'e sordum; ya millet 62'den tavşanı zor yapıyor, siz 62 yıldır nasıl sanat yapıyorsunuz diye. Öyle bir video yollamıştık. Müjdat Abinin çok hoşuna gitmiş.

Uğur Dündar- İyi ki var sevgili Müjdat.

Özgür Özel- İyi ki var sevgili Müjdat Gezen. Allah uzun ömür versin, sağlıklı ömür versin. Gülsün, güldürsün.

Uğur Dündar- Tabii tabii. Onun sorusu da şu; eğer kurultayda kaybetmiş olsaydınız bir B planınız var mıydı ve neydi?

Özgür Özel- B planı çalışmaktı, parti için çalışmaktı. Kurultayda da söyledim, ben partinin evladıyım dedim. Pazartesi sabahı dedim ama tabii o hani çok semboliktir, eve giderdim, çok özlemiştim evimi, 60 günde iki kez gittim. Bir eve giderdim, bir annemin babamın yine elini öperdim. İşte Didem'i görürdüm, bir gün orada geçirirdim, giderdim kızımı görürdüm. Hatta Grup’ta yok denmesin diye Salı’dan sonra giderdim. Salı da Grup’a giderdim. 2 – 3 gün Manisa, İstanbul. Ondan sonra gelirdim; yerel seçim gündeminde, o gün seçilen Genel Başkan Kemal Bey’le ikimiz yarıştığımıza göre, ne görev verirse onu yapardım. Ben partinin evladıyım. Ben 2019 seçimlerinde; 60 günde, 41 ilde, 247 aday tanıttım. Zaten ondan sonra da hiç bırakmadım, nereden çağrılırsam gittim. Yine otobüsün üstünden inmezdim, elden mikrofonu bırakmazdım, bana değer veren herkese partinin başarısı için çalışmayı öğütlerdim. Yani orada zaten aksi bir şey düşünülemez yani. B planım da buydu.

Uğur Dündar- Şimdi Mayıs ayındaki seçim yenilgisi, Cumhuriyet Halk Partisi seçmeninde müthiş bir moral çöküntüsü yarattı. Hatta o boyuta vardı ki; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlıktan ayrılmadığı takdirde, devam ettiği takdirde, sandığa gidip oy kullanmayacağız diyenlerin oranı bir hayli yüksekti. Sizin Genel Başkan seçilmenizden sonra, Cumhuriyet Halk Partisi seçmenindeki bu moral çöküntüsü yerini umutlanmaya bıraktı mı? Ayrıca sizin bir hedefiniz var, yüzde 35 oy oranını yakalayıp iktidar olmak gibi. Bu konudaki stratejinizi ve gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Özgür Özel- Şimdi birincisi şu; bir kere bu kurultayla ilgili bana dünyanın bütün liderlerinden tebrikler geliyor. Herkes, demokratik bir yarışla bir lider değişiminin bir sol partiye yakıştığını söylüyor ve Türkiye'de halen demokrasinin ve parti içi demokrasinin oluğunu gösterdiğimizi vurgulayan çok önemli mesajlar var. Dünyaya gösterdik bunu. Bu, buradaki 1366 kahraman kurultay delegesinin demokrasi zaferidir. Bu kurultayın kazananı parti. Süreç gösterecek ki kazananı Türkiye. Kaybedeni yok bu kurultayın. Bu kurultaydan kimse kaybederek çıkmadı. Bir kere bunu görmek lazım.

İki; bu coşku dalga dalga Türkiye’ye yayılıyor. Şimdi bugün bir sunum aldık. Ama Pazartesi günü abonelerine yollanacak, bir anket şirketinin, o yüzden isim vermeyeyim, abone, ayıp olmasın ama…

Uğur Dündar- Anket şirketi derken sormak zorundayım, güvenilir bir anket şirketi mi?

Özgür Özel- Çok çok. Zaten aboneleri var ve AK Parti de abone, biz de aboneyiz. Türkiye'nin bütün kurumları abone ve birisine anket yapan bir şirket değil. Aylık olarak yapan bir şirket. Orada yüzde 78 oranında sandığa küskünlüğün ortadan kalktığını, yani geçen ay ben oy vermeyeceğim diyen… Zaten sahada bu çok açık görülüyor. Yani izleyen herkes zaten 81 il başkanı şey diyor, yani daha Erzurum'da Pazar günü 110 genç partiye katıldı, canlı bağlantıyla katıldım ben de. Hatta 10 tanesi Atatürk Üniversitesi Eczacılık ’tan genç kadın meslektaşlarım. Diyor ki, ‘Özgür Başkan, baba evine çağırdın, geldik’ diye el sallıyorlar bana. Aydın Efeler İlçe Başkanlığımızdan üç tane genç üniversite öğrencisi gelmişler partide çalışıyorlar, ‘Baba evinde vizeye çalışıyoruzdur’ deyip beni etiketleyip paylaşmışlar. Hala beğenilerim arasında var. Her yer, 81 il başkanı, üye katılımında patlama var diyor. Hatta şunu söyleyeyim, 14 Mayıs'tan beri üye kaybediyorduk. Kurultaydan sonraki hafta durdu. Şimdi kaybettiğimiz kadar kazanmaya başladık.

Uğur Dündar- Dönmeye mi başladı?

Özgür Özel- Dönmeye... En sevindiğim şeyi söylüyorum. Yeni kayıtların- sunumda Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin sundu- yüzde 75'i 30 yaş artı genç kadın ve erkek üyeler. İlk kez böyle bir şey oluyor. Yani bir umut var ve gençlerden bir yönelim var. Biz bunu artık bir kampanyaya dönüştüreceğiz. Baba evine çağırıyoruz herkesi, özellikle gençleri. Çünkü gençler çok üzüldüler ama şimdi çok heyecanlandılar. Bu büyük bir umut dalgasına dönüşüyor. Bizim işimiz bu dalganın üstüne partimizi oturtup, partimizi bu dalgayla birlikte yükseltmek ve partimizin iyi bir yere gelmesini sağlamak. İyi yöneteceğiz; gençlerle yöneteceğiz, kadınlarla yöneteceğiz, vefasızlık yapmadan. Yaşlıları veya belli bir deneyimdekileri itmeyen, hepsinden yararlanarak ama çok koşarak, çok çalışarak çok iyi şeyler yapacağız. Müthiş bir heyecan var. Sokakta var. Yani Özgür Özel aynı Özgür Özel. Yani ben bir ay önce de uçağa biniyordum. Benimle ilgili bir şey değil, kolektif bir inançla ilgili bir şey. Uçağa biniyorum alkış kopuyor. Kıbrıs uçağına bindim alkış koptu, İzmir uçağına bindim alkış koptu. İnanılmaz bir heyecan var. Arkadaşlar diyorlar yani her yerde Özgür Başkan'a selam, değişim iyi oldu. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nu da sahiplenen, ona da vefa gösteren, bizim heyecanımıza katkı veren müthiş bir coşku var. O yüzden bir ve bütün halinde Cumhuriyet Halk Partisi çok iyi bir yere doğru gidiyor. Anketlerde de bir takım hani şu olduk, bu olduk demeyeceğim çünkü heyecanın verdiği bir yanılsamaya kurban gitmek istemem. Yani anketi cevaplayanlar çok heyecanlı olabilir, duyguların çok yüksek olduğu günlerde yapıldı. Ama muhalif seçmende bir toparlanma var, muhalefete olan inançta toparlanma var, muhalefetin başaracağına, CHP'nin başaracağına olan inançta büyük bir toparlanma var. Rakamlar haftaya dökülür, onu belki yayınlarda… İsmail Saymaz çok yakından takip ediyor ve köşesinde yer veriyor mutlaka verecektir. Önümüzdeki hafta tabii yayınlandıktan sonra. Ben inanıyorum.

