Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Niğde'de Düzenlenen CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 1035    |    Haber Tarihi: 23.08.2022

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Her şeyi dışarıdan getiriyoruz. Tarımı stratejik sektör olmaktan çıkardıkları için Türkiye tarımda dışa bağımlı ülkelerden birisi haline geldi. Mercimek, et, hayvan, nohut, yem, saman dışarıdan. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Bunlar çıkaramazlar. Çünkü bunlar alın terinden, üretenden yana değiller. Bunlar beşli çeteden yanalar. Kaynakların tamamını beşli çeteye veriyorlar. Bay Kemal ne yapacak? Beşli çetelerden tamamını alacağım, bu ülkeye, bu millete vereceğim. Göreceksiniz" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Niğde Kültür Merkezi'nde düzenlenen CHP Grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Efendim salonumuz dar. Aslında Niğde için çok daha güzel, görkemli, atmosferi iyi olan güzel bir salona ihtiyaç var. İnşallah o bize nasip olur ve buraya güzel bir salon yaparız.

Bir kenti kent yapan, o kentte, o ilde, o ilçede yaşayanların ortak alanlarını büyütmektir. Parklar bunlardan birisidir, toplantı salonları bunlardan birisidir. Dolayısıyla toplantı salonları sadece siyaset için değil, toplantı salonları aynı zamanda düşünürlerin, yazarların, çizerlerin gelip konuştuğu, çiftçilerin, emeklilerin, işçilerin gelip konuştuğu, haklarını talep ettikleri mekanlardır aynı zamanda. Dolayısıyla toplantı salonları bizim hayatımızda önemlidir. Burada küçük bir salonda çok kalabalık bir ortamdayız. O nedenle olabildiğince kısa ve öz konuşmaya çalışacağım. Bu nedenle beni anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum.

Bir, Niğde... Özgür Başkanımız konuşmasını açarken Niğde'nin ne kadar önemli olduğunu, tarım açısından ne kadar önemli olduğunu ifade etti. Evet, doğrudur. Bakıldığı zaman, Niğde'nin tarımına bakıldığı zaman kuru fasulye üretiminde Niğde 1'inci sırada, patates üretiminde 2'nci sırada, elma üretiminde 2'nci sırada, lahana üretiminde 2'nci sırada, kiraz üretiminde 10'uncu sırada, domates üretiminde 13'üncü sırada. Dolayısıyla Niğde tarım açısından son derece değerli ve önemli bir kentimiz. Ama bugüne kadar Niğdelilere siyaset kurumunun, yani yönetenlerin, yani devleti yönetenlerin, yani iktidarda olanların verdikleri sözleri tutmadığını da biliyoruz.

Örneğin dediler ki, "Niğde'ye havaalanı yapacağız." Kaç yıldır? 20 yıldır söylüyorlar, tek çivi bile çakılmadı. Dediler ki, "lojistik yükleme merkezi yapacağız; Anadolu'nun kalbidir burası, burada bunu yapacağız." Ne zaman dediler? 20 yıldır söylediler, yapmadılar. "Yüksek Hızlı Tren buradan geçecek" dediler, her seçimde vaatte bulundular ve aradan geçtiği 20 yıl, bu da yapılmadı. Efendim, "enerji ihtisas alanı olacak burası" dediler, bu da olmadı. "Teknoloji üssü" dediler, bu da olmadı. "10 bin kişilik stat yapacağız "dediler, sayıyı 10 binden 7 bine düşürdüler, stadın da çivisi dahi çıkıp çakılmadı. Siz önce doğru dürüst Niğde'ye yakışan bir konferans salonu yapın, 1000 kişilik, 1500 kişilik konferans salonu yapın.

Bir şey daha ifade edeyim: Bunların tamamını biz biliyoruz. Bunların tamamını Allah nasip ederse iktidar olduğumuzda göreceksiniz, Niğde'ye de neler yapılıyor, Kayseri'ye de neler yapıyor, Nevşehir'e de neler yapılıyor. Anadolu'nun içini boşalttılar, her şeyi büyük metropollere taşıdılar. Buradaki fakir fukara, üniversiteyi bitiren gencecik pırlanta gibi evlatlarımız büyük şehirlerin varoşlarında iş arıyorlar "acaba iş bulabilir miyiz" diye. Burada fabrika yapılamaz mı? Yapılabilir, doğru. Hızlı tren gelemez mi? Gelebilir. Bakın burası Mersin'e çok yakın. Eğer güçlü bir demiryolu ağı olursa, buradaki fabrikadan oraya ürünleri taşıyabilirsiniz, dünyanın her tarafına ihracat yapabilirsiniz. Bunların tamamını ama tamamını ve çok daha güzel şeyleri inşallah biz yapacağız, göreceksiniz.

