CHP Lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, Halk TV’de “Lider Masası” Canlı Yayınına Katıldı

Okunma Sayısı: 6683    |    Haber Tarihi: 25.03.2023

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Halk TV Lider Masası canlı yayınında, Gazeteciler Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bengü Şap Babaeker- İyi akşamlar, Halk TV’de Lider Masasındasınız. Bu akşamki konuğumuz Millet İttifakının Cumhurbaşkanı Adayı CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz yayınımıza.

Kemal Kılıçdaroğlu- Teşekkür ederim efendim. Sizler de hoş geldiniz. İyi akşamlar

İsmail Küçükkaya- 23.3.2023 tarihi yayın Bengü Hanım.

Bengü Şap Babaeker- Tarihi yayın, tarihi gün.

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.

Bengü Şap Babaeker- Bugün hemen Sinan Ateş konusuyla başlayalım mı?

Kemal Kılıçdaroğlu- Tabi, siz soru soracaksınız ben yanıtlayacağım.

Bengü Şap Babaeker- Şimdi akşam merhum Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş buradaydı, sizde bir sosyal medyadan paylaşım yaptınız. ‘Yaşadığım sürece yol arkadaşım olacaktır’ diye bir söz verdiniz. Bugün Sinan Ateş soruşturmasıyla ilgili çok çarpıcı bir haber düştü medyaya. MHP milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınan Tolgahan Demirbaş cinayetin kilit isimlerinden biri. Biliyorsunuz gözaltına alındı bırakıldı, alındı bırakıldı şuanda tutuklu. Onun Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alındığına ilişkin tutanakların kaybolduğu ortaya çıktı. Sizde bu soruşturmayı çok yakından takip ediyorsunuz onu biliyoruz. Bu cinayetin, suikastın siyasi ayağının ortaya çıkmasını önlemek için bir gizli el, bir müdahale mi var?

Kemal Kılıçdaroğlu- Açıkça konuşmak lazım ben bu iktidara güvenmiyorum. Çünkü Ankara’nın göbeğinde, Ankara’nın ortasında Sinan Ateş katledildi. Hiç kimsenin doğru dürüst sesi çıkmadı. İktidar sahipleri hiç konuşmadı, saray bütün sessizliğini hala korudu ve korumaya devam ediyor. Bu cinayetin aydınlatılması lazım dolayısıyla polisin aldığı tutanakları, tuttuğu tutanakları savcının istemi üzerine savcılığa göndermesi lazım. Savcı soruşturmasını yapıyor. Toplum büyük bir dikkatle izliyor bunu. Biz de sonuçta insan olarak da siyasi parti olarak da yakından izliyoruz. Olayı örtmeye çalışacaklar, başka yerlere çekmeye çalışacaklar. Aileye söz verdim. ‘Bu bizim için bir namus meselesidir’ dedim ve biz bu olay çözülünceye kadar, gerçek failler ortaya çıkarılıp, tutuklanıncaya kadar, gerekli cezaları alıncaya kadar biz bu işin takipçisi olacağız. Bu bir insani görevdir, bu aynı zamanda Türkiye’de artık demokrasinin gelmesi, farklı düşünenlerin katledilmemesi, zaman zaman çatışmalar olabilir düşünsel olarak ama bunun, al eline silahı git bunu vur, sokağın ortasında öldür, ondan sonra elini kolunu sallayarak gez. Siyasi iktidar sesini çıkarmasın, bir kişinin burnu kanadığı zaman kıyameti koparıyorlar, bir akademisyen şehrin ortasında vuruluyor kimsenin kılı kıpırdamıyor. Üstelik bir kişi, MHP milletvekilinin evinde teslim etmek istemiyor. Siz o sanığı hangi gerekçeyle evinizde tutuyorsunuz? Hangi gerekçeyle polise vermemek için çaba harcıyorsunuz? Bunlar sorulmayacak mı, bunlar sorulacak az kaldı.

Bakın Bengü Hanım, eğer siz bir ülkeye adaleti getiremezseniz hiçbir şeyi getiremezseniz. Vurulan kişi kim olursa olsun. Yani rahmetli Sinan Ateş de vuruldu ama bir başkası da olabilirdi. Siz devlet olarak bu tür bir olaya asla izin veremezsiniz. Adaleti sağlamak zorundasınız, bu işi yapanlar hangi gerekçeyle yapıldı, arkasında hangi meseleler vardı. Bütün bunların bütün çıplaklığıyla araştırılması, soruşturulması ve kamuoyuna sunulması gerekiyor. Siz olayı kapatıyorsunuz, olayı örtüyorsunuz. Neden? Güç başka bir yerde, güç yargıya baskı yapıyor, savcının üzerine baskı yapıyor, polislere baskı yapıyor. Buradan polislere de savcı arkadaşlara da hepsine söylüyorum. Cesaretli olun, yürekli olun, hiç endişe etmeyin bu olayı aslında onlar bütün ayrıntıları biliyorlar. Bu olayı bütün ayrıntılarıyla yazın, davanızı açın. Bizler de takipçi olacağız ve onların aynı zamanda güvencesi olacağız.

İsmail Küçükkaya- Bir saat kadar önce sizin tarafınızdan yapılan bir açıklama var Kemal Bey şöyle; Sinan Ateş’in merhumun eşi Ayşe Hanım kızımızla buluştum dediniz. Tabi bu bir saat önce olunca çok büyük bir yankı yarattı. Bende biraz önce Bengü Hanımın ifade ettiği o haberi yazan gazeteciyi aradım teyit etmek için sizinle yayından önce. Alican Uludağ yazdı. O tutanağın yani azmettiricinin bir milletvekilinin evinde olduğunu ve o anda yaşananları emniyet tutanağı var ya o tutanakta yok şuanda. Öyle bir tutanak yok. Dedim ki, Alican Uludağ’a herhangi bir açıklama, doğrulama, yalanlama var mı? Yok. Yani hiçbir şekilde. Peki ne diyorlar dedim? O evrakın imha edildiğine dair iddialar var şimdi diyor. Şimdi siz efendim 52 gün sonra sandığa gidiyoruz ve Türkiye Cumhuriyetinin yeni Cumhurbaşkanı olursanız bu konu ne olacak?

Kemal Kılıçdaroğlu- Tutanağı tutanlar da hayatta eğer varsa imha, imha edenler de hayatta. Gereği yapılacak. Asla, delil kararttığınız andan itibaren katliamı ve katilleri koruyorsunuz demektir. Bir kamu görevlisi katilleri korumaz tam tersine katilleri yakalayıp yargının önüne çıkarır, savcının önüne çıkarır. Umarım böyle bir şey yoktur. Çünkü devlette bir şey kaybolmaz. Varsa bir tutanak alınır, bir yerde tutulur. Siz tuttuğunuz tutanağı imha ediyorsanız bu çok büyük bir suçtur.