Uğur Dündar- İsmail Saymaz adeta bir haber fabrikası gibi çalışıyor. Yani üç vardiyalı, nonstop, hiç durmadan üreten bir haber fabrikası gibi çalışıyor.

Özgür Özel- Şimdi tabii hani siz onların rol modelisiniz. Sizin gibi bir duayen gazeteciyle aynı çatı altındalar. Onlar da sizlere layık olmaya çalışıyor. İsmail Bey de. Sözcü’nün, Sözcü TV'nin yazarları, çalışanları bütün ekip gazetecilik ahlakına sarılarak çok önemli bir heyecanla habercilik yapıyorlar, ben de çok yakından severek takip ediyorum. Ve zor bir dönemde yapılıyor bu iş.

Uğur Dündar- Sözcü’de çalışmak; gerek gazetede, gerek Sözcü televizyonunda çalışmak bu mesleğe gönül veren herkesin bence rüyası olmalı. Benim hayatımda çalıştığım en özgür, kendimi enözgür, belki dünyanın bir başka yayın organında da yaşanmayacak bir özgürlük haleti ruhiyesi içinde, psikolojisi içinde ve o güvenceyle çalışıyorum. Gerçekten iyi ki Sözcü televizyonu, Sözcü gazetesi var diyorum.

Şimdi yerel seçimler öncesinde örgütlerde bir kafa karışıklığı var. Siz önseçim dediniz, temayül yoklaması telaffuz ettiniz. Belediye Başkan adaylarını nasıl belirleyeceksiniz?

Özgür Özel- Birincisi şunu söyleyeyim.

Uğur Dündar- Bunun cevabını reklamlardan sonra alalım.

Sayın Özel, reklamlara girmeden önce size Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinde bir kafa karışıklığı olduğunu, sizin kurultayda önseçim, temayül yoklaması gibi ifadeler kullandığınızı söylüyorlar ve merak edilen konu şu; siz belediye başkan adaylarını belirlerken neye dikkat edeceksiniz, nasıl bir strateji izleyeceksiniz diye sormuştum.

Özgür Özel- Şöyle; birincisi sadece söylemedik, ‘Değişimin Yüzyılı, Yüzyılın Değişimi’ başlığıyla delegelerimizin evlerine de yolladığımız- kurultaydan tahmin ediyorum 3 hafta önce- kurultayda da dağıttığımız, il kongrelerinde dağıttığımız kitapçığımızın 51, 52 ve 53. sayfalarında partiyi nasıl yöneteceğimize ilişkin birtakım taahhütler var. O taahhütlerden bir tanesi de önseçim. Milletvekilliği seçiminde işte şu anki tüzüğe göre en az yüzde 85 ama ittifak yapınca yapmayabiliyorsun diye bir kaçamak var. O ön seçimi uygulayacağımızı zaten söylüyoruz. Belediye Meclis seçimlerinde de önseçim, temayül yoklaması diyoruz. Şimdi belediye seçiminde şöyle, kafa karışıklığı dediğiniz husus şu. Ben şunu söyledim; ön seçim yaparsak 48 gün kala bitiyor seçime, aday fotoğraf çektiresiye, otobüs giydiresiye, işte kendi kampanyasını başlatasıya 35 gün kalıyor ve bu yeterli bir süre değil. Onun için örgütümüze güveneceğiz dedim. Ama bu ilk kısmını bazıları alıp böyle -belki kötü niyet de yok- o kadarını izledi falan, ‘Önseçimden vaz mı geçti?’ Benim dediğim şuydu; örgüt denetiminde önseçim yapacağız. Bunun adına temayül yoklaması da deniyor. Ama dedim ki, sonuçlarına uyacağımız, birinci çıkanı atayacağımız... Tabii tek başına bu bir yöntem olamaz. Bunu il başkanları, ilçe başkanları da zaten kabul etmiyor. Çünkü her bölgenin kendine özel bir durumu var. Çok klasikleştiği için anlatıyorum. Örneğin Alaşehir ilçesi, seçimden bir buçuk yıl önce geçen seçim bize geldi, bir arkadaşı ikna edersek bu seçimi biz alırız dedi. Çok sevdiğimiz bir diş hekimi arkadaşımızı ikna ettik bütün örgüt ve kendisi aday oldu. Cumhuriyet tarihinde ilk kez ve belediyeyi MHP'nin elinden alan olarak da belediye başkanımız şimdi. Bir başka yerde, örneğin Akhisar'da 6 adayımız vardı, örgüt dedi ki, ön seçim yapmazsak başarılı olamayız. Yaptık. Yani temayül yoklaması yaptık, sonucuna uyduk. Şimdi orada Besim Dutlulu Belediye Başkanımız. İlki Ahmet Öküzcüoğlu’ydu hani Manisa’dan örnek veriyorum. Örgütlerin kendi yerel dinamiklerini biliyorlar. Ama biz ne yapacağız? Bir; şimdi yarından itibaren hatta bunu ilk kez bu kadar net açıklıyorum sizin programınızda. Şöyle bir şey olacak. Birincisi, elimizdeki belediyelerin tamamında anket başlattık. Büyükşehirlerimizden başlayarak anketler yapılıyor şu anda, haftaya Pazartesi sahaya çıkacak anketörlerimiz. İster büyükşehir, ister il, ister ilçe olsun anket yaptığımız yerde… Belde boyutunda anket olmuyor zaten, 2000 kişiye soracağım beldede 2000 kişi var falan ama ister il, ister ilçe boyutunda olsun, ister büyükşehir olsun; halkın gönlünde olan bizim de gönlümüzde, çok net. Bunu hep söyledim, yine söylüyorum. Yani seçildiğinden ileride olan, partinin oyundan ileride olan, halkın gönlünde olan belediye başkanlarımızı tekrar aday yapacağız. Değişime direndi cezalandıralım, ya da değişimden yanaydı ödüllendirelim. Hayır, öyle bir kıstas yok. Yerel yönetici kamu görevi yapıyor. Parti içinde onu yapmış, bunu yapmış meselesine takılırsan halka haksızlık. Halkın memnun olduğunu göstereceğiz, memnun olmadığını değiştireceğiz. Birincisi bu.

