CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 3505    |    Haber Tarihi: 26.10.2022

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-"Adalet kutsal bir kavramdır. Bu kadar tahrip edemezsiniz adaleti, vicdanları bu kadar kanatamazsınız. 6 aydır içerdeler. 6 aydır tek soru sorulmadan, tek delil aranmadan 6 aydır insanları içeriye atıyorsunuz. Ahdim var, Sevgili Vera'yı babasıyla buluşturacağım. Bizim demokrasi tarihimizin onurlu bir sayfası olan Gezi'ye buradan selam göndermek de benim boynumun borcudur."

-"Amasra'da facia oldu. 41 kişi hayatını kaybetti. Ya Allah rızası için ya kim bu işin sorumlusu? Hâlâ belli değil. "Bu işten nasıl sıyırırız" diye onun hesabını yapıyorlar. 41 kişinin hesabını kim verecek? Soma'da olduğu gibi kapatmak istiyorlar. Bir anne diyor ya: "Soma'daki gibi bu işin üstünü kapatmasınlar, lütfen takipçisi olun" diye. 41 aileye de, Amasralılara da benim sözüm var; mutlaka araştıracağız ve onların hesabını soracağız."

-"27,5 yıl devlete hizmet ettim. Kul hakkı yiyen birisi, kul hakkı yemeyenin karşısına çıkamaz, işin temelinde bu var. Olur, tek başına gelemezsin; bakanlarını al, bakan yetmez danışmanlarını al, danışman yetmez Prompter’ını da al. Neyi alırsan al, çık karşıma diyorum! Hodri meydan diyorum!"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Evet, Türkiye'nin her tarafından sorunu olan vatandaşlar Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’na geliyorlar, doğrudur; çözüm istiyorlar, o da doğrudur. Ama bir şeyden bütün vatandaşlarımın emin olmasını isterim. Bizim kişisel bir hırsımız, kişisel bir merakımız yok. Biz, bu ülkenin büyümesi için, bu ülkenin kalkınması için, her evde huzurun olması için, Türkiye'de huzurun olması için mücadele eden bir partiyiz. Her annenin çocuğunu huzur içinde yatağa yatırdığı, her annenin, her babanın işsiz evladına rahatlıkta iş bulabildiği bir Türkiye istiyoruz. Çiftçinin ürettiği, alın terinin karşılığını aldığı bir Türkiye istiyoruz. Huzur içinde yaşamak istiyoruz. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı, insanların düşüncelerini açıkladılar diye hapse atılmadığı, tam tersine farklı düşüncelerin Türkiye'nin önünü açtığı ve bu çerçevede hepimizin kucaklaştığı bir Türkiye istiyoruz. Kavga değil, huzur istiyoruz. Toplumu ayrıştırmak değil, kucaklaşmak istiyoruz. Bizim hedefimiz bu.

Onlar ayrıştırıyor, biz kucaklayacağız. Onlar bölüyorlar, biz bölünmeyeceğiz, kimlik üzerinden siyaset yapmayacağız, inanç üzerinden siyaset yapmayacağız, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmayacağız, herkesi kucaklayacağız. 85 milyon kardeşim duysun; hiçbir ayrımcılık yapmadan 85 milyonu kucaklayacağız.

Bütün karamsarlığa rağmen güzel imzaların da atıldığı bir Türkiye'deyiz. İstanbul Barosu seçimleri yapıldı; 144 yıllık köklü bir geleneği var, tarihi var, olağanüstü bir şey. İlk kez bir kadın İstanbul Baro Başkanı oldu: Filiz Saraç. Telefon açıp kendisini kutladım ama önemli olan şu. Bütün Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’nun da kendisini kutladığını ifade etmek için buradan tekrar kendisini yürekten kutluyorum ve başarılar diliyorum kendisine ve ekibine.

Biliyorsunuz duruşma salonunda bir hakim var, bir savcı var ve bir avukat var. Bizim hedefimizde avukatla savcının aynı platformda olması lazım. Biri iddia makamıdır, biri savunma makamıdır. Biz adaleti de gerçekten bütün dünyanın, gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi adaleti de yeniden inşa etmek istiyoruz. Gezici mahkemeler istemiyoruz. Kimin davası nereye düştü? "Oradaki hakim vicdanı ile karar verecek, sarayın istediğine göre değil. O zaman gezici mahkemeyi değiştirelim, oradaki hakimleri alalım, oraya yeni bir hakim tayin edelim, yeni bir heyet tayin edelim; çünkü saray onun mahkum edilmesini istiyor." Bu gezici mahkemelere de son vereceğiz. Adalet neredeyse, adalet neredeyse, onu arayıp bulacağız. Yargı dünyasına eğileceğiz.