İsmail Küçükkaya- Bu açığa çıkar mı efendim bu suikast?

Kemal Kılıçdaroğlu- Elbette çıkar. Dediğim gibi tutanağı tutanlar hayatta, tutanağı imha edenler de hayatta, bu bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkar. Çünkü şundan eminim bu ülkede polis eğer bir tutanak tutmuşsa o tutanak o polisin namusudur.

İsmail Küçükkaya- Ben Alican’a onu da sordum o polisler ne durumda dedim. Zaten emekli oldular dedi yoğun baskılardan sonra dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu- Yani onlar geleceklerdir, söyleyeceklerdir. Hangi gerekçeyle, nasıl tutanağı tuttukları, tutanaklarda nelerin olduğunu anlatacaklardır tabi yani.

Bengü Şap Babaeker- Peki derin ilişkilerden başladık o zaman ikinci sorumda oradan gelsin. Şimdi bugün Barış Terkoğlu…

Kemal Kılıçdaroğlu- Derin ve karanlık ilişkiler.

Bengü Şap Babaeker- Evet karanlık ilişkilerden.

Kemal Kılıçdaroğlu- Mersin’de de benzer bir olay yaşandı. Mersin olayıyla bağlantılı bu ve ikisinin beraber ele alınıp çözülmesi ve sorgulanması gerekiyor. Biz bunların hepsini biliyoruz. Biliyoruz ama bekliyoruz. Yani savcı bakalım ne yapacak… Delilleri toplayacak, biz hepsini bütün ayrıntıları bizim hukukçu arkadaşlarımız var, temas ettiğimiz kişiler var, oturup konuştuğumuz kişiler var.

İsmail Küçükkaya- Ayşe Hanım bir talepte bulundu mu efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu- Adalet istiyor Ayşe Hanım. Adalet istiyor. Geldi gerçekten, gözleri yaş tabi yaş doldu, ağladı. Sonuçta kendisini teselli ettim. Adalet istiyor. ‘Ankara’nın ortasında eşim katledildi’ diyor. Çocukları var, babasız kaldı. Şimdi bir anneyi düşünebiliyor musunuz? Eşi hangi gerekçeyle katledildi? Bir akademisyen, bir bilim insanı, çalışıyor, sevilen sayılan bir insan, ülkücü dünyanın çok sevdiği çok saydığı bir insan, tam tersine böyle küçük olaylara karışmak gibi ya da olaylara karışmak gibi değil. Tam tersine ülkücü camianın dünyanın gelişmesini, dünyadaki büyümeyi, gelişmeyi, teknolojiyi araştıran, sorgulayan, ‘acaba biz nasıl bir perspektifle Türkiye’yi daha ileriye götürebiliriz’ diye düşünen. Arkadaşlarıyla da konuştum, böyle bir kişi… Yetenekli bir kişi, siz bir yeteneği yok ediyorsunuz yani. Sinan Ateş, Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir akademisyen, bir yetenek aynı zamanda siz bunu nasıl yok edebilirsiniz?

İsmail Küçükkaya- Sizin ondan bir isteğiniz, bir talebiniz, bir teklifiniz bir şey oldu mu?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yo hayır. Ama ben söz verdim kendisine, bu olayı aydınlatacağız.

Bengü Şap Babaeker- Hasan Dağcı. Siz Hasan Dağcı adını daha önce zaten gündeme getirmiştiniz bir imar yolsuzluğunda. Biz en son Sedat Peker’in ifşalarıyla duyduk. Erdoğan’ın eski özel kalem müdürü. Şimdi bugün Barış Terkoğlu yazdı. Hasan Dağcı AKP döneminde çok zenginleşmiş bir isim. Yalısında sizin beşli çete olarak tabir ettiğiniz işadamları bir toplantı yaptılar bundan iki ay önce. O toplantıda gündem maddesi sizin adaylığınızın nasıl engelleneceğiydi. Çünkü sizin 418 milyar doları geri alacağım sözünüz ve beşli çete başlıklı çıkışlarınızın yarattığı rahatsızlık nedeniyle. Şimdi orada sizi itibarsızlaştırmak için bir kampanya yürütüldüğünün anlaşıldığını yazdı Barış Terkoğlu. O başarılı olmadı. Ve fakat haberde şöyle bir iddia var. Yeni bir operasyon hazırlığında yalı partisini üyeleri diye. Sizin böyle bir operasyondan haberiniz var mı? Bir hazırlığınız var mı? Beşli çetenin sizinle görüşmek, beşli çete diye tabir ettiğiniz isimlerin sizinle görüşmek için yeni girişimleri var mı?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi beşli çeteler dediğim devleti soyanlar. Haksız kazanç elde edenler, tüyü bitmemiş yetimin hakkını alanlar. Ben niye Cumhurbaşkanı olmak istiyorum? Sarayda oturmak için değil, tüyü bitmemiş yetimin hakkını ben sormayacaksam niye Cumhurbaşkanlığı yapayım? Devlete barışı, devlete sevgiyi getirmeyeceksem ben neden Cumhurbaşkanlığı yapayım? Devlette liyakati getirmeyeceksem, Sinan Ateş’in hakkını sormayacaksam, Emine Şenyaşar’ın hakkını sormayacaksam, araştırmayacaksam ben neden Cumhurbaşkanlığı yapayım?

Şimdi ne kadar olumsuz, yasa dışı iş varsa hepsinin üstüne yürüyeceğim. Uyuşturucu baronları, ben o baronların burnundan getirmeyeceksem, onları bu ülkeden sürmeyeceksem ben bu ülkede niye Cumhurbaşkanlığı yapıyorum? Şimdi bütün bu güçler yani beşli çeteler, elbette ki böyle bir adamı istemiyorlar. Kontrol edebildikleri, para verdikleri, parayla besledikleri insanları istiyorlar. Kazanmak istiyorlar, dolayısıyla devletin bazı kurumlarını ele geçirdiklerini de biliyorum. Devletten beslendiklerini biliyorum, bürokratları beslediklerini biliyorum, siyaset kurumunu finanse ettiklerini, beslediklerini biliyorum.

Elbette bunlar toplantılar yaparlar, ‘Kılıçdaroğlu gelmesin’ diye elli dereden su getirirler. Ama ben bu milletin sağduyusuna güveniyorum. Bu millet artık, ‘bir de devleti yöneten temiz bir adam gelsin ya temiz bir adam’ cebini düşünmeyen, vatandaşın cebini düşünen, vatandaşı zengin edecek, sorunları çözecek, vatandaşın dertlerini rahatlıkla dinleyebilecek, israftan kaçınacak bir insan istiyor yani, sade bir insan istiyor. Şimdi buna tahammül edemiyorlar. Ben desem ki, ‘beşli çeteler oldu bitti, artık hiç hesabını sormayacağım, madem götürdün senin olsun’ hayır ben bunu yaptığım zaman ben kendimi inkar etmiş olurum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını ben sormayacaksam niye ben Cumhurbaşkanlığı yapayım? Bunların tamamını soracağım. O 418 milyar doları alacağım. Bu ülkeye getireceğim. Bunun bir kısmı yurt dışında.