Neden? Arkadaşlar slogan atarsanız bu işi uzayacak galiba. Dolayısıyla bölge için tarım önemli, tarım da Türkiye için önemli; sadece kendi ülkemiz için değil, aynı zamanda Ortadoğu ve bütün komşularımız için de önemli. Buranın, yani Türkiye'nin tarımda bir üretim üssü haline gelmesi lazım. Şu anda tarımın stratejik sektör olduğunu henüz kavramış değiller. Bütün dünya tarımın stratejik sektör olduğunu biliyor. Çünkü her birimiz yemek yemek zorundayız, beslenmek zorundayız yaşımız ne olursa olsun. O zaman tarım stratejik sektördür. Çiftçi üretmezse, hepimiz aç kalırız.

Şimdi ne yaptılar? Her şeyi dışarıdan getiriyoruz. Tarımı stratejik sektör olmaktan çıkardıkları için, Türkiye tarımda dışa bağımlı ülkelerden birisi haline geldi. Mercimek dışarıdan, et dışarıdan, hayvan dışardan, nohut dışardan, yem dışardan, saman dışardan... Aklınıza ne gelirse her şey dışardan gelmeye başladı ve Türkiye'nin buradan çıkması lazım.

Bunlar çıkaramazlar. Niçin bunlar çıkaramazlar? Bunu neden bu kadar açık ve bu kadar net söylüyorum? Çünkü bunlar alın terinden yana değiller, bunlar üretenden yana değiller. Bunlar 5'li çeteden yanalar, kaynakların tamamını 5'li çetelere veriyorlar.

Peki, bir soru: Bay Kemal ne yapacak? 5'li çetelerden tamamını alacağım, bu ülkeye, bu millete tamamını vereceğiz. Göreceksiniz, göreceksiniz... Kul hakkı yiyenlerle asla asla helalleşmeyeceğiz. Kul hakkı yiyenlerle helalleşmeyeceğiz, öyle bir şey yok. Yüce Yaradan'ın huzuruna bile kul hakkı ile kimse çıkamaz çıkmamalı. O nedenle biz sevgide, barışta, dostlukta kalbimizi kırdıysa, bu çerçevede oturacağız, kucaklaşacağız, çalışacağız, birbirimize “merhaba” diyeceğiz. Farklı bile olsak, farklı düşüncelerde bile olsak sevgiyi, saygıyı ihmal etmeyeceğiz. Ama bunların dediği gibi ya da bunların yaptığı gibi paraları alıp, bir avuç rantiyeye teslim etmeyeceğiz, vermeyeceğiz. Bunu herkesin bilmesini isterim.

Mesela diyorlar ki: "Tarım Kredi Kooperatiflerinde fiyatları düşürdük." Hayır, hayır yani onlar diyorlar. İtiraz ettiğinizi biliyorum. Onlar diyorlar ki, "Tarım Kredi Kooperatiflerinde fiyatları düşürdük." Kardeşim, düşüreceksen Tarım Kredi Kooperatifi'nin bir fabrikası var. Gübre fabrikası var, fiyatları düşür, fiyatları düşür, çiftçi ucuz gübre alsın. Ona gelince yok, ona gelince yok... Niye? Çiftçiye verecekler, pahalı gübreyi verecekler. Bakın bu gübre dolayısıyla Rekabet Kurumu bir karar aldı. Gazeteci arkadaşlar özellikle dinlesinler. Rekabet Kurumu bir karar aldı, gübre fabrikaları arasındaki işbirliğini, fiyatları yüksek tutma konusundaki işbirliği konusunda bir karar aldı ve bunlara çok ağır cezalar yazdı. Bunların içinde GÜBRETAŞ da var, yani Tarım Kredi Kooperatifi'nin kuruluşu olan GÜBRETAŞ da var. Şimdi bu 6 gübre fabrikası bir araya gelip, ortak hareket ediyorlar, çiftçiye pahalı gübre satıyorlar. O dönem GÜBRETAŞ'ın yöneticileri kimdi? O yöneticiler şimdi nerelerdeler? Gazeteci arkadaşlarım araştırsınlar. Öyle lafa gelip de "efendim fiyatları düşüreceğiz, gübre fiyatını düşüneceğiz..." Bunların hepsi hikaye, bunların hepsi hikaye. Bakın çok açık, çok net söylüyorum: Tam tersine çiftçi üretmesin diye çaba harcıyorlar. Çiftçi üretmesini diye çaba harcıyorlar ki, 5'i çete daha iyi yararlansın. 5'i çete dışarıdan mal da getirecek, ithalat da yapacak. Onlar samanı getirecekler, onlar yemi getirecek, her şeyi onlar getirecekler. Yine onlar kazanacaklar, kaybeden yine çiftçimiz olacak.

