CHP Lideri Kılıçdaroğlu Ordu'da: "Kul Hakkı Yiyenlerle Hesaplaşacağız"


Okunma Sayısı: 543    |    Haber Tarihi: 10.06.2022

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

"Fındık bu bölgenin stratejik ürünüdür. İktidarımızda göreceksiniz, fındık üreticisi hak ettiği geliri mutlaka alacaktır."

"84 milyon insan, hep beraber bir avuç insana çalışıyoruz. Bütün kaynaklar bir avuç insana gidiyor. Ordulu kardeşlerime söz veriyorum, haksızlığa ve adaletsizliğe tahammül edemeyen bütün kardeşlerime söz veriyorum. Bu haksızlığı ve adaletsizliği çözeceğim, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerin burnundan fitil fitil getireceğim."

"Bu ülkede kadın-erkek eşitliği istiyorum. Bu ülkede kadınların büyük sıkıntı yaşadıklarını biliyorum. Onların da haklarının teslim dilmesi gerektiğine inanıyorum. Ben, helalleşme kavramını da bunun için dile getirdim. Bizim de kusurumuz vardı. Yanlışlardan arınmamız lazım. Helalleşmek kültürünü bu topraklara getirmek lazım. Helalleşmek demek, kul hakkı yiyen kişiyle helalleşmek değil. O ayrı bir şey. Onlarla hesaplaşacağız."

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ordu'da Kanaat Önderleri, Muhtarlar ve STK Temsilcileri Buluşmasına katıldı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Efendim tek tek protokol saymayayım ama sevgili dostlarım diyeyim.

Ordu’yla ilgili ilk öğrendiğim, Van’ın Erciş ilçesinde ilkokula başlarken öğrendiğim türküydü. Öğretmenimiz bize Ordu’nun Dereleri türküsünü öğretmişti. Ordu neresidir bilmiyorduk ama o türküyü biliyorduk. Şimdi Ordu’dayım; Ordu’nun kültürünü de, yaşama tarzını da, kucaklaşmasını da biliyoruz üç aşağı beş yukarı. Burada yaşamıyoruz ama Ordulu arkadaşlarımız, Ordulu kardeşlerimizle hep beraber olduk,  defalarca geldim, toplantılar yaptık, mitingler yaptık. Ama bu toplantı sıradan bir toplantı değil. Bu toplantıya sıradan bir toplantı olarak bakmıyorum. Bu toplantı aynı zamanda oturup beraber bu ülkenin sorunlarını nasıl çözebiliriz toplantısıdır. Ve Türkiye öyle bir noktaya geldi ki değerli dostlarım, değerli arkadaşlarım, değerli kanaat önderleri, değerli sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşlarının saygıdeğer başkanları, saygıdeğer muhtarlar; öyle bir noktaya geldi ki, toplum ayrışmaya ve kutuplaşmaya başladı. Türkiye’yi buradan çıkarmamız lazım. Kutuplaşmadan Türkiye’yi çıkarmamız lazım, ayrışmadan Türkiye’yi çıkarmamız lazım. Öyle bir noktaya getirdiler ki, komşumuzun kimliğini, yaşam tarzını, inancını sorgulamaya başladık. Oysa babalarımız, dedelerimiz ne güzel öğretmişti bize ‘komşu komşunun külüne muhtaçtır’ diye. Neden bu ayrıcalık, neden bu ayrışma? Buradan Türkiye’nin çıkması lazım. Beraber çıkacağız, birlikte çıkacağız. Mücadelenin beraber ve birlikte yapılması lazım. Bu Ordu’da yapılacak ama Hakkari’de de yapılacak, Rize’de de yapılacak. İzmir’de, Bursa’da, Denizli’de, Antalya’da, Mersin’de de yapılacak, Kahramanmaraş’ta da yapılacak, Osmaniye’de de yapılacak. Çankırı’da, Çorum’da, Yozgat’ta da yapılacak. Ayrışma ve kutuplaşma bir topluma huzur getirmez. İnsanlar önünü göremezler. Kutuplaşmayı yaratanlar kendi tabanlarını domine etmek için, orada tutmak için kutuplaşmayı büyüteceklerdir. Buradan kaçınmamız lazım ve aklımızı kullanmamız lazım. Bunu yapmak zorundayız.

Bu girişten sonra kısaca Ordu’ya değineyim. Fındık ve bal deyince aklımıza Ordu geliyor. Dünyada fındık üretiminde bir numarayız. Türkiye’de de Ordu bir numara. Bal üretiminde dünyada ikinciyiz ama bal üretiminde Türkiye’de yine Ordu bir numara. Az önce fındık bahçesine gittiğimde orada bir üretici anlattı, fındığın kullanıldığı dünyadaki sektörün büyüklüğü 150 milyar dolar. Başta çikolata geliyor. 150 milyar dolarlık bir sektöre fındık götürüyoruz, fındık satıyoruz. 150 milyar dolarlık bir sektörden biz fındık üreticileri olarak ne kadar kazanıyoruz? 1,5 – 2 milyar dolar, bilemediniz en fazla 2,5 milyar dolar. 150 milyar dolarlık bir pazardan ve dünyada fındık üretiminde bir numarayken nasıl oluyor da biz 2 – 2,5 milyar dolar kazanıyoruz. Niye 10 milyar dolar kazanmıyoruz, niye 20 milyar dolar kazanmıyoruz? Hadi 100 milyar dolar onların olsun, bari 20 milyar dolar bizim olsun, bütün Karadeniz’in olsun, bütün Türkiye’nin olsun ve biz fındık üretiminde dünyada birinci sıradayken neden ve hangi gerekçelerle biz neredeyse fındık bahçelerini terk eder noktaya geldik. Üretici neden şikayet eder noktaya geldi? Ve biz nasıl oluyor da şimdi fındık bahçelerimizi uluslararası tekellere adeta teslim eder noktaya geldik? Kim yaptı bunu? Asıl soru bu. Bunu kim yaptı? Fındık üreticisi yaptı deseniz doğru değil, tüccar yaptı deseniz doğru değil, buradaki sanayici yaptı deseniz doğru değil. Çünkü üçünü toplasanız topu topu burada 1,5 - 2 - 2,5 milyarlık bir pazar var. Ama öbür tarafta 150 milyar dolarlık bir pazar var. 150 milyar dolarlık bir pazardan neden biz yeteri kadar hak ettiğimiz bedeli alamıyoruz, karşılığı alamıyoruz, sorumlusu kim? Açık ve net, sorumlusu siyaset kurumu başka kimse değil. Fındık üreticisine ne diyebilirsiniz? Çapayı yapıyor, çalışıyor, ilaçlamayı yapıyor, gübre pahalı alıyor, tamam bir sürü sıkıntısı var ama sonuçta bu fındığı alıyor. Satması lazım, devletin ona destek vermesi lazım, hükümetin ona destek vermesi lazım. Fındık çevreyi de kirletmiyor, büyük enerji kullanımına da ihtiyacı yok, emek varsa emek de var, alın teri alın teri de var. Allah’ın verdiği bir nimet. Nasıl oluyor da fındık üreticisi perişan halde veya arzu ettiği geliri alamıyor. Sorumlusu siyaset kurumudur. Eğer siz dünyada bir numaraysanız fiyatı siz belirlersiniz ve bütün dünya ona uyar. Ama siz dünyada bir numara olduğunuz halde başkaları fiyat belirliyor ve siz o fiyata uygun davranıyorsanız orada sorunumuz var demektir.

Cumhuriyeti kuranlar, yani bizim babalarımız, dedelerimiz bütün bu gerçekleri duyarak ve bilerek Toprak Mahsulleri Ofisini kurdular. Neden? Çiftçi hububat eker, ürün eker ama ürünü yerde kalmasın, onu devlet satın alır. Ofislerin üzerinde ne yazardı? ‘Ofis çiftçinin kara gün dostudur’ diye yazardı. 1938’de FİSKOBİRLİK kuruldu fındık üreticilerinin hakkını, hukukunu korumak için. ÇAYKUR kuruldu aynı şekilde, TARİŞ kuruldu aynı şekilde, birlikler kuruldu aynı şekilde. Dolayısıyla, üretenin ve alın teri dökenin zarar ettiği bir düzen zalime hizmet eden düzendir. Bir daha ifade edeyim, üreten ve alın teri döken birisinin kazanmadığı bir düzen zalime hizmet eden düzendir çünkü o alın terini başkaları alıyor demektir.

Olağanüstü güzel bir doğanız var. Başkan da gayet güzel söyledi; yeşil ve mavinin bu kadar birbirine yakıştığı başka bir il… Karadeniz’in hepsinde var ama Ordu’nun özel bir ayrıcalığı var. Kendi sahilinden otobanı geçirmedi, güzel bir şey yaptı, denizle kent arasındaki uyumu sağladı. Güzel bir şey yaptı.

Değerli arkadaşlarım, doğa ve orman alanlarının yüzde 65’i madenciliğe açıldı. Rakamları veriyim size. Tarım alanlarının yüzde 76’sı, orman alanlarının yüzde 70’i, meraların yüzde 64’ü madenciliğe açıldı. Bu da son derece riskli bir uygulamadır.

Fındık konusunda kısaca şöyle ifade edeyim. Sorunları biliyorsunuz sorunlara girmek istemiyorum. Buradan nasıl çıkarız ben size onu anlatacağım. Bir, uzun vadeli ve sağlıklı bir planlama yapmanız lazım. Türkiye’de ne kadar fındık üretiliyor, yıllık geliri nedir, biz bunu kaça satarız; bunun planlamasını yapmamız lazım. Lisanslı depoculuk var; bunun geliştirilmesi lazım, var olan aksaklıkların bir şekliyle giderilmesi lazım. Fındığı katma değeri yüksek ürüne dönüştürmemiz lazım. Eğer oraya dönüştürebilirsek üretici de çok kazanır, Türkiye’deki sanayici de, fındığı işleyen sanayici de çok kazanır. Teşvik ediliyor, 14 yıldır aynı fiyat, yanlış hatırlamıyorsam 170 lira veriyorlar fındığa. 14 yıldır aynı fiyat. Bu teşvik midir Allah aşkına? Teşvik değil. Teşvik edilmesi lazım. Şunu ifade edeyim, Tarım Kanununun 21.maddesi aynen şöyle söyler, ‘her yıl üreticiye milli gelirin en az yüzde 1’i oranında teşvik verilir.’ Milli gelirin yüzde 1’i oranında en az teşvik verilir. Verilebilir değil verilir diyor. Ama 2006’dan bugüne kadar hiçbir zaman yüzde 1 verilmedi. Bu kanun maddesinin uygulanması lazım. Çiftçi kayıt sistemine göre -resmi rakamlar orada var çünkü- 43 ilde yaklaşık 735 bin hektarlık alanda 400 bin fındık üreticisi var. Büyük bir rakam. Binlerce kişi, milyonlarca kişi buradan bir şekliyle geçiniyor. Fındık bahçelerinin parçalanması, miras dolayısıyla bölünmesi ayrı bir sorundur. Özellikle Karadeniz bölgesinde fındık ağaçlarının yaşlanması ayrı bir sorundur. Üretimde yeterli verim alınamıyor ayrı bir sorundur. Bunların tamamının TBMM’de görüşülmesi yönünde karar verildi CHP tarafından, önergeler verildi milletvekillerimiz tarafından. Fakat fındık üreticisinin sorunlarının TBMM’de tartışılmasını kabul etmediler, AK Parti ve MHP reddettiler. Dolayısıyla orada görüşülemedi. Görüşülse de görüşülmese de, Allah nasip ederse iktidarımızda göreceksiniz, fındık bu bölgenin stratejik ürünüdür, fındık üreticisi hak ettiği geliri mutlaka ama mutlaka alacaktır. Adalet mi? Adalet budur.

Fındık taban fiyat ne olmalı? Bu da tartışılır sürekli olarak. Eğer siz 4 doların karşılığında bir fiyatı belirlerseniz ve bunu da her yıl düzenli olarak evet fındık kilosu kardeşim 4 dolardır karşılığı Türk lirası neyse o ödenecektir denmesi lazım. 4 dolar dediğimde bunu çok büyük bir rakam olarak sakın görmeyin. İktidar sahiplerine de seslenmek isterim, 4 dolar demek öyle çok büyük bir paradır diye görmeyin bunu. Sadece alın terinin karşılığı. Mazota zammı, gübreye zammı, ilaca zammı ne olduğunu, fiyatların ne kadar yükseldiğini hepiniz biliyorsunuz. Standart bir rakam belirleyeceksiniz 4 dolar diyorsunuz kilosu kardeşim. Alacaksınız, ihraç edeceksiniz. Adama yurtdışındaki üretici, fındık sanayine 150 milyar dolarlık bir ciroyu yapan sanayiye kaynak aktarıyorsunuz siz kilo başına 4 dolar bile alamıyorsanız o zaman bu bizim ayıbımızdır onların değil. Onlar kazanmak isterler, onlar fındığı bedava da almak isterler ama biz hakkı olanı bir şekliyle teslim etmek zorundayız değerli arkadaşlar.

Şimdi bal üretiminde de burası çok önemli bir kent söylemiştim. Bir numara gene Türkiye’de. Arıcılığın desteklenmesi gerektiğini de defalarca ifade ettim. En son bal üreticilerinin kristal şeker almaları lazım, toz şeker almaları lazım, bunu bile vermiyorlardı. Bir grup toplantısında bunu dile getirdim, birer kilo vereceğiz dediler; ısrar edince, itiraz edince, yanlıştır deyince 4’er kilo vermeye başladılar. Ama bal üreticisinin hakkının da teslim edilmesi lazım, onu da ifade edeyim. Şimdi bunlar güzel bir şekliyle çözülür ama asıl sorunumuz ne? Memleketin yönetimi. Türkiye düşündüğünüzden çok zengin bir ülke değerli arkadaşlarım. Olağanüstü imkanları var. Konya’dan küçük Hollanda’nın yıllık tarım ürünü ihracatı 180 milyar doların üzerinde. Bizim 18 – 20 milyar dolar. Konya’dan küçük bir devlet, 180 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç ediyorsa biz niye ihraç edemiyoruz, biz neden yapamıyoruz. Çiftçimiz var, güneşimiz var, suyumuz var, çalışkan insanımız var, bereketli topraklarımız var, niçin yapamıyoruz? Sorun yine geliyor siyaset kurumunda ve siyaset kurumunun beceriksizliğinde yatıyor. Bunun çözülmesi lazım.

Şimdi bu sistem -2018’de yeni bir sisteme geçtik- bu sistem kimin için çalışıyor? Bunu sorgulamanız lazım. Kimlere çalışıyor, kimlerin lehine, kimlerin aleyhine, kimler kimlere hizmet eder noktaya taşındı, bunun sorgulanması lazım. 84 milyon insan hep beraber bir avuç insana çalışıyoruz. Bütün kaynaklar bir avuç insana gidiyor. Örnek vereceğim, tipik örneklerini vereceğim size; ihale yapıyorsunuz, milyar dolarlık ihale yapıyorsunuz, çağırıyorsunuz arkadaşınızı, dostunuzu, partinize yardım edeni, sana bu milyar dolarlık ihaleyi verdim diyorsunuz. Aslında adrese teslim bir iş yapıyorsunuz. Milyar dolar. Milyar dolarlık iş veriyorsunuz ama adam diyor ki, param yok, git diyor dışarıdan borç al, hazine olarak ben garanti olacağım. Devletin hazinesini de ayrıca ona garanti olarak gösteriyorsunuz. Yani ihaleyi veriyorsunuz, milyar dolarlık ihaleyi veriyorsunuz, parasını bulması için de hazineyi ona teminat olarak gösteriyorsunuz. Başka? Yap diyorsunuz, ayrıca bu işte senin zarar etme şansın sıfır çünkü bir de gelir garantisi veriyorsunuz. Dolar ve avro bazında gelir garantisi veriyorsunuz. ‘Yap-işlet-devret’… Ne demektir bu? Yaparsın, işletirsin bir süre sonra devredersin. Kar-zarar beni ilgilendirmez, ihaleye ona göre gireceksin. Hayır diyor yapacaksın, işleteceksin, asla zarar etmeyeceksin, sana ayrıca gelir garantisi vereceğim diyor ve gelir garantisi de veriyoruz. O rakamların büyüklüğünü de size söyleyeceğim biraz sonra. Yetmiyor diyor ki, ben dolar aldım borç, Amerika’da enflasyon var, Amerika’daki enflasyonu da getirip bu milletin sırtına yıkıyorlar. Efendim avro aldım, avro bölgesindeki enflasyonu da getirip bu milletin sırtına yıkıyorlar. Yani hep beraber gelir garantisi veriyoruz, hazine teminatı veriyoruz, o bölgelerdeki enflasyonu da sanki bizim ülkemizdeki enflasyon yetmiyormuş gibi bir de onu bizim sırtımıza yıkıyorlar. Başka? Olur ya iktidar değişir birisi gelir, bizden hesap sorar diye yetkili mahkeme Türk mahkemeleri olmasın, en iyisi İngiliz mahkemelerini yapalım; ihtilaf halinde sorumluluk İngiliz mahkemelerine veriliyor, bunların hepsi sözleşmelerde var. Ama ben Ordulu kardeşlerime söz veriyorum, Türkiye’de yaşayan, haksızlığa ve adaletsizliğe tahammül edemeyen bütün kardeşlerime söz veriyorum. Bu haksızlığı ve adaletsizliği ben çözmezsem, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerin burnundan fitil fitil getirmezsem ben niye siyaset yapıyorum? Getireceğim. Başka? Başka bir şey daha yapıyorlar. Eğer süre uzarsa, gelir elde ediyor ama gelir düşük oldu, bir kararla, Cumhurbaşkanının bir imzasıyla süre uzatılıyor, garanti süresi de uzatılıyor, gelir süresi de, gelir garantisi de uzatılıyor. Bir örnek vereceğim sadece, bir işte sağlanan gelir garantisinin süresi bir imzayla 2 bin 222 gün uzatılıyor. Bu haksızlığın boyutu nedir? Örnek vereyim size haksızlığın boyutu konusunda. Kamu özel işbirliğiyle hastaneler yapılıyor, güzel. 13 şehir hastanesinin yapım maliyeti 6 milyar 900 milyon lira. 6 milyar 900 milyon liraya mal ediyor 13 tane şehir hastanesini. Verilen gelir garantisi ne kadar? 6 milyara karşı 57 milyar 500 milyon lira. Vallahi helal-haram onu bilmem, ona kararı siz vereceksiniz. Bu soyguna beraber dur diyeceğiz. 6 milyara mal etmişsin, 57 milyar dolar garanti veriyorsun. Kim veriyor bu parayı? Hepimiz ödüyoruz, yeni doğan çocuktan başlayarak en yaşlımıza kadar. Ekmek yiyen, su içen, elektrik düğmesine basan, musluğu açan herkes bu vergiyi ödüyor. 6 milyar dolara karşı 57 milyar dolarlık avantaj sağlıyoruz. Bu sadece kamu özel işbirliğinde mi? Hayır. Bir de şeyden örnek vereyim size, 8 karayolu yine yap-işlet-devret ile 8 karayolunun toplam maliyet 22 milyar 215 milyon 713 bin 989 dolar. Yani kısacası 22 milyar dolara 8 karayolunu yapıyorlar. Verilen gelir garantisi, 59 milyar 747 milyon 817 bin 122 dolar. 22 milyara karşı 59 milyar liralık gelir garantisi veriyorlar.

Şimdi her biriniz yarın sandığa gideceksiniz ve oy kullanacaksınız. Bu haksızlık devam etsin diyorsanız iktidar sahiplerine oy vermeye devam edin. Bu haksızlıktır, bu tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemektir, dolayısıyla bu haksızlığa ve adaletsizliğe karşı hepimizin dik ve onurlu durması gerekiyor diyorsanız tek yol var, bize katılacaksınız. Sanayici kazansın, tüccar kazansın, esnaf kazansın, herkes kazansın; ama herkes hak ettiği kadar kazansın, hak edilmeyen bir geliri alıp da 84 milyon insanı bir avuç kişiye çalışır hale getirmek adalet midir Allah aşkına yoksa zulüm müdür? Zulümse zulmü durduracak olan biziz. Beraber durduracağız bunu, başka çaresi yok bunun.

Değerli arkadaşlarım, başka bir örnek daha vereyim. Diyelim ki, milyonluk daire alacaksınız, gidiyorsunuz bankadan kredi alıyorsunuz yüzde 11 yıllık faiz. Daire alırsan yüzde 11 milyonluk daire ama tüketici kredisi alırsanız yüzde 27. Milyonluk daireyi almanız için ayda -tam rakamı vereyim size değerli arkadaşlarım- 27 bin 200 lira taksit ödemeniz lazım. 27 bin 200 lira taksitle milyonluk bir daire alıyorsunuz, yüzde 11 faizle. Ama tüketici kredisi alırsanız yüzde 27 faizle. Bu adalet midir? Her bir vatandaşımızın, her bir kardeşimizin kendi vicdanında bunun muhasebesini yapması lazım, bu teraziyi tutması lazım. Bu dengesiz terazi Türkiye’yi bir yere götürmez. Bugün kur korumalı mevduat diyorlar değil mi? Şikayet ediyorlar, vay efendim vatandaş niye bankada dolar tutuyor? Kardeşim devleti yöneten kişi olarak sen kendi vatandaşından dolarla borçlanıyorsun. Türk lirasını erittin, pula döndürdün. En rahatsız olduğum da bunları yapanların milliyetçi geçinmesi. Siz kim, milliyetçilik kim? Milliyetçilik kendi parasını, kendi halkını, kendi insanını savunan insan demektir. Kendi bayrağını, kendi vatanını savunan insan demektir. Benim bildiğim milliyetçilik budur. Milliyetçilik edebiyatı yapıp gidip de birilerinin kapılarında dilenen adam olur mu Allah aşkına? Bana söyler misiniz siz; bir Güney Koreli, bir Japon, bir Kanadalı, bir Amerikalı, bir Fransız, bir Alman Başbakanı, Cumhurbaşkanı gidecek de memleket memleket dolaşacak, bize para verin diyecek. Bu ülke Milli Kurtuluş Savaşını verdi kardeşim. Osmanlı’nın dünya kadar borcunu ödedi, bu ülkeyi fabrikalarla donattı, demiryollarıyla donattı. Kimseye el avuç açmadı. Yumurta satarak şeker fabrikaları kurdular. 11 şeker fabrikasını 10 milyar dolara sattılar. Sadece Mayıs ayı içinde ödenen faiz 19 milyar lira. Memleketi tefecilere teslim ettiler. Fındık üreticisi şikayet ediyor. Ediyor da esnaf da şikayet ediyor, sanayici de şikayet ediyor, önümü göremiyorum diyor. Gidin taksi şoförüne o da şikayet ediyor, otobüs şoförü o da şikayet ediyor, emekliye gidin o da şikayet ediyor. Şikayet etmeyen kim? 84 milyonu sömüren ve sarayda yaşayanlar. Bir elleri yağda, bir elleri balda. Ülkeyi yönetemiyorlar. Yönetme kapasiteleri yok.

Değerli arkadaşlarım, devlet liyakatle yönetilir, devlet ahlakla yönetilir, devlet bilgiyle yönetilir, devlet birikimle yönetilir. Liyakat nedir biliyor musunuz? Bir örnek vereceğim. Devlette liyakat nedir? Devlette memur olmanız için KPSS sınavına gireceksiniz, sınavı kazanacaksınız, memur olarak atanacaksınız, belli bir süre stajınız olacak, sonra şef olmak için 7-8 yıl memuriyet yapacaksınız, şeflik sınavına gireceksiniz en düşük kademe şef olacaksınız. Bakan olmak için iki şeye ihtiyaç var; ilkokul diploması, savcılıktan iyi hal kağıdı o kadar. O yüzden siyasetle devlet yönetimi ayrıdır. Partiler devleti yönetmek üzere gelirler devlet olmak için değil. Yetkiyi halktan alırlar. Biz niye diyoruz devlette liyakat olsun diye. Liyakat olmazsa adalet olmaz. İşi ehline teslim edin. İnancımız da böyle söylüyor. Ne oldu bizim inancımıza, neden inançlarımızı köreltmeye çalışıyorlar? İşi ehline vermek varken neden işi ehline vermiyorlar? Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, güreşçinin banka yönetiminde ne işi var Allah aşkına? Güreşçinin hayır ne işi var? Başımın üstünde yeri var güreşçinin anma banka yönetiminde ne işi var? Arkeoloğun Merkez Bankasında ne işi var Allah aşkına, arkeoloğun? Tarih, eser araştırıyorsa başımın üstüne. Güreşçi güreşini yapıp memlekete altın madalya getiriyorsa başımın üstüne. ‘Taş yerinde ağırdır’ diye güzel bir lafımız var arkadaşlar. Niye taş yerinde ağırdır? O işi en iyi bilen insanı getirirseniz memleket bu halden kurtulur. Hele bir kişi çıkıp da her şeyi ben biliyorum derse bilin ki o adam hiçbir şey bilmez.

Liyakatin olmadığı bir yerde devlet yıpranır ve devlet çürümeye başlar. Ben bürokratlara niye çağrı yaptım sevgili Ordulu kardeşlerim? Yanlışın altına imza atmayın diye söyledim. Bana kızıyorlar neden bürokratları tehdit ediyorsun diye. Tehdit etmiyorum, yasalara uyun diyorum, kanuna uyun diyorum, adalete uyun diyorum, yanlışa uymayın diyorum. Yanlış yaparsanız yarın bunların hepsi gider ama sen orada kalırsın. Sen hesap vermek zorunda kalırsın. Devletin temeli adalettir, devlet adaletle yönetilir.

Baskı kuruyorlar Kılıçdaroğlu neden doğruları söylüyor diye. Tazminat davaları açıyorlar, sanıyorlar ki ben bunlardan çekineceğim, korkacağım. Sizin feriştahınız gelse asla korkmayız. Rahmetli babamın bir nasihati vardır ‘Oğlum sen doğru dur eğri belasını bulur’ diye. Biz doğru duracağız. Doğru durduğunuz andan itibaren, haksızlık yapmadığınız andan itibaren bu memlekete rahat 6 ayda nefes aldırırız, 6 ayda. 6 ay;  öyle uzun değil, 6 ayda. Efendim soruyorlar nasıl kurtulacağız bu işten? Niye kurtulmayalım arkadaşlar? Her şeyimiz var. Birikimli insanlar bir köşeye atılmış; doktorasını yapmış, yurtdışında eğitimini almış, devleti bilen, tanıyan o kadar nitelikli insanlar var ki, her birisi bir köşeye atılmış. Fiyat istikrarı diyoruz değil mi? Fiyat istikrarından kim sorumlu? TBMM bir kanun çıkardı, Merkez Bankası Kanunu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu. 4. madde der ki, ‘Merkez Bankasının temel görevi Türkiye’de fiyat istikrarını sağlamaktır.’ Merkez Bankası Başkanı ne yapıyor? Fiyat istikrarını mı sağlıyor? Faizi efendim yükseltmeyeceğiz, faizi düşüreceğiz. Tam tersi, az önce söyledim size. Beylerin ne yaptığını biz çok iyi biliyoruz. Birisi diyorsa ki fiyatlar düşecek, bilin ki zam geliyor. Enflasyon inecek derse, bilin ki yükseliyor. Faiz düşecek derse, bilin ki artacak. Dolar düşecek derse, bilin ki yükselecek. Avro düşecek derse, bilin ki yükselecek. Çünkü yönetemiyorlar. Yönetmeleri için devlette liyakati sağlamaları lazım.

Başka bir şey daha, siyaset kurumu halkına hesap vermek zorundadır. Kendi milletine, milletinin ödediği vergileri nereye harcadığının hesabını veremeyen bir siyasi iktidar malı götürüyordur arkadaşlar. Temiz bir siyaset, harcadığı her paranın hesabını millete verir değil mi? Para kimin parası? Milletin parası. Hesabını vermem diyor. Ya arkadaş köprüyü kaça yaptın diyoruz, gizli diyor. Niye gizli, parayı ben ödüyorum, niye gizli?

Başka bir şey daha. Bu da benim içimi yakan olaylardan birisidir. Allah aşkına Sevgili Ordulular, Allah aşkına rüşvet alan adamdan büyükelçi olur mu? Rüşvet yiyen adamdan büyükelçi olur mu? Nedir büyükelçi? Türkiye Cumhuriyeti Devletinde 3 kişi arabasında Türk bayrağı taşır; Cumhurbaşkanı, Vali ve Büyükelçi. Çünkü bunlar hem devleti, hem hükümeti temsil ederler. Dolayısıyla üç yere yapılacak atama son derece değerlidir. Bayrak taşıyor çünkü bayrağımızı taşıyor. Büyükelçi atıyorsunuz, bir değil birden fazla rüşvet almış, yüzde yüz kanıtlanmış, yüzde yüz belli, gönderiyorsunuz yabancı ülkeye, yabancı ülke de biliyor bunun rüşvetçi olduğunu. Türkiye’nin itibarı sarsılmaz mı? Ülkücü, milliyetçi olarak kendisini tanımlayan kardeşlerime de sesleniyorum; eğer ülkücülükse, eğer milliyetçilikse, ben rüşvet alan birisinin kendi arabasında Türk bayrağı taşımasını asla kabul edemem, o ayrı bir şeydir.

Toparlanmamız lazım, beraber ve birlik olmamız lazım. Çok sorunumuz var ama bütün bu sorunlar çözülebilir. Müthiş bir dinamik yapımız var. İş insanlarımız gerçekten son derece dinamik. Her koşulda üretebilen, her koşulda çalışabilen, her koşulda ülkesine döviz getirmek için çalışan çok dinamik bir yapımız var. Önlerindeki tek engel siyaset kurumu. Bunun değişmesi lazım, bunun düzelmesi lazım, bunun ahlaklı bir yapıya oturması lazım.  

Altılı masayla ilgili de şunu söyleyeyim. Her bir vatandaş o masaya baktığında kendi temsilcisini orada görüyor, her bir vatandaş, kim olursa olsun; muhafazakârı da kendi temsilcisini görüyor, liberali de kendi temsilcisini görüyor, sağcısı-solcusu da kendi temsilcisini görüyor. Bizi birleştiren, bir araya getiren, bu ülkenin içinde bulunduğu durumdur. Buradan Türkiye’nin çekip çıkarılması lazım. Her birimizin sorumluluğu var. Ve her birimiz sorumluluğumuzun bilincinde hareket etmek zorundayız.

Sevgili Ordulular, plansız hiçbir şey olmaz bunu en iyi siz bilirsiniz. Fındık üreticisi de planını yapar, bakkal da planını yapar, manav da planını yapar, balıkçı da planını yapar. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Devlet Planlama Teşkilatını kapattılar. Plansız bir ülke olur mu Allah aşkına, plansız bir devlet olur mu? Plan ne demektir? Geleceği hesaplamak demektir. Var olan kaynakları en iyi nerelere harcayabiliriz, önceliklerimiz ne olmalıdır? Planlama budur. En yetkin kişiler planlama kurulunda çalışırlar. Devleti çökerttiler ve çıkarmak zorundayız buradan, kimsenin endişesi olmasın.

Muhtar kardeşlerim burada, muhtar kardeşlerime de kısaca şöyle ifade edeyim… Yetkilerinizi de artıracağız. Belediyelerde toplantı olursa belediye meclislerinde, belediye meclislerindeki toplantılara katılacaksınız, mahallenizle ilgili karar alınırken söz sahibi olacaksınız, mahallesinde karar alınmış muhtarın haberi yok. Sosyal yardımlar... Sosyal yardımların kime yapılacağını en iyi bilen mahallenin muhtarıdır, köyün muhtarıdır, en iyi bilen odur, kim fakirdir, kim zengindir. Dolayısıyla muhtar, sosyal yardımları da ilgili yerlere, ilgili kişilere, ihtiyaç sahibi kişilere; en doğru, en objektif ulaştıracak kişidir. Bir muhtarlık kanununuz yok sizin. Bakın sayayım, 382 kanunda 354 maddede muhtar adı geçer. Ne siz bilirsiniz, ne ben bilirim. Tek bir muhtarlık kanunu ve Türkiye Muhtarlar Birliğinin olması lazım. Muhtarlığın bir bütçesinin olması lazım. Yardımcı eleman muhtarlara verilmesi lazım. Özellikle büyük yerlerde icra dosyaları geliyor. Bütçe derken bazen şunu söylüyorlar, efendim muhtarın da bütçesi olur mu? Niye olmasın. Ordu’da emlak vergisi ödeniyor değil mi? Evet. Emlak vergisi ödeyen belediye başkanını seçiyor mu? Evet. Emlak vergisini ödeyen vatandaş muhtarı da seçiyor mu? Evet. Emlak vergisinden yüzde 1 pay muhtara verilse ne olur, kıyamet mi kopar? Yo. İcra evrakları geliyor tonla, çuval çuval geliyor muhtarlara, biliyorum ben bunu. PTT memuru onu dağıtırken para alıyor değil mi? Siz dağıtırken size 5 kuruş bile vermiyorlar. Niye vermiyorlar? Anayasada der ki, ‘angarya yasaktır.’ Angarya, bedavacılık yasaktır der anayasa. Ama size bedava iş yaptırıyorlar. Dolayısıyla biz muhtarlık kurumunu güçlü hale getireceğiz. Bu muhtarları çok sevdiğimiz için değil, muhtarlar başımızın üstünde yeri var, ama muhtarlar güçlenirse Türkiye’de demokrasi güçlenir. Demokrasinin güçlü olması için muhtarlığın güçlü olması lazım. Bakın, bu topraklarda ilk seçim bir milletvekili seçimi değil, bir başbakan seçimi değil, bir bakan seçimi değil; ilk seçim, 1833 yılında, Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde yapılan bir muhtarlık seçimidir. O nedenle muhtarlar demokrasinin temel taşıdır diyoruz. Muhtarlık kurumunun güçlü olması lazım diyoruz. Efendim bir şey daha ifade edeyim; muhtarlık kurumunu, kanun bir kamu kurumu olarak tanımlamamış. Siz bir kamu kurumu değilsiniz. Kamu kurumu olarak tanımlanması lazım, bir kurum olarak görülmesi lazım. Kamu kurumu olarak tanımlanmadığınız için bir belediye muhtarlarla ortak proje geliştiremez. Bu konuda bir kanun teklifi hazırladık, bütün muhtar kuruluşlarına gönderdik, onların görüşleri geldi, kanun teklifini meclise verdik ama her zaman olduğu gibi AK Parti ve MHP grupları bunu reddettiler. Ama sözüm söz, bu kanunu çıkaracağız, muhtarlık kurumunu güçlü hale getireceğiz, demokrasiyi güçlü hale getireceğiz.

Efendim şimdi buraya oturacağım, ikinci bölümde, bana soru sorun. Şu soruyu sorarsam Genel Başkan üzülür mü? Asla üzülmem. Efendim bu soruyu sorarsam acaba ayıp mı olur? Hiç ayıp olmaz. Siz soracaksınız, ben büyük bir samimiyetle cevap vereceğim. Öyle topu çevirmek yok. Ben eski klasik siyasetçi değilim. Neye inanıyorsam onu gayet açık ve net ifade ediyorum. Sizi tatmin eder etmez benim verdiğim cevap ama benim görüşümü bilmenizi isterim.

Ben ayrımcılığa karşıyım, ben bu ülkenin büyümesini istiyorum, bu ülkenin gelişmesini istiyorum, bu ülkede kadın-erkek eşitliği istiyorum. Kadınların büyük sıkıntı yaşadıklarını biliyorum. Onların da haklarının teslim edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ve ben helalleşme kavramını da bunun için dillendirdim. Artık ayrışmayalım, artık bölünmeyelim. Bizim de kusurumuz vardı, bizim de yanlışlarımız vardı. Yanlışlardan arınmamız lazım, yanlışlar yaptıysak, birisine zarar verdiysek oturup onunla helalleşmemiz lazım. Ve helalleşme kültürünü de bu topraklara getirmemiz lazım. Helalleşmek demek, kul hakkı yiyen kişiyle helalleşmek değil, o ayrı bir şey, onlarla hesaplaşacağız, o ayrı bir şey. Yüce yaradan ne diyor? ‘Her türlü günahla gel ama kul hakkıyla huzuruma gelme’ diyor. Kul hakkı ayrı. Kim kul hakkı yediyse onlarla hesaplaşacağız. Ama onun dışında gücü elinde bulunduran kişi eğer birilerine haksızlık yapmışsa, birilerinin hakkını, hukukunu ihmal etmişse, birisine sıkıntı yaratmışsa onlarla bizim helalleşmemiz lazım.

Soruları soracaksınız, ben de büyük bir samimiyetle cevap vereceğim. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Hepiniz sağ olun, var olun diyorum.


Bu Kategorideki Diğer Haberler