Bakın Bengü Hanım, ben bunların yaptıkları bazı ihalelerde ihtilaf çıkarsa yurt dışındaki mahkemeler görevli. Yazmışlar yani, Türkiye’de yargılanmasın, dışarıda, biz oraya gidersek belki oralarda bir şeyler yaparız’ diye. Şundan emin olun, o mahkeme kararlarına da baktık. O mahkeme kararlarıyla ilgili kitaplar yazan, yani bir devletin soyulmasıyla ilgili nasıl oluyor da o mahkemelere hangi davalar gitmiş, onlarla ilgili kitaplar yazan hocalarla da görüştüm, avukatlarla görüştüm. Hiçbir uluslararası mahkeme bir devletin soyulmasına ‘evet’ dememiştir. Bütün kararlar o ülkelerin lehine çıkmıştır. Biz de hukuk yoluyla yani intikamla ben bunu yapmayacağım ya da Adalet Bakanlığı yapmayacak. Biz intikamla, kinle, öfkeyle hayır o olmayacak. Çünkü olursa bunlara benzeriz. Biz hukuk neyi gerektiriyorsa, o kurallar içerisinde bu milletin hakkını, hukukunu arayacağız. Parayı alacağız, getireceğiz.

Öyle herkese ihale, yandaşa şunu ver, öbürüne şunu ver, paylaşın, o da alsın paranın bir kısmını buraya versin, bir kısmını yurtdışına göndersin, yurtdışında gökdelenler yapsınlar, Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın alsınlar. Dünyalıklarını İngiltere’ye götürsünler. Chelse’de lüks binalar alsınlar, konutlar alsınlar, villalar alsınlar. Bunların tamamı biliniyor. Bir daha ifade edeyim, Almanya dahil buradan kaçırılan paraların nerelerde olduğunu tamamını biliyoruz tamamını… Bu konuda yurt dışında çalışan gönüllü avukatlar da var. Biliyorlar, bize söylüyorlar.

Bengü Şap Babaeker- Raporlar mı geliyor size? Belgeler, bilgiler mi geliyor?

Kemal Kılıçdaroğlu- Hepsi, hiç endişe etmeyin. Çünkü parayı kaçırdıkları ya da götürdükleri ülkeler her şeyi kayıt altına alan ülkeler, bizim gibi değil. Böyle çantayla falan yok. Kayıt altına alıyor, bankalar var, hesaplar var, ne zaman geldi, nasıl gitti, nereden geldi, kime geldi, bütün bunların hepsinin hesapları kitapları var. Bunların hepsini çıkaracağız ortaya. İşimiz kolay değil ama kararlılıkla tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunursan, bugün milli gelirde düşüş var değil mi? 12 bin dolardan indi bilmem 9 bin dolara, kime gitti bu paralar? Kim köşeyi döndü bu paralarla? Bunların hepsi aydınlanacak. Dediğim gibi ama bunu yaparken ben kinle, öfkeyle asarım keserim değil hukuk içinde halledeceğiz.

İsmail Küçükkaya- Bunu nasıl yapacağınız meselesi önemli. Efendim bu arada Doçent Sarısu ismini hatırlamıyorum bir hoca. Şimdi aslında bu projelerin yurtdışında tahkime gitmesinin bile aslında kanunun arkadan dolanmak olduğunu söylüyor. Böyle bir teorisi var. Şimdi önce onu söyleyeyim. İkincisi, Sayın Erdoğan’ın sizin bu yaklaşımınıza itirazı vardı. Birkaç kere şunu söyledi. İktidara geldiği zaman bu projeleri durduracağını vs. vs. diyor. Devlette devamlılık esastır diyor. Siz bunu nasıl yapacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu- Ben projeye karşı çıkmadım. Devlette devamlılık esas, proje verilmişse o iş yapılacak zaten. Ama avantadan verilen paraları ben alacağım. Yani ben bunu kaça yapıyorum? 100 liraya, kaça vermişim 500 liraya, 400 lira nerede? Ben bunu bilmeliyim. Ben defalarca niye sordum, ‘bu hastaneleri kaça yapıyorsunuz?’ diye, ‘hastaneye karşısınız’ hayır efendim biz hastane yapımına karşı değiliz. Kaça yapıldı bize bilgi ver, topluma bilgi ver, toplum aydınlansın. Çünkü o parayı ödeyen fırından ekmek alan adam, vergi ödüyor. Tüyü bitmemiş vatandaş, çocuk vergi ödüyor. Benim ödediğim vergiyi nereye harcadın arkadaş, ben bunu öğrenmek zorundayım. Yol yaptın eyvallah, ben niye yol yaptın dedim mi? Yolu kaça yaptın diyorum. 100 liralık yolu 500 liraya yapıyorsunuz 400 lirayı kırışıyorsunuz. Ben o 400 liranın peşindeyim. Onu alacağım, çok büyük paralar bunlar, onların tamamını alacağız. Onun için çeteler benimle uğraşmak isterler, her şeyi yapmak isterler. ‘Kılıçdaroğlu’nun yolunu nasıl keselim?’ diye… Çünkü onlara göre bir adam istiyorlar. Onlarla hemhal olacak birisini istiyorlar, onlara bir şey sormayacak, sırtını sıvazlayacak, yeni ihaleler verecek birisini istiyorlar. O dönem bitti artık. 15 Mayıs’tan sonra öyle bir artık olmayacak. Türkiye’nin tarihinde de öyle bir dönem olmayacak. 15 Mayıs’tan sonra yeni bir dönem başlayacak artık her şeyin şeffaf olduğu, devletin temiz olduğu, yurt dışından gelecek olan paraların temiz paralar olduğu, yatırımların yapıldığı, harcanan her kuruşun hesabının vatandaşa verildiği, şeffaf, kimsenin siyasete giren kişilerin zenginleşmediği, köşeyi dönmediği, herkesin görevini yaptığı, vatandaşı düşündüğü, bütün kaynakların vatandaş için, ülke için harcandığı bir dönem başlayacak. Türkiye yeni bir yol ayrımına geldi ve bu yol ayrımını süratle ve bunu yaparken de Türkiye dünyayla yarışacak. Ekonomisiyle, bilgisiyle, birikimiyle, üniversiteleriyle dünyayla yarışacak. O pozisyona artık Türkiye geçmiş olacak, teknoloji üreten bir ülke olacağız.

