Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Giresun'da Düzenlenen CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 1388    |    Haber Tarihi: 07.09.2022

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Giresun'da düzenlenen CHP Grup Toplantısında konuştu. CHP lideri Kılıçdaroğlu, Grup Toplantısı öncesi partiye katılan yeni üyelere rozet takarak hatıra fotoğrafı çektirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Hepinize merhabalar.

Bize katılın dedim, bunu defalarca dile getirdim. Çünkü Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullar iyi değil. Her birimizin, her vatanseverin kafasında soru işaretleri var. Hepimiz düşünüyoruz, ne olacak bu memleketin hali diye. Bu memleketin hali güzel olacak; beraber olursak, birlikte olursak, birlikte mücadele edersek, seçimlerde sandığa gidersek, oyumuzu kullanırsak, oyumuzu kullanırken vicdanımızın sesini dinlersek, bu memlekete her şey düzelir ve her şey güzel olur. Benim amacım, benim hedefim bu; beraber yaşamak, birlikte yaşamak, birlikte mücadele etmek. Sadece bir avuç insan için değil, 85 milyon insan için mücadele etmek.

Efendim, Giresun'dayız. Özgür Bey de açış konuşmasında Giresun'un önemine vurgu yaptı Milli Kurtuluş Savaşı sırasında. Ben 25 Ağustos'ta Afyon'a gittim. 26 Ağustos'ta Kocatepe'ye gece yürüyerek, 14 kilometrelik yolu yürüyerek Kocatepe'ye gittik. Sabahın 5’inde Kocatepe'den, Afyon Ovası'na baktım. Tam 100 yıl önce, o tepede insanlar bu ülkenin bayrağı ve vatanı için mücadele ettiler ve hayatlarını verdiler. Onlara dualarımızı gönderdik, onlara minnet duygularımızı ifade ettik ve gerçekten de 100 yıl önce o mücadeleyi yapanları saygıyla anmak hepimizin namus borcudur. Saygıyla andık.

Oradan indim aşağıya; 42'nci ve 47'nci Alayların olduğu Giresun Şehitliği'ne gittim, sabahın erken saatlerinde yine. Sizin dedelerimizin mezarına gittim. Onları anmak için gittim. Onlara dua okumak için gittik. Sizin dedeleriniz orada; o nedenle Giresun'un bizim Milli Kurtuluş Savaşı tarihinde özel bir yeri vardır ve sizler dedelerinizle ne kadar övünç duysanız, babalarınızla ne kadar övünç duysanız o kadar azdır. O nedenle biz Giresun'u ve Giresunluları her zaman şükranla ve minnetle anarız. Bu bizim görevimiz.

Tabii aradan 100 yıl geçti. Şimdi yeni bir süreç var. 100 yıllık bir süreç içerisinde pek çok acı olaylarla karşılaştık, büyük acılar yaşadık. Bu ülkede başbakanlar idam edildi, gencecik fidan gibi evlatlarımız idam edildi, insanlar sağcı-solcu diye birbirlerini öldürdüler ve dolayısıyla büyük acılar yaşadık. Şimdi yeni bir kamplaşma süreci başlatılmak isteniyor. Bütün Giresunlu kardeşlerime ve Giresun'dan bütün Türkiye ye seslenmek istiyorum: Sakın ola ki kamplaşmayın, sakın ola! Herkesin düşüncesi önemlidir, herkesin düşüncesine saygı göstermeliyiz ama beraber bu güzel ülkede huzur içinde yaşayabiliriz. Beraber yaşayacağız, birlikte yaşayacağız. Kamplaşmadan, kızmadan, kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimsenin kimliğini, hiç kimsenin inancını, hiç kimsenin yaşam tarzını siyasete malzeme etmeden, herkese hizmet etmenin görevini, aşkını yaşamalıyız. Türkiye'ye yeni bir iklim getirme hedefindeyim. Yeni bir amacım var: Türkiye'ye yeni bir iklim gelmelidir, kucaklaşma iklimi gelmelidir. İlk adımı attım, "helalleşeceğiz" dedim. 85 milyon insanla gerekirse oturacağız, helalleşeceğiz. Ya neyin kavgasını veriyoruz? Çocuk yatağa aç giriyor, onun kavgasını mı veriyoruz? Ekonomide yaşananlar, onun mu kavgasını veriyoruz? Hayır, başka kavgaların peşindeyiz. Buradan Türkiye'yi çıkaracağız, beraber birlikte çıkaracağız, güçlü olarak çıkaracağız.

O nedenle dedim bize katılın. Katılın ki yolumuzu aydınlık olsun, katılın ki demokratik yöntemlerle bir dikta yönetimini değiştirelim; katılın ki Türkiye'ye aydınlığı, Türkiye'ye huzuru, Türkiye'ye bereketi, Türkiye'ye itibarı yeniden getirelim. Bunun için katılın dedim. Bugün arkadaşlarımız, 16 arkadaşımız şimdilik her bir ilçeden katıldı. Hepinizin huzurunda onlara, ailelerine ve sizlere yürekten teşekkür ederim.