Gezi aileleri burada, onlara da hoş geldiniz diyorum. Allah aşkına, Gezi olayları Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haksızlık karşısında yükselttikleri bir sestir ve bu ses bir bayraktır ve bu bayrak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bayrağıdır. Demokrasi bayrağıdır, adalet bayrağıdır o bayrak. Milyonlarca gencimizin haykırdığı, adalet istediği bir bayraktır o, bir sözdür o. Yargılanıyorsunuz, yargılanıyorlar arkadaşlarımız. Yurtdışından geldiler bazıları; geldik evet, biz kaçmıyoruz. Adaletse, evet adalet. 13. Ağır Ceza Mahkemesi bir soru bile sormadan... Dikkatinizi çekiyorum, 85 milyon vatandaşımın dikkatini çekiyorum. Özellikle geçmişte AK Parti'ye oy veren vatandaşlarımın vicdanına sesleniyorum, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren vatandaşlarımın vicdanına sesleniyorum. Hakim -duruşmaya geliyor insanlar- bir tek soru dahi sormuyor, bir soru bile sormuyor. İki, bir tek tanık bile dinlemiyor. Üç; bir delil var mı, yok mu bunu bile araştırmıyor, "sizi hapse atacağım" diyor. Vicdan sahibi olanların vicdanına havale ediyorum bu kararı. Bir daha söylüyorum, vicdan sahibi olanların vicdanına havale ediyorum bu kararı. Ama ahdimdir; ne olursa olsun, bedeli ne kadar ağır olursa olsun bu ülkeye adaleti ya getireceğim ya getireceğim. Ortası yok bu işin.

Adalet kutsal bir kavramdır. Bu kadar tahrip edemezsiniz adaleti, vicdanları bu kadar kanatamazsınız. 6 aydır içerdeler. 6 aydır tek soru sorulmadan, tek delil aranmadan 6 aydır insanları içeriye atıyorsunuz. Vera'yı babası ile buluşturacağım, ahdim var. Sevgili Vera'yı babasıyla buluşturacağım. Ve gerçekten de bizim demokrasi tarihimizin onurlu bir sayfası olan Gezi'ye buradan selam göndermek de benim boynumun borcudur.

Amasra'da facia oldu. 41 kişi hayatını kaybetti, 41 kişi ya! Ya Allah rızası için ya kim bu işin sorumlusu? Hâlâ belli değil, hâlâ belli değil... "Bu işten nasıl sıyırırız" diye onun hesabını yapıyorlar. 41 kişinin hesabını kim verecek? Yetimlerin hesabını kim verecek? Yetimlere hesabı kim verecek? Babasız kalan çocuklara hesabı kim verecek? O kadınlara hesabı kim verecek? Ben gittim, milletvekili arkadaşlarım gitti, kadın kolları gitti, gençlik kolları gitti. Gittik, aileleri ziyaret ettik. Her şey, her şey bizim boynumuzun borcudur, biz bu görevimizi yaparız. Ama aradan bu kadar süre geçti, kimin ne yaptığı belli değil, asıl fail belli değil. Raporumuzu da yayınladık.

Bakın değerli arkadaşlar; “faciada ölümleri artıran etkenlerin başında, madendeki havalandırma sisteminin yanlış planlanması geliyor” diye rapor yazılmış değerli arkadaşlar. Havalandırma sistemini yanlış yapıyorsunuz ve 41 insanın hayatına mal oluyor bu ve hâlâ ortada bir sorumlu yok. İktidar makamları da gittiler, onlar da gezdiler. Orası ağlama duvarı değil, siz görevinizi yapacaksınız. Bu işin failleri, sorumluları kim onları bulacaksınız. Soma'da olduğu gibi kapatmak istiyorlar. Bir anne diyor ya: "Soma'daki gibi bu işin üstünü kapatmasınlar, lütfen takipçisi olun" diye. 41 aileye de, Amasralılara da benim sözüm var; onların hesabını mutlaka araştıracağız ve soracağız. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta Adana'ya, Osmaniye'ye, Tokat'a ve Sivas'a gittim, 4 ili gezdim. Anadolu farklı bir şey değerli arkadaşlarım. Eğer dert dinlemek istiyorsanız, insanların yaşadığı sorunları yerinde görmek istiyorsanız, dert sahibi insanları dinlemek istiyorsanız Anadolu'ya gideceksiniz; ile gidecekseniz, ilçeye gidecekseniz, köye gideceksiniz. Ankara'da oturup, ben dert dinledim diyemezsiniz veya valilere talimat verip "şu okuldaki öğrencilere, şu fabrikadaki patrona da telefon et, oradaki işçileri zorla getirsinler, ben konuşacağım" dediğiniz andan itibaren devletin saygınlığına gölge düşürürsünüz. Gidiyor beyefendi bir yerlere, valiler il başkanı gibi çalışıyorlar ve Ak Partili yöneticiler evlere giremediği için, korktukları için hangi sitemler gelecek, onları dinlemek istemedikleri için devletin memurlarını gönderiyorlar "siz gidin dinleyin" diye, "siz gidin anlatın" diye. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu duruma hiç düşmemiştir.