Bengü Şap Babaeker- Şimdi bugün yine güncel bir gelişmeyle devam etmek istiyorum. Emekli maaşları. En düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraya çıkarılıyor. Tam seçime sayılı günler kalmışken böyle bir karar alındı. Evet en düşük maaş emekliler için nispeten nefes almayı kolaylaştıracak bir karar. Önce bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? 7 bin 500 lira hala açlık sınırın altında. Birde sorum şu; bu adil mi? Daha fazla prim ödeyen, çalışırken daha fazla prim ödeyen emekliler açısından böyle bir karar adil mi?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle; siz en düşük emekli aylığını 7 bin 500 yapıyorsanız, ona paralel daha fazla prim ödeyenlerin de aylıklarını ona göre artırmanız lazım. Yani 100 lira yatırana diyelim ki yüzde 70 zam yapıyorsanız, 500 lira yatırana da 500’ün üzerinden yüzde 70 artırmanız lazım. Adalet bunu gerektiriyor. Yani prim ödeme gün sayısı olarak 9 bin gün prim yatıran, 10 bin gün prim yatıran daha yüksek aylık alır, daha düşük prim yatıran daha düşük aylık alır. 7 bin 500 lira veriyorlar düşük tabii açlık sınırının altında bir rakam. Şimdi bunun eleştirilecek tarafı yok bu az para. Yani asıl burada unutulan, kamuoyunun göz ardı ettiği dul ve yetimler. Mesela dul ve yetimler için ne kadar artırdılar? Dul ve yetim şöyle; emekli vefat ediyor, emekli aylığı 3 kişi arasında bölüşülüyor. 300 lira alan var aylık, 500 lira alan var, 800 lira alan var. Bunlarla bir insanın geçinme şansı yok. Onları ne kadar artırdılar? O rakamları da gizliyorlar. Onları da açıklamaları lazım. Onlara da en az hiç değilse vereceklerse yani bir 5 bin lira, 6 bin lira da dul ve yetimlere vermeleri lazım, artırmaları gerekiyor.

İsmail Küçükkaya- Şimdi efendim tabi bir deprem yaşadık, büyük bir deprem. Şimdi ben sizin bu yapıp etmelerinizi bu depremde çok dikkatle takip ettim. Özellikle birkaç tanesiyle ilgili o yaşadıklarınızı, deneyiminizi, düşüncelerinizi sormak istiyorum. Şimdi birbiriyle bağlantılı ama tamamı depremle ilgili.

Bir; şimdi bir geceyi çadırda geçirdiniz. Sonra Kuzey Kıbrıs’a gittiniz. Ama öyle 23 aile o Adıyaman’daki otelde evlatlarını kaybeden 23 aileyi bir araya filan toplamadınız. Ben onlara baktım görüntülere tek tek. Bütün ailelerin evine gittiniz tek tek 23 eve gittiniz görüntülere baktım. Bunu da çok önemsiyorum. Bir deprem yorumu yapar mısınız bize? Yani ne hissettiniz bütün bunları yaşarken, deneyimlerken Kuzey Kıbrıs’ta sonra çadırda. Sonra mutfağa geldiniz mutfakla ilgili sorumu ayrıca soracağım.

Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi deprem olduğunda Ali Öztunç Kahramanmaraş milletvekilimiz, sabah 4 buçuk, 5 arasında aradı, saati tam hatırlamıyorum. Kahramanmaraş’ta büyük bir depremin olduğunu, büyük bir yıkımın olduğunu söyledi. Ben hemen televizyonu açtım, ‘acaba nedir tablo?’ diye, Kahramanmaraş merkezli olmakla beraber çok geniş bir alanı kapsadığını gördük. Daha sonra valileri aradım, valilerden bilgi aldım. Belediye başkanlarını aradım, belediye başkanlarından bilgi aldım. Hiçbir ayrım yapmadım, AKP’li, CHP’li diye bir ayrım yapmadım. Bütün belediye başkanlarını aradım. Geçmiş olsun dileklerimi, başsağlığı dileklerimi ilettim. Arkasından belediye başkanlarımız zaten sağ olsunlar onlar hemen hazırlıklar yapmışlar, belediye başkanlarımıza bölgeye gitmeleri için ‘biz hazırlık yapıyoruz ve gidiyoruz’ diye söylediler. Ben hemen ertesi gün deprem bölgesine gittim. Felakete birebir canlı olarak tanık olduk yani. Ağlayanlar, sızlayanlar, çaresizliğini ifade edenler. Hiç unutmuyorum Kahramanmaraş’ta iki küçük kız çocuğu geldi, 14-15 yaşlarında kız kardeş bunlar. ‘Babam enkazın altında, çıkaramıyoruz ama sesi geliyor, ne olursunuz’ yalvarıyor, ‘gelin yardım edin’ diye… O ara Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımızın, Başkanlığın ekipleri oradaydı. Onlara söyledim, ‘Yani acaba oraya gidip bakabilirler mi, nedir, gerçekten kurtarabilirler mi’ diye… Bir enkazda görev yapıyorlardı Ankara Büyükşehir Belediyesinin ekipleri. Daha sonra ben oradan ayrılmıştım. Telefon ettim, ‘ne oldu’ diye, söyledikleri şu oldu, ‘enkazın altında baba hayatını kaybetmiş’ diye… Buna benzer çok hikayeler var.

Başka bir yere gittim, orada da ‘İstanbul’dan geldim diyor, burada akrabalarım vardı diyor, ölenleri defnettik’ diyor. ‘Diğerlerini aldım İstanbul’a götüreceğim ama araç yok, ben bunları nasıl götüreceğim?’ diye. Oradan da bir Ankara milletvekilimiz vardı, onun aracına bütün şey yaptık. Dedik, ‘Sizi havaalanına götürecek, sizi uçağa bindirecek’ diye bir milletvekili arkadaşımıza onları emanet ettik götürün diye. Onun dışında Adıyaman, arkasından Hatay’a, Adana, oradan Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman sonra Hatay’a geçtik. Hatay tabi depremi en şiddetli yaşayan bir kentti. Oradan gecenin ilerleyen saatlerinde Samandağ’a gittik. Belediye Başkanımızın ayağında, parmaklarında kırıklar vardı, alçıya alınmıştı. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımızın, itfaiyenin bulunduğu bir alanda toplandık. İtfaiye araçları depremin altında kalmıştı onlara tanık olduk. Oradan gece saat 1’de Arsuz’a geldik. Tabii o başlangıçta, ‘vinçler nerede’ diye gazeteler, televizyonlar da yazıyorlardı, çiziyorlardı, haber yapıyorlardı. Şehre girerken hemen hemen her yerde, araçların, tırların üzerinde vinçler gördük. ‘Ya bu vinçler burada niye bekliyor?’ diye oysa vinç bekleniyor, enkazı kaldırmak için… Sonra öğrendik ki arama kurtarma ekipleri gelmediği için vinçler oraya gitse bir şey yapamaz. Yani arama kurtarma ekibinin vinç operatörüne yol göstermesi lazım, ‘şu kolonu kaldır veya şunu kaldır’ demesi lazım. Çünkü alttaki insanları kurtarmak açısından. Arama kurtarma ekiplerinin yeteri kadar olmadığı, askerin hiç olmadığını gördük. Oysa en geç 6 saat içerisinde askerler sahra hastanelerini kurabilirlerdi her tarafta, kış çadırlarını kurabilirlerdi her tarafta, sahra mutfaklarını kurabilirlerdi her tarafta.