İki; kazanma ihtimalimizin çok yakın olduğu yerler, yine anket. Ve kazanma ihtimalimizin uzak olduğu yerler. Bizim sistemimizde şöyle bir şey var. Başvuracak kişi sayısı diyelim ki 8 kişi, 10 kişi başvurdu. Bu 10 kişiyi önce ankete sokacağız. Bu 10 kişiden birisi sivrildiyse, tek başına seçimi kazanıyorsa; ilçe örgütümüze, il örgütümüzü de anketimizi göstererek… Ki, 7 güvenilir firma, çapraz bir anket mi, 2 mi, 3 mü yapılıyor, kim kimi kontrol ediyor belli değil. Anket sonuçları, istatistik öğrencileri tarafından denetimde. Bir, insanların denetimde olduğu yer var. Bir de, yapay zeka üzerinden de konuşma kayıtları, görüşme kayıtlarını yakalayıp denetleyen bir sistem varmış. Bunların hepsini kullanacağız.

Uğur Dündar- Yani güvenilir ve şeffaf?

Özgür Özel- Kimsenin şüphe duymayacağı güvenilir ve şeffaf bir anket yapılacak. Diyelim 8 aday var; bunlardan biri öne çıktı, o kazanıyor, diğerleri kazanamıyor. Adaylara ve örgütümüze de söyleyerek o adayı adaylaştıracağız, yürüyeceğiz. Çünkü o noktadan sonra sen diyelim ki kazanamayan birini sokar da, o kazanacak kişiyi geçerse sonucuna uyacağın şey de olmaz. Adaylardan biri açık farkla ve tek başına o kazanıyorsa, diğerleri olmuyorsa aday. Üç aday da birbirine yakın ve yüksek; üçünü sandığa sokacağız, örgütümüze soracağız. Örgüt denetiminde önseçim. İki adaysa iki, üçse üç, dörtse dört. Dört aday vardı, dördü de birbirine yakın; örgütümüze soracağız. Ama biri sivriliyorsa ankette ve anketten şüpheye düştüysek bir kontrol anketi daha yaptırabiliriz. Hani bu kadar fark çıkmaz deniyorsa falan. Açık ara önde olanı koyarız, kararı biz vermeyiz, ikisi birbirine yakınsa örgütlerimize sorduracağız. Ayrıca da Türkiye'de bütün seçim bölgelerinde aday çıkaracağız ve sandığı örgütümüzün önünden kaçırmayacağız. Kazanmamız güç olan yer de olsa örgütümüz karar versin. Bir de şöyle bir şey oluyor. Bir kişi hata yapabiliyor, bir heyet hata yapabiliyor ama üye yapınız da eğer sağlıklıysa ki çok özel hani bazı ilçelerde diyorlar işte çok yığma oluyor ona bakarız, ama üye yapınız sağlıklıysa örneğin 13 bin kişi, 20 bin kişi, 50 bin kişi yanlış yapmıyor. Ben buna inanıyorum. Ben 2015 yılında gittim Manisa'da önseçime girdim, detayını anlatmayayım, kontenjan teklif edildi falan, siz yakından biliyorsunuz. Ben üyeye emanet edeceğim kendimi dedim. Türkiye rekoru kırarak beni Manisa'da seçim birincisi yaptılar. Tüm zamanların Türkiye rekoru. O Özgür Özel, bugün partinin Genel Başkanı. Ben bugünkü gücümü önseçime, önüme gelen her sandığa, önümden kaçırılmayan her sandığa girerek elde ettim. O yüzden böyle inanıyorum. Örgüte bir sandık sözü verdik; ama örgüt, arkadaşlar biz oturduk konuştuk, buranın gerçekliği bu, şöyle olması gerekiyor derse ona da kulak verilecek. Yani hayır illa sandık koyacağım değil. Örgüt diyorsa ki biz bir adayda uzlaştık, örgüt diyorsa ki anket yapın... Mesela geçen seçim için il başkanımız söylüyor. Mesela diyor ki, Ankara Mamak'ta biz önseçim yaptık diye kaybettik. Örgüt; 10 aday birbirine çok girdi, çok zaman kaybettik, toparlayamadık diyorlar. Bu sefer yine örgüte soracağız; ne yapalım, yöntem ne olsun. Ama zamanında bir anket ve herkesin razı olduğu bir anket çözüyorsa onunla çözeceğiz. Ama karar verirken niye Özgür Özel versin? Yani Trabzon'un bir ilçesindeki kararı oradakiler, ilçedekiler versin.

Uğur Dündar- Peki kurultay öncesinde hatta kurultayda önceki Genel Başkanınız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyen başkanlar ve belediye meclis üyeleri vardı. Bunlara karşı tavrınız ne olacak?

Özgür Özel- Yani hep söylediğim gibi beni destekleyen veya orayı. Bunlar kamu görevlisi ve işlerini iyi yapıyorlarsa göreve devam edecekler. Ama şöyle bir şey var. Yani bir arkadaş da vatandaşta karşılığı yoksa, yorulduysa, yıprandıysa, ya da ondan başka birisi de seçimi kazanıyorsa ve orada bir başka tercih olduysa ‘vay efendim ben değişimci değildim, ondan bana bunu yaptı’ falan deyip de kendini savunmaya geçecekse onu bilmem. Ben halkın gönlündeki kimseyi görevden uzaklaştırmam. Ama başarın düşmüşse, bir başkası kazanıyorsa nasıl değişimciler noktasında… Ki zaten açıktan değişime destek veren Belediye Başkanı sayısı işte yani İzmir Karşıyaka, Ekrem İmamoğlu dışındaki arkadaşlarımız şöyle bir durdular. Bir de Manisa'nın dört Belediye Başkanı, ilk gün sen ne karar verdiysen oradayız dediler. Onun dışında tarafsız kalanlar oldu, çok açık karşımda olanlar oldu. Seçime inanılmaz, taraftar getirmiş bütün gün beni konuşturmamak için. Neler yaptılar neler. Bana emeği olan, benim emeğim olan ve belediye başkan adayı gösterilmesinde katkım olan ve bana bunu her fırsatta söyleyen arkadaş, gitti delegelerine origami sanatıyla kağıtları katlatarak oy kullandırttı bana karşı. Ona da şu kadar kırgınlığım varsa ne olsun. Genel Başkanlık makamı kin makamı değildir. Genel Başkanlık makamı affetme makamıdır, helalleşme makamıdır, önüne bakma makamıdır. Cumhuriyet Halk Partisini dikiz aynasına bakarak yönetemezsiniz, Cumhuriyet Halk Partisini önünüze bakarak yönetirsiniz.