Tabii Niğde'de pek çok sorun var, Türkiye'nin her tarafında sorun var, Artvin Yusufeli'nde de sorun var. Bakın buradan Yusufeli'ne, Artvin'e de selam gönderelim. Diyelim ki; Niğdeli kardeşler Artvinli kardeşlere, Yusufelili kardeşlere selam gönderdiler diyelim. Yusufeli'nde kent yukarıya taşınacak bir afet dolayısıyla. Doğru, kenti yukarıya taşıyalım. Bir şehri nasıl yukarı taşırsınız? Binalarını yaparsınız, okulunu yaparsınız, yollarını yaparsınız. Derseniz ki vatandaşa: Yolu yaptım, okulu yaptım, hastaneyi yaptım. Biz sosyal devletiz, bakın her şeyi yaptık, buyurun buraya taşının. Bunlar bitmeden mecbur tutuyorlar, taşıyacaksınız. Şu anda Yusufeli'nde bütün işyerleri kapalı, halk protesto ediyor. Bütün iş yerleri ve onlara şu çağrıyı yapalım Niğde'den. Diyelim ki, kim hak, hukuk ve adalet talebinde bulunuyorsa, en başta Niğdeliler onların yanındadır. Hak, hukuk ve adalet...

Şimdi 5'li çete derken, Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşiyor, bunun da çoğu kişi farkında değil. Cumhuriyet tarihinde gerçekleşen ilk şudur: Geniş kitlelerden, yani milyonlardan gelir, yukardaki bir avuç kişiye transfer ediliyor. Her birimiz, yeni doğmuş çocuk dahil her birimiz yükselen fiyatlarla, artan fiyatlarla, yaşadığımız enflasyonla bir avuç üst gelir grubuna milyonları, milyarları aktarıyoruz. Nasıl mı oluyor? Tek bir örnek vereceğim, kur korumalı mevduat.

Kur korumalı mevduat: Bu mevduat sahipleri; bir, parayı getirip yatırıyorlar, dolar garantisi var. İki; faiz garantisi var, "sana faiz vereceğim" diyor. Üç; "senden hiç vergi almayacağım" diyor. Dört; "sana bir de ayrıca ucuz kredi vereceğim" diyor, "sen git yeniden dolar al, yeniden getir, buraya yatır" diyor. Peki, buradan milletin sırtına 6 ayda yüklenen para ne kadar? Rakamı vereyim; 60 milyar 500 milyon lira 5 ayda. 5 ayda taş atıp kolu yorulmadan, bir tek alın teri damlası damlatmadan 60 milyar 500 milyon lira para veriyorsunuz. Bakmayın öyle "faizi düşürdük" falan filan. Kimin faizi düştü Allah aşkına? Gidin Niğdeli esnafa sorun, gitsin bir bankaya kredi alsın bakayım; faiz düştü mü, düşmedi mi? Çiftçiye sorun bakayım gittiğinde; faiz düştü mü, düşmedi mi? Birilerine faiz düştü diyorlar, bankaların faizi düştü. Yani bankalar Merkez Bankası'ndan para alırken faiz düşüyor, o düşük faizli krediyi alıyorlar, onu üstüne ek faizler koyup millete satıyorlar; bankaların kârı yüzde 400.

Şimdi Niğdeli esnafa, Niğdeli çiftçiye, Niğdeli sanayiciye, Niğdeli taksi şoförüne, Niğdeli bütün kardeşlerime sormak isterim: Allah aşkına siz yüzde 400 kâr elde ettiniz mi? Yüzde 400, yüzde 400 kâr sağladılar... Hangi politikalarla? Bunların uyguladığı politikalarla. Bütün bunların tamamını masaya yatıracağız ve değerlendireceğiz.

Çiftçi dedim... Sizin çalışkan bir milletvekiliniz var, Ömer Fethi Gürer. Evet, Ömer Fethi Gürer'in fotoğrafını lüks otellerde göremezsiniz, plajlarda göremezsiniz, eğlence merkezlerinde göremezsiniz. Ömer Fethi Gürer'in fotoğrafını tarlada görürsünüz, esnafın yanında görürsünüz. Doğru mu? Doğru. Şimdi bize bir tane Ömer Fethi Gürer yetmiyor. Çünkü Ömer Fethi Gürer'i aynı zamanda Türkiye'nin başka illerine de gönderiyoruz. Sizden, Niğde'den daha fazla Ömer Fethi Gürer istiyoruz. Sayıyı artırın, daha fazla milletvekili istiyoruz. Ömer Fethi Gürer gibi çalışan daha fazla milletvekili olması demek, parlamentoda güçlü olmamız demektir, çiftçinin sesi daha çok çıkacak demektir. Kadınların mağduriyetleri var, onların giderilmesi gerekir demektir.