İlk gittiğimizde su ve ekmek yoktu. Mesela Şanlıurfa’ya ya da Gaziantep şu anda çok net hatırlayamıyorum. Ekmeğin Suriye’den geldiğini, Malatya’ya ekmeğin Elazığ’dan ve Pertek’ten belediyemizin ekmeği getirdiğini öğrendik. Sonra seyyar fırınlar kuruldu, mutfaklar çok sayıda açıldı. Daha sonraki süreçte çadır tabi çadır çok büyük bir sorundu çadır. Herkes çadır istiyordu, yatacak yer yok çünkü, dışarı buz gibiydi, onu söyleyeyim yani, buz gibiydi. İnsanlar arabalarda kalıyorlardı, benzin bulmakta, akaryakıt bulmakta zorlanıyorlardı biraz. Başlangıçta öyle de bir sorun çıktı. Tabi enkazların başında, ‘devlet nerede’ diye bağıran anneler gördük, babalar gördük, çocuklar gördük. Tam bir insanlık dramı gerçekten yani insan o anları unutamıyor. Hafızasının bir yerinde kalıyor yani.

İsmail Küçükkaya- Değiştim dediniz mecliste. Sonra oradan bir geldiğinizde üçüncü seyahatinizin sonuydu galiba.

Kemal Kılıçdaroğlu- O gece, ben deprem bölgesinde iki kez kaldım. O gece Arsuz’da kaldık. Çok soğuktu kaldığımız yerde elbiseyle yattım doğrusunu isterseniz. Çok soğuk, üstüme iki battaniye aldım ama yani ısınma şansınız yok. İlk videoyu orada o gece saat 1, 1 buçuktu yanlış hatırlamıyorsam. Depremle ilgili iktidarın çaresizliğini, oradaki kaosun, devlet dediğiniz kurumun deprem bölgesinde olmadığını gördüm ve bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu, askerin süratle alana girmesi gerektiğini ifade ettim. Uzun bir videoydu. Sonra diğer arkadaşlar, sabah erken kalktık tabi zaten yatmadık o gece soğuktan, sabah kalktığımda bütün milletvekili arkadaşlarım da aynı pozisyonda onlar da elbiseyle yatmışlar ama hepsi son derece soğuk şartlarda, ertesi gün döndük Ankara’ya sonra tekrar ben deprem bölgesine bir daha gittim. Hatay Belediye Başkanımıza da zaman zaman sitemler oldu. Tabi belediye başkanı, belediye çalışanları enkaz altında kalmış, büyük bir travma yaşanıyor. Olayın düzelmesi lazım.

10 şehirde 11 büyükşehir belediye başkanımızı koordinatör olarak görevlendirdik. Hatay’a örneğin İstanbul, Kahramanmaraş’a Ankara gibi, Antalya bir başka yerde, Eskişehir bir başka yerde, Muğla bir başka yerde ve onların altındaki CHP’li belediyeler de görev yaptılar. Başlangıçta bizim belediyelere bazı zorluklar falan çıkardılar. Ya arkadaş CHP’li belediye diye yani niye engelliyorsunuz? Yani ekmek getirecek, su getirecek, mutfak kuracak. Sıcak çay içirecek yani bu insanlara… Yani engel olmanın mantığını anlamak gerçekten son derece zor. Hele o koşullarda, bir kişiye bir bardak su vermeniz bile olağanüstü bir olay. Bu tür olaylar da oldu, zorluklar çıkarıldı. Hatay havaalanına uçak inmiyordu. Ankara Büyükşehir Belediyesinin ekipleri havaalanına uçakların inişlerini hazır hale getirmek için çalıştılar. ‘Vay efendim orayı biz yapıyoruz’ Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının unvanı yazılan yerlerine bantlar yapıştırdılar oraya bezler astılar kimse görmesin diye. Çocukça işler çocukça, devleti yönetmesini bilmiyorlar. Devlet böyle yönetilmez efendim. Orada herkes can derdinde, A partisi, B partisi mi olur orada? Ben gittim hiçbir ayrım yapmadan İzmit Büyükşehir Belediyesi’nin de bir yeri vardı onlar da bir çadır kent kurmuşlardı onları da ziyaret ettim. Belediye Başkanı’na teşekkür ettim, verdiği hizmetler, yaptığı hizmetler dolayısıyla, ayrımcılık yapılır mı Allah aşkına? Bunlarda devlet yönetimi yok. Devlet nedir bilmiyorlar. ‘Her şey bize aittir’ diyorlar. Her şeyi biz yaparız diyorlar. Bizim dışımızda kimse yapmaz.

İsmail Küçükkaya- Kuzey Kıbrıs’ta o ziyarette çok önemliydi.

Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi Isias Otel’de Mağusa’nın şampiyon çocukları, şampiyonlar takımı orada, gencecik çocuklar enkazın altında kaldılar ve hayatlarını kaybettiler. Enkazın başına Kıbrıs’tan aileler geliyor ama Türkiye’den enkazı kaldıracak kişi bulamadılar. Anneler bunu anlatırken her birisi gözyaşlarını tutamadılar. Akıl alacak şey değil. Biz Kıbrıs’tan o zorluklarla Adıyaman’a gittik. Adıyaman’da otele gittiğimizde baba anlatıyor, ‘enkaz kaldırmak için diyor beton un oluyor elimizde, un gibi dağılıyor’ diyor. Nasıl buna izin vermişler diye. Büyük bir acı, her birisini tek tek ziyaret ettim. Tek tek baş sağlığı ben ve milletvekili arkadaşlarım, Kadın Kolları Genel Başkanı da dahil olmak üzere ziyaret ettik, başsağlığı diledik. Acı olan ne biliyor musunuz İsmail Bey? Türkiye Cumhuriyeti Devleti başsağlığı dilemedi Kıbrıs’a, akıl alacak şey değil.

İsmail Küçükkaya- Ailelerden böyle bir sitem mi geldi?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yani. Nasıl başsağlığı dilemezsiniz?

İsmail Küçükkaya- Her sabah adalet arıyorlar, her akşam mesaj atıyorlar efendim adalet arıyoruz diye.

Kemal Kılıçdaroğlu- Biliyorum. Gittim, ne istiyorsunuz, benim ne yapmamı istiyorsunuz diye sordum. Tek kelime, ‘Adalet istiyoruz diyorlar, çocuklarımızın hakkını istiyoruz’ diyorlar. ‘Suçlular sonuna kadar cezalandırılsın istiyoruz’ diyorlar. ‘Avukatlardan oluşan gönüllü bir ekip’ dedim. ‘Türkiye Barolar Birliği de Adıyaman Barosu da, Maraş Barosu da diğer barolar da sizin çocuklarınızın hakkını savunmak için her türlü mücadeleyi yapıyorlar, bu konuda emin olun’ dedim. Biz de parti olarak her türlü desteği veriyoruz. ‘Avukat milletvekilleri, hukukçu milletvekilleri bu davaları izliyorlar’ diye kendilerine de ifade ettim. Onlara söz verdim, ‘o çocuklar adına biz bir vakıf kuracağız’ dedim. Onlar dernek kurmuşlar, vakıf kuracağız, o vakıf gönüllüler vakfa bağışta bulunacaklar, vakfın güzel gelirleri olacak ve o çocuklar adına yüzlerce çocuğa burs vereceğiz. Onları yaşatmak zorundayız, anılarını yaşatmak zorundayız diye.

Bizim Mağusa tabi bu çocuklar hayatlarını kaybeden çocuklar, Mağusa’nın en çalışkan, en zeki çocukları belli bir okuldalar bunlar ve Kıbrıs’ta şampiyonlar. Türkiye’de de eğer şampiyon olabilirlerse uluslararası yarışmalara katılacaklar. Bir anne gözyaşını tutamayarak şöyle söyledi, ‘o kadar sevinçle gittiler ki dedi VIP’ten geçmişler uçağa binerken, bunu çocuklar kendilerine önem verildiğini, değer verildiğini görmüşler’ dedi. Anne, babaların gözünde çok değerli tabii, çocuklar, evlatlar öyledir zaten ama devletin de kendilerine değer verdiğini, önem verdiğini, çalışkan olduklarını, sporcu olduklarını fakat hayatları maalesef sona erdi, acı bir şekilde.

Elbette o dava. Bakın orada bir şey daha. Malum gene bu meşhur vakıflardan birisiyle ilgili olan bu Isias Otel, aslında yapılmaması, yıkılması gereken bir binayı siyasi gücünü kullanarak dışarıyı çok güzel yaptı badanası, boyası, parlak bir otel olarak çıktı ortaya ama içi kof, ufak depremde tamamen çöktü.

İsmail Küçükkaya- O otelin hemen arkasındaki binalara sapasağlam duruyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet. Otel tümüyle çöküyor. Önce gizlilik kararı getirmek için bir teşebbüste bulundular. Kıyamet kopunca, sivil toplum örgütleri, bizim milletvekillerimiz falan, ‘hayır gizlilik kararı almıyoruz’ diye… Aileler de ‘Nasıl olur da gizlilik kararı alırlar?’ Yani böyle bir olayın varsa suçluları yargılanması lazım, savcının harekete geçmesi lazım.

Bengü Şap Babaeker- Şimdi deprem araştırma komisyonunda dün çevre bakanlığının bürokratı sunum yaptı Sayın Kılıçdaroğlu. Şuanda inşaatı süren binalarda bile çürük olanlar tespit edildi. Bazıları yıkılacak, bazıları güçlendirilecek. Yani bu depremde böyle bir yıkım oldu ama önümüzdeki depremlerde de biz benzer acıları yaşayacağız. O yüzden topyekun bir değişim, topyekun bir yenilenme gerekiyor. Mesela bunun için ne yapılabilir, ne yapmayı planlıyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi şöyle, devlet dediğiniz kurumda liyakatli kadrolar bunu biliyor zaten, ne yapılması gerektiğini. Şimdi fay hattının nereden geçtiğini hepimiz biliyoruz. Artık biz de neredeyse deprem uzmanı olduk. Yani haritalara bakınca fay hatları buradan geçiyor diyoruz.

Bengü Şap Babaeker- Bir araya girebilir miyim? Bugün Erdoğan bir açıklama yaptı dedi ki, Amik ovasına ev yapmışlar dedi, fay hattının üstüne bina yapmışlar dedi. 21 yılın sonunda böyle de bir sitemi oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu- Erdoğan’a bir şey söylemeyim. Ama devletin kadroları bunu biliyor zaten. Kahramanmaraş’ta yanlış hatırlamıyorsam 7,7 büyüklüğünde bir depremin olacağını ve bu deprem sonucu kaç binanın yıkılacağını, ne kadarlık bir can kaybının ortaya çıkacağını zaten yazmışlar, rapora yazmışlar bunu, tatbikatı oldu bunun. Şimdi devletin kadroları bunu biliyor ama kadroları harekete geçirecek, kaynak ayıracak olan kadrolar değil, siyasi otorite… Siyasi otorite bunları almış görmezlikten gelmiş atmış bir köşeye raporları… AFAD’ın raporları var. Arama kurtarma dediğimiz, deprem anında, bir felaket anında nelerin olması gerektiğine ilişkin 1999 depreminden sonra TSK’da özel eğitilmiş birlikler oluşturulmuş, bir tabur var afet taburu oluşturulmuş. Ya nasıl olur da yani askere talimat vereceksiniz, asker alana inecek ama talimat vermiyorsunuz. O kadar büyük acılar yaşandı ki, ya insanlar donarak öldüler. Arama kurtarma ekiplerini dinleyin Allah aşkına birisini çağırın, bir dinleyin. İnsanların nasıl donarak öldüğünü, donarak ölen insanların o enkazın altından nasıl çıkarıldığını, bütün bunların sorumlusu kim Allah aşkına kim? Devleti yönetenler değil mi Allah aşkına, devleti yönetiyorlar bunlar. Devletin nasıl yönetilmesi gerektiğini bilmiyorlar.

Sen ‘Yüzyılın felaketi’ diyorsun. ‘Yüzyılın katliamı’ çıktı ortaya… Siz devlet dediğiniz kurumu çalıştırmadınız. AFAD dediğiniz bir kurumu körelttiniz. Kızılay dediğiniz bir kurumu yok ettiniz. Tepeden tırnağa yok ettiniz. Orayı rant alanına dönüştürdünüz. Vali eli kolu bağlı, ne yapacak vali? Vali tek başına validir orada…

Bakın, bunlar ülkeyi nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar. Deprem bölgesinde, gittim Adıyaman’da konuştum iş dünyasıyla ikinci gidişimde. Hem depremzedeleri ziyaret ettim hem de bölgede nasıl yaralar sarılabilir? ‘İnsanlar kenti terk ettiler, bu insanlar nasıl gelebilir’ konuştum. Adıyaman’da Ticaret Sanayi Odası Başkanı dedi ki, ‘Eğer önlem alınmazsa, o depremden sonra bir de ekonomik deprem yaşayacağız’ dedi. Mühendisi kenti terk etmiş, mimarı terk etmiş, avukatı terk etmiş, entelektüel yapı kenti terk etmiş, gelir düzeyi iyi olanlar kenti terk etmişler. Kent kent olmaktan çıktı diyor. Bunların gelmesi lazım diyor.

İsmail Küçükkaya- Peki Kızılay dediniz ya efendim. Şimdi siz o çok tartışılan Amerika seyahatinizde bir gün sürpriz bir şekilde bir gökdelenin önüne gittiniz ve oradan…

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, TÜRGEV.

İsmail Küçükkaya- TÜRGEV binası. Çünkü Kızılay’ın oraya da bağışı sözkonusuydu ya hani işte böyle dolambaçlı yollardan. Şimdi Kızılay 52 gün sonra seçimi kazanırsanız, Cumhurbaşkanı olursanız Kızılay’ı ne yapacaksınız? Bu şundan dolayı. Kızılay bizim bu olayda yüreğimizi yakan olaylardan bir tanesi. Bakın İzmir’de iktisat kongresinde sizde oradaydınız millet ittifakının liderleri olarak. Temel Karamollaoğlu dedi ki, Allah aşkına dedi ben kanımı bile vermek istemiyorum artık dedi. Kızılay bu hale geldi. Ne yapacaksınız da Kızılay’ı…

Kemal Kılıçdaroğlu- Kızılay’ı eski ruhuna kavuşturacağız. Kuruluş amacı neyse o kuruluş amacına uygun Kızılay’ı yeniden yapılandıracağız. Ben geçmişte Kızılay’da illerde görev yapmış başkanlarla ve Kızılay’ın tepe noktasında görev yapmış kişilerle bir araya geldim. Onlarla oturdum, konuştum ve onlara söz verdim. ‘Allah nasip ederse Cumhurbaşkanı olduğumda ilk yapacağım işlerden birisi Kızılay’ı tekrar eski sahiplerine yani gönüllü olarak çalışanlara yani bu topluma yardım yapmak için herhangi bir olay olduğunda gönüllü olarak koşan ve o yardımları yapanlara, Kızılay’ı rant aracı olarak görmeyen ama Kızılay’ı toplumun yaralarını saran bir kurum haline dönüştürenlere Kızılay’ı yeniden teslim edeceğiz.

İsmail Küçükkaya- O zaman şöyle anlayacağım. Holding yapısını bozacaksınız? Kızılay holding olmayacak?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yok efendim. Siz bir yardım kuruluşunu nasıl getiririz de 5 maaş, 6 maaş, 10 maaş alan adamlara teslim edersiniz? Nasıl olur da Kızılay çadır yapamaz? Çadır fabrikası var. Nasıl olur da yapamaz? AFAD’ın görevi Kızılaycılık değildir. AFAD, Kızılay’ı yok edip, Kızılay’ı kendi bünyesine katmak istiyor. AFAD’ın ne çadırı olur ya? AFAD’ın görevi felaketlerden sakınmanın önlemlerini almaktır. Sakınacaksınız, deprem olduktan sonra görev Kızılay’da, görev orduda, görev başkalarında… Siz depreme dayanıklı binayı nasıl yaparsınız? Depremden sakınmak için yaparsınız. Dere yatağına niçin ev yapmazsınız? Çünkü sel geldiği zaman sakınırsınız, dersiniz ki ‘buraya bu binayı yapma’. Şimdi sakınmayla felaketi karıştırıyorlar bunlar. Sakınmıyorlar, hiçbir önlem almıyorlar, felaket oluyor hep beraber koşalım. Kardeşim Japonya’da deprem oluyor niye bir kişinin burnu kanamıyor? Başka ülkelerde deprem oluyor da niye bir kişinin burnu kanamıyor. 50 bin kişi hayatını kaybetti ya İsmail Bey. 50 bin kişi hayatını kaybetti. Ya bir Allah’ın kulu çıkıp sorumluluk almadı ya… ‘Bu işin sorumlusu benim, burada bir hata yaptık’ demedi. Böyle bir tablo dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır. Böyle bir garabet olmaz. 50 bin kişinin günahı kimin boynuna Allah aşkına?

Bakın ben depremzedelere gittim. Bunlar şimdi hemen arkadan koştular, tekrar inşaat, gene yandaşlara… İnşaat yapın eyvallah itirazım yok. Depremzedelere ev yapın. Diyor ki, ‘Efendim evi yapacağız, 2 yıl süreyle senden para almayacağız evet ondan sonra 20 yıl taksitle sana bu evi satacağız’ bu ne demektir? Bir, ben sana ev yaptım ama sen mezar satın aldın. Müteahhit ev yaptı ama sen mezar satın aldın. Parayla siz bunları satamazsınız. Bir daha ifade edeyim. Siz depremzedelere, yıkılan evleri, dükkanları, ahırları parayla satamazsınız. Anayasa’ya aykırıdır. Çok açık, açalım değerli arkadaşlarım.

Şimdi madde ‘Konut Hakkı’ yani herkesin bir ev sahibi olma hakkı var. Anayasa madde 57, bunu açık ve net söylüyor. ‘Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde’… Şehirlerin özelliğini ve çevre şartlarını. Fay hattı geçiyor mu, dere yatağı var mı, yok mu bütün bunları gözetecek. Devletin görevi gözetecek. O çerçevede konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır. Kim alacak, devlet alır. Siz fay hattı üstüne ev yapılmasına, dükkan yapılmasına, alışveriş merkezi yapılmasına ortam hazırlıyorsanız, izin veriyorsanız görevinizi yapmamışsınız demektir. 

Gelelim ikinci konuya. İsmail Bey, bir müteahhit bir apartman yapacak, daireleri de satacak. O işin olağan tarafı budur. Bir müteahhit bir yerde inşaat başlarken 23 ayrı belge düzenleniyor. Mimarı var, mühendisi var, jeoloji mühendisi var, inşaat mühendisi var, jeofizik mühendisi var, harita mühendisi var, şehir plancısı var, mimarı var, elektrik mühendisi var. Bunların hepsinin bu 23 belgede imzaları var. Bir daha ifade edeyim. Bu 23 belgede bu dediğim kişilerin hepsinin imzaları var ve kontroller yapanlarında. Bu ne demektir? Devlet diyor ki, ‘Sen ey müteahhit bunu yaparken bu 23 kişinin imzasını alacaksın.’ İnşaat mühendisi diyecek ki, ben şeyi denetledim burada sağlamdır. Jeofizik mühendisi işte fay hattı üzerinde değildir. Mimarı mimari projelere uygundur, depreme dayanıklıdır. Bütün bunların tamamı yapılıyor, 23 ayrı belge düzenleniyor toplam 42 imza. Daireyi satın alanın tek bir imzası var tapuda. Gidiyor diyor ki, ‘Devlet bu binanın yapılmasına izin verdi, bu bina depreme dayanıklı, bu binayı ben rahatlıkla alabilirim, bütün kontroller yapıldı, mimarı, mühendisi, kontrolörü hepsi imza attılar, devlet baba bana sağlam bir bina var, bunu satın alabilirsin dedi ben de gittim paramı ödedim burayı satın alıyorum, tapuda da imzaladım.’ Tek imzası var.

Şimdi AK Parti hükümeti diyor ki, yani Erdoğan diyor ki, tek kişilik hükümet diyor ki, ‘Bunların tamamı oldu diyor, izin verdik diyor, sen gittin imza attın, aldın ama bu bina depreme dayanıklı değilmiş. Şimdi sana yeni bir ev yapacağım. Bu evi sana satacağım. 20 yıl taksitle sen bunun parasını ödeyeceksin, gel helalleşelim.’ Ne demek helalleşelim? Benim ne günahım var? Helalleşme nasıl olur? Helalleşme şöyle olur, ‘Arkadaşlar biz bir hata yaptık. 42 kişi imza attı. 23 ayrı belge düzenledik, bu belgelerin tamamı sahteymiş, bu binaların hiçbirisi depreme dayanıklı değilmiş, bu binalara izin vereni ben hesabını soracağım, devlet olarak, hükümet olarak hesabını soracağım ama senin evin yıkıldı, çoluk çocuğun depremin altında kaldı, dükkanın yıkıldı, ahırın yıkıldı, hayvanların ahırın altında kaldı, çok sayıda can kaybı oldu. Ben sana ev yapacağım. Dükkanını yapacağım, ahırını yapacağım, senden bir kuruş dahi almayacağım. Sosyal devlet olarak görevimi yapacağım ama can kaybı geri gelmez gel seninle helalleşelim.’ O zaman bu helalleşme olur. Şimdi adama bu ev depreme dayanıklıdır diye satıyorsun, adama mezarını satın aldırtıyorsun, bina yıkılıyor, binanın altında çoluk çocuğu kalıyor. Bütün kabahat idarede, adama diyor ki, ‘şimdi sana ev yapacağım bir de sana bunu taksitle satacağım’ diyor. Bu kadar yüzsüzlük olmaz. Onun da hükmü var Anayasa’da. Onu da hemen ifade edeyim. 125’inci madde 7’nci bent, ‘İdare yani devlet, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür’. Kardeşim bu 23 belgeyi dükkanı satın alan mı imzaladı? Hayır. Bu 23 belgeyi, evi satın alan mı imzaladı? Hayır. Bu 23 belgeyi kim imzaladı? İdare imzaladı. Onların yetkilileri imzaladı. Ben vatandaş olarak evim yıkıldı, sorumlusu kim? Ben değilim. Devlet dedi ki, ‘bu bina sağlam’ öyle sağlam ki 42 tane mimar, mühendis, inşaatçı bunların tamamı imzaladılar ‘sağlamdır’ diye…

Allah nasip eder, sözüm söz Cumhurbaşkanı olduktan sonra evi yıkılan, dükkanı yıkılan, ahırı yıkılan, sadece burada değil Elazığ depreminde de, sadece burada değil başka depremlerde de hiç kimseden bir kuruş para alınmayacak. Hepsinin evi yapılacak ve teslim edilecek. Devlet dediğiniz kurum budur. Vatandaşına sahip çıkacak. Bunu yapmadığınız zaman devlet olarak görevinizi yapmamışsınızdır. Sen devlet olarak adama mezar satmışsın bir de diyorsun ki, ‘bana para ver’ Ne parası ya? Sadece bu değil İsmail Bey? Bakınız şimdi, evi yıkılmış, iş yeri yıkılmış, dükkanı yıkılmış, bankaya borcu var. ‘Efendim borcunu ödeyeceksin’. Ya dükkan yıkılmış kardeşim, bankaya nasıl ödeyeceğim ben bu parayı? Bu bölge için özel bir yasa çıkaracağız. Biraz sabretsinler. 15 Mayıs’tan sonra ilk yapacağımız, arkadaşlara talimatı verdim, bu bölgeyle ilgili bir yasa taslağı hazırlayın, sonra altı lider bunun üzerinde oturup konuşacağız, anlaşacağız ve bu bölge için özel bir yasa çıkaracağız. Bu konutların tamamı yapılacak hak sahiplerine teslim edilecek ve devlet bunlarla helalleşecek. Kusura bakmayın bir hata oldu bizde hata vatandaşın ne hatası var, ne kusuru var vatandaşın. Bu yapılacak. Arkasından bu bölgeden gidenler var az önce söyledim.

Bengü Şap Babaeker- Şimdi onu soracağım. Gidenler nasıl oy kullanacak. Şimdi depremzedelerin yaşadığı durumu anlattınız siz…

Kemal Kılıçdaroğlu- Oya geleceğim. Önce benim söylediğim daha farklı bir şey. Bu bölgeden gidenleri bu bölgeye geri getirmemiz lazım. Yani mimarı, mühendisi, avukatı, doktoru, ustabaşı bunlar terk ettiler, gittiler. Fabrikalar doğru dürüst çalışmıyor. Bu bölgelere bunların gelmesi lazım. Hemen yasada diyeceğiz ki, buraya gelenler 2 yıl süreyle gelir vergisi ödemeyecek. 2 yıl süreyle bunların sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek. Aylıklarını gerekirse artıracağız. Böylece bunlar daha cazip koşullarda gelecekler. Bu bölgeyle ilgili özel bir yasa, özel bir teşvik yasası çıkarmak zorundayız.

Bakın, 1 milyonu aşkın konut yapılacak. Yıkılanlar, yıkılacak olanlar. Bazıları da güçlendirilecek. 1 milyonu aşkın. 1 milyonu aşkın konut ne demektir? Bir kapı desen 1 milyon konut demektir. 1 milyon kapı demektir. 5 kapı olacaksa 5 milyon kapı demektir. 50 milyon pencere demektir. Nerede üretilecek bunlar? Bu bölgede üretilecek. Bu bölge için özel bir yasa çıkacak. Kapı mı yapmak istiyorsun sanayici olarak geleceksin bu bölgede sana özel teşvik vereceğim. Kapıyı burada üreteceksin, pencereyi burada üreteceksin, boruyu burada üreteceksin. Bir inşaata ne gerekiyorsa tamamını burada üretecek. İstihdam yaratacaksın. Bu 1 milyon konutun ihtiyaç duyulan bütün malzemeleri burada üretilecek ve burada istihdam yaratacaksınız. Şu akla gelebilir. Ürettik, peki inşaat bitti ne olacak? Ortadoğu’ya, Afrika’ya ihracat yapacaksınız, bölgeyi ayağa kaldıracaksınız. Böylece bölge yeniden canlanacak. Daha da güçlenecek bölge. İhracat yapacak, devlet bana sahip çıktı diyecek, Türkiye’ye döviz akacak, istihdam yaratacak. Bütün bunların hepsi gayet güzel olacak.

Bengü Şap Babaeker- Bir virgül koyalım Sayın Kılıçdaroğlu. