CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 1299    |    Haber Tarihi: 20.12.2022

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:


Teşekkür ederim... Hiç meraklanmayın, hiç meraklanmayın halkın iktidarını mutlaka kuracağız.

Efendim hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz. Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, radyoları başında dinleyen saygıdeğer vatandaşlarım, sosyal medya hesaplarında bizi izleyen, dinleyen değerli genç arkadaşlarım; hepinize Cumhuriyet Halk Partisi Grubu’ndan kucak dolusu sevgiler, saygılar gönderiyorum.

Türkiye'nin zor bir süreçten geçtiğini biliyorum, hepimiz bunun farkındayız ama kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Kararlılıkla, inançla yolumuza devam edeceğiz, Türkiye'ye huzuru getireceğiz, Türkiye'ye kucaklaşmayı getireceğiz, Türkiye'de helalleşmeyi getireceğiz. Hiç kimseyi ötekileştirmeden, 85 milyon insanı kucaklayacağız. Bunun sözünü veriyorum bütün halkıma. Ve bize düşen görev, Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu zor atmosferden çıkarmak, Türkiye'ye gerçek anlamda demokrasiyi getirmek, Türkiye'de devletin kurumlarını liyakatli kişilerin yönetebileceği bir sürece evirilmek. Bütün bunları azimle, kararlılıkla, sabırla gerçekleştireceğiz. Altı lider bir aradayız, altı genel başkan bir aradayız; hepimiz aynı şeyleri düşünüyoruz. Demokrasiyi savunuyoruz. Bu ülkeye demokrasi ya getireceğiz ya getireceğiz, beraber getireceğiz.

Bazen soruyorlar veya eleştiriyorlar; “efendim demokrasi demokrasi diyorsunuz, milletin mutfağında bir şey kalmadı” diye. Mutfakta bir şeyin kalmamasına yol açan temel olay, bu ülkede demokrasinin olmamasıdır. Demokrasi olursa herkes düşüncesini ifade edecek. Demokrasi olursa sendikacının, işçinin, emeklinin, çiftçinin hakkı ödenecek. Dolayısıyla bu çerçevede ilk adım demokrasi, sonra hep beraber hızla büyüme ve kalkınma. Bunu yapacağız. Çünkü her şeyimiz var. Güçlü bir insan kaynağımız var, imkanlarımız var, devlet olarak saygınlığımız var. Bütün bunların tamamını inşallah gerçekleştireceğiz.

Bakın demokrasinin olmadığını gösteren temel bir olay: Bir partinin genel başkanını İstanbul'da, Kadıköy'de kendi ilçe binasına giremiyor. Niçin? Talimat verilmiş buraya sokmayacaksınız diye. 6 milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı, kendi ilçe binasına giremiyor. Ne söyledim? Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Onlar şeytanlar ve bunu yapıyorlar ve bizler de beraber mücadele edeceğiz, birlikte mücadele edeceğiz.

Tabi bunu yaparken polis arkadaşları asla suçlamıyorum. Çünkü onlara talimat veren bu işin sorumlusu, talimat veren. Talimat verenin kim olduğunu, gücünü saraydan aldığını da çok iyi biliyorum. O nedenle bizler taşkınlığa kapılmadan, sağduyulu hareket ederek sandığı bekleyeceğiz. Sandık gelecek, gideceğiz, oyumuzu kullanacağız, saray ve şürekasını yolcu edeceğiz; hep beraber yolcu edeceğiz.

Ülkede haksızlıkların çok fazla olduğunu biliyorum, pek çok haksızlık var. 85 yaşında, 90 yaşında insan hapiste tutulmaz değerli arkadaşlar. Yazıktır, günahtır. Tuvalete gidemeyecek bir kişi hapiste tutulmaz değerli arkadaşlarım. Eğer devlet olarak siz bunu yapmaya kalkarsanız, kişilerden intikam alırsınız. Devlet intikamla yönetilmez, intikam duygusuyla devlet yönetilmez. Devlet adaletle yönetilir, bilgiyle yönetilir, birikimle yönetilir. Eğer insanlara 85-90 yaşında "ben sizi hapislerde öldüreceğim" derseniz, demokrasinin olmadığı, insan haklarının olmadığı algısı çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar.