Aile Destekleri Sigortası... Kadın kardeşlerim burada; hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Size bir sözüm var, bir sözüm var, bütün kadınlara bir sözüm var. Bu coğrafyada, yani Türkiye sathında hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, hiçbir çocuk. Bütün çocukları anneleri sevgiyle ve karınlarını doyuran yatıracaklardır. Biz bunun için bunların 20 yıldır "yardım yapıyorum, şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum" dediklerini bir tarafa atıyoruz, Aile Destekleri Sigortasını getireceğiz. Kadın, işçi gibi, memur gibi, emekli gibi gidecek, fakir kadın yoksul ailede gidecek bankadan aylığını çekecek, çocuk çoluğunun rızkını sağlayacak. Niye yapıyoruz? Sağ elin verdiğini sol el görmesin. Bakın en temel nokta budur, sağ elin verdiğini sol el görmesin. İnsanın onurunu koruyacağız, insanı onurunu koruyacağız. Onun yoksulluğunu, fakirliği kimse bilmeyecek. Onun onurunu koruyarak yardım yapacaksınız. Yardımı bunlar nasıl yapıyorlar? Sıraya diziyorlar, televizyonları da çağırıyorlar, "fakirlere yardım yapıyoruz" diye kendi onurlarını sözde kurtarıyorlar, oy için yapıyorlar. Biz oy için yapmayacağız. Kim olursa -CHP'ye oy verir, vermez o ayrı bir şey- ama bu topraklarda yaşıyorsa, onun ailesinin en azından asgari bir gelir güvencesinin olması lazım ve o ailenin el aleme, kimseye muhtaç olmaması lazım. Doğalgaz olan yerlerde kömür dağıtmayacağız. Niye kömür dağıtıyoruz? Doğalgaz varsa, aile bunu ödeyemiyorsa, doğalgaz parasını öderseniz bitti, o kadar basit.

Aile Destekleri Sigortasını ne demek biliyor musunuz? Ayrıca hiçbir yoksul ailenin elektriği, suyu ve doğalgazı kesilmeyecek demektir. Bir daha söyleyeyim: Yoksul hiçbir ailenin elektriği, suyu ve doğalgazı kesilmeyecek demektir. Dolayısıyla tam anlamıyla sosyal devleti inşa edeceğiz. Bundan da bütün kardeşlerimin emin olmasını isterim.

Çiftçi, üretiyorsunuz. Çiftçinin ne kadar, üretimin ne kadar, tarımın ne kadar değerli olduğunu biliyorum.

Bir; Tarım Kanunu 21'inci maddesinde öngörülen milli gelirin yüzde 1'i oranında pay verilir. Onu bütçeye koyacağız. Yüzde 1'i, çağıracağız Ziraat Odaları Birliği Başkanını, Ziraat odalarını; bakın bakalım, yüzde 1'i koyduk mu? Koyduk. O zaman bütün çiftçilere söyleyin, Bay Kemal sizin istediğiniz kanunun öngördüğü yüzde 1'i koydu ve bu yüzde 1 oranında çiftçiye asgari destek verilecek. Bunu yapacağız, hiç kimsenin endişesi olmasın.

Efendim, biz yata mazotu ÖTV'siz ve KDV'siz veriyoruz. Yat niye kullanılıyor? Gezmek için kullanılıyor. ÖTV'siz ve KDV'siz mazotu verdiğiniz anda çiftçi ne yapar? Çiftçi traktörüyle tatile mi gider? Yok. Efendim, bakkala alışverişe mi gider? Hayır, tarlaya gider. Dolayısıyla ilk yapacağımız iş, çiftçiye mazotu -kırmızı mazot diyoruz ona- ÖTV'siz ve KDV'siz vereceğiz. Alacak, tarlasına gidecek, üretecek, üretecek...

Bir şey daha yapacağız, Aile Destekleri Sigortası kapsamında bir şey daha yapacağız: Köylerde genç kalmadı. Çünkü üretiyor, karşılığını alamıyor, zarar ediyor. Genç kalmadı... O nedenle diyoruz ki; köylerde, kırsalda gençlerin ve kadınların sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek. Dolayısıyla gençler ve kadınlar tarlada çalışacaklar, sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek, yeri ve zamanı gelince de emeklilik hakkına kavuşmuş olacaklar. Bu da bizim için son derece değerlidir. Gençler tarlada çalışacak, sosyal güvenliği olacak, emeklilik hakkına kazanacaklar, ek bir maliyet altına da girmeyecek. Bu da bizim için son derece değerli bir uygulama.

Bir şey daha: Biliyorum Özgür Özel de dertli, o da dertli. O da diyor ki: "Üzüm fiyatlarını vermediler." Geldiler, şu ana kadar en düşük fiyatı verdiler, dolar karşılığı en düşük fiyatı verdiler. Bir de tabi soruyorlar, "üzüm fiyatı kaç lira olsun" diye. Cevap veren kişi de üzüm tüccarı. Yani üreticisi değil, üretimle hiçbir ilgisi yok adamın. Tabi fiyat ne kadar düşük olursa, onun işine o kadar gelir. Yani satacak, daha fazla para kazanacak. Biz üreticiyi, doğrudan üreteni, üreteni destekleyeceğiz. Kaynağı doğrudan doğruya üretene vereceğiz, onun kullanması lazım.

EYT'yi meraklanmayın, o hafızamızın bir yerinde zaten duruyor. EYT'lilerin sorunlarını bunlara defalarca söyledim. Bunlar da dediler, "tamam biz çözelim de, bari Kılıçdaroğlu çözmesin." Çalışıyorlar aylardır, bu kadar beceriksiz bir hükümet görmedim, ya bu kadar beceriksiz gerçekten hayatımda.... Çünkü neden? Devlette liyakati bitirdiler. Devlette liyakat bitince, yani işi ehline teslim edecek adam bulamayınca, EYT'liler miting, EYT'liler toplantı yapıyorlar, pankartlar açıyorlar; bunlar da diyorlar ki: "EYT sorununu çözeceğiz." Çöz kardeşim... Aradan geçti aylar, aradan geçti yıllar, hâlâ "çözeceğiz" diyorlar. Bunlar çözemezler. Bunlar Türkiye'nin hangi sorunu çözdüler? Bir daha sorayım; çıkıp cevap verseler, "biz Türkiye'nin şu sorununu çözdük" desinler. Bir sorununu çözdüler ama bir sorununu çözdüler. Malı götürme konusunda bunlardan daha mahir kimse yok. Bakın bunu gayet açık söyleyeyim: Malı götürme deyince valla kimse bunların eline su dökemez. Her şeyi, her şeyi berbat ediyorlar, her şeyi. Dolayısıyla biz 6 lider bir araya geldik, demokrasiyi yeniden inşa edeceğiz, liyakati yeniden inşa edeceğiz, sevgiyi yeniden inşa edeceğiz, beraberliği, birliği yeniden inşa edeceğiz.

Bakın o kadar ayrımcılık yaptılar ki, şehitler arasında ayrımcılık yapıyorlar. 15 Temmuz şehidi, Kıbrıs şehidi, terör şehidi... Birisi fazla para alıyor, birisi az para alıyor, birisi para almıyor. Gaziler arasında ayrım... Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda göreceksiniz; şehitler arasında, gaziler arasında asla hiçbir ayrımcılık yapmayacağız. Şehit bizim şehidimizdir, gazi bizim gazimizdir.

Niğdeli kardeşlerime şunu da söyleyeyim; Cumhuriyet Halk Partisi'nin devlet yönetiminde iki kırmızıçizgisi vardır: Vatan ve bayrak. Vatanıyla ve bayrağıyla sorunu olmayan herkesin başımızın üstünde yeri vardır. Gayet açık, gayet net...

Efendim, Suriyeliler... Şu soruyu sordum: Suriye'de bizim ne işimiz var? Bizim Suriye'de ne işimiz var? Niye kavga ettik Suriyelilerle? Niğdeli kardeşlerim şunu unutmayın, bir daha söylüyorum şunu unutmayın: 33 askerimiz şehit edildi Suriye'de, vuran Rusya'ydı. Devleti yöneten Erdoğan, 33 şehidimizin olduğu hafta nefesi nerede aldı? Moskova'da. Bizden özür dilenmesi gerekirken, biz onun ayağına gittik. Niçin? Niçin? Gideceklerdi, milleti gaza getirdiler; "asarız, keseriz, gidiyoruz, Emevi Camii'nde 24 saat içinde namaz kılacağız" vesaire vesaire… Bir baktık ki 3 milyon 600 bin Suriyeli bize gelmiş. Biz gidecektik, onlar buraya gelmiş. Şimdi "göndermeyeceğiz, şunu, bunu" diyorlar. Bu kardeşiniz söz verdi; en geç 2 yıl içinde bütün Suriyeli kardeşlerimizi onların özgür iradeleriyle kendi ülkelerine göndereceğiz. Gayet açık, gayet net...