Bakın bu Tokat'ta çekilen bir fotoğraf arkadaşlar. Bir tarafta Tekel'in fabrikası var, çalıştığı dönemlere ait bir fotoğraf. Bu tarafta da aynı fabrikanın yerle bir edildiği görülüyor. Şimdi ben Tokatlı kardeşlerime söyledim, bir kez daha söylemek isterim. Bu fabrikanın önünde bir toplantı yaptım; sendika temsilcisi de geldi, pancar üreticileri de geldi, tütün üreticileri de geldi. Hepsine tek tek söz verdim. Hepsi tek tek konuştular ve dertlerini anlattılar. Şunu söyledim: 20 yıldır Ak Parti hükümetlerinin yaptığı bir tek fabrika var mı? Bir tek fabrika var mı? Mesela gübre fabrikası yaptın mı? Mesela şeker fabrikası yaptın mı? Mesela yem fabrikası yaptın mı? Şimdi bütün çiftçilere söylüyorum: "Gübreyi alıyorum, pahalıdır" diyorsun, dışarıdan geliyor. Niçin yapmıyorlar diye soru soracaksın. Gübre fabrikasını niye yapmadın? Özel sektör yapıyor, sen yap kardeşim, sen yap. Niçin yapmıyorsun? Yem fabrikası... Yem pahalı, ateş pahası. Niçin yem fabrikası yapmıyorsun? Bu devlete Allah rızası için bir tek fabrika dahi yapmadılar ama yapılanların tamamını sattılar ve yediler. Birisi de buydu işte, Tokat'taki fabrikaydı.

Cumhuriyetin kuruluşunda şöyle bir slogan vardır: “Her fabrika bir kaledir”. Her fabrika bir kaledir. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, istihdam yaratıyorsun. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, dışarıdan mal almıyorsun. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, o fabrikanın ürettiği ürünleri yurt dışına satıyorsun. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, yurt dışından döviz geliyor. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, gelen dövizlerle Türkiye daha güçlü hale geliyor. Yeni bir fabrika yaptığın zaman, yeni bir ufuk açıyorsun, yeni bir ufuk. Açık ve net söylüyorum: Ak Parti iktidarları yeni bir fabrika yapabilecek düşünceye sahip değiller. Onlar tam anlamıyla bir yıkım ekibidirler ve her şeyi yakıp yıktılar, bütün fabrikaları.

Değerli arkadaşlarım; öyle bir tablo var ki, Ulusal Süt Konseyi yaptılar. Ulusal Süt Konseyi, güzel... Başında da birisi var ve Ulusal Süt Konseyi, süt fiyatını belirleyecek ama Ulusal Süt Konseyi'nin başındaki kişinin fabrikası var. Yani ne kadar ucuza süt alırsa, o kadar iyi olacak, fiyatı arttırmıyor bir türlü. O zaman süt üreticilerine benim bir çift sözüm var: Neden Ulusal Süt Konseyi'nin başında süt üreticilerinden birisi yok da bir fabrika sahibi var? Senin derdini fabrika sahibi olan mı anlatır, yoksa doğrudan doğruya sütü üreten kişi mi anlatır? Ama sözüm söz, kim o işin erbabıysa, Allah nasip ederse geleceğiz, Ulusal Süt Konseyi'nin başına Süt Üreticileri Birliği'nden birisini getireceğiz oraya.