Bu ülkeyi kuranlar, "köylü milletin efendisidir" dediler. Bir daha ifade edeyim: Bu ülkeyi kuranlar, "köylü milletin efendisidir" dediler. Yani üreten milletin efendisidir. Yani alın teri dökenler bu milletin efendisidir dediler. Ve köylü ürettiği ürünü birileri elinden kapmasın, zararı olmasın, zarar etmesinler diye Toprak Mahsulleri Ofisi'ni kurdular. TARİŞ'i kurdular, FİSKOBİRLİK'i kurdular, ANTBİRLİK'i kurdular pek çok alanda. Dolayısıyla çiftçi ürettiği ürünün karşılığını alsın. Çiftçi ürettiği zaman gelir elde etsin. Çiftçi ürettiği zaman 85 milyonun karnı doyacaktır, 85 milyon evine ekmek götürebilecektir. Alın terinin değerini vermiş olacağız eğer üreten çiftçiye destek verirsek.

FİSKOBİRLİK'in aldılar. Ne zaman kuruldu? Kurulmadan önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1 Kasım 1937'de Meclis'te yaptığı bir konuşma var. Şöyle der: "Önümüzdeki yıl içinde fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır" diyor. Ölmeden önce diyor, "kurulmalıdır" diyor ve Fiskobirlik 5 kooperatifin birleşmesiyle kuruldu. FİSKOBİRLİK, fındık üreticisinin kara gün dostudur. Toprak Mahsulleri Ofisi, tahıl üretenlerin kara gün dostudur. Dolayısıyla üreticiyi koruduğunuz zaman herkesin hakkını teslim etmiş olursunuz. Geldiler FİSKOBİRLİK'i devre dışı bıraktılar. Giresun'dan söz veriyorum. Giresunlu size söz veriyorum. Sadece Giresun'a değil, bütün Karadeniz'e söz veriyorum: FİSKOBİRLİK'i yeniden ayağa kaldıracağız, FİSKOBİRLİK yeniden fındık üreticisinin dostu olacaktır.

Giresun'un bir özelliği daha var. Giresun kalite fındığın da başkenti. Kabul edelim... Sadece bunu biz söylemiyoruz, Bütün dünya söylüyor. "Giresun fındığı mı" diye soruyor. "Evet, Giresun fındığıysa demek ki değerlidir" diyor. Bizim Seyit Başkan burada mı? Ordulular bana kızmaz herhalde. Hakkını teslim edelim, yani Giresunluların hakkını teslim edelim.

Efendim, kişi başına bakın izlenen politika: FİSKOBİRLİK devre dışı bırakıldı, Toprak Mahsulleri Ofisi, Diğerleri, TARİŞ... Çiftçi bir anlamda birilerinin eline teslim edildi; alın teri bir anlamda hortumlandı ve buradan çekip çıkarmamız lazım. Giresun'da kişi başına gelir 2014'te 7058 dolarken, 2020'de 5291 dolara düştü. 7000 dolardan, 5000 dolara düştü; 2000 dolar her Giresunlu daha az gelir elde ediyor. Bunun ne anlama geldiğini herhalde bütün Giresunlular çarşıya, pazara giderken fark ediyorlardır.

Giresun da ayrıca neredeyse kamuya ait bütün fabrikalar ya kapatıldı ya satıldı. Yani Giresun açıkça cezalandırıldı, bu iktidar tarafından cezalandırıldı. O kadar ki, Giresun gibi bir yerde uzman doktor sayısı bile yetersiz, yeteri kadar uzman doktor bile yok. Giresunluların bir başka özelliği; burası arıcılık açısından da dünyanın, daha doğrusu Türkiye'nin önemli merkezlerinden birisidir. Onu da ifade etmek isterim. Alan bazlı gelir desteği, fındık üreticisine veriliyor. Alan bazlı gelir desteği dönüm başına tam 9 yıldır değişmedi, hâlâ 170 lira. 9 yıldır... Ya dolar 10 kat arttı, gübre 8 kat arttı ama alan bazlı fındık desteği hiç artmadı. Teşvik hiç artmadı. Nasıl olsa -burada biraz sitem edeyim- diyorlar ki: "Ya oy versen de vermesen de ne olur? Nasıl olsa bunlar bize oy verecekler. Başka kime versinler, gelip bize oy verecekler. Fındık fiyatını düşük ver, bize oy verecekler. Gelirlerini düşür, gelip bize oy verecekler. Ne yaparsan yap, yolunu yapma, yine gelip bize oy verecekler."

Buradan size sitemim var: Demokrasi... Verilen sözü tutmuyorlarsa, o iktidarı değiştireceksiniz. Gelecek milletvekili gelecek, soracaksınız. Yol ne oldu? Efendim, yol hâlâ yapılmadı, 20 yıldır yapmıyorsun. O zaman Giresunlu kardeşlerim bir de şunu düşünecekler: Bunlar yapılmıyorsa, verilen sözler tutulmuyorsa, siyasetçi verdiği sözünün arkasında durmuyorsa, seçim gelince benden oy istemeye gelince şunu soracağım. Arkadaş sen fındık fiyatını ne yaptın? Yol için söz vermiştin, ne oldu? Şu sözü verdin, ne oldu? Bunları yapmadın, kusura bakma ben de sana oy vermeyeceğim. Bu çok güzel, demokrasi açısından çok güzel bir cümledir. Bunun kullanılması lazım.

Efendim, fındık dediğimiz sadece sıradan bir olay değildir. Fındık sanayiinin, yani fındığın kullanıldığı sanayinin -başta çikolata olmak üzere- yıllık dünyadaki hacmi 120 milyar dolar civarındadır. Yani siz fındık gönderiyorsunuz kabuklu veya kabuksuz, 120 milyar dolarlık bir gelir dünyada paylaşılıyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu 120 milyar dolardan sadece 2-2,5 milyar dolarını alıyor ham fındık ihraç ederek. Hak mıdır, adalet midir bu? Elin oğlu 120 milyar dolar para kazanacak, biz sadece 2 2,5 milyar dolar. Bu ne demektir? Siyasetçinin öngörüsü yok demektir.

Siyasetçinin sağlıklı öngörüsü ne demektir? 120 milyar dolarlık bir pazar varsa, 120 milyar dolarlık pazardan, en azından 15-20 milyar dolarını da biz alalım. Dünyada bir numarayız, biz satıyoruz. Biz satmasak, dünyada fındık neredeyse olmayacak. O zaman benim ürettiğim ürün neden başkalarının gelir kapısı oluyor da bizim açımızdan gelir kapısı olmuyor? Bunun da düşünülmesi lazım.

Fındıkta -şimdi geldik- 3 tane taban fiyat var. Giresunlu kardeşlerim de herhalde benden daha iyi bilirler. Bir; saraydan gelen zatın açıkladığı fiyat, 54 lira. İki; serbest piyasada şimdi 44-45 lira. O fiyat eğer giderse böyle daha da düşecek. Üç; Ferrero'nun belirlediği fiyat, o da 48

1. Yani baktığınız zaman, fındığın taban fiyatını belirleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hükümeti değil, bir yabancı firmanın kendi beyanıdır. Koskoca Karadeniz'in fındık ürünü bir firmanın tekeline bırakılır mı? Bir daha ifade edeyim: Koskoca Karadeniz'in fındık taban fiyatı bir firmanın tekeline bırakılır mı? Ve bir firmanın tekeline bırakıldı... Eğer böyle giderse fındık bahçelerinin sahibi de o olacak, o firma olacak. Fındık üreticisi, o bahçelerde işçi olarak çalışacak. Milyar dolarları o kazanacak, sizler asgari ücretle geçineceksiniz. Bu tabloyu kabul ediyor musunuz? Bu tablo doğrudur diyor musunuz? O zaman değiştireceğiz; bize katılacaksınız, beraber değiştireceğiz.

Bir şey daha söyleyeyim: Bazen diyorlar ya, "CHP milliyetçi mi?" Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 okundan birisi milliyetçiliktir ve biz fındık üreticisini yabancı tekellere peşkeş çektirmeyiz. İşte milliyetçilik budur.

Yabancı mı kazansın, benim alın teri döken çiftçim mi kazansın? İşte milliyetçilik budur. Biz böyle yapacağız. Bizim insanımız kazanacak. Bizim insanımız kazanırken de şunu söylemeyeceğiz: Dur bakalım sen hangi partidensin? Yok öyle bir şey. Hangi partiden olursan ol kardeşim, sen kazanacaksın. Biz onlar gibi ayrımcılık yapmıyoruz, onlar gibi toplumu bölmüyoruz, araştırmıyoruz. Tam tersine herkesin bir arada, huzur içinde yaşaması için mücadele ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım; Türkiye'yi bekleyen tehlike, az önce söyledim. Bir tekelleşme gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bir daha ifade edeyim, fındıkta bir tekelleşme gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ferrero denilen firma, dikey bütünleşik bir yapı içinde giderek büyüyor. Bir daha ifade edeyim, dikey bütünleşik yapı içinde giderek büyüyor. En büyük fındık ihracatçısını satın aldı ve 1 numara oldu. Onun verdiği fiyat geçerlidir, hiçbir politikacının verdiği fiyat geçerli değildir. Açıkça bir sömürü çarkı ile bizim fındık üreticisi karşı karşıya. Fındık fiyatını kontrol eden, fındık fiyatını belirleyen bu yabancı firma. Ticaret Odası şikayet eder, Sanayi Odası şikayet eder, Esnaf Odası şikayet eder; ediyorsunuz, ben de dinliyorum. İyi de kardeşim, kalkıp da Türkiye'yi bu hâle sokan partiye oyu benim mi verdim Allah aşkına? Oyu veren arkadaşların düşünmesi lazım. Ya memleket bir yerlere sürükleniyor denmesi lazım. Üreticinin alın teri sömürülüyor denmesi lazım. Bunun yapılması lazım.

Şu anda fındık piyasasını belirleyen tek bir firma var, kabul edin. Kırım tesislerini kurdu bu firma ayrıca, kendi fabrikasını kurdu. Kırım tesisini kurduğunuz andan itibaren, ticaret alanında da ağırlığını artık ortaya koydu. Ve kırımı sadece kendisine mal satan firmalardan almaya başladı, diğerlerini devre dışı bırakmaya başladı. Yani ayrımcılık yapmaya başladı. Bazı işletmelerden alıyor beğendiği, kendisiyle ortak hareket etmeyen işletmelerden almıyor.

Bu gerçeği bilerek bütün fındık üreticisi kardeşlerime açık ve net söylemek isterim: Eğer yabancı bir tekele karşı devleti yönetenler sessiz kalıyorlarsa, o yabancı tekelin ortaklığını yapıyorlar demektir. O yabancı tekele son veremezler. Peki, soru: O yabancı tekele kim son verebilir? Onun tekelciliğini kim ortadan kaldırabilir? Bay Kemal kaldıracak arkadaşlar. Hiç endişe etmeyin, hiç endişe etmeyin...

Çünkü Bay Kemal'in verilmeyecek hesabı yok ki! Gelip neyle tehdit edecekler? Verilmeyecek hesabınız varsa, milletin lehine karar alırsınız. Ama "bu can bu bedende kaldığı sürece sen papazı alamazsın" deyip, üç gün sonra papazı veriyorsan olmaz, olmaz, olmaz... O nedenle FİSKOBİRLİK'i yeniden ayağa kaldırmamız lazım, FİSKOBİRLİK'in fındık üreticisinin kara gün dostu olması lazım.

Değerli arkadaşlarım; bir konuya girmeden önce kanaat önderleriyle bir toplantı yaptık. Belki aranızdan bazı ailelerin çocukları da üniversite sınavlarını kazandılar, büyük kentlere gittiler, kayıt yaptıracaklar. Anne ve babanın en büyük kaygısı, evladının nerede kalacağı; oğlum, kızım nerede kalacak? Yurt yeteri kadar yok. Biz kendi belediye başkanlarımıza söyledik: Bol miktarda mümkün olduğu kadar binaları kiralayın, yurt yapın; hiçbir annenin-babanın gözü arkada kalmasın diye. 20 yılda yapamadılar, 20 yılda bir yurt sorununu çözemediler. Giresunlulara da 85 milyon vatandaşıma da söz veriyorum; 20 yıl değil, 1 yıl içinde Türkiye'nin yurt sorununu çözeceğiz. 1 yıl içinde hiçbir anne, baba oğlum, kızım nerede kalacak diye kaygılanmayacak.

Geçimini zor yapan aileler var. Bu çocuklara burs verilmesi lazım. Aile Destekleri Sigortasıyla bu ülkede yoksulluğu tarihe gömeceğiz. Bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Öyle iddialı geliyoruz ki, öyle kararlı geliyoruz ki, var olan sorunların tamamına talibiz ve var olan sorunların tamamını azim ve kararlıkla çözmeye de kararlıyız. Bilmenizi isterim...

Hâlâ taşeron... Yıllar yılı söyledim, taşeronlara kadro verdiler. Hâlâ taşeron işçiler var, hâlâ hâlâ hâlâ var. Onlara da sözüm söz, taşeron belasını da kaldıracağım. Kamuda çalışıyorsan kadrolu çalışacaksın kardeşim.

Öğretmenlerimiz... Öğretmenleri dövüp yerde sürüklediler, ben de itiraz ettim. Öğretmeni dövemezsin. Eğer bir şey yapacaksan, öğretmenin elini öpeceksin kardeşim! Öğretmen dövülür mü ya? Evlatlarımızı, çocuklarımızı yetiştiren öğretmen değil mi? Öğretmeni baş tacı yapmazsanız, ne yapacaksınız bu ülkede? O nedenle öğretmenler için de kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen... Birisi alıyor 100 lira, öbürü alıyor 50 lira, öbürü alıyor 25 lira. Aynı süre çalışıyorlar, farklı farklı maaşlar... Olmaz, bunu da bitireceğiz. Öğretmen dediğiniz kadrolu olacak, aylığını alacak, hakkını teslim edeceğiz. Öğretmen gelecek endişesi taşımayacak, bütün emeğini bizim evlatlarımızın daha iyi okuması ve daha iyi yaşaması için çaba harcayacak.

Efendim, ne yapacağız? Laflarımın arasında bir şeyler söyledim ama madde madde sayacağım ne yapacağımıza dair:

Bir; fındıkta tekelleşmeye son vereceğiz. Gayet açık ve gayet net söylüyorum; yabancı tekellerin Türkiye'de at koşturmasına asla ve asla izin vermeyeceğiz. İster Papua Yeni Gine'deki, ister İtalya'daki, kim olursa olsun. Kendi ülkemde bu ülkenin çiftçisinin alın terinin sömürülmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu birinci kuralım.

İkinci kural; fındık üretimiyle ilgili her yıl bekliyorsunuz taban fiyat. Buna da son vereceğiz. Dönümü bellidir, maliyeti bellidir. Çağırırsınız bir uzman, dersiniz ki şu fındık maliyeti bu sene nedir? Attığınız gübre belli, kullandığınız ilaç belli, işçiliği belli. Maliyet?.. Üstüne makul bir kâr verirsiniz, eşittir taban fiyat olur. Maliyet, artı kâr, eşittir taban fiyat. Yani hiçbir çiftçinin zarar etmeyeceği bir modeli getireceksiniz. Çiftçiyi toprağa küstüremezsiniz zaten. Çiftçiyi, toprağa, bağa, bahçeye, efendim denize, üreticiyi küstürürseniz olmaz. Küstürmeyecekseniz... O zaman ne oluyor? Dışarıdan alıyoruz. Parayı kime veriyoruz? Yabancı çiftçiye veriyoruz. Kimi destekliyoruz? Yabancıları. Bizim üreticimiz ne yapıyor? Bizim üreticimiz de toprağa küsüyor, bekliyor ondan sonra acaba asgari ücretle bir iş bulabilir miyim diye. Dolayısıyla bu çerçevede FİSKOBİRLİK'i söyledim. Fiskobirlik'i yeniden ayağa kaldıracağız. FİSKOBİRLİK, gene cumhuriyetin kuruluşundaki ilkelere uygun olarak çalışacak ve fındık üreticisinin kara gün dostu olacak.

Bir başka şey: Mazot çok pahalı, çiftçi kullanamıyor, balıkçı kullanamıyor teknesinde. Yata veriyorsun mazotu ÖTV'siz, KDV'siz; niye vermiyorsun çiftçiye kardeşim? Niye balıkçıya vermiyorsun? Günahı ne? Çiftçiye ürettiği için mi? Balıkçı, balık avladığı için mi? Kardeşim, vereceksen üretene vereceksin. O nedenle dedik, bütün traktör ister kullansın, ister tekne kullansın, ister başka tarımla ilgili neyi kullanıyorsa, eğer mazota ihtiyacı varsa ÖTV'siz ve KDV'siz mazot vereceksin, ona indirimli vereceksin. Yani yata hangi fiyattan veriyorsan, eğlenmek için gezilen yata hangi fiyatı veriyorsan, çiftçiye de aynı fiyatı vereceksin.

Başka bir madde: Tarım Kanunu. 21'inci maddesi var. Diyor ki: "Çiftçiye her yıl milli gelirin en az yüzde 1'i oranında destek verilir. Bugüne kadar hiç verilmedi. En son verilen rakam binde 28, yani %1 değil, yüzde yarım da değil, binde 28'e kadar düştü. Dolayısıyla çiftçiye yüzde 1'ini vereceğiz, bütçeye koyacağız. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanını davet edeceğim; gel kardeşim bütçeye bak bakalım. Yüzde 1 çiftçiye verdiğimiz destek duruyor mu, durmuyor mu? Duruyorsa o parayı çiftçinin anasının ak sütü gibi kendisine teslim edeceğiz ve çiftçi üretecek. Bugüne kadar çiftçiye ödenmesi gereken, kanuna göre ödenmesi gerekip de ödenmeyen paranın miktarı 326 milyar 799 milyon lira. Verilmedi size ama 5'li çete olsa koşa koşa gidiyorlar ceplerini doldurmak için. Çünkü onlar başka ama siz başka... Ben sizden yanayım, onlardan yana değil. Ben alın terinden yanayım, avantadan değil. Ben haktan, hukuktan yanayım, birilerine haksızlık, hukuksuzluk yapmaktan yana değil.

Faiz... Çiftçilerin ve esnafın ister bankalardan, ister Esnaf Kefalet Kooperatifinden, ister Tarım Kredi Kooperatifinden aldıkları kredilerin faizlerinin, Allah nasip eder oy verir, iktidar olursak bir hafta içinde tamamını sileceğiz. Bir haftada sileceğiz. Ya zaten batırdınız, zaten batırdınız, zaten geçinemiyor. Pandemi döneminde adam dükkan bile açmadı. Kredi verdin, faizi öde! Ya nasıl ödesin faizi? Dolayısıyla onu çözeceğiz, hiç endişe etmeyin değerli arkadaşlarım.

Başka bir madde: Çiftçi borçlu, ödeyemiyor... Gidiyor, icra memuru traktörü haciz ediyor, hayvanları haciz ediyor. Ya bu adamın traktörü haczedilir mi? Kesinlikle değiştireceğiz. Çiftçinin hiçbir üretim aracı, hiçbir hayvanı haciz edilemeyecek. Ne haczi ya? Bırak üretsin ya bu insanlar.

Kırsalda kimse kalmadı, gençler kalmıyor kırsalda. Çünkü çiftçi zarar edince kırsalda kalmanın mantığı yok, geçinemiyorlar. Şöyle bir düşüncemiz var; onun da taahhüdünü, onun da sözünü veriyoruz. Giresun'da, bir daha Giresunluların huzurunda o sözü vereyim: Kırsalda çalışan kadınlar ve gençlerin sosyal güvenlik primlerini emekli oluncaya kadar devlet ödeyecek. Yani biz ödeyeceğiz emekli oluncaya. Çiftçiye kırsalda çalışan kadın ve gencin sosyal güvenlik primini öderseniz ne olur? Ya bu insanların emeklilik hakkı olur, bu insanlar kırsalda kalır. "Ben burada çalışırsam, en azından emeklilik hakkına kavuşmuş olacağım ve emekli primini de sosyal devletin gereği olarak devlet karşılayacak" diyecek. Bunu yapacağız.

TARSİM, yani Tarım Sigortası. Bu konuda da çağıracağız, tarımın bütün bileşenlerini çağıracağız, bu kanunu yeniden düzenleyeceğiz. Çünkü çiftçi buradan arzu ettiği kadar yararlanamıyor.

Tarım teşvikleri var. Burada da garip bir durum var. Adam İstanbul'da oturuyor, Anadolu'da tarlası var. Tarlayı vermiş kiraya, teşviklerden eken-üreten-alın teri döken değil, İstanbul'daki beyefendi faydalanıyor. Bunu da değiştireceğiz. Kim o tarlada çalışıyorsa, kim alın teri döküyorsa teşviki ona vereceğiz. O alacak, başka değil.

Şimdi bir tehlike daha var, yaşıyorsunuz bu tehlikeyi. Tarım arazileri bölünüyor, fındık bahçeleri de bölünüyor, veraset yoluyla bölünüyor ve herkes aile içinde, herkes neredeyse kavgalı pozisyonda. Bu konuyu da oturacağız masaya, bileşenleri çağıracağız, üretenleri çağıracağız ve buna adil bir çözüm bulmak zorundayız. Dolayısıyla bölünmeyi değil, beraber olmayı, birlikte olmayı, daha fazla üretmeyi nasıl sağlayabiliriz; bunun altyapısını oluşturacağız.

2B sorunu var, 2B sorununu da çözeceğiz. Özellikle Karadeniz'in bütün boydan boya 2B sorunu var. Yayla evleriniz var 30 yıllık, 40 yıllık, 50 yıllık dedelerinizden kaldı, onları da yıkmaya çalışıyorlar. Yıkmaya çalışanın başına yıkacağım, kimse endişe etmesin.

Havza bazlı planlama yapacağız. Ne demek havza bazlı planlama? Karadeniz'in iki stratejik ürünü var, başka bir şey olmuyor burada: Çay ve fındık. Siz çayı ve fındığı alıp da başka yerlerde yaparsanız, burası ne ekecek? Burada buğday olmuyor, burada arpa olmuyor, burada yulaf olmuyor, burada pirinç olmuyor. Allah'ın verdiği güzel bir doğa var. O doğada fındık ve çay üretiliyor. Dolayısıyla bu bölgenin stratejik olarak korunması ve ana gelir kaynağının güçlendirilmesi lazım. O nedenle havza bazlı planlama yapacağız. Havza bazlı planlamanın dışında kendisine göre üretim yapanlara devlet destek olmayacak. Havza bazlı planlama şu demek: Kim neyi çekeceğini bilecek ve 1 yıl sonra kaça satacağını da bilecek ve hiç kimse zarar etmeyecek.

Bir şey daha: İster besicilik yapan, ister tarımla uğraşın, ziraat mühendisine ihtiyaç var, ziraat teknisyenine ihtiyaç var, veterinere ihtiyaç var... Köyde nasıl bir imam varsa, imam kardeşimiz varsa, köylüye hizmet ediyorsa, veteriner tayin edeceğiz hayvancılık varsa. Ziraat mühendisi tayin edeceğiz, tarımla uğraşılıyorsa, ziraat teknisyeni tayin edeceğiz. Bunların tamamı toprak analizlerini yapacaklar, çiftçiye yol gösterecekler, hayvanların aşılanmasını yapacaklar. Dolayısıyla bunlar kamu görevlisi olarak kırsalda çalışacaklar. Köylüye hizmet; üretene, alın teri dökerek hizmet verecekler.

Gelelim en önemli soruya. Diyeceksiniz ki: Ya Kılıçdaroğlu, gayet güzel söylüyorsun da bunları nasıl yapacaksın? Para var mı para? Bu soru bana sorulur, onlar da soruyorlar. Para var kardeşim, para var. Bütün mesele parayı nereye harcayacağınız bir siyasi tercihtir. Ben parayı alın terinden yana harcıyorum, onlar parayı 5'li çeteden yana harcıyorlar. Ben parayı üreticiden yana harcıyorum, onlar parayı köprü, yol işi yapan, işi kapan, avanta götürenler için harcıyorlar. Aramızda siyahla beyaz kadar fark var. Ben parayı bu ülkenin çıkarı için, bu ülkenin menfaati için, bu ülkenin insanlarının çıkarı için harcayacağım.

Bakın nereye harcıyorlar, birkaç rakam vereceğim: 2021 yılında ödediğimiz faiz 191 milyar lira. 2021, ödediğimiz faiz 191 milyar lira. 2022; ödediğimiz faiz 191 milyar liradan, 342 milyar lirayı aşacakmış. Neredeyse yüzde 100 arttı. 2023, bu yılın sonuna kadar hükümet diyor ki orta vadeli programda: "Yılsonuna kadar ödeyeceğimiz faiz 342 milyardan, 582 milyar liraya çıkacak" diyor. Hani bunlar faize karşıydı? Tefeciye hizmet edeceksin, tefecinin her türlü talebini yerine getireceksin. Dönüp millete diyeceksin ki: "Ben size bu malı veriyorum" ama millete de diyeceğim ki, "biz faize karşıyız." Sen onu Kılıçdaroğlu'nun külahıma anlat. Bu rakamların tamamını biliyoruz.

Yap-işlet-devret veya kur korumalı mevduat veya kamu-özel işbirliği... 20 liralık işi, 500 liraya veriyorsun. 20 liralık iş, 500 liraya veriyorsun, bir de gelir garantisi veriyorsun, bir de Hazine garantisi veriyorsun. E ben bunu seyredecek miyim? Yemezler. Bu vatandaşın her birisinin hakkının ve hukukunun korunacağı ne gerekiyorsa yapacağım, hepsini koruyacağım. Hiçbir bir endişeniz olmasın. "Efendim, gelip bizim mallara el mi koyacaksın?" Hayır efendim! Adalette yapacağım adalette. Dünyanın hiçbir mahkemesi, adalet dağıtan hiç bir mahkemesi bir toplumun, bir milletin soyulmasına evet demez. Şu an da Türkiye'de açıkça soyuluyor.

Onlar bu sözleşmeleri yaparken Londra mahkemelerini yetkili kıldılar. Olur ya, ya Kılıçdaroğlu gelirse Londra mahkemelerine gitsin. Oraya da baktım ben, bu kardeşiniz oraya da baktı. İster Londra mahkemeleri, ister hangi mahkeme olursa olsun kararları çıkardım. Bir ülkenin, bir toplumun soyulmasına öngören bütün sözleşmeleri o mahkemeler iptal etmişler. Çünkü orada adalet var. "Sen bir toplumu soyamazsın" diyor. "Bir topluma haksızlık yapamazsın" diyor. "Haksız kazanç sağlayamazsın" diyor ve iptal ediyorum.

Şöyle yapacağız, onu da söyleyeyim: Önce maliyetleri çıkaracağız. Kaça mal ettin sen bunu? Gerçek maliyetlerin üstüne makul bir kâr vereceğiz, hadi güle güle kardeşim diyeceğiz, bu milletindir diyeceğiz, milletin malıdır diyeceğiz.

Kur korumalı mevduata 6 ayda ödediğimiz faiz 60 milyar 600 milyon lira. 6 ayda ödediğimiz faiz... Diyorlardı ya biz faize karşıyız. 6 ayda 60 milyar 600 milyon lira faiz ödüyorsan, Allah aşkına kimin sırtından ödüyor? Sizin sırtınızdan ödüyor, fakirin fukaranın sırtından ödüyor, garibin gurebanın sırtından ödüyor; esnafın, çiftçinin, emeklinin sırtından ödüyor. Çünkü bunlara ödemiyor, oraya ödüyor paraları.

Bankaların bir yıllık kârı yüzde 505 arttı. Bankaların geliri nedir? Faizdir değil mi? Başka ne olacak? Gayrimenkul alıp satmıyor, dükkan işletmiyor; banka para ticareti yapıyor. 1 yıllık geliri yüzde 505 oranında artıyorsa, "biz faize karşıyız" diyorlar, onu yemezler. Onlara da çeki düzen vereceğiz. Herkese hakça çeki düzen vereceğiz.

Şimdi efendim, geleyim Karadeniz Çevre Yolu, Giresun Geçişi Çevre Yolu, adı kısaca öyle. Her seferinde geldiler, size söz verdiler "Giresunlular biz bunu yapacağız" diye. Ben de arkadaşlara dedim ki: Ya Allah aşkına hangi tarihte, hangi sözü vermişler, bir çıkar bir göreyim diye.

2012 yılı: Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, "Giresun çevre yolu için bir başlangıç tarihidir" demiş. Biz bu işi yapacağız demiş 2012'de.

2015'te, 3 yıl sonra "Giresun Güney Çevre Yolu ihale çalışmaları tamamlandı" demişler.

25 Haziran 2015 tarihinde "biz bunu gerçekleştirdik" demişler.

Geçiyoruz 4 yıl sonra 2019'a: "Efendim yapım ihalesi çalışmalarında sona geldik" diyorlar. Önce yaptık diyorlardı, şimdi sona geldik diyorlar.

2020: Ulaştırma Altyapı Bakanlığı, Giresun Çevre Yolu proje ihalesinin yapıldığını ve proje çalışmalarının 2020 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini söylüyor.

2022 yatırım programında Giresun çevre yolu ile ilgili ayrılan 1 kuruş bile yok, 1 kuruş bile yok...

Sevgili Giresunlular, ne dedim sözlerimin başında? "Nasıl olsa Giresunluların oyu çantada keklik, ben gider palavrayı atarım, bunlar da gelir bana oy verir. Her seferinde gelirim, her seferinde aynı nakaratı tekrarlarım." Sizden istirhamım; evlatlarınızı seviyorsanız, ülkenizi seviyorsanız, vatanınızı seviyorsanız, bayrağınızı seviyorsanız artık yalan diyene, dur deme zamanıdır. Dur diyeceğiz yani, dur deme zamanı.

Efendim, enflasyon... Enflasyonun da bir haritasını çıkardım. 4 Ağustos 2021: "enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil" diyor saraydaki zat. "Daha yukarı çıkması mümkün değil" diyor.

10 Eylül 2021: "Fiyat artışlarının önüne geçeceğiz" diyor, "engelleyeceğiz" diyor.

17 Kasım 2021: "Önümüzdeki yıldan itibaren ferahlamaya başlayacağız" diyor. Siz ferahlıyorsunuz da beyefendinin haberi yok demek.

29 Kasım 2021: "Göreceksiniz enflasyon nerelere düşecek." Gördük, zirve yapıyor.

31 Aralık 2021: "Teknik bir hakikati ifade ediyoruz, enflasyon düşecek."

18 Ocak 2022: "Enflasyon düşüşe girdi." Nasıl girdi bilemiyoruz.

21 Mart 2022: "Vatandaşın sıkıntılarını biliyoruz. Vatandaşı enflasyona ezdirmemek boynumuzun borcudur" diyor. Güzel...

Nisan 2022: "Yazın fiyatlar düşer." Umudu yaza bağladı.

6 Temmuz 2022: "İnşallah 2023'te enflasyonu kontrol altına alacağız" diyor. Yıllar yılı, aydan aya hep her seferinde yeni bir şey söylediğini sanıyor.

6 Eylül 2022, yani bugün: "Yılbaşından sonra enflasyon hızla düşecek" diyor. Müjdemi isterim sevgili Giresunlular. Demek ki erken seçim yapacak herhalde. O da biliyor ki herhalde nasıl olsa erken seçim yapacağız; bu Bay Kemal gelecek, kesinlikle enflasyonu düşürecek. Bunu düşünüyorsa, yüzde 100 doğru düşürüyor. Yüzde yüz geleceğiz ve enflasyonu düşüreceğiz.

Bir şey daha ifade edeyim: Bizim belediyelerimiz var. Hepsi canla başla çalışıyorlar. Her türlü iftira atılıyor, her türlü... Yok efendim şöyle oldu, yok bilmem böyle oldu, yok terörist çalıştırıyor, vesaire falan... Bunların tamamı hikaye, tamamı hikaye. Ya birisini çalıştırıyorsa belediye başkanı, gidip zaten savcılıktan iyi hal kağıdı alıyor. İyi hal kağıdı alıyor, sen onu suçluyorsun. Bunlara inanmayın, paniğe kapıldılar. Belediye başkanlarımızın nasıl çalıştırmayız diye yol, yöntem arıyorlar. Başkan arkadaşlarıma şunu söyledim. Hiç şikayet etmeyeceksiniz, bütün şikayetleri aşacaksınız ve çalışacaksınız. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin halka nasıl hizmet ettiğini bütün engellemelere rağmen tarihe geçireceksiniz.

İstanbul'da, İstanbul Belediyesi'nin 2 yalısına da el koydular. Niçin? Boğaz kenarında dünyanın parası eder orası. Kupon arazileri soran adam; şimdi yalıların nasıl götüreceğiz, iç edeceğiz? O yalıları size yedirmeyeceğiz. O yalılar bu ülkenindir, yedirmeyeceğiz size.

İşin özeti, sizleri seviyorum. İşin özeti, size hizmet etmek istiyorum. İşin özeti, beraber çalışacağız. İşin özeti, akıl akıldan üstündür. İşin özeti, özgürce düşüneceksiniz. İşin özeti, bütün gençler geleceğe umutla bakacaklar. İşin özeti, bir tweet attı diye hiçbir genç gözaltına alınmayacak. İşin özeti, sabah erken saatte kapınız çalıyorsa bilin ki çalan bir polis değil, mutlaka size süt getiren bir kişidir. Dolayısıyla bu ülkeye huzuru, refahı, bereketi beraber getireceğiz. En büyük güvencem sizlersiniz. Size inanıyorum ve size güveniyorum.

Sizlere selamlar, saygılar sunuyorum.



Bu Kategorideki Diğer Haberler