Bir şey söyleyeyim: Buranın, yani Orta Anadolu'nun, Türkiye'nin, hepimizin güçlü bir milliyetçi damarı var, bunu da biliyorum. Çünkü hepimiz vatanımızı ve bayrağımızı seviyoruz. Vatanımız ve bayrağımız için yapmayacağımız hiçbir şey yoktur. İkisi, iki değer bizim bir anlamda hepimizin ortak değeridir. Dış politika bu ortak değer üzerine inşa edilir. Dış politika şahsileştirilmez. Dış politikada iktidar-muhalefet olmaz. Dış politikanın milli olması lazım, çünkü Türkiye'yi ilgilendiriyor. Şimdi geldiğimiz noktada dış politika milli değil, dış politika şahsi hale getirildi. Bakın Osmanlı'yı alın, arşivi vardır değil mi? Padişahın ne yaptığını, ne konuştuğunu o gün yazar ve Osmanlı'nın arşivine koyar. Bugün o arşivleri tarihçiler okuyorlar, hangi padişah hangi gün neler yaptı, kiminle neleri konuştuğunu öğrenebiliyoruz. Bizim devletimizin geleneğinde de, diğer devletlerin geleneğinde de devletten bir yetkili bir yabancıyla konuştuğunda mutlaka onun tutanağı tutulur ve devletin arşivine konur. Böylece devlette daimîlik vardır, devamlılık vardır; yeni gelen iktidar, daha önceki iktidarlar neleri görüştüler onlara bakarlar ve ona göre politika geliştirirler.

Şimdi dış politikada gidiyorsunuz, konuşuyorsunuz; Biden'la konuşuyorsunuz, Putin'le konuşuyorsunuz. Dışişleri Bakanlığı'ndan kimse yok. Niçin yok? Bu Dışişleri Bakanlığı'nı biz niye kurduk? "Efenim, ben varım ya orada" diyor. Sen varsın ama yarın sen, hepimiz faniyiz. E peki senin ne konuştuğunu biz nereden bileceğiz? Hangi vaatlerde bulunduğunu nereden bileceğiz? Şahsileştirilen bir dış politika, sadece bugün değil yarın da bize büyük zararlar verir. Bir dış politika şahsileştirilir ve "ben her şeyi yaparım" derse bu olmaz.

İki; dış politikanın kendine özgü bir dili vardır; dili vardır, diplomasi denir buna, diplomatik dil denir buna. Dış politikada başka bir ülkeye hakaret edilmez. Başka bir ülkeye hakaret ettiğiniz zaman işi toparlayamazsınız. İçerde kavga edebiliriz, birbirimize ağır laflar edebiliriz ama bir araya gelir barışırız. Ama dış politikada söylediğiniz bir söz, ilgili devletin bütün vatandaşlarını kapsadığı için biz nasıl bir başka ülke bizim hakkımızda bir şey söylediğinde hep beraber itiraz ediyorsak, o ülkenin vatandaşları da itiraz ederler. Dış politikadaki bir yanlışlık derin izler bırakır. O nedenle dış politikada büyükelçiler sıradan insanlar değillerdir, büyükelçi olmak sıradan bir olay değildir. Büyükelçi olmak için en alttan başlayıp, en yukarıya kadar 15-20 yıl dış politikada ve değişik ülkelerde deneyim kazanmak demektir.

Şimdi bir soru: Rüşvet alandan büyükelçi olur mu? Bir daha sorayım: Rüşvet alandan büyükelçi olur mu? Rüşvet alandan büyükelçi tayin ederseniz, tayin ettiğiniz ülkede o adamın rüşvetçi olduğu bilinir ve siz o adamın devleti sırlarını parayla satmayacağını nereden biliyorsunuz? Devlete liyakat esastır değerli arkadaşlar. Liyakat, liyakat... Yani işi ehline vermek demektir liyakat. Eğer siz liyakati atar, "benim adamım, onun adamı, şunun adamı" deyip, rüşvet alanlardan büyükelçi tayin ederseniz, düne kadar dış politika konusunda tek bir yazı yazmamış, tek bir makale okumamış insanları büyükelçi tayin ederseniz, Türkiye'yi zor duruma sokarsanız ve değerli kardeşlerim; dış politikada insanlar konuşurken, boğazımızdaki 9 düğümü unutmamalılar. Ağzımızdan çıkacak her cümle son derece önemlidir ve değerlidir.

Biz Mısır'la kavga ettik, El Ezher Üniversitesi'nin şeyhine hakaret ettik, yeni gelen yönetime hakaret ettik, en ağır lafları ettik. Mısır, Ortadoğu'nun kilit taşıdır. Mısır'la ilişkilerimizin bozulması bizim aleyhimizedir ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu kuruldu, 7 ülke var orada; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti orada yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var, Yunanistan var, Filistin var, İsrail var, Mısır var, Suriye var ama biz yokuz. Niye yokuz? Neden?.. Akdeniz'e en büyük kıyısı olanlardan birisi biziz. Kaybettiğimizi biliyor musunuz, ne kadar büyük şeyler kaybettiğimizi? Ama onların Allah'ın izniyle hepsini telafi edeceğiz. Bütün o kaybettiğimiz alanları geri alacağız. Hepsini uzlaşmayla, diplomatik dille; Türkiye'nin büyüklüğünü, Türkiye'nin saygınlığını, Türkiye'nin köklü bir devlet olduğunu, Türkiye'nin geleneklerine sahip olduğunu, Türkiye'nin bütün ülkelere, bütün komşularımıza eşit mesafede olduğunu, hiç kimse ile kavga etmek gibi bir niyetimizin olmadığını anlatarak, herkesi kucaklayarak yeniden Türkiye'yi ayağa kaldırmak zorundayız, aksi halde çok şey kaybederiz.

Bakınız dış politikadan önemli bir konuyu daha anlatayım: Kalktı, konuştu: "Bu can, bu tende olduğu sürece kimse benden papazı alamaz" dedi. Dedi mi? Dedi. Papazı verdi mi? Bu nedir? Tükürdüğünü yalamak demektir. Bu tükürdüğünü yalamak demektir. Bu nedir aynı zamanda? Bu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin itibarını yerle bir etmek demektir. Ya bizim devletimizin itibarını nasıl yerle bir edebilirsiniz? Hangi gerekçeyle yerle bir edersiniz?

"Asla Esed'le konuşmayacağım, yan yana gelmeyeceğim." Ta 2019'dan bu yana kendisine mektup yazdım. "Ya Suriye ile kavga etme, bir Uluslararası Suriye Konferansı Türkiye'de düzenle" dedim. Yanlış yapıyoruz. Komşularımızın, Arap dünyasının işine karışmayalım biz. Arap dünyası ayrıdır, ta dış politikada öteden beri miras olarak gelen bir gelenektir bu. O dünyaya karışmayız. Daha yukarıda dururuz. O dünyada bir sorun olursa, gelir bizim kapımızı çalarlar, "gelin bizi barıştırın" diye.

Şimdi böyle bir rolümüz kalmadı ve Türkiye dış politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya. Putin talimat verdi, şimdi Esad'la görüşecek. Ben söylüyorum görüşmüyor, Putin söyleyince görüşüyor. Niçin? Akkuyu Nükleer Santrali yapıldı değil mi Mersin'de. Tek bir kararla Ruslara sağlanan imkan, vergi imkanı 7 milyar dolar. Yani santrali burada yapıyor, yani bize elektrik satacak. Nükleer teknoloji almayacağız. Tamamı Rus şirketine ait, hiçbir kuruş da vergi vermeyecek. 7 milyar dolar ve talimatından dışarı çıkmıyor.

Bir talimat da kimden geldi? Eski başkandan geldi Amerika'dan. "Bak beni kızdırma, kızdırırsan senin malvarlığını araştırırım" dedi. Eğer Allah nasip eder iktidar olduğumuzda birisi bana bu soruyu sorduğunda, vereceğim cevap şu olacaktır: Araştırmazsanız namertsiniz. Her kuruşu, her lirayı araştırmazsanız namertsiniz derdik. Çünkü eğer siz mal varlığınız dolayısıyla teslim alınmışsanız, artık Türkiye'ye hizmet edemezsiniz.

Bütün milliyetçi kardeşlerimin, bütün ülkücü kardeşlerimin de bu gerçeği bilmesi lazım. Vatan, bizim vatanımız. Vatanı yöneten kişi vatanın çıkarlarını önce korumak zorundadır, bu memleketin çıkarlarını korumak zorundadır. İlk kez bu iktidar döneminde toprak kaybettik. Süleyman Şah toprağı bize aitti, Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırdık. Ya akıl alacak şey değil. Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırdık, getirdik; bir de bunu büyük başarı olarak sunuyorlar. Terör örgütünden kaçıp da Türkiye'ye sığınan bir adama nedir Allah aşkına ya? Ya Allah aşkına ne denir ya? Ama Bay Kemal'in sözü var, bir hafta içinde Süleyman Şah Türbesi'ni eski toprağımıza götüreceğiz, bir hafta içinde götüreceğiz. O toprak bizim toprağımızdır, orada Süleyman Şah huzur içinde yatacaktır ve gönderde bizim al bayrağımız dalgalanacaktır. Bunu yapacağız, bunu yapacağız... Hiç kimsenin endişesi olmasın, bunların tamamını yapacağız.

Tank-Palet Fabrikasını Katar'a peşkeş çektiler, Katar ordusuna. Katar tank mı yapıyor? Yapmıyor. Niye peşkeş çektiler? 2018'de tankımız olacaktı. 2022'deyiz, tankın T'si bile yok ortada. Ama yine benim Niğdelilere de 85 milyona da sözüm var: Allah nasip eder iktidar olduğumuzda göreceksiniz, bir hafta içinde Tank-Palet Fabrikasını şanlı ordumuza tekrar teslim edeceğiz. Hiç kimse endişe etmesin.

Geldiler, bütün askeri hastaneleri kapattılar. Dünyada hastanesi olmayan tek ordu, Türk Ordusu. Bir daha söylüyorum; dünyada hastanesi olmayan tek ordu, Türk ordusu. Bakın terör dolayısıyla yaralanıp getirilen ama şehit olan askerlerimiz var. Eğer askeri hastaneler olsaydı, belki şehit sayımız bu kadar fazla olmazdı. Onun da sözünü verdim. Bir hafta içinde eski askeri hastaneleri, başta GATA olmak üzere tekrar Türk Silahlı Kuvvetleri'ne vereceğiz. Ne dedim? Bütün devleti yeniden inşa edeceğiz. Devleti ahlak üzerine, erdem üzerine, bilgi üzerine, birikimi üzerine, kardeşlik üzerine yeniden inşa edeceğiz. Kavgayı sonlandıracağız. Bir ufkumuz ve bir geleceğimiz olacak. Daha güzel bir Türkiye, büyüyen bir Türkiye, gelişen bir Türkiye, herkesin iş-güç sahibi olduğu bir Türkiye... Hiç kimsenin inancından ötürü, kimliğinden ötürü, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmediği bir Türkiye, kucaklaşan bir Türkiye... Hata varsa helalleşen bir Türkiye. Bütün bunların hepsini yapacağız, bunları beraber yapacağız.

Bunları yapmak için bize katılın, bize katılın, bize katılın. Yaşlısı, genci, ihtiyarı, herkesin katılması lazım. Katılın... Türkiye'yi yeniden inşa etmek zorundayız. Bilgiyle, birikimle, ferasetle inşa etmek zorundayız. Türkiye'de yoksulluk olmamalı. Devleti yöneten şu erdeme sahip olmalı: Türkiye coğrafyasında bir çocuk yatağa aç giriyorsa, devleti yönetenin o gece uyumaması lazım; ta ki o çocuğun karnı doyunca yere kadar.

Devleti yönetenlerin şu erdeme sahip olması lazım: Karakışta insanların doğalgazı kesiliyorsa ve o insanlar o gece soğuktaysa, devleti yönetenin o ev ısınmadıkça yatağında uyumaması lazım. Devleti yönetmek sıradan bir olay değildir. Devleti yönetmek 85 milyon kişinin sorumluluğunu almak demektir. Devleti yönetmek varsıldan yana politika oluşturmak demek değildir. Devleti yönetenin sosyal olması lazım, adaleti olması lazım. Çünkü devletin dini adalettir. Bunun böyle görülmesi lazım, böyle kabul edilmesi lazım. Adalet olmazsa hiçbir şey olmaz. Adalet olmazsa haksızlık olur, insanlar kavga ederler.

Adalet deyince şunu da söyleyeyim: Bazı hakimler var, saraydan talimat alan hakimler. Beni diyelim ki bir hakim beraat mi ettirdi tazminattan?.. Hakimi değiştiriyorlar, onun yerine yeni bir hakim getiriyorlar "vay sen nasıl bunu yaptın" diye. O hakim de saraydan talimat alıyor. Niğdelilerin ve 85 milyonun huzurunda söz veriyorum: Saraydan talimat alan hakimin, saraydan talimat alan savcının adalet sistemi içinde yeri olmayacaktır. Olmayacaktır... Bize sarayın savcısı değil, cumhuriyet savcısı lazım, cumhuriyetin savcısı lazım. Bize hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar veren hakim lazım. Yandaş hakim değil, fakirin fukaranın hakkını koruyan hakim lazım. Eşi öldürülen, çocukları öldürülen, hatta hastanenin içinde kafasına tüp gazı vurularak öldürülen Şenyaşar ailesinden bir kadın, ya bir kadın "adalet istiyorum" diyor. "İki oğlum öldü, kocam öldürüldü, 1 oğlum hapiste. Kim öldürdü bunları ya, bari bunları yakalayın!" Kimse yakalamıyor, yakalayamıyor. Bu adaletsizliğe karşı biz sesimizi kesecek miyiz? Niçin? Sevgili Peygamberimiz diyor; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Susmayacağız, susmayacağız, adaleti sağlayacağız.

Efendim, hepinize teşekkür ederim. Hepiniz sağ olun, var olun. Yürekten teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun.




Bu Kategorideki Diğer Haberler