Değerli arkadaşlarım; Sivas da Anadolu'nun kalbi. Bizim tarihimiz açısından da Sivas çok son derece önemli bir kent; Milli Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı, ilkelerinin belirlediği kentlerden birisi. "Himaye asla kabul edilmeyecektir" diye açık ve net bir bildiriyle dünyaya açıklandığı kent. Sivas'ın 1233 köyü var. Köy sayısı açısından Türkiye'de bir numara ve Sivas, Tokat gibi göç veren bir kent. İnsanlar büyük kentlerin varoşlarında iş arıyorlar. 22 okul, 2020 Temmuz ayında yıkılma kararı almış ve yıkılmış. Temmuz 2020... Şimdi 2022 tarihindeyiz, yılındayız, hâlâ ihalesi yapılmış değil. Sivaslı kardeşlerime söyledim, belediye başkanlarıyla yaptığımız toplantıda söyledim. Milli Eğitim Bakanlığı’na da açık çağrı yaptım. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’ndan Milli Eğitim Bakanlığı'na yeniden çağrı yapıyorum: Bu 22 okulun arsalarını bize teslim edin. Size 1 yıl içerisinde okulları yapacağız, donanımını yapacağız, her şeyi mükemmel olacak ve okulları Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim edeceğiz. Bu kadar açık, bu kadar net!

Yapamıyorlar, beceremiyorlar. Bizi iktidar değiliz ama yapıyoruz. Elazığ'a mükemmel bir okul yapıyoruz, temelini de attık, bütün Elazığlılar da görecekler. 20 okulu yapmayı beceremeyen bir iktidar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni sağlıklı yönetir mi Allah aşkına? Akıl var, mantık var. Okul yapamıyor okul. Öyle milyon dolarlar yok orada. Bizim evlatlarımız okula gidecek, orda okuyacaklar. 2 yıldır yapamadılar.

Yine Koyulhisar ilçesine de uğradım. İlçenin itfaiye aracının olmadığı söylendi. Orada da söyledim; Koyulhisar Belediye Başkanımız eğer kabul ederse, kendisine bir itfaiye aracını bu hükümet yapamadı, biz parti olarak bir belediye başkanımıza rica edeceğiz, size yeni, kullanılmamış, tertemiz itfaiye aracını teslim edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım; diyorum ya yıkım ekibi, gerçekten bunlar yıkım ekibi. Anadolu'nun içini boşalttılar bunlar. Okul yapmaktan aciz olan biri iktidar olur mu ya okul yapmaktan? Fabrika yapmaktan aciz olan bir iktidar olur mu? Fabrika yapamıyorlar, okul yapmıyorlar, bilinçli olarak yapmıyorlar. Millet cahil kalsın, dolayısıyla biz onları kandıralım, biz oy toplayalım diye bunun hesabını yapıyorlar. Bunlar dünya ile yarışma değil, dünya ile yarışmak falan bunların haddi de değil. Bunlar bu işi beceremezler zaten. Dünya ile yarışabilmen için senin katma değeri yüksek ürün üretmen lazım, senin üniversitelerinin bilgi üretmesi lazım.

Demir Çelik Fabrikası Sivas'ta 1987 yılında kurulmuş, binlerce kişinin gelir kaynağı. Babaları çalıştı, alın teri döktü, evlere bereket geldi, çocuklar okudu, tatillere gittiler. Şimdi bu fabrikayı aldılar, Allah aşkına bir mafyaya teslim ettiler. Mafyayla bunların araları çok iyi biliyorsunuz. Özellikle de uyuşturucu mafyası ile bunların ilişkileri çok iyi. Şunu söyledim: Allah nasip eder de iktidar olursak göreceksiniz, bu fabrikaya 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanuna göre el koyacağız. İki, bu fabrika geçmişte olduğu gibi yine çalışacak. Üç, işçiler işbaşı yapacak. Dört, fabrikanın bacaları tütecek. Beş, burada demir üretilecek. Altı, Türkiye en azından dışarıdan hurda demir bile ithal etmeyecek.

Kendimiz yapacağız, kendimiz üreteceğiz, bizim insanımız çalışacak. Onlar diyecekler ki: Bu 6183 nedir diye, onun için adını da söyledim. 6183 Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun; geçmişte buna benzer bir uygulamayı Gelir İdaresi Adana'da yapmıştı. Bir fabrika el koymuştu borçları dolayısıyla. Burada da borçları var, vergi borcu var, prim borcu var, hiç ödemiyorlar, fabrika kapalı ama bütün Sivaslılar bekliyor ne zaman çalışacak diye. Bunları çalıştıramazlar Sivaslı kardeşim. Sen yetki vereceksin bize. Sandığa gideceksin, Sivas'ı göreceksin. Şunu da söyledim: Sivas Belediye Başkanlığı'nı bize verin, Sivas'ı en geç 5 yıl içinde büyükşehir belediye başkanlığı haline getireceğiz diye.

Sivas'ta göç olmayacak, Sivas'a istihdam olacak. En çok Sivaslı, Sivas'ın dışında yaşıyor. Niçin? Ekmek yok, su yok Sivas'ta, sorun var Sivas'ta. Her soruna talibiz. Her sorunu akılla, bilgiyle, birikimle çözmeye talibiz. Her evde tencere kaynarsa, her evde huzur olursa, Sivas'ta da olur, Hakkari'de de olur, Rize'de de olur, İstanbul'da da olur, her yerde olur. Bir umutsuzluk dalgası var. Bu dalgayı yok edeceğiz inşallah.

Teşvik yapmışlar bunlar. Sanayi bölgesi var, yeni bir sanayi bölgesi Nuri Demirağ. Nuri Demirağ çok önemli bir isim. Bizim özelikle uçak sanayi konusunda çok önemli bir isim. Onun adını vermişler, çok teşekkür ederiz. 28 Aralık 2021 tarihli bir kararname ile orası cazibe merkezi ilan edilmiş. Diğer organize sanayi bölgeleri? Hayır, cazibe merkezi ilan edilmemiş. Şimdi tabii doğal olarak Sivaslı sanayici diyor ki: "Ya oradaki üretim, buradaki üretim. Orada 40 liraya mal edecek, ben burada 60'a mal edeceğim. Nasıl rekabet edeceğim" diyor. Bir il teşvik açısından ikiye bölünür mü? Çifte standart olur mu? Olmaz. Bunu da kaldıracağız.

Ankara-Sivas Yüksek hızlı tren hattını da her seçimde gitmişler, açıyoruz demişler, hızlı tren gelecek demişler. Her seçimde yalan söylemişler. Ortada böyle bir şey yok, böyle bir şey yok. Sivaslı kardeşlerime söyledim, yeter artık dedim ya. Bu kadar yalana yeter deyin artık! Kardeşim geldiği zaman AK Parti milletvekili, geldiği zaman Milliyetçi Hareket Partili milletvekili, yani Cumhur İttifakı'ndan birisi geldiği zaman "yeter kardeşim ya, bize niye yalan söylüyorsunuz" diye söyleyin. Açıkça söyleyin; "ne oldu bu tren, ne oldu bu okullar, ne oldu bu fabrika" diye sorun. Ama biz tamamını çözeceğiz, hepsini çözeceğiz. Sadece Sivas'ın değil, Türkiye'nin bütün sorunlarını çözmeye talibiz. Türkiye'nin bütün sorunlarını çözeceğiz.

Bu arada Sivas'tan ayrılırken Karayollarında çalışan taşeron işçiler de geldiler. "Biz taşeron işçisiyiz, ne olursunuz bize sahip çıkın" dediler. 100 binin üstünde taşeron işçi var, değişik bakanlıklarda ve karayollarında da var. Dedim ki, ben söz veriyorum sizin sorununuzu dillendireceğim. Bunlar çözer mi, çözmez mi onu bilmiyorum ama çözmezlerse söz veriyorum; ben sadece Karayollarında değil, Türkiye'de hangi kurumda olursa olsun bütün taşeron işçilerini kadroya geçireceğiz. Devlet taşeron mu çalıştırır ya?

Geleceğim, geleceğim, EYT'lilere geleceğim.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kolay kurulmadı. Bizim kuruluşumuz bütün mazlum milletlere örnek oldum. Biz egemen güçlere asla boyun eğmedik. Anadolu'nun her tarafında bir fabrika kurulduysa, Lozan Antlaşması'nda "yarın bana geleceksiniz, benden para isteyeceksiniz; bugün reddettiklerinizi o zaman sizin önünüze koyarım" diyen bir anlayışa karşı Türkiye'nin kalkınmasıydı, büyümesiydi Türkiye'nin. Kendi tarihini bilmeyen, topluma önderlik yapamaz. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bir bağımsızlık mücadelesi tarihidir, bir ekonomik kalkınma tarihidir, kaçırılan Sanayi Devrimi'ni yakalama tarihidir. Kayseri'de uçak fabrikasını kurmuşsanız, Etimesgut'ta uçak motorları fabrikasını kurmuşsanız, Eskişehir'de ikinci uçak fabrikasını kurduysanız, 1940'lı yıllarda Türkiye dünyaya uçak ihraç eden 5 ülkeden birisiyse, bunlar kolay olmamıştır. Şeker fabrikalarını kurmuşsanız, gübre fabrikalarını kurmuşsanız, çiftçiye her türlü desteği yapmışsanız, çiftçinin boynundaki en ağır o vergi olan aşar vergisini kaldırmışsanız, çiftçi üretsin demişseniz, bunlar cumhuriyetin aldığı kararlardır.

Şunun için bunu anlatıyorum değerli arkadaşlarım; cumhuriyet aynı zamanda bir kültür devrimidir, yeniden doğuştur, bir aydınlanma devrimidir aynı zamanda. Halkın sadece yüzde 10'unun okuma yazma bildiği -kadınlarda çok daha düşük bir oran- bir bakiye alındı. Yüzde 90'ının okuma yazma bilmediği bir Türkiye... Millet Mektepleri, arkasından Köy Enstitülerinin kurulmasının temel nedeni budur; insanlar okusunlar, insanlar öğrensinler diye.

Şimdi Kültür Bakanlığı yapmış, Ak Parti'de grup başkanvekilliği yapan birisi, Mahir Ünal kalkıyor: "Efendim, bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi bütün düşünce setlerimiz yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçe'nin düşünce üretebilmesi mümkün değildir" diye bir açıklama yapıyor. Yuh çekmeyin arkadaşlar. Çünkü yuh çekilecek pozisyonda da değil zaten. Sizin nefesinize yazık, yani nefesinize yazık. Şunun için anlatıyorum: Tarih bilmiyorlar. Hurafelerle tarih öğrenilmez arkadaşlar, gerçeklerle öğrenilir. Halkın ne konuştuğunu dahi bilmiyorlar. Ya sen hiç Karacaoğlan'ı dinlemedin mi kardeşim? Tertemiz bir Türkçesi var 17'nci Yüzyıl'da, 18'inci Yüzyıl'da. Bu insanlar tertemiz bir Türkçeyle ne yazdılarsa, ne söyledilerse bugün hepimiz biliyoruz. Kazak Abdal'dan tut, Yunus Emre... "İlim ilim bilmektir" diyor. "İlim kendin bilmektir" diyor. "Sen kendini bilmezsen, ha nice okumaktır" diyor. Daha ne desin Yunus? Sen Yunus'u bile bilmiyorsun.

Bugün parantez açalım, Bahçeli buna sözde çok kızmış. Ne olacak? Koşa koşa gidecek, yine kucaklayacak. Ben bilmiyor muyum? Bunu kime söylüyorum? Gerçekten milliyetçi arkadaşlarıma söylüyorum. Bu anlayış, ne anlayışıdır biliyor musunuz? Bu anlayış SADAT kafasının anlayışıdır. "Türkiye Cumhuriyeti'ni kaldıracağız, Asrika diye yeni bir devlet kuracağız. Asrika devletinin başkenti İstanbul olacak, dili de Arapça olacak." Aynı kafa, aynı kafa... İtiraz mı ettiler? Etmediler ama ne olur? Benim tabanım, milliyetçi tabanım öbür tarafa kaymasın diye arada bir işaret fişeği atayım; sonra gideceğiz, nasılsa arka kapıda yeniden kucaklaşacağız. Milliyetçilik vatanseverliktir. Senin diline hakaret eden, senin dilini küçümseyen bir adamla senin ne işin var arkadaş ya? Böyle bir adamla senin ne işin var? Hâlâ grup başkanvekili, ne olacak ki?

Ama bu tür insanlara en güzel cevabı gene Gazi Mustafa Kemal Atatürk vermiş. Gerçekten gerçekten... Bakın şöyle diyor: "Biz cahil dediğimiz zaman mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okuma bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir." Daha ne desin ya? Daha ne desin ya?..

Değerli arkadaşlarım; gittiğim yerlerde herkes şunu diyor, "köyler boşaldı" diyor. Siz de lütfen gittiğiniz her yerde böyle bir soruyla karşılaşın veya karşılaşmayın, diyeceksiniz ki:

1) Bizim iktidarımızda kırsalda çalışan bütün kadınlar ve gençler sigortalı olacak. Sigorta primini devlet olarak biz ödeyeceğiz. Bu kadar açık, biz ödeyeceğiz. Gençler orada yeter ki üretsinler.

2) Köy okullarının kapanmasından hepsi şikayetçi. Köy okullarının tamamını açacağız. Ferhat ile Şirin'i buluşturduğumuz gibi, öğrenciyle öğretmeni buluşturacağız, bunlar bir araya gelecekler. Bunu da sağlayacağız. Bunu da bütün kırsaldan gelen hepsi istiyor çocuklarımız. "Biz kırsalı tek terk etmek zorunda kaldık, çünkü çocuğu okutmak için başka bir yere gitmemiz gerekiyor" demişlerdi.

3) Sadece öğretmen mi kırsalda olacak? Hayır. Kırsalda öğretmen olacak, kırsalda imam olacak, kırsalda ziraat mühendisi, ziraat teknisyeni, ziraat teknikeri, artı veteriner de olacak. Dolayısıyla kırsalda güzel bir entelektüel yapı da oluşacak. Toprak analizleri yapılacak, hayvanların aşıları yapılacak. Dolayısıyla kırsalda yaşayan bilgili insanlardan bilgi alacak, her türlü yardımda onlar bulunacaklar ve dolayısıyla kırsaldan kente gidecek olan insanlar eğlenmeye gidecekler, gezmeye gidecekler, dostlarını ziyarete gidecekler, arzu ederlerse tatillere gidecekler. Çiftçi üretecek ve kazanacak.

4) Havza bazlı planlama yapacağız dedim bütün çiftçi kardeşlerime. Havza bazlı planlama yapacağız. Kim neyi ekiyor, kim neyi ekecek ve kaça satacak? Bunların tamamını önceden size duyuracağız. Hiçbir çiftçinin zarar etmediği bir modeli getireceğiz. Böylece çiftçi neyi çekeceğini bilecek, devlete kaça satacağını bilecek. Onun üstünden eğer birisi alıcı çıkıyorsa, o alıcıya satacak, istiyorsa ihracat yapacak ama çiftçi asla ve asla zarar etmeyecek. Böyle bir modeli getireceğiz.

5) Gene çiftçi kardeşlerime ve esnaf kardeşlerime söyledim. Siz bu devletin orta direğisiniz, hiç meraklanmayın. İktidara geldiğimizde göreceksiniz, bir hafta içinde çiftçilerin ve esnafın bankalara olan faiz borcunu, Tarım Kredi ve Esnaf Kefalet Kooperatiflerine olan faiz borçlarının tamamını sileceğiz ve siz bir hafta sonra rahat bir nefes alacaksınız. Bunu da söyledim.

Ayrıca bakın, asgari ücreti bir noktaya getirdiler. Yılın yarısından itibaren yeni bir vergi tarifesi çıktı, yani arttı ve insanlar daha fazla vergi ödemeye başladı. Büyükler ayrı, köşeyi dönenler ayrı, 5 yerden aylık alanlar ayrı, ücretleri vergiden muaf tutulanlar ayrı... Ama işçiye gelince; "efendim asgari ücreti yükselttim, sen bana fazla vergi vereceksin." Sadece ücretliler için yeni bir vergi tarifesi yapacağız, düşük oranlı bir tarife yapacağız ve öyle yılın içinde, yılın ortasında vergi dilimi arttı, daha fazla vergi ver; bu tamamen kalkacak.

Damga vergisi var ayrıca çalışanlardan alıyorlar. Bunların dünyadan haberi yok. Bunların dijital dünyadan da haberi yok. Eskisi gibi artık ücret bordroları düzenlenmiyor ya. Bilgisayar ortamında bütün bunların tamamı yapılıyor, düğmeye basıyorlar, istedikleri yere gönderiliyor. Damga vergisini niye alıyorsunuz? Biz kaldıracağız, damga vergisini de kaldıracağız.

Ayrıca YÖK, bilim insanlarını yetiştirmek için güzel bir proje başlattı. Eğriye eğri, doğruya doğru... Tematik alanda, öncelikli 100 tematik alanda araştırma yapmak üzere 2000 doktora öğrencisine görev verildi; gelin çalışın, üretin, vesaire diye. Bilgi, bilim bizim şuanda da en çok ihtiyaç duyduğumuz alan. Bunu Türkiye'nin prestij projesi olarak tanımladı YÖK, Türkiye'nin prestij projesi. 6000 civarında da araştırma görevlisi, araştırmacı alındı. Onlara da belli görevler verildi. Şu anda 6000 civarındaki araştırmacının sigorta primleri yatmıyor ve bunlar kaçak çalışıyorlar. Ya bir devlet bu hale düşebilir mi Allah aşkına ya? O 2000 öğrenci de, bilim, doktora öğrencisi de şu anda onlar da kadrosuz vaziyette bekliyorlar. Onlara da söylüyorum; biraz daha sabredin, dönem değişecek, biz bu ülkede bilgi üreten herkese sahip çıkacağız. Onlara diğerlerinden çok daha yüksek aylıklar vereceğiz ki, onlar yabancı ülkelere gitmesinler.

Yine gittiğiniz yerlerde söyleyin lütfen: Sözleşmeli öğretmen, kadrolu öğretmen, ücretli öğretmen; bu ayrıma tamamen son vereceğiz. Öğretmen öğretmendir. Öğretmen kadrolu öğretmendir. Öğretmen onuruyla çalışır ve öğretmen başımızın tacıdır. Nokta. Bunu yapacağız.

Yine söyleyin, gittiğiniz her yerde taşeron işçiler var, kadro istiyorlar, siz söylerseniz olur diyorlar. Söylüyoruz, söylüyoruz, yine söyleyeceğiz; yapmazlarsa biz yapacağız. Hiç endişe etmeyin.

Efendim, ziraat odalarında, üretici birliklerinde tarım danışmanları çalışıyor. Bunlar mühendis, tekniker, teknisyen ve veteriner kadrolarında değiller ama özel olarak çalışıyorlar. Çok düşük ücretler veriliyor bunlara, şu anda asgari ücretin altında bir ücret alıyorlar. Bu garabete de son vereceğiz. Bunlar 21 Ekim'de Ulus'ta bir eylem yaptılar, bir gösteri yaptı, hak aradılar. “Asgari ücretin altında bir veteriner, bir ziraat mühendisi çalışır mı” dediler. “Bizim de kadro hakkımız var.” Onları duymadılar, saray da duymadı, MHP de duymadı, AK Parti de duymadı ama bu kardeşiniz onları duydu. Ulus Meydanı'nda söyledikleri ve dile getirdikleri hakların tamamını onlara vereceğiz. Hiç kimse endişe etmesin.

Emeklilikte yaşa takılanlar... Hiç meraklanmayın, onları, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını gittiğim her yerde dillendirdim. Biz yapacağız diyorlar, bekliyorum. Ya yaptıracağız ya yapacağız, bu işin ortası yok.

Yimpaş mağdurları var. Yimpaş olayında doğrusunu isterseniz aradan uzun yıllar geçti, 17 yıl geçti, hâlâ bu insanların mağduriyeti giderilmemiş. Sivas'a gittiğimde geldiler, "bizim mağduriyetimiz var, ne olursunuz bizimle ilgilerinin" dediler. Yimpaş mağdurlarına da buradan söylüyorum. Hiç meraklanmayın... Bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek dedim. Hiç kimsenin alın terini para babalarına, ağa babalara yedirtmem. Herkesin alın terinin teslim edilmesi benim temel amacıdır. Bunu ifade etmek isterim.

Yozgat'ta kanaat önderleriyle çok güzel bir toplantı yaptık. Buradan Yozgat'ın bütün kanaat önderlerine, Yozgatlı kardeşlerime de selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Anadolu'da bir kıpırdanma var, Anadolu'da bir arayış var. Anadolu'da, "acaba Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak" diye kafalarda kocaman bir soru işareti var. Bu söylediklerimi lütfen gittiğiniz her yerde anlatın. Çok güzel bir Türkiye'yi inşa edeceğiz. Bilimde, sanatta, kültürde, tarımda, sanayide her alanda çok güzel şeyler yapacağız ve kararlıyız. Bunların ufku yok.

Diyor ya: "Birikimlerimizi, vizyonlarımızı, heyecanlarımızı yarıştıralım" diyor, bana meydan okuyor Erdoğan. Kendisine her yerde, her ortamda; vizyonsa vizyon, bilgiyse bilgi, tarihse tarih, kültürse kültür... Ne istiyorsan, çık karşıma açıkça seninle konuşalım. Çık karşıma! Korkma Erdoğan, korkma. Ben adam yemem. Bilgiyle, birikimle gel karşıma. Neden korkuyorsun sen? Korkma, korkma...

Vizyon konuşacakmış, gelsin vizyon konuşalım. 50 tane televizyonun var, 100 tane gazeten var, gel karşıma! Ben söyledim, yine söylüyorum, özellikle AK Partili kardeşlerime söylüyorum: Ya sizin lideriniz, oy verip cumhurbaşkanı yaptığınız kişi neden bir Kılıçdaroğlu'nun karşısına çıkmaya cesaret edemiyor? Çıksın! Devletin bütün bilgileri onda, bütün arşivler onda... 27,5 yıl devlete hizmet ettim. Kul hakkı yiyen birisi, kul hakkı yemeyenin karşısına çıkamaz, işin temelinde bu var, işin temelinde bu var...

Şunu da söyledim: Olur, tek başına gelemezsin; bakanlarını al, bakan yetmez danışmanlarını al, danışman yetmez Prompter’ını da al. Neyi alırsan al, çık karşıma diyorum! Hodri meydan, hodri meydan diyorum!

Teşekkür ederim arkadaşlar.



Bu Kategorideki Diğer Haberler