Buradan sesleniyorum, iktidar sahiplerine sesleniyorum; eğer “85-90 yaşında insanlar hapiste kalmasın” diyorsanız, her türlü katkıyı vermeye hazırız, onun da altını özenle çizmek isterim. Çünkü biz adaletten yanayız, doğruluktan yanayız, insan haklarından yanayız biz. İntikam duygusuyla bir devlet yönetilmez, bunun altını özenle çizmek isterim.

Değerli arkadaşlarım; herkes Türkiye'de çok iyi bilir, bize oy veren ve vermeyen kim olursa olsun herkes şunu çok iyi bilir. Eğer Kılıçdaroğlu bir olaya el attıysa, o olay çözülünceye kadar onun mücadelesini verir. Doğru mu? Doğru. Ve yine Türkiye'de herkes çok iyi bilir; bize oy versin veya vermesin adalet duygumu bilir, insanlar arasında ayrım yapmadığımı bilir, benim gibi düşünmeyen insanlara saygı gösterdiğimi bilir, kinden ve öfkeden arandığımı bilir, sabırla hareket ettiğimi bilir. Bütün bunları bilir ve dolayısıyla bunu bildikleri içindir ki, pek çok sorun yaşayan vatandaş dertlerini gelir bana anlatır. Der ki: "Şöyle bir derdimiz var. Ne olursunuz buna müdahil olun, ne olursunuz bu derdimizin çözülmesi için bir şeyler yapın" diye.

Taşeron işçiler... İlk taşeron işçileri Erzurum'da örgütledim 7-8 yıl önce, "beraber gelin bir araya, dernek kurun" dedim. "Dernek kurun, sonra sizin sözcünüz ben olacağım" dedim. Bir süre sonra bunların tamamını İstanbul'da topladım ve onlar adına mücadele verdim. Gittiğim her yerde anlattım. Taşeronluğun bir insan hakkı olmadığını, taşeronluğun insanların emeğinin sömürülme aracı olduğunu da söyledim. Hiçbir iş güvenceleri olmadığını söyledim ve onlara kadro sözü verdim. Kadro vereceğiz dedim sizlere ve kadrolarını en sonunda Hükûmet teslim etmek zorunda kaldı ve verdi. Ama hâlâ 150 bine yakın taşeron işçisi var. Bunlar da kadro bekliyorlar. Örneğin Karayolları'nda 17 bin 200 kişi, Devlet Demiryolları'nda 6300 kişi, PTT'de 14 bin 336 kişi ve şeker fabrikalarında çalışan taşeron işçiler var. Bunlara da sözüm var: Hiç merak etmeyin, Allah nasip edecek, sizlerin oylarıyla geleceğiz. Göreceksiniz, her biriniz beklemeden kadro sahibi olacaksınız, iş güvenceniz olacak. Bunun sözünü veriyorum.

Bu sözü verirken dramatik bir olayı da sizlerle paylaşmak isterim. Bir insan hakları ihlali nasıl olur, onu sizlerle paylaşmak isterim taşeron işçilerle ilgili olarak. Değerli arkadaşlarım; Van Büyükşehir Belediyesi'nde 306 taşeron işçisi var. Bunlar malum kararname çıktı, yasalar çıktı, bir sözlü sınav yapılacak ve bunlar kadroya alınacaktı. 306 arkadaş kararnamenin gereği olarak sınav açılıyor, sözlü sınava giriyorlar. Sözlü sınavda 306 kişiden, Allah rızası için 1 kişi bile sözlüyü kazanamıyor, tamamını eliyorlar. "Hayır, siz sınavı kazanamadınız, sözlü sınavı" diyorlar, hepsinin işine son veriyorlar. Arkadan bunlar gidiyorlar, itiraz ediyorlar, itirazları kabul edilmiyor, yargıya gidiyorlar. Yargı "evet haklı, bu sınav olmaz, böyle sınav mı olur" diyor, işçilerin hakkını teslim ediyor. Bunun üzerine ikinci kez sözlü sınava alıyorlar. İkinci sınavda da aynı numara çekiliyor, 306 kişiden 1 kişi bile sınava kazanamıyor. "Siz kazanamadınız" diyorlar, hepsini kapının önüne koyuyorlar. Allah aşkına ya, bunlarda din var mı, iman var mı? Allah aşkına ya, Allah aşkına ya, 306 kişi ya!..

Neyse yine bunlar itiraz ediyorlar. "Ya bizim hakkımız; biz sözlü sınava girdik ama ya burada bir haksızlık var" diyorlar. Üçüncü kez mahkeme karar üzerine, üçüncü kez tekrar sınava giriyorlar. 24 Kasım 2022 tarihinde yine bu sınavda 306 kişiden bir kişi sınavı, sözlü sınavı kazanamıyor. Değerli arkadaşlarım; ya Allah aşkına, bu ülkede yaşayan aklı baliğ olan herkese sesleniyorum: Ya Allah aşkına ya, bu kadar büyük vicdansızlık olur mu? Kul hakkı ya, kul hakkı yenir mi ya? Bunların aileleri var, çoluk çocuğu var ya; ya bu kadar haksızlık olur mu?

Bu süreçte 6 işçi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden birisi, Van'da çığ gelmişti, Cumhurbaşkanı danışmanını kurtarmak için gitti gönüllü olarak ve o kişi hayatını kaybetti. Düşünebiliyor musunuz? Devlet ona hakkını teslim etmiyor ama o bir kişi çığ altında kalmasın diye gönüllü gidiyor, mücadele ediyor ama kendisi hayatını kaybediyor. Bunun vebali kimin omuzlarında değerli arkadaşlar, kimin omuzlarında? Özellikle bütün muhafazakar kardeşlerime sesleniyorum; bunun vebali kimin omuzlarında, kimin?

Yine aynı şekilde Murat Kapağan çığ altında kalıp, hayatını kaybediyor. Gönüllü gidiyor kurtarmaya ama maalesef hayatını kaybediyor. Mesut Babat intihar ediyor. Hüsnü Timur icra memurları geliyor kapı kapısına, kalp krizi geçiriyor ve hayatını kaybediyor. Hasan Turgut kanserden ölüyor, İdris Karaca da beyin kanamasından yaşamını yitiriyor. Şimdi arkadaşlar ne denir buna? Hangi vicdan kabul eder bunu? 306 kişiyi sözlü sınava alıyorsunuz, bir Allah'ın kulu sözlüyü geçemiyor. Bu, hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Bir daha ifade edeyim, hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Bütün mahkeme kararlarında da bu var, böyle bir rezalet olmaz diyor değerli arkadaşlarım.

Peki, sınavda neler soruluyor onu da öğrendik. “Barbie bebeğin yanındaki sevgilisi kim?” Soruya bakın, soruya bakın Allah aşkına... Saraydan herhalde bu soruları sorun diye gidiyor. “Kırk haramilerin lideri kim?” Ben olsaydım kim olduğunu biliyorum da ama bunlar onu söyleyemezler. “Efsane Çeçen liderin adı ne?” Nereden bilsin Allah'ın garibanı, yolları süpürüyor bu adam. “Myanmar'daki havaalanının adı ne?” Sorulara bakın Allah aşkına ya! Diyorum ya gerçekten de siz bu millete ne istiyorsunuz arkadaş ya? Ne istiyorsunuz bu milletten? Ya millet ekmek kavgası yapıyor ya, ekmek kavgası... Sen elindeki ekmeği alıyorsun, 3 sefer yargı kararına rağmen başlatmıyorsun, ondan sonra dönüyorsun, ölebilirsin diyorsun ve bunun adına da saray yönetimi deniyor. Demokrasi değil, saray yönetimi... Kişinin elindeki ekmeği bile görmüyor. Ekmeği bile, unu bile elinden alıyor. "O ekmeği de elinden alayım" diyor, "aç kalsın" diyor, "ölsün kalsın" diyor bunlar.