Arada geliyorlar, şimdi ilk günler en çok bizim değişim… Gülen Hanım, bizim Özel Kalem, Mine Hanım falan getiriyorlar görüşme taleplerini. Tabii çok zor ve şimdi sınırlama getiriyorum, onu da söyleyeyim. Salı Meclis, Çarşamba Genel Merkezde ziyaret kabulü. Onun dışında yerel seçime çalışma. Bir iki hafta sonra Çarşambayı da eksilteceğim, sırf Salı. Sonra da tamamen yerel seçim çalışması, bir kez onu söyleyeyim.

İkincisi; şimdi özel kalemdeki arkadaşlar görüşme taliplerini getiriyor. Ben ilk günler baktım dedim ki, bizim değişimciler uyuyor herhalde yorgunluktan, çok çalıştılar. Hep karşımızdakiler geliyor. Talep o. Arada şakalaşıyoruz, diyor ki, o işte çok sevindim diyor. Ya Başkan diyorum, 8 delege var 7’si geldi, bir sen gelmedin benimle görüşmeye bugüne saklamışsın. Gülüşüyoruz, sarılıyoruz. Diyorum ki, sizden halk memnunsa göreve devam. Yani hiç öyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanlığı kinle, nefretle, öfkeyle olacak bir iş değil.

Uğur Dündar- Peki siyasetin bir başka parlayan, muhalif siyasetin bir başka parlayan ismi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu. Size de büyük destek verdi. Siz de bir kardeşlik dayanışması içerisinde işbirliği yaptığınızı söylediniz.

Özgür Özel- Hiç de gizlemedik ilk günden beri.

Uğur Dündar- Evet. Fakat bu birliktelik sanki bir eş başkanlık varmış gibi bir algıya da dönüşebiliyor, böyle bir algı da oluşturulmaya çalışılıyor. Bu kardeşlik hukukunu bir çatışma, bir komplikasyon yaratmadan nasıl devam ettireceksiniz?

Özgür Özel- Kardeşler nasıl devam ettiriyorsa öyle. Şimdi kardeşlik hukuku tanımlaması bence çok doğru bir tanımlama, çok içime sinen bir tanımlama. Zaten yaşlarımız da birbirine yakın. Ekrem Başkan’la biz, bugüne kadar birbirimizi hiç kandırmadık, hiç yalan söylemedik, birbirimizi hiç istismar etmedik. Ve çok açık bir şey söyleyeyim, ben İstanbul'da hangi açılış yapılacak, hangi program yapılacak, kim işe alınacak, kim çıkarılacak hiç karışmıyorum. Hiç ilgim yok. Ekrem Başkan da partinin yönetimiyle ilişkili olarak bana hiçbir şey söylemiş durumu yok. Ama şöyle bir gerçek var. Biz birbirimize kulak veririz, biz birbirimize katkı sağlarız. Ekrem Başkan bir yanlış görüyorsa bana açıp da Özgür Başkan, Genel Başkanım burada bir hata var dediğinde ben bunu çok kıymetli görüyorum. Çünkü ben onun aklına, gözüne, vicdanına inanıyorum. Ben görürsem ben de onu uyarırım. Onu savunmak bana, beni savunmak ona düşer. Bunlar ayrı şeyler. Ama Ekrem Bey, kendi deyimiyle İstanbul'a mühürlü. Ben de CHP'nin başarısına mühürlüyüm. Sonra birlikte Cumhuriyet Halk Partisini iktidar yapmaya mühürlüyüz hepimiz birden. Ben mesela geçen Ekrem Başkanın müthiş yaptığı bir iş var. Eskiden İstanbul'da geçen hafta sonu kadar yağmur yağınca her yeri sel götürüyordu, Üsküdar göl oluyordu biliyorsunuz. Ekrem Başkan hep söylüyordu, sunum aldık Genel Başkanın başkanlığında, ben de dinlemiştim Kemal Bey'in Başkanlığında. İSKİ… Pandemiyi fırsata çevirdik dediler, 160 yerde kazı yaptık, şu kadar kilometre döşedik bilmem ne yaptık. Hakikaten şimdi yağış oluyor, İstanbul'da kıyıdaki hani o dalgaların yarattığı bir şey dışında ne Üsküdar'da, ne Fatih'te, ne Merter'de, ne orada, ne burada bir tane ne su birikti, ne baskın oldu, ne sel oldu, ne bir şey oldu. Çok önemli bir şey. Ben bunu anlatmayacağım da kim anlatacak? Haftaya da Mansur Başkanın yaptığı güzel işleri anlatacağız. Aydın Belediye Başkanımızın yaptıklarını anlatacağız. Belediye Başkanlarımızı görevlendireceğiz, anlatacağız. Her birisi, 11 belediye başkanımız birbirinden kıymetli işler yaptı pandemide. O yüzden mesele bu. Ama bizi birbirimize düşürmek isteyenler olabilir. Ben geçmiş Genel Başkanıma Kemal Bey'e saygısızlık etmem, vefasızlık etmem. Ben belediye başkanlarımı birbirinden ayırmam. Ben birileri istiyor diye Ekrem Bey’le didişmem. Benim Belediye Başkanım, partimin Belediye Başkanı. Bazı ülkelerde Türkiye'nin adını bilmeyenler İstanbul'u biliyorlar. İstanbul'u ülke, Türkiye'yi başkent sanan insanlar var. Bu kadar önemli bir metropolü bu kadar namuslu, dürüst, çalışkan yöneten birisiyle CHP Genel Başkanının ne derdi olabilir, niye kavga edeceğiz yani? Bu parti zamanında çok kavga etti, ettiği kavgalardan hiçbir fayda görmedi. Bu parti kavga ederse Türkiye'nin yüzü öne düşer. Bu parti kardeşlik hukuku içinde olursa, belediye başkanları birbiriyle, milletvekilleri birbiriyle, milletvekilleri belediye başkanlarıyla kardeşlik hukukunu yükseltirse Türkiye'de iktidar olur, yüz güldürür. Birbirimizle uğraşırsak Tayyip Erdoğan'ın yüzü güler. Birbirimizle uğraşmazsak partimizin yüzü güler.

Uğur Dündar- Sözcü televizyonunun güzel programlarından biri de değerli meslektaşımız İpek Özbey kardeşimizin moderatörlüğünde iki değerli konuşmacı Sayın Erol Mütercimler ve meslektaşımız Sayın Nevzat Çiçek. Geçen akşam o programda Sayın Mütercimler sizden Adalar’da belediye başkan adayı olarak etnik kökeni Ermeni olan bir yurttaşımızı göstermeniz gerektiğini söyledi ve bunun bir soru olarak size yöneltilmesi istedi.

