Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya'da Düzenlenen CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 656    |    Haber Tarihi: 15.09.2022

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’da düzenlenen CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bugün 13 Eylül. Bugün Sakarya Meydan Muharebesi’nin 101'inci yılı. 101 yıl önce bu topraklarda bayrağımız ve vatanımız için, ülkemizin bağımsızlığı için 22 gün, 22 gece bir savaşı yaşadık. Bu savaş, bizim kurtuluş mücadelemizin en önemli savaşlarından birisiydi. 22 gün, 22 gece mücadele verildi ve düşman püskürtüldü. Arkasından 9 Eylül'e kadar süren bir safhayı hep birlikte o dönem gazilerimiz, şehitlerimiz yaşadılar.


Sakarya Meydan Savaşı'nın milli kurtuluş tarihi açısından önemi, bunun kilit bir savaş olmasıydı. Mutlaka ne olursa olsun başarmak zorunda olduğumuz bir savaştı ve bu savaş başarıldı. O nedenle bu topraklarda yaşayan şehitlerimiz, kanlarını döken şehitlerimiz, gazilerimiz; onlara çok şey borçluyuz, onlara minnet duyuyoruz. Onlar bize güzel bir ülke bıraktılar huzur içinde yaşayalım diye, birisinin gölgesi üstümüze düşmesin diye. Eğer bir gölge düşecekse o gölge al bayrağımızın gölgesi olmalıydı. Bunun mücadelesini verdiler onlar.


Aynı zamanda bugün Ahilik Haftası'nın birinci günü. Ahi Evran, Horasan'dan geldi Anadolu'ya, Horasan erenlerindendir. Anadolu aydınlanmasını sağladılar Anadolu erenleri. Onlara da çok şey borçluyuz. Onlar bize iyiliği öğrettiler, kin tutmamayı öğrettiler, sevgiyi öğrettiler, çalışmayı öğrettiler, alın terinin ne kadar değerli olduğunu öğretiler ve bugün esnaflarımızın, sanatkarlarımızın piri Ahi Evran'dır. Ahi Evran'ı da rahmetle analım. Esnafımızın ve sanatkarımızın alın terinin karşılığının verilebileceği bir Türkiye umuduyla sözlerime başlamış olayım.


Efendim, havai fişek fabrikasında mağdur olan ailelerin yanına gittim sabahleyin. O fabrikada çalışan 7 kişi hayatını kaybetti, 128 kişi yaralandı. Onlar adalet istiyorlardı ama bu kardeşiniz ve Cumhuriyet Halk Partisi kim adalet istiyorsa, hep onun yanında olduk. Kimliğine bakmadık, inancına bakmadık, yaşam tarzına bakmadık; bir mağduriyet varsa, bir haksızlık varsa onun yanında durma felsefesini bize, Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretti. O nedenle onların yanına gittik.


Olay 2 yıl önce oldu, sahipleri kendilerini daha güçlü hissediyorlar. "İstediğimiz kararı aldırtırız" diyorlardı. Baskılar kuruyorlardı ama bizim milletvekili arkadaşlarımız, gönüllü avukatlar bu haksızlık karşısında susmadılar, onlara sahip çıktılar. Sahip çıkmaya da devam ediyoruz. Orada sabahleyin ailelerden bazıları konuştu. Hâlâ haksızlıklarının giderildiğini düşünmüyorlar. Hâlâ haklarının teslim edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Şunu söyledim; devlet dediğiniz kurum, adalet üzerine inşa edilir. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı bir yerde devlet olmaz, devletin saygınlığı olmaz; orada hoşgörü olmaz, sevgi olmaz. Mutlaka adalet olmalıdır, olmak zorundadır adalet. Adaleti sağlamak zorundayız ve o insanlar hâlâ diyorlar ki: "Hâlâ adalet gelmedi. Fabrikanın denetiminin yapılması lazım. Mahkeme tutanakları var. O tutanaklarda itiraflar var. Denetim yapılmadı. Denetimi yapmayan kimse, onlardan hesap sorulmalıdır" diye. Ama bugüne kadar tek bir kişi dahi, yargının önüne denetim yapmadınız diye çıkarılmadı. Buradan o ailelere ve Adapazarlılara sözüm var. Bu kardeşiniz nerede bir haksızlık varsa, haksızlığın karşısında dimdik duracaktır. Kim adaleti istiyorsa adalet isteyenlerin yanında olacağım. Ailelere söyledim; hiç meraklanmayın, sonuna kadar yanınızdayız, sonuna kadar ve biz bu kararlılığımızı her yerde ve her koşulda sağlayacağız. Dolayısıyla denetimi yapmayanlar, siyasi otoriteden talimat alıp denetimden kaçanlar, hepsinin burnundan Allah nasip eder iktidar olduğumuzda fitil fitil getireceğim. Hiç kimse endişe etmesin.


Sakarya deyince tabi aklımıza spor da gelir. Sporsuz bir Sakarya'yı düşünmek mümkün değildir. Sakaryaspor büyük başarılara imza attı. Sapanca Gençlikspor, o da büyük başarılara imza attı. Hiç endişem yok, Sakaryaspor'un yeri Süper Lig'dir. İnşallah orada göreceğiz, inşallah göreceğiz orada.


Evliya Çelebi, Sakarya'yı “ağaç denizi” olarak tanımlar. Her taraf ağaç, toprak bile görünmüyor. Burayı gezerken Sakarya'yı ağaç denizi olarak tanımlamış ve kendi anılarında böyle yazmıştır. Ağacın olduğu yerde huzur vardır. Ağacın olduğu yerde bereket vardır. Ağacın olduğu yerde hayat vardır. Dolayısıyla ağacın olduğu yerde insanlar dinlenirler, çalışırlar, alın teri dökerler, alın terinin karşılığını alırlar. Dolayısıyla Sakaryalı da çalışkandır. Sakaryalı üretir. Sakaryalı gerçekten de toprağıyla barışıktır, insanıyla barışıktır. Buraya gelmeden önce yerli kültürle ilgili, kendi yerli kültürlerini yaşatmakla ilgili bir derneği ziyaret ettim. "Kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz" dedi. Çok sayıda farklı kültürlerden gelen Sakaryalı kardeşlerim var. Sakarya'da tamamı barış içinde yaşıyorlar, huzur içinde yaşıyorlar. Birbirlerine saygı duyuyorlar. Kültürlerini kavga nedeni olarak değil, zenginlik olarak görüyorlar. O nedenle bütün Türkiye'nin yeri gelirse Sakaryalıları örnek alması lazım bu konuda.


Üreten Sakarya, çalışan Sakarya, alın teri döken Sakarya... Sakarya, ayva üretiminde Türkiye 1'incisi, fındık üretiminde Türkiye 3'üncüsü, balkabağı üretiminde Türkiye 4'üncüsü, mısır üretiminde Türkiye 7'ncisi. Yani Sakarya aynı zamanda bir tarım kenti, bir sanayi kenti, bir üniversite kenti, bir kültür kenti Sakarya. Sakarya'ya böyle bakmak lazım. Sakarya aynı zamanda Milli Kurtuluş Savaşı sırasında en kanlı mücadelenin verildiği bir kenttir; Sakarya Savaşı'dır, Sakarya galibiyetidir.


Şimdi gelelim bu kadar bereketli topraklar üzerinde kurulu bir Sakarya ve o bereketli toprakları işleyen, alın terini döken Sakaryalılar var. Sakaryalılar memnun mu? Ayvayı satacak yer yok şu anda; var ama ayvayı kime satacak, yer yok. Devlet sahip çıkmıyor. Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda çiftçi şunu görecek. Ürettiğiniz her ürünün karşılığını, alın terinin karşılığını alacaksınız. 6'lı masanın taahhüdüdür bu, Millet Masası'nın taahhüdüdür bu, bunu alacaksınız...


Fındık üretiminde Türkiye 3'üncüsü. Fındığı tekellere teslim ettiler. Ferrero diye bir şirket, İtalyan şirketi geldi, fındık bahçeleri satın alıyor, fındık taban fiyatını veriyor; yani tekel konumunda. Tekelleri kırmak bu kardeşinizin görevidir. Hiçbir tekel, çiftçinin, fındık üreticisinin alın terini sömürmeyecektir. Nokta! Sömürtmem... Kazanacaksa bizim çiftçi kazanır. Dışarıdan geleceksin, burada fındık bahçeleri satın alacaksın, fabrikalar kuracaksın, taban fiyatı belirleyeceksin, çiftçinin alın terini sömüreceksin; e bunu da Bay Kemal seyredecek. Yemezler, seyretmem; yakalarım, hesabını sorarım. Hiç kimse endişe etmesin.


Niye söylüyorum? Fındık sanayinin özellikle gıda başta olmak üzere toplam cirosu dünya genelinde 120 milyar dolar civarında. 120 milyar dolar. Ya 120 milyar dolarlık bir ciro var, bir sanayi var, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin buradan aldığı para 2-2,5 milyar dolar. 120 milyar dola, 2,5 milyar dolar... Ya bu iş mi Allah aşkına? Üstelik fındıkta dünya birincisiyiz. Hem dünya birincisi olacaksın, hem fındığı üreteceksin, hem başkaları kazanacak, sana bir parmak bal ağzına çalacaklar. Fındığı tekellerden kurtaracağız, fındık üreticisine hakkını teslim edeceğiz, bunu herkesin bilmesini isterim. Bu çerçevede 1938 yılında kurulan FİSKOBİRLİK vardı. FİSKOBİRLİK'i yeniden ayağa kaldıracağız. FİSKOBİRLİK, fındık üreticisinin kara gün dostu olacak.


Çiftçi kardeşlerim, üretici kardeşlerim, balıkçı kardeşlerim; asla çiftçinin zarar edeceği bir modele izin vermeyeceğiz. Buradan bir daha söyleyeyim: Ziraat odaları, tarım birlikleri, dernekler, esnaf kefalet, tarım kredi kooperatifleri, kim olursa. İster buğday üret, ister çay üret, ister fındık, ister arpa, ister mercimek, ister yulaf, ne üretiyorsan... Formülümüz gayet açık ve gayet net: Maliyet, artı makul kâr, eşittir taban fiyat olacak. Bütün çiftçi kardeşlerimin bu formülü ezberlemesini isterim. Hiçbir çiftçi ektiği ürün dolayısıyla asla ve asla bu topraklarda zarar etmeyecek.


Adam yata biniyor, krallar gibi geziyor, keyfine bakıyor, koy koy geziyor, deniz deniz geziyor. Mazot? ÖTV'siz, KDV'siz. Çiftçi? Hem ÖTV'yi ödeyeceksin, hem KDV'yi ödeyeceksin. E bunu yer mi Kılıçdaroğlu? Bunu da yemeyiz. Çiftçiye de mazotu ÖTV'siz ve KDV'siz vereceğiz. Ya çiftçi traktöre binip gezmeye mi gidiyor? Hayır. Eğlenmeye mi gidiyor? Hayır. Sabahın köründe tarlaya gidecek ya, üretecek bu insan. Hadi şehirde diyelim ki mazota zam geldi, arabaya binmezsiniz, metroya binersiniz, otobüse binersiniz, 3-4 arkadaş bir arabaya binersiniz. E çiftçi ne yapacak? Tarlayı ekmese aç kalacak. Kırmızı mazot, unutmayın kırmızı mazot uygulaması getireceğiz. Çiftçiye kırmızı mazotu ÖTV'siz ve KDV siz vereceğiz. Böylece çiftçi ektiği ürünü daha makul bir koşulda elde etmiş olacak, kazanmış olacak.


Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesi... Bakın çiftçi kardeşlerim, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu ülkenin çalışanına, üretenine sahip çıktı. 2006'da bir Tarım Kanunu çıktı. 21'inci maddesi diyor ki: "Her yıl milli gelirin en az yüzde 1'i oranında çiftçiye destek verilir." Her yıl en az yüzde 1 oranda milli gelirin destek verilir. Bugüne kadar hiçbir şekilde yüze 1 oranında destek verilmedi. En son binde 28'e düşmüş durumda. Bunu yapacağız, yüzde 1'i koyacağız. Ziraat Odaları Birliği Başkanını davet edeceğiz. Gel kardeşim, bütçede yüzde 1 var mı, yok mu? Bu para yerinde harcandı mı, harcanmadı mı? Hesap vereceğiz, kime? Çiftçiye vereceğiz, çiftçi kuruluşlarına vereceğiz. Niçin? Çünkü eğer bir kanun çıkmışsa, kanunu önce biz uygulayacağız başkaları değil.


Efendim, Tarım Kanunu söyledim. Gene çiftçi kardeşlerim bizi dinlesinler, esnaf kardeşlerim de bizi dinlesinler. Allah nasip eder, Millet İttifakı hep beraber iktidar olduğumuzda ilk 1 hafta içinde çiftçilerin ve esnafın ister bankalardan, ister Esnaf Kefalet Kooperatifinden, ister Tarım Kredi Kooperatifinden aldıkları kredilerin faizlerini ilk bir hafta içinde sileceğiz. Onlar kalkıp çetelerin faizlerini siliyorlar. Ya onlar üretiyor mu kardeşim? Esnaf zaten perişan, çiftçi zaten perişan, pandemi dönemi geçirdi... Zaten kredi vermişsin. Kardeşim dükkan aylarca kapalı kaldı, ticaret yapamadı. Bankadan kredi verdin, faiziyle veriyorsun. Elin oğlu faizsiz veriyor, sen faizle veriyorsun. Tamamını sileceğim, hiç meraklanmayın o faizlerin tamamını sileceğim. Kimin sırtına yıkacağız? Hiç endişe etmeyin, o 5'li çetelerin sırtına yıkacağım, hiç endişe etmeyin.


Geliyor, çiftçi borcunu ödeyemedi. Sakarya'da biliyorum, bazı yerlerde ciddi sorunlar oldu. Hatta belli köylerin tamamına, neredeyse gayrimenkullerine, traktörlerine haciz uygulanmıştı. Onları kaldırdık ama bunu politik bir malzeme konusu da yapmadık ama kaldırdık. Çiftçinin, üreticinin traktörüydü, hayvanıydı; bunlar kesinlikle haczedilmeyecek. Bu konuda da kanuna açık ve net hüküm koyacağız.


Başka bir şey daha, bu da önemli. Bakın kırsalda çalışan kadınlar ve gençler kırsalda çalıştığı sürece, kadınların ve gençlerin sosyal güvenlik primini devlet olarak biz ödeyeceğiz.


Gençler şunu söyleyeyim: Bu ülkenin kaderini değiştirecek olanlar sizlersiniz. 7,5 milyon genç ilk kez sandığa gidecek, oy kullanacak. 7,5 milyon genç; bu ülkeye demokrasi mutlaka ve mutlaka gelecektir.


Ayrıca gençler şunu da söyleyeyim: Sizin hayalleriniz, bütün hayalleriniz benim hedefim olacaktır. O hedefi gerçekleştireceğim. Hiç endişe etmeyin, hiç endişe etmeyin... Hep beraber motorları maviliklere süreceğiz. Bu ülkeye barışı, bu ülkeye huzuru, bu ülkeye kardeşliği getireceğiz. Kimse kimsenin inancıyla, kimse kimsenin kimliğiyle, kimse kimsenin yaşam tarzıyla kavga etmeyecek. Biz insanı insan olarak göreceğiz ve başımızın tacı yapacağız. O nedenle gençler, ülkenin geleceği, ülkenin kaderini sizler belirleyeceksiniz. Sandığa gidin. Tek isteğim, tek isteğim... Sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın. En zor koşullarda bile Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkeyi bu ülkenin gençlerine emanet etti.


Bir şey daha ifade edeyim: Adalet, evet soylu bir kavramdır. Evet, devletin dini adalettir. Evet, adaleti savunmak zorundayız. Kim haksızlığa uğruyorsa onun yanında olmak zorundayız. Adaletsizliğe uğrayan kişinin inancı, kimliği, yaşam tarzı değil, insan olarak bakmamız ve onu çözmemiz lazım ve onun hakkını hukukunu sağlamamız lazım.


EYT'liler hiç meraklanmayın, hiç meraklanmayın. Sizin sorununuzu dile getirdim, ısrarla dile getirdim, yıllardır dile getiriyorum. Çözeceğiz dediler, ben de bekliyorum. Bakayım nasıl çözecekler? Çözmezlerse, anahtarı bize vereceksiniz. Çözeceğim, hiç kimseyi mağdur etmeden çözeceğim. Hiç meraklanmayın; çözmezlerse çözeceğiz. Bu sözü ben veriyorum, bakın bu kadar milletin önünde veriyorum. Daha önce de verdim, daha önce de söyledim.


Neden EYT var arkadaşlar, neden EYT'lilerin sayısı giderek artıyor? İş şöyle, işin özü şu: Kişi emekli oluncaya kadar emeklilik hakkını alıyor ama aylık alamıyor. Aylık alabilmesi için belli bir yaş limitini doldurması lazım ama o yaşa kadar çalışırsa aldığı aylık düşüyor. Bunun adına da reform dediler. Yani kim fazla prim ödüyorsa daha az aylık alıyor, daha az prim öderseniz daha yüksek aylık alıyorsunuz. Böyle bir garabet dünyada hiç yaşanmadı. O nedenle EYT'li çalışmak istese de çalışmak istemiyor. Nedeni? Çünkü çalışıp prim öderse, emekli aylığı düşecek. Böyle bir garip durum. Onu çözeceğim. Hiç meraklanmayın, hiç meraklanmayın...


Bir şey daha: Sakarya aynı zamanda bir üniversite kentidir dedik. Üniversite kenti demek, gençlerin gelip üniversitelerde okumaları demek. Onlar kendi ülkeleri için bilgi sahibi olacaklar, beceri sahibi olacaklar, yetişecekler ve Türkiye'ye hizmet edecekler. Ama sınava girip sınavı kazanan, geliyor: "Acaba nerede kalacağım? Yurdum yok, hangi yurtta kalacağım?" Dolayısıyla bu da ciddi bir sorun olarak önümüzde duruyor. 20 yılda çözemediler. Söz veriyorum, Sakarya'dan bütün Türkiye'ye söz veriyorum: Yapamadılar 20 yılda, 1 yılda yurt sorunu çözeceğiz. 1'er kişilik, 3'er kişilik odalar, geniş bant internet erişimi; sıcak suyu, soğuk suyu olacak, çalışma imkanı olacak, çalışma yerleri olacak ve gençler üniversiteyi kazandığında hiçbir anne ve babam "oğlum, kızım nerede kalacak" diye bir endişe duymayacak. Çünkü biz halkı düşünüyoruz, insanı düşünüyoruz. Onların, evlatlarımızın daha iyi şartlarda okumalarını istiyoruz. Anne ve babanın gözü arkada kalmasın istiyoruz. Yapmadılar, yapamadılar, biz yapacağız; 1 yıl içinde bitireceğiz.


Bir şey daha: Yazmışsınız oraya "Tank-Palet vatandır, satılmaz" diye. Güzel... "Tank-Palet bizimdir, bizim kalacak" diye. 20 milyar dolarlık bir yatırımdır Tank-Palet, büyük bir üretim üssüdür ve biz o Tank-Palet Fabrikası'nda 5 model tank ürettik. 5 model tankın deneme atışları yapıldı, 5 model tank da başarılı oldu. Denemenin yapıldığı yer Ankara'dır. HAVELSAN, ASELSAN, Makine Kimya Enstitüsü Kurumu gibi kurumlar, bu tankların yapımına her türlü desteği verdiler, iş bölümü yaptılar. Fakat tank ürettik ya, birisinin hoşuna gitmedi. Tank-Palet fabrikasını aldı, Ethem Sancak'a verdi. Ethem Sancak tank üretir mi? Hayatta belki hiç tank da görmemiştir ama verdiler. Ethem Sancak da dedi ki: "Ben yaparım ama benim param yok." Para nerde? Katar'da. Katar'ı da ortak edin. E peki Katar tank üretiyor mu? Katar'da tank üretmiyor. Buradan açık ve net söylüyorum, açık ve net söylüyorum: Allah nasip eder iktidar olduğumuzda, 1 hafta içinde o Tank-Palet Fabrikası'nı alacağım, şanlı ordumuza aynen iade edeceğim.


Eğer siz en önemli merkezinizi, savunma sanayi açsından en önemli fabrikanızı bu hâle getirirseniz, bunun vatanseverlik ile bir ilgisi yoktur. Ya üretmişler, 5 modeli üretmişler. Hatta tank motoru fabrikasını kurmak için de ayrı bir şirket kuruldu, o da yapıldı. Ama "hayır, bunların hiç birisi olmasın" dediler. Alacağız, alacağız ve iade edeceğiz. Yeter mi? Hayır.


Dünyada askeri hastanesi olmayan tek ordu, Türk ordusu. Bizim askeri hastanelerimiz yok. 15 Temmuz'dan sonra hepsini aldılar, GATA'yı da aldılar. O nedenle yaralanan askerlerimiz Ankara'ya yetişinceye kadar çoğu şehit oluyor. Allah nasip eder iktidar olduğumuzda, 1 hafta içerisinde o GATA'yı da bütün askeri hastaneleri de alacağız, onu da şu anda ordumuza teslim edeceğiz.


Şimdi soru şu: Kim milliyetçi? Kim vatansever? Tank-Palet Fabrikası'na sahip çıkan mı? Askeri hastanelere ve kendi ordusuna sahip çıkan mı milliyetçidir? Evet, biziz milliyetçi. Bizi milliyetçiliğimiz sorgulanamaz. Biz Mustafa Kemal'in, Ecevit'in yolundan ilerliyoruz. Eğer bize milliyetçiliği soracak olursanız, Akdeniz'in sularına CHP'nin milliyetçiliğini yazdık biz. Beşparmak Dağları'na gideceksiniz Kıbrıs'ta, orada bizim milliyetçiliğimizi göreceksiniz. Biz bunlar gibi değiliz. Öyle, "yok efendim ben geliyorum, yok hemen geleceğim, yok bir sabah gelirim."


Rahmetli Ecevit ne dedi? Asker gitti, çıkarmayı yaptı, Başbakanlığın kapısına geldi: "Ordumuz şu anda Kıbrıs'tadır" dedi. Bitti bitti. O adalar işgal edildiğinde ya elli sefer söyledim; işgal ediliyor, Lozan Anlaşması'na yapılıyor bütün bunların tamamı. Tık çıkmadı tık. Şimdi gündem ekonomi ya, millet perişan vaziyette ya; oturuyor, "vay ben gelirim, bak bir gece gelirim, yok yarın sabah gelirim..." Sana davetiye mi göndersinler "ya beyefendi, buyur gel" diye. Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa gidersin kardeşim. Bizim palavrayla işimiz yok. Devlet böyle yönetilmez. Devlet akılla yönetilir, bilgiyle yönetilir, birikimle yönetilir, ferasetle yönetilir. Devlet liyakate yönetilir, devlet adaletle yönetilir. Devlet, aynı zamanda ülkenin sorunlarına sahip çıkmak demektir.


Doğu Akdeniz'de Gaz Forumu kuruldu. Yunanistan var, Kıbrıs Rum Kesimi var, İsrail var, Filistin var, Mısır var, herkes var; Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yok. Niye yok? Doğu Akdeniz'in bir tarafında biz varız, Akdeniz'in öbür tarafında da Mısır var. İki büyük devlet var. Niye kavga ettik biz Mısır'la, hangi gerekçeyle kavga ettik? Bana bir Allah'ın kulu çıkıp, mantıklı bir cevap verebilir mi? Devleti yönetemiyorlar. Yönetemedikleri için memleket bu hâle geldi. Ama Allah nasip ederse devleti yeniden inşa edeceğiz; adalet üzerine, dostluk üzerine, kardeşlik üzerine inşa edeceğiz. Herkesin huzur içinde yaşadığı bir Türkiye'yi inşa edeceğiz. Her evde huzurun, her evde bereketin olduğu bir Türkiye özlemiyle Türkiye'yi inşa edeceğiz. Bunları yapmadığınız takdirde sizin siyasetle ne ilginiz var? Öyle bakmak gerekiyor.


Bir şey daha: Bunlar diyorlar ya, biz milliyetçiyiz. Hikaye tabii... Ya cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet kendi toprağından kaçtı, kendi bayrağını indirdi ve Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırdı. Şimdi bana duruyorlar, dönüp diyorlar ki: "Efendim, biz milliyetçiyiz, siz değilsiniz." Allah aşkına ne diyeyim? Akıl var mı bunlarda ya, akıl var mı? Ha biz olsak ne olurdu, onu da söyleyeyim: Süleyman Şah Türbesi orada kalırdı, bayrağımız orada dalgalandırdı, gerekirse hepimiz canımızı verirdik. Bu millete sözümdür; Allah nasip eder iktidar olduğumuzda, ilk 1 hafta içinde ne pahasına olursa olsun Süleyman Şah Türbesi toprağımıza gidecek, bayrağımız orada yeniden dalgalanacak.


Efendim, Sakarya bulunduğu konum itibariyle çok stratejik bir bölge. Trakya'dan başlayıp, Sakarya'ya kadar olan bölgenin bir bütün halinde ele ele alınması gerekiyor. Sakarya bir lojistik üs haline dönebilir her an için. Büyük sanayi kuruluşları var, denizle bağlantısı var, karayolu çok güçlü, demiryolu ağı daha da güçlü hale getirilebilir ve burası bir üretim üssü haline dönüştürülebilir. Bunlar yıllar yılı yapamadılar. Var olan fabrikaları sattılar, bazılarını kapattılar ama biz Türkiye aşığız. Biz hiçbir ayrım yapmayız. İster Hakkari'de, ister Diyarbakır'da, ister Bingöl'de, ister Edirne'de, ister Kırşehir'de, ister Çankırı'da, Çorum'da, İzmir'de, Manisa'da... Nerede olursa olsun bir ilkeyi açıklıyorum. Nerede olursa olsun, bayrağıyla ve vatanı ile sorunu olmayan herkesin başımızın üstünde yeri var. Bizim iki kırmızı çizgimiz var; bayrağımız ve vatanımız. Bu konuda her birimiz, her CHP'li, her vatandaş duyarlı olmak zorundadır. Onun dışında dediğim gibi görüşler farklı olabilir, kimlikler farklı olabilir, inançlar farklı olabilir... Sizin göreviniz sadece onlara saygı duymaktır.


Siyasetin konusu; kişinin çocuğu işsizse ona iş buldun mu, bulmadın mı? Çocuk iyi bir okula gidiyor mu, gitmiyor mu? Memleketin durumu iyi midir, kötü müdür? Enflasyon aldı başını gidiyor. Esnaf perişan vaziyette. Çiftçi ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Siyasetin konusu budur. Siyasetin konusunu bu noktaya indirgersek, her şeyi güzel yapacağız ve birlikte yapacağız. Bundan emin olmanızı isterim.


Efendim, 6 lider bir aradayız. Her birimizin elbette ayrı parti olduğunu sizler de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Ama 6 partinin saygıdeğer liderleri demokrasi konusunda anlaştık, Türkiye'nin huzuru konusunda anlaştık, Türkiye'nin üretmesi gerektiği konusunda anlaştık, Türkiye'de devletin yönetiminde liyakatin ve adaletin olması gerektiğinde anlaştık, demokrasi konusunda anlaştık; herkesin kimliğine, inancına, yaşam tarzına saygı konusunda anlaştık ve her birimiz tek tek Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bozulan çarklarını yeniden onaracağız ve o çarklar bir saat gibi çalışacak. Ama zamanı doğru gösteren bir saat gibi çalışacak. Dolayısıyla bundan emin olmanızı isterim.


Hiçbirimizin özel bir beklentisi, özel bir amacı yok. Amaç, Türkiye'yi büyütmek. Amaç, bu ülkeye huzuru getirmek. O nedenle zaman zaman sorarlar: Efendim ne oluyor? Altında başka parti var mı? Üstünde başka parti var mı? Yok gizli parti var mı? Bunların tamamı açık ve net söylüyorum safsatadan ibarettir. Tamamı safsata. Her birimiz oradayız, beraber birlikteyiz. Mücadeleyse, mücadeleyi veriyoruz. Evet oturuyoruz, konuşuyoruz. Neyi nasıl yapacağımızı yazıyoruz, çiziyoruz. 6 lider altına imza basıyoruz ve bunu kamuoyuyla paylaşıyoruz. Yani birilerinin yaptığı gibi değil. Biz memleketimizi seviyoruz ve memleketimizde huzurun olmasını istiyoruz.


İşin özeti; Polatlı'dan başlayıp Sakarya'ya kadar süren bir mücadeleyi bu topraklarda hep birlikte babalarımız, dedelerimiz verdi ve bu mücadelenin ekonomiyle, ekonomik büyüklükle, ekonomik gelişmişlikle taçlandırılması lazım. Çünkü Gazi Mustafa Kemal der ki: "Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa, siyasi istiklalinizi, bağımsızlığınızı koruyamazsınız" der. O nedenle biz ekonomiyle, ekonomik büyümeyle bu bağımsızlığımızı taçlandırmak zorundayız ve büyütmek zorundayız. Sakarya bu açıdan bereketli bir yer. Anadolu bu açıdan bereketli bir yer. Bunların tamamını yapacağız. Göreceksiniz Sakarya'yı da ciddi bir lojistik üs, sanayi üssü haline getireceğiz. Bundan da Sakaryalıların emin olmasını isterim.