Değerli arkadaşlarım, bütün vatandaşlarıma seslenmek isterim. Sevgili halkım, size söylüyorum, size sesleniyorum ben, özellikle size sesleniyorum: Merkez Bankası'nın önüne Kılıçdaroğlu niye gitti? “Enflasyonla mücadele edin” diye gitti, “iradenizi saraya ipotek etmeyin” diye gitti, “yasanın verdiği görevi yerine getir” diye gitti. Yapmadılar...

Kılıçdaroğlu TÜİK'e niye gitti? İşçinin, emeklinin enflasyonu düşük gösterecekler, düşük maaş almalarına yol açıyor, talimat öyle verildi. “İşçinin, emekçinin hakkını teslim edin” diye gitti.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın önünde niye gitti? Ya dayısı olmayanı sözlüde eliyorlar. Dayın varsa istersen sıfır puan al, alıp başlatıyorlar. Dayısı olmayanın arkasında durmak için, onların hakkını korumak için gitti Milli Eğitim Bakanlığı'nın önüne.

Et ve Süt Kurumu'na niye gittik? Ya bu ülkenin çocukları süte ihtiyaç duyuyorlar, ete ihtiyaç diyorlar. Bu çocukların büyümesi lazım, yeterli proteini alması lazım, bunun için gittim. Ve son olarak Adalet Bakanlığı'na bütün milletvekili arkadaşlarımla beraber yürüdük. 6 yaşındaki, evet 6 yaşındaki bir çocuğa sistemli tecavüz edilmesi ve bunun karşısında iktidarın suskun olması, suskun olması... Ya diyorum ya; bunlarda vallahi de billahi de vicdan yok, vallahi de billahi de ahlak yok, vallahi de billahi de erdem yok bunlarda.

Küçük bir çocuk sistematik tecavüze uğrar. Bakan geliyor, diyor ki: "2 yıldır olaydan haberimiz var." 2 yıldır ya!.. Devleti çalıştırmadılar, savcıları çalıştırmadılar, polisleri çalıştırmadılar, sahte raporlar aldırdılar. Arkasındaki güç kim? Bunun cevabını hâlâ almış değilim. “Devleti çalıştırın” dedim, Adalet Bakanlığı'na yürüdüm. Bir çocuğun hakkı için, bir çocuğun; 6 yaşındaki bir çocuğun hakkı, hukuku için gittim ben oraya. Sonra ne oldu? Devletin refleksi çalışmaya başladı. Demek ki bu kardeşiniz haklı. Demek ki bu kardeşimiz adaletin peşinde sonuna kadar koşacak, adaleti getirecek bu ülkeye.

Bir şey daha söyleyeyim. Vallahi de billahi de bakın yemin ediyorum, vallahi de billahi de bunlar devleti yönetemiyorlar. Devleti yönetemiyorlar, çalışan devleti durduruyorlar, üretecek devleti engelliyorlar, çalıştırmıyorlar devleti. Ya eylül ayında 123 bin ton olan süt üretimi, ekim ayında 104 bin tona düştü. Süt veren ineklerin tamamını nerdeyse kesimi kesime gönderdiler. Üç adım sonrasını bırakın, yarın sabah ne olacağını bilmiyorlar, yarın sabah hangi kararı alacaklarını bilmiyorlar. Tek söyledikleri, "biz yaparız." E senin yaptığın meydanda zaten, senin yaptığın meydanda, herkes görüyor zaten bunu. Kızıyorlar "bizi niye eleştiriyorsunuz" diye. Eleştiriyoruz ki doğruyu yapın doğruyu, haklı olanı yapın haklı olanı, adaletten yana olun adaletten... Bunu için sizi eleştiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım; çocukların süte ihtiyacı var. Yukarda Ekrem Başkan'a sordum, süt işleri nasıl gidiyor diye, "100 bini buldu" diyor. 100 bin aileye her sabah süt veriyor her sabah. Onların yapamadığını yapıyoruz. Onların yapamadığını yaptığımız için tahammül edemiyorlar, "vay bunları nasıl engelleriz" diye sabah akşam oturuyorlar, bizi düşünüyorlar "biz bunları nasıl engelleriz" diye. Engelleyemezsin kardeşim, engelleyemezsin. Sen çıkıp da bizi engellemeye kalkacağına, kalk bu millete hizmet et, millete hizmet et. Okul sütü programını yeniden başlatın. Bakın iktidara sesleniyorum, sizin lehinize. Okul sütü programını yeniden başlatın.

Çiftçiyi zaten perişan ettiniz. Gerçekten çiftçi perişan vaziyette. Bakınız çiftçi borç batağında, 276 milyar borcu var bankalara. Çiftçinin sadece bankalara 276 milyar. BDDK'nın kayıtlarına girerseniz, bunu görürsünüz orada. Çiftçiye verilen destek 2022'de 39 milyar 823 milyon lira. Oysa kanuna göre verilmesi gereken destek, 134 milyar 290 milyon lira. 134 milyar kanuna göre çiftçiye destek verilmesi gerekirken, 39 milyar veriyorlar. Para nereye gidiyor? Çiftçi kardeşim; senin de hakkını ben savunuyorum, senin de hakkını Cumhuriyet Halk Partisi savunuyor, senin de hakkının ne olduğunu gün gün, saat saat izliyoruz. Şu soruyu kendine zor: Hakkın olan, Tarım Kanun 21'inci maddesine göre hakkın olan destek sana niçin ödenmiyor ve sen neden hakkını talep etmiyorsun? Çekindiğini biliyorum. "Başım belaya girer mi" diyorsun, bunu da biliyorum. Ama hiç endişe etme, senin hakkını ve hukukunu bu kardeşiniz savunacak. Hiç endişe etme, hiç endişe etme...

Sana verilmeyen para nereye gidiyor? Tefecilere gidiyor, tefecilere gidiyor. Bakın örnek vereyim: Kur korumalı mevduata ödenen para; risk, yani bugüne kadar 172 milyar lira. Taş atıp kolu yorulmuyor, tarlaya gitmiyor, hayvana gitmiyor, ahıra gitmiyor, ağaca çıkmıyor, ağacı budamıyor, meyveleri toplamıyor, istihdam yaratmıyor, bir kişiye bile iş vermiyor. Ama parası var, bankaya yatırıyor, vergi vermiyor. Sıfır vergi... Kimse hesap soramıyor. Getir uyuşturucu parasını, yatır oraya... Sonra çiftçiye 39 milyar lira, buna 172 milyar lira para ödüyorsun.

Çiftçi kardeşim; eğer ülkeni düşünüyorsan, eğer gerçekten sen de refah içinde yaşamak istiyorsan ve sen de artık "bu düzen değişmelidir" diyorsan, artık birileri çok yoruldu, onu yolcu etmemiz gerekir diye düşünüyorsan; bakacaksın, orada altı oku göreceksin, altında CHP yazdığını göreceksin, alın terine değer veren bir parti göreceksin, senin hakkını, hukukunu koruyan bir parti göreceksin. O partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Ve biz bunu yapacağız... Teşekkür ederim.

Biz bunu yapacağız. Çiftçi kardeşim; hiç üzülme biz bunu yapacağız, çiftçinin hakkını teslim edeceğiz. Çiftçi çalışmazsa hepimiz aç kalırız hepimiz. Artık tarımın stratejik bir sektör olduğunu bütün dünya biliyor, hâlâ bunlar uyanmış değiller. "Efendim dışarıda daha ucuz..." Ne demek dışarıda daha ucuz? O ülkenin hükümeti çiftçiye olağanüstü destek veriyor. Sen vermiyorsun, o veriyor.

Buradan çiftçi kardeşlerime sesleneyim, belki aklınıza şu gelir: Ya CHP gelince ne yapacak? Bir; senin bankalardan aldığın kredilerin faizleri bir günde sıfırlanacak. Yok kardeşim yok... Havza bazlı planlama yapacağız, havza bazlı. Kim neyi ekiyor önceden bilecek, hiçbir çiftçi asla ve asla zarar etmeyecek. Her çiftçiye ektiği dolayısıyla kâr elde edecek, hiç bir zararı yok. Kırmızı mazot getireceğiz, kırmızı mazot. ÖTV'siz ve KDV'siz mazotu yata veriyorsun, asıl çiftçiye vermen lazım, ona vereceğiz. O gidecek tarlaya gidecek, o sürecek tarlasını, onu yapacağız. Çiftçi havza bazlı planlama kapsamında asla ve asla veterinere, ziraat mühendisine, ziraat teknisyenine bir ücret ödemeyecek. Onun emrinde ziraat teknisyeni olacak, ziraat mühendisi olacak, hayvancılık yapıyorsa veterineri olacak. Bütün hizmetleri köylüye, yani üretene, yani alın teri dökerek bedava verecek. Onların tamamı kamu personeli olacak.

Kadınların ve kırsaldaki gençlerin sosyal güvenlik primlerini biz ödeyeceğiz. Orada çalışacaklar, üretecekler, alın teri dökecekler, yeri zamanı gelince de emekli olacaklar. Bakın bütün çiftçi kardeşlerime sesleniyorum; bunu bir tarafa yazın, “bu sözü verdiniz” diye yazın. Sözün nasıl tutulduğunu, sözün arkasında nasıl kapı gibi durduğumuzu hepiniz de göreceksiniz, dünya da görecek, dünya da görecek.

Sağlıklı bir toplum, örgütlü toplumdur. Düşünen bir toplum, örgütlü bir toplumdur. Aynı alanda çalışanlar, aynı hedefe kilitlenenler örgütlenirler. Bazen sendika olur, bazen sivil toplum kuruluşları olur, bazen vakıflar olur, örgütlenirler... Örgütlü bir toplum, güçlü toplum demektir. Örgütlü bir toplum, sorunlarını siyasi otoriteye daha hızlı aktaran toplum demektir. Örgütlü bir toplum, haksızlıklara karşı direnci geliştiren bir toplumdur. Böyle bakmak lazım. Hiç meraklanmayın, hiç meraklanmayın... Şimdi yüzde 2 örgütlenme barajı getiriyorlar. Neye göre? Yandaşa göre getiriyorlar arkadaşın dediği gibi. Acaba bazı sendikaları nasıl elimine ederiz diye getiriyorlar. 400 bine yakın kamu görevlisi var, 400 bin; onların haklarını almak istiyorlar. Devlet, kamu çalışanları arasında ayrımcılık yapmaz. Ayrımcılık yaparsa farklı şeyler, herkes farklı şey düşünür. Bakın değerli arkadaşlar; yüzde 2 barajı getiriyorlar, kanuna koyuyorlar. Aslında daha önce yüzde 1 barajını toplu sözleşmeyle sözleşmeye koymuşlardı. Danıştay'a gidildi, Danıştay "bu doğru değildir" diye iptal etti. Şimdi kanuna getiriyorlar. İnanın kanunu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz, hiç endişe etmeyin. Çıkarsa ama çıkmaması için mücadeleyi yapacağız.

Barajları yıkacağız meraklanmayın; sadece yüzde 2 barajı değil, sarayın koyduğu bütün barajları yıkacağız hiç endişe etmeyin. Şimdi yüzde 2 barajı olanlara 707 lira verilecek ikramiye, toplu sözleşmesinde ikramiyeye göre; yüzde 2 değilse o zaman 250 lira verilecek üç ayda bir. Allah aşkına ya; o da memur o da memur, aynı işi yapıyorlar, farklı sendikalardalar. "Sen o sendikadan istifa et, yandaş sendika var bak, oraya geç; oraya geçersen 707 lira alacaksın" diyorlar. Bu demokrasiye aykırıdır, ahlaka aykırıdır, erdeme aykırıdır, insan haklarına aykırıdır. Devlet bilinçli olarak aynı işi yapanlar arasında ayrımcılık yapamaz.

Dolayısıyla bir konu daha var burada, bir konu daha var: Sendika kuramayanlar da var. Mesela polisler sendika kuramıyorlar; savcılar, hakimler, infaz koruma memurları onlar sendika kuramıyorlar. Onlara bu verilmiyor. Niçin? Onların sendikası yok diye. Yani açıkça onlar cezalandırılıyorlar.

Buradan polis kardeşlerime de sesleneyim, düzgün, namuslu çalışan hakim kardeşlerime de, savcı kardeşlerime de sesleneyim, infaz koruma memurlarına da sesleneyim; sizin hakkınızı teslim edeceğiz, adaleti sağlayacağız. En ufak bir endişe duymayın. Kazanacağız kazanacağız, hiç endişe etmeyin.

Şimdi gelelim son duruma, son günlerde yaşadığımız tabloya geleyim. Herkesin anlayacağı bir dilden özetlemeye çalışayım: Sevgili halkımızın da dikkatle dinlemesini isterim. Önce soru: Önce düzmece bir dava açtılar mı? Evet, açtılar. Sonra saray bu mahkemeye müdahale etti mi? Evet etti. Asla çıkmayacak, çıkarılamayacak bir kararı bu mahkemeden çıkardılar mı? Evet çıkardılar. Her şeyi gizli kapaklı değil, her şeyi alenen yaptılar, herkesin gözü önünde yaptılar. 85 milyonun önünde adaleti açıkça katlettiler. Bunu bütün vatandaşlarımın, sağcısı solcusu, ortacısı, başı açığı, başı kapalısı; dünyanın neresinde yaşıyorsa, Türkiye'nin hangi coğrafyasında yaşıyorsa, bütün vatandaşlarımın da bu adaletsizliği bilmesini isterim.

Bir de bunlar olurken malum sarayın bir de fotoromanı var, o da başka bir pisliğin içinde. Bir bakıyoruz o da cesaretlenmiş, konuşmaya başlıyor o da. Efendim neymiş? 16 milyon insanın sevgilisini görevden alacakmış. Beyefendiye bakın! Sen kimsin, Ekrem İmamoğlu kim? Sen Ekrem İmamoğlu'nun tırnağı bile olamazsın. Ekrem İmamoğlu'nun adını ağzına alman için önce ağzını bir yıkayacaksın, önce ağzını bir yıkayacaksın. Sen kim, dediğim gibi Ekrem İmamoğlu kim? Sen kendini nasıl onunla kıyaslarsın? Sen atamayla gelmişsin, o seçimle gelmiş. Senin ne haltlar işlediğini ben biliyorum, ben gayet iyi biliyorum, senin neler çevirdiğinde biliyorum. Bak kripto dolandırıcıları senin yanında. Mafyaya haber uçurmak senin görevin. Uyuşturucu baronları ile fotoğraf çektirirsin, kirli paranın da bir numaralı adamısın. Ben bunları bilmiyor muyum? Tamamını biliyorum. Söyledim, yine söyleyeyim, herkes duysun: İmamoğlu size büyük lokmadır, boğazınıza takılır, boğulursunuz, boğarız sizi, boğarız sizi.

Neyse, biz gene sürece dönelim. Dava zaten düzmeceydi. İstedikleri gibi karar çıkaramayacakları önce gördüler, sonra o hakemi malum sürdüler, görevden aldılar, başka bir yere sürdüler. Onun yerine sarayın tercih ettiği, iradesini saraya ipotek etmiş, yargıçlık cübbesi giyen ama asla hakimlik statüsü olmaması gereken bir kişiyi oraya oturttular, "sen kararı vereceksin" dediler. Karar sarayda yazıldı, o da kararı okudu. Kararı okurken savcı da orada yoktu. Hakim, savcının olmadığı bir ortamda zaten karar okuyamaz. Ama hakim, hakim değil ki... Hakime talimat verilmiş, "böyle yapacaksın" diye, o da gereğini yapıyor. Tabi bu duyulunca millet delirdi, insanlar isyan etti. Vallahi de delirdi millet, billahi de delirdi ve isyan etmeye başladı, bu kadar adaletsizlik, bu kadar hukuksuzluk olmaz diye.

Değerli arkadaşlarım; bu sefer döndüler, "ya biz ne yaptık" dediler, derhal pergolacı Fahrettin'i devreye koydular, pergolacı devreye girdi. Bunların tek işi var, dezenformasyon. Acaba o ortalığı nasıl bulandırırız diye "önce kafaları karıştıralım" dediler, "yok bu bir komplodur" dediler, "yok öyledir, yok böyledir, yok şöyledir" dediler. Dikkatleri dağıtmak için cambaza bak oyununu oynadılar. Bir daha ifade edeyim, cambaza bak oyununu oynadılar. Eskiden şenliklerde cambaz çıkar, gösteri yapar, ondan sonra yankesici milleti soymak için gider yanına "bak bak helal olsun cambaza bak, neler yapıyor" derken, o oraya bakarken cebinden parayı çalar. Bunların yaptığı numara aynı. Ama bu millet cambaz numarasını yemedi. Belediye başkanına da sahip çıktı, adalete de sahip çıktı.

Değerli arkadaşlarım; Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu bugün buradadır. Sizin bilmediğiniz ama bizi yakından tanıyanların, dostlarımızın, yol arkadaşlarımızın iyi bildiği bir şeyi bu kürsüden sizlere ifade edeceğim. Böylece bütün vatandaşlarımız da duymuş olsunlar. Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz, baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP'nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır. Ona sahip çıkmak benim de boynumun borcudur.

Şimdi yankesici saraylılara sesleniyorum: Çekin arabanızı, bu kantar sizi çekmez. Erdoğan'a da insani olarak, Erdoğan'a da insani olarak bir şey söylemek isterim: İhtiras, doymak bilmeyen bir canavardır. Bir daha ifade edeyim; ihtiras, doymak bilmeyen bir canavardır. İhtirasının esiri olma, ihtirasına teslim olma. Kin kusma ve öfke kusma. Adaletli olmaktan, adil olmaktan ayrılma. Sana öğretmediler mi adaletin ne olduğunu? Sana öğretmediler mi dürüstlüğün ne olduğunu? Sana öğretmediler mi kucaklaşmanın ne olduğunu? İhtirasına teslim olma... İhtirasına teslim olduysan, oluyorsan -ki oluyorsun- süren dolmak üzere, 4-5 ay sonra her şeyi göreceksin.

Sevgili yol arkadaşlarım; çok işimiz var çok. Gerçekten çok işimiz var. Bu saçmalıklara ayıracak vaktimiz yok. Adaletin bir gün tecelli edeceğini mutlaka biliyoruz hepimiz. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün adalet tecelli edecektir. Ama şunu bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim: Bu işlerle elbette uğraşılacak, elbette yargıçlar bu işlerle uğraşacaklar, elbette avukatlar bu işlerle uğraşacaklar. Elbette milletin vicdanı kanıyor, o kanayan yarayı durdurmak için hep beraber mücadele edeceğiz. Ama şundan bütün vatandaşlarımın emin olmasını isterim. Türkiye güzel bir ülke, Türkiye büyük bir ülke. Ekibimizi kurduk, paramızı bulduk. Hızla Türkiye'yi büyüteceğiz ve hızla Türkiye'yi kalkındıracağız. Herkes görevinin başında adaletle görevini yapacak. Herkes görevinin başında huzur içinde görevini yapacak ve hepimiz şunu çok iyi biliyoruz: Türkiye'nin demokrasiye ihtiyacı var, Türkiye'nin büyümeye ihtiyacı var, Türkiye'nin kalkınmaya ihtiyacı var, Türkiye'nin adalete, Türkiye'nin kucaklaşmaya ihtiyacı var ve bütün bunların tamamını Allah nasip ederse mutlaka ama mutlaka yapacağız. Bundan herkes emin olmasını isterim.

Herkes şunu gayet iyi bilsin, herkes bilsin: Göreceksiniz bunların tamamını aşama aşama büyük bir kararlılıkla hayata geçireceğiz. Herkes Bay Kemal'i beklesin.

Teşekkür ederim.


Bu Kategorideki Diğer Haberler