Özgür Özel- Herhangi bir rezervim yok. Ama Adalar’ın belediye başkanının Adalarlı olması gerektiğini hep savundum. Örneğin şu anki belediye başkanını çok severim, Cumhuriyet Gazetesinde çok önemli görevde bulundu, çok severim. Dedim ki kendi ilçesine koyun, önemli bir başka hani bir ilintili olduğu yere koyun. Ama Adalar’a Adalar dışından birini koymayın diye söylemiştim, kondu. Seçilsin diye gittim çalıştım çok. Benim orada teyzemin kızı Pınar var. Öz teyzemin öz kızı, Adalar aşığı, hayvan sever, hayatını hayvanlara ve böyle Adalar’a vakfetmiş bir diş hekimi. Mesela o da başta dedi, sakın yapılmasın doğru olmaz falan ama o da çok destek verdi. Adalar’ın müthiş bir ilçe başkanı var. Adalar İlçe başkanımız bütün yükü, bütün tepkileri göğüsledi ve hep birlikte çalıştık ve Adalar Belediyesinin kazanılmasına katkı sağladık. Ama ben hep şunu savunmuşumdur. Adalar Belediyesinin bir kere Adalar’dan bir belediye başkan adayı olması lazım. Hiç Ermeni’ye nasıl bir rezervimiz olsun? Zaten Ermeni’yse Ermeni, Hristiyan’sa Hristiyan, hangi dinden, hangi mezhepten oldu değil; biz onlara körüz. Ama böyle sembolik adımlar atılmasına da hiç itirazım olmaz. Ama hani kimi kastediyor, neyi kastediyor bilmiyorum.

Uğur Dündar- Herhalde Adalar’daki popülasyonu kastediyor olabilir.

Özgür Özel- Evet yani ama bir rezervim, bir karşıtlığım asla olmaz. Ona o gözle de bir bakarız.

Uğur Dündar- Peki yakın bir gelecekte Filistin'e gitmek istediğinizi ifade ettiniz. Gazze'ye gitmek istediğinizi söylediniz. Bugün benim 26. Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ'la Sözcü Gazetesinde yayınladığım, köşemde yayınladığım bir beyin fırtınası oldu aramızda. Orada İlker Paşa da İsrail'in bir terörist devlet konumuna geldiğini Gazze nedeniyle ifade etti. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Özgür Özel- Şimdi birincisi; İlker Paşa'ya çok selam, Genelkurmay Başkanımız. Türkiye bir Genelkurmay Başkanını tutuklama, hatta ağırlaştırılmış müebbet, iki kere müebbede yani ellerinde ip olsa asacaklardı. Bunu yaptı, bu ayıbı yaşadı. Biz o sürece çok yakından tanığız. Veli Ağbaba…

Uğur Dündar- Terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla.

Özgür Özel- Maalesef. Bu arada kendi Üsküplüdür. Benim dedem Üsküplüdür. Çok böyle başka bir gönül bağımız var birbirimizle. Buradan selam olsun. Birincisi o. Hatta Genelkurmay Başkanımızla, Metin Paşayla da Kıbrıs'ta İlker Paşamızın kulaklarını çınlattık. İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanıyken Metin Paşa onun iletişim başkanıydı ve bir karargahında çalışan önemli bir subaydı. Yine Kıbrıs'taki kuvvetimizin komutanı da Libya'dan görevden geldi onla da çok böyle kıvanç duyduğumuz bir komutanımız. Ben CHP Genel Başkanı olursam dedim ilk ziyaret Kıbrıs'a, yaptım onu. İkincisi Azerbaycan'a dedim ama ondan önce yarınki şey çıktı. Çünkü 25 Kasım Bosna Hersek'in Devlet Günü, DevletGününe katılacağım, yarın Bosna Hersek'e uçuyorum. İlk fırsatta mümkün olursa Azerbaycan'a gitmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin başta Kıbrıs, Azerbaycan, Türki Cumhuriyetler, Balkanlar, Avrupa ve dünyadaki dış temaslarını…

Uğur Dündar- Aktif bir dış politika vizyonu mu uyguluyorsunuz?

Özgür Özel- Mutlaka gerekiyor. Şimdi İlhan Hoca zaten Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve bizim Gölge Kabinemizdeki İlhan Uzgel Dışişleri Bakanımız. Bunun yanında Namık Tan var yani hariciyenin gözbebeği, Washington Büyükelçiliği yapmış, Kudüs Büyükelçiliği yapmış, Tel Aviv Büyükelçiliği yapmış çok önemli bir isim.

Uğur Dündar- Çok değerli bir diplomat.

Özgür Özel- O da grubumuzda. Biz bir tarafta Sayın Uzgel gibi hani hem işin teorisinde, dış politikada hocalık yapan bir isim, bir yandan işin pratiğinden ve hariciye geleneğinden gelen bir deneyim, o ikiliyle müthiş işler yapacağız. Bir yandan da Selin Sayek Böke, Avrupa Konseyi'nde Türkiye'yi temsil ediyordu, onun da katkılarıyla müthiş ilişkiler içinde olacağız. Çok iyiye gidecek diye düşünüyorum ve bu arada gerekli girişimlerde bulunuyorlar. Orada Mısır çünkü çok kilit. Ben mutlaka gitmeyi, Türkiye'den giden insani yardımlara eşlik etmeyi, yerel yönetimlerimizin, büyükşehir belediyelerimizin yollayacağı konvoyla birlikte orada olmayı, Türkiye’nin, dünyanın dikkatini bir kez daha yaşanan mezalime, neredeyse soykırıma dikkat çekmeyi görünür kılmak istiyorum. Orada bana diyorlar ya işte güvenlik müvenlik. Bu kadar büyük bir zulmün yaşandığı bir yerde, oraya dikkat çekmek bütün siyasilerin boynunun borcudur. Keşke Türkiye'de bütün siyasi partinin liderleri birlikte gitsek, Refah sınır kapısına birlikte dayansak. Ben işte cumhurbaşkanı elimi sıktı, sıkmadı Recep Tayyip Erdoğan Anıtkabir’de konuşuluyor. Ben Refah sınır kapısına bütün partilerin Genel Başkanlarını davet etsin, el ele kol kola oradan yürümeye, Filistin'deki yaşanan zulmü bütün dünyanın gözünün önüne sermeye; hazırım, razıyım. Birincisi çok net.

Dün şöyle demiş, ‘Özgür Özel Netanyahu ağzıyla konuşuyor.’ Ya inanamadım. Bakın inanamadım. Ben Netanyahu ağzıyla nasıl konuşabilirim?  Bütün bir grup toplantısı boyunca İsrail'in Filistin'e yaptığı zulmü, 11 binin üzerinde ölümü kınadık. Bunların; çocuk ölümlerinin, kadın ölümlerinin hepimizin içini nasıl dağladığını, bütün insan kayıplarının ne kadar önemli olduğunu söyledim. Ben bugün neyi imzaladım biliyor musunuz? Dünyadaki 130 siyasi parti liderine mektup yazdım ben, dünyadaki siyasi akrabalarımıza. Dedim ki, ülkenizde Filistin'e sahip çıkın. Dedim ki, içinde bulunduğunuz uluslararası örgütlerde savunun. Bunlardan birisi İspanya Başbakanı. Bir tanesi örneğin Almanya'da iktidar, iktidar ortağı. Arjantin'e, Brezilya'ya… Mektupları bütün dünyaya yolladık ve diyorum ki ben Filistin'e İsrail zulmediyor. Bu bir soykırıma vardı. Sivil ölümleri var, bebekler ölüyor ve hep beraber durduralım diyorum. Benim nerem Netanyahu?

Ama şöyle bir şey var. Sayın Erdoğan geçen yerel seçimlerde ‘Sisi'ye mi oy vereceksiniz, Binali'ye mi’ diye soruyordu, Ekrem Bey’i Sisi... Şimdi Sisi ile arayı ısıttı. Şimdi yeni bir şeytan lazım; Netanyahu mu oy vereceksiniz, işte Ekrem'e mi? Netanyahu mu, Özgür’e mi diye bir ikilem. Ya böyle bir şey olmaz, dış politikayı iç politikaya bu kadar alet etmenin hiçbir mantığı yok. Gelsin, kol kola girelim. Bakın o benim elimi zoraki sıkıyor. Kol kola, koluna gireceğim. Bir koluna bizi alsın, bir koluna bir başka partinin Genel Başkanı, benim koluma bir partinin Genel Başkanı, gidelim Refah sınır kapısından içeriye girelim ve Filistin'in haklı davasını savunalım. Bu kadar açık söylüyorum.

Ve bundan sonra Sosyalist Enternasyonal’de partimi ben temsil edeceğim, delege düzeyinde değil. Avrupa Sosyalist Partisi var, Avrupa'daki Sol Sosyal Demokrat Partinin çatı örgütü, orada ülkemi ben temsil edeceğim. Liderler toplantısına, liderler yemeğine ben katılacağım ve bunu Cumhuriyet Halk Partisini bir yere getirmek için değil Türkiye'yi dünyada daha iyi, doğru anlatabilmek için yapacağım. Bir yerde Kuran-ı Kerim yakılıyorsa bu sadece iktidarın sorunu değil, benim de sorunum. O ülkenin sol liderini arayacağım, o ülkenin sol liderine mektup yazacağım; bu bizi incitiyor kardeşim, engel olun diyeceğim. İslamofobi’ye karşı birlikte mücadele edelim diyeceğim. Senin kutsalını da Türkiye'de savunmak bana düşer. Ben de İncil’e, Tevrat'a el uzattırmam diyeceğim. Bu önemli bir şey. Türkiye bir haklı davasını anlatamıyorsa birlikte anlatacağız. Onlar iktidar olarak iktidara anlatacak, ben muhalefet olarak muhalefete. Eğer oranın iktidarı sol bir partideyse ben iktidara anlatacağım. Bu kadar net. Biz burada muhalefet partisiyiz. Dışarıda bu ülkenin menfaatleri... Ha, Tayyip Erdoğan'ın dış politika yanlışının arkasına da dizilmem, yanlış yapıyorsa uyarırım, yanlış yapıyorsa eleştiririm. Tayyip Erdoğan'ın arkasına dizilip de ne dış siyaset yaparım, ne iç siyaset yaparım. Ama yurt dışında Türkiye'nin menfaatini korumayı da Tayyip Erdoğan'a bırakacak değiliz. O da yapacak, biz de yapacağız. Milli takımda Fenerbahçe, Galatasaray var mı? Ben inanamıyorum yani nereye getirdi bu ülkeyi, ben inanamıyorum. Milli takımda top ayağında avantajlı olan pozisyondaki kişi Galatasaraylıysa pas vermeyip auta mı vuruyorsun topu? Bir gol atılacaksa müştereken oynayacağız milli takımda. Bunu bu kadar net görüyorum, bu kadar açık görüyorum.

Uğur Dündar- Peki. Yerel yönetim seçimlerinde eskiye oranla hem seçmeni sandığa götürmek, hem de sandıktan sonuç almak amacıyla farklı bir propaganda yöntemi ve stratejisi uygulayacak mısınız?

Özgür Özel- Biz umudu örgütlüyoruz. AK Parti korkuyu örgütlemeye devam etsin. İşte Sisi’ye mi, Ekrem'e mi oy vereceksin? Sisi'ye mi, Binali'ye mi oy vereceksin? Yani öyle bir şey ki Ekrem İmamoğlu'nu Sisi yapmıştı. Veya Mansur Yavaş gelirse su faturalarını neydi o DHKPC örgütü atacakmış. Mansur Yavaş’la DHKPC olur mu? İstanbul'u kazanırsak İSPARK, PKK'ya verilecekmiş. Bugün İstanbul'da İSPARK’a arabasını park eden herkes Tayyip Erdoğan'ın geçen seçimde attığı bu yalanı ve yaratmaya çalıştığı o korkuyu görsün. Su faturasını pırıl pırıl, gencecik, hangi görüşten olursa olsun gençlerden alan herkes Mansur Yavaş'ın nasıl biri olduğunu ve onu Ankara'da şu anda yüzde 70'lerden bahsediliyor Mansur Yavaş'ın oy oranı için, ondan Ankara'yı mahrum bırakmak için atılan yalanları hatırlasın. Bu kampanya döneminde onlar korkuyu örgütlemeye çalışacaklar, biz umudu örgütleyeceğiz. Ve şu anda bu kurultay salonundan yükselen umut dalgası bütün Türkiye'yi sardı, gençleri sardı. Bunu her gün yükseltmek istiyoruz. Her gün daha iyiye getirmek istiyoruz ve başaracağımıza inanıyorum. Sadece şuna ihtiyaç var. Herkes başaracağına inandığında zaten başarmış oluyoruz biz. Biz Türkiye'de hiç az değiliz. İki kişiden bir tanesinin oy verdiği bir Cumhurbaşkanı adayımız vardı, yüzde 48’le kaybettik. Yanlışlar yapmasaydık kazanacaktık. Şimdi geçmişte yapılan doğruları sürdürüp, hataları terk ederek başarabiliriz. Bunu ilk önce büyükşehirlerde başaracağız, ardından genel seçimlerde başaracağız. Bunu ilk önce 81 ilde daha iyi yerel seçim sonuçları alarak başaracağız, ardından genel seçimlerde başaracağız. Cumhuriyet Halk Partisi bu seçimde her ilçede aday çıkaracak, mümkünse her beldede aday çıkaracak. Yazı yolladım; en iyi adayı bulun, şu tarihe kadar bulmazsanız aday sizsiniz dedim belde başkanları ve ilçe başkanına. Neden? Aday bulamıyorsa ilçe başkanı doğal adaydır, o bayrağı dalgalandırmak. Bir genç var ya. Bakın Uğur Bey, bir genç var televizyonda bu kongreye baktı, mutsuzluğunu bıraktı ve Torosların bir Yörük köyünde belki de CHP'ye çıkacak tek oy var ben o pusulada ona o altı oku göstereceğim, o oyu bastıracağım ona. Şırnak'ta 18 yaşında bir yeni seçmen diyor ki, Özgür Abiye bir şans vermek istiyorum diyor. Ben orada adayı çıkaracağım o beldede, o ilçede belki 7 oy alacağız, 7 arkadaş oy atacaklar bize ama o oyu alacağız onlardan. Bu çok önemli bir şey. Artvin'in Hopa’sının dağ köyünde dahi Cumhuriyet Halk Partisine böyle gönül veren genci yalnız bırakmayacağız. Bunu çok önemsiyorum.