Bir şey daha anlatayım ve sözlerimi bitireyim. Çünkü atmosfer de biraz sıcak. Bakın Şanlıurfa'ya gittim, çiftçiler elektrikten çok şikayetçi. Çok yüksek faturalar geliyor. Dedim ki: "Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığını bize verin, Şanlıurfa'daki bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz." Önce itiraz ettiler, "vay nasıl verirsin" diye. Güneş enerjisi panelleri, güneş enerjisi... Allah'ın güneşi bedava. Doğalgaz değil, para vermiyorsun. Kömür değil, para vermiyorsun. Akaryakıt değil, para vermiyorsun. Diğerlerine dolar veriyorsun, bu Allah'ın güneşi bedava. Panel koyacaksın, güneş ısıtacak; enerji, elektrik elde edeceksin. Bir kısmını çiftçiye bedava vereceksin, artan kısmını satacaksın ve çiftçi ayrıca buradan gelir elde edecek. Önce "olmaz" dediler, "yap" dediler. Yapıyoruz bir yerde. Şimdi göreceksiniz, arkadaşımız Şanlıurfa'ya gitti, yerleri tespit etti. Engel çıkarmazlarsa GES projesini hayata geçireceğiz ve önce Şanlıurfa'dan başlayarak çiftçiye elektriği bedava vereceğiz.


Burada düz bir arazi, güzel bir arazi; Sakarya'da raylı sistem yok. Niye yok? Olması lazım, büyütülmesi lazım, gelişmesi lazım, diğer sistemlerle entegre edilmesi lazım. Bunun için Sakaryalılara da şunu söyleyeyim: Bir milletvekilimiz var, onu kürsüde zaten görüyorsunuz çalışıyor ama bir milletvekili bize yetmiyor. Yetmiyor, açık ve net söyleyeyim yetmiyor. Bir milletvekili olmasının kabahati Sakaryalılar da mı, bizde mi? Açık ve net söyleyeyim, kabahati bizde. Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı kahvenizi içmedik, derdinizi dinlemedik, Ankara'dan nutuk çektik. Sonra dedik ki: Niçin bize oy vermiyorsunuz? Şimdi geliyoruz, oturuyoruz, derdinizi dinliyoruz, sorunlarınızı nasıl çözeceğimizi anlatıyoruz. Çiftçinin, esnafın, apartman görevlisinin, taksi şoförünün, ev kadınının, kırsalda çalışanın hepsinin sorunlarını nasıl çözeceğimizi de anlatıyoruz. O nedenle bize destek olun ve bize katılın.


Bize katılın ki, Türkiye aydınlığa çıksın. Bize katılın ki, Tank-Palet Fabrikası'nı orduya verelim. Bize katılın ki, askeri hastaneleri şanlı ordumuza tekrar iade edelim. Bize katılın ki, haksızlığa uğrayan herkesin hakkını, hukukunu teslim edelim. Bize katılın ki. Bu ülkeye adalet nasıl gelirmiş, adalet nasıl olurmuş bütün dünyaya duyuralım. Bize katılın ki, bir başkan çıkıp: "Ey başkan, bak beni kızdırma. Senin mal varlığını incelerim, şu papazı bize hemen teslim et" dediğinde, hemen papazı teslim ettiler. Bize katılın, biz ne yapardık? Biz şunu söylerdik. "Benim mal varlığımı araştırmazsanız namertsiniz" derdik. "Bizim milletimize verilmeyecek hiçbir hesabımız yok" derdik.


Bize katılmanız Türkiye'nin büyümesi, adalet gelmesi, ahlaki standartlarının yükselmesi açısından son derece önemlidir ve değerlidir.


Hepinize yürekten teşekkür ederim. Sağ olun, var olun diyorum. Hoşça kalın diyorum. Sakaryalılara selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum.



Bu Kategorideki Diğer Haberler