Uğur Dündar- Peki bütün seçimlerde hep sandık güvenliği, sandıklar boş kalmasın dedik. Gereken sözler verildi ama bir türlü sandıkların tamamına hakim olunamadı. Bu sefer olunacak mı?

Özgür Özel- Şimdi geçmişe de çok büyük haksızlık yapmayalım. Şimdi 14 Mayıs'tan sonra bir kurban verildi, Onursal Adıgüzel. Soruyorum şimdi 81 il başkanına, 973 ilçe başkanına. Arkadaşlar 14 Mayıs gecesi Onursal’ın kurduğu sistem çalıştı mı? Vallahi çalıştı Başkan. Onursal Adıgüzel milletvekili olmadı, milletvekili adayı değildi. Onursal Adıgüzel, iktidar olsaydık bu ülkenin Teknoloji Bakanı olacak yetkinlikte birisi. Onursal Adıgüzel, Parti Meclisine aday olmadı. Onursal Adıgüzel, MYK'ya aday olmadı ama öyle bir şey oldu gitti. Sistemimiz dört dörtlük. Sandık başı deyince geçen seçimde şöyle zorluklar vardı. Yine de ben sandıklara çok büyük oranda sahip çıktığımızı gördüm. Süren zorluklardan da bahsederim ama geçen seçimin şu zorluğu vardı. Birçok parti kendi logosundan değil bizden girince sandıkta görevli gösterme hakkını kaybettiler. Ayrıca kapatılma tehdidiyle HDP de bir başka partiden girdiği için onların da görevlisi yoktu sandıkta ve belli coğrafyalarda sadece HDP'nin sandık görevlilerinin olabildiği yerlerde, oralarda, CHP'nin de çok güçsüz olduğu bazı coğrafyalarda sıkıntılar yaşandı. Halen süren sorunlarımız var bazı yerlerde. Onu gidermek için uğraşıyoruz. Ancak yerel seçimde şöyle bir şey var, bu bir avantaj, adayın varsa aday zaten sandığına sahip çıkıyor. Orada aday çıkarabildiysen zaten örgütün güçlü, aday da gidiyor kendi oyuna sahip çıkıyor. Hem aday, hem parti. Yerel seçimde kimse korkmasın öyle sandık güvenliğine ilişkin bir şey yok. 5 sene sonra da, 4 sene sonra, ne zaman seçim olursa o sandık noktasında bugünkü eksiklikleri büyük bir mücadele ruhuyla kapatacak hazırlıkları yapacağız. Ben o konuda çok iddialıyım.

Uğur Dündar- Bu konuda zaten Ekrem Bey'in Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği akşam, ilk seçim sonucunda ekranlardan yaptığı kriz yönetimi ve sandıklara hakimiyeti hakikaten hafızalarımıza son derece örnek bir model olarak yerleşti. Bu eğer her ilde tekrarlanırsa sonuçta dediğiniz gibi boş sandık kalmaz, hem de iyi yönetilir.

Özgür Özel- Kalmaz. Ekrem Bey de hak yemeyi sevmez, ben de sevmem. O gün Ekrem Başkanın yanında Canan Kaftancıoğlu da vardı ve çok önemli o günler. Sonradan siyasetin içinde ayrı düşmeler oldu, hatalar oldu, ooldu, bu oldu ama 2019'da örgütümüzü temsilen ve çok önemli bir emeğin de temsilcisi olarak Canan Hanım da orada vardı. Biz hani şimdi karşı karşıya gelmiş olabiliriz kurultay süreçlerinde falan ama o günün doğrularını söylerken Ekrem Başkan'ın kriz yönetim iradesi ve sandıklara sahip çıkmada Canan Hanımın da çok etkili bir rolü vardı, hakkını yemeyelim. Yani Onursal’ın hakkını yedirmezken Canan Hanıma da haksızlık yapmayım.

Uğur Dündar- Tabii. Peki gülümseten bir soru sormak istiyorum. Herkes merak ediyor. Veli Ağbaba nasıl bir adam?

Özgür Özel- Çok kıymetli bir kardeşimiz. Veli Ağbaba hep böyle şey der. Veli Ağbaba bir dost, bir arkadaş, bir kardeş, bir abi. Ben siyasette bugün Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlığı koltuğunda oturuyorsam buna en çok emeği olan kişi Veli Ağbaba’dır. Yani orada biz böyle bir ikili gibi. Bir de çok fedakardır. Veli Ağbaba aslında bu partinin hamallarından bir tanesi. Çok yük taşır. Organizasyon kabiliyeti çok yüksektir. Bu seçimden sonra fatura kesilenlerden bir tanesi Veli Ağbaba’ydı. Sonra kurultay süreci başladı, biz eski dönem geçmiş dönemde görev yapmış olan arkadaşlarımızın hepsi teker teker dedi ki değişim gerekli. Bizi destekleyenler de, karşı tarafla devam etmek isteyenler de vardı şüphesiz. Bizim taraftaki arkadaşlar Bülent Tezcan'dan başlayarak dediler ki, değişim bizden başlayacak. Tekin Bingöl dedi, değişim benden başlayacak falan. Veli Abi bana da düşer dedi, o da söyledi.

Şöyle bir şey söyleyeyim ilk kez burada anlatıyorum. Biz seçimi kazandık. Kolay da bir seçim değildi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir partinin Genel Başkanını aktif Genel Başkanını delegeler seçimle değiştiriyorlar. CHP'de çok önemli bir şey bu ve çok olgunlukla karşılandı. Sayın Genel Başkan da, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da devir teslimde bunun altını çizdi. Çok önemliydi. Şu salon muhteşem bir salon. Yani Türkiye'nin yüz akı bir salon. O gece saat 4, her şey bitti. Ben il başkanlarını toplayacağım ama sabah 9'a çağrı yaptım. Annemi, babamı bir göreyim dedim, kızımı göreyim dedim. Bizimkiler bir gece önce uygulama otelinde yatmışlar. Bir gün sonra uygulama otelinde de yer yok, Sincan Öğretmenevine babam yer ayırtmış, 43 doğumlu, 80 yaşında, oraya gidecek. Veli Ağbaba bunu görmüş, bağırmış çağırmış, zorla onları böyle bir kendi evine yakın bir otele yönlendirmiş. Ben de onları bir göreyim dedim, bir 10 dakika bir arkadaşımızın ofisinde görüştük yoksa yoldan çevirdik Sincan'a gidiyorlar. Neyse o sırada Veli Ağbaba kayıp. Bağırmış çağırmış, bunlara olmaz öyle şey demiş, Gaffar demiş al Hoca’nın valizlerini, Sincan’a mı gidilir, deli misiniz, falan filan. Veli Ağbaba kayıp. Bizim birlikte yola çıktığımız, son günler 43 İl Başkanı destekliyordu. Ama çok önemli bir zaman 32 İl başkanıyla toplandık ve süreci onlar yönetti zaten. O 32 arkadaş, Veli Ağbabayı çağırmış. Toplanmışlar ve demişler ki bu örgütün başında senin olman lazım. Yarın seni anahtar listeye koyacağız ve sen Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı. Veli Ağbaba demiş ki, o Özgür Özel geçmiş dönemdeki arkadaşlarımız destek veriyor ama görev almayacak dedi, ben kardeşimin lafını yerde bırakmam. Saatlerce direnmiş ve kavga döğüş görev almamış. Şu anda partide herhangi bir görevi olmayan ama benim gönlümde olan, bütün örgütün gönlünde olan birisi. Tabii ben bir yere gidersem organizasyonuma yine katkı sağlıyor falan. Duramaz yani, partinin neferi, öyle birisi.

Ama siz gülelim diyorsanız Veli Ağbaba’yla ilgili neyi anlatmam lazım size? Mesela şöyle bir şeyi anlatmam lazım. Şimdi Veli Ağbaba bir yere gidince böyle Veli Ağbaba’nın etrafına bazen böyle çok güzel kalabalıklar toplanır. Biraz böyle hani akli dengesi yerinde olmayan insanlar onlar kalabalığı sever, Veli Abi onları sever. Onlardan hemen birinin telefonunu alıverir. Ben ne yapıyor diyorum. O bayramda seyranda onları arar, şakalaşır bulduğunu giydirir, yedirir, öyle bir şeyden geliyor. Rahmetli annesi, babası Hüseyin Amca zaten öyle. Bir gün Manisa'da birinin telefonunu almış, sabahın erken saatlerinde benim eczaneden bir telefon, kapının önünde bir arkadaş camları kıracağım diyor, elde taş. Ben verin telefonu ona dedim, verdiler. Aldım telefonu; ya dedim ne yapıyorsun, ismini söylemeyeceğim şey olmasın, dedi ki paramı verin. Dedim ne oldu? Veli Abi dedi, bayramda aradı beni dedi, bana bayram harçlığı yollamış. Ne dedim. Aramış demiş ki, sana bayram açlığı yolladım, Özgür verdi mi? Çocuk demiş vermedi. Eline bir taş al demiş, eczanenin kapısına git, paranı vermezlerse kır camları. Bizim eczaneden parayı istiyor, bizimkiler de öyle her isteyene şey. Dedim ki, kaç para? Dedi ki 200. 200 çok dedim. Kaç olsun dedi. Dedim 50. 100 lira verirsen dedi bırakırım taşı. Ver dedim ablana telefonu. Dedim verin 100 lira. Verdi, attı taşı gitti. Veli Ağbaba bayramda arayıp ben sana para yolladım, vermezse kır taşla diyor. Biz bunu anlatıp gülüyoruz. Veli Ağbaba şöyle bir şey dedi: Özgür Özel, burada komik olan benim delinin telefonunu alıp bayramda arayıp da sana yollamam mı,senin 100 lira için deliyle pazarlığa tutuşman mı? Biraz ben tutumluyumdur Veli Ağbaba’ya göre.

Uğur Dündar- Ben sizi ve Aykut Erdoğdu’yu sık sık konuk ediyorum programımda geçmişte. Yani siyasete atıldığınız günden beri tanıyorum sizi ve iyi de reyting alıyor sizin programlarınız. Bir gün Veli Ağbaba şöyle bir paylaşım yapmıştı: Uğur Dündar, bu akşam Özgür Özel ve Aykut Erdoğdu'nun programına konuk oluyor.

Özgür Özel- Usta duayen gazeteci Uğur Dündar, Aykut Erdoğdu’yla Özgür Özel'in hazırlayıp sunduğu Halk Arenasında.

Uğur Dündar- Evet, evet. Çok teşekkür ediyorum.

Özgür Özel- Ben teşekkür ederim.

Uğur Dündar- Hakikaten bütün sorulara içtenlikle yanıt verdiniz. Başarılar diliyorum, yolunuz açık olsun.

Özgür Özel- Çok teşekkürler. Sizin de bize emeğiniz çok. Çok yeni siyasetçilerken siz bizlere hep inandınız, ekranlara çıkardınız, tanınır görünür olmamıza, sözümüzün kitlelere ulaşmasına katkı sağladınız Halk Arenası döneminden beri. Bugün de benim, seçimden sonra siz aramıştınız, benim iki tane sözüm vardı; birisi yazın ortasında İsmail Küçükkaya'ya ilk programına katılacağım diye söz vermiştim. Sabah kuşağında ona konuk oldum, o geldi Genel Merkezde konuk oldum. CHP Genel Başkanı olarak ilk televizyon programı sözüm de sizeydi. O sözü yerine getirmiş olduk. Bir de Tolga Candaş Işık'a canlı yayında söz vermiştim. O programı da önümüzdeki haftalar içinde gerçekleştireceğiz.

Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun var olun.

Uğur Dündar- Rica ederim, ben teşekkür ederim. Ayrıca gerek moderatör Serap kardeşim, gerekse İsmail Saymaz ve Ersan Şen hocama da hoş görüleri nedeniyle teşekkür ediyorum, bağışlamalarını diliyorum. Onların süresinden aldık çünkü.

Sevgili seyirciler hepinize güzel geceler, mutlu yarınlar. Sevgiyle kalın efendim.


Bu Kategorideki Diğer Haberler

Cumhuriyet Halk Partisi 100 Yaşında
Haber Tarihi: 09.09.2023
CHP Parti Meclisi Açıklaması
Haber Tarihi: 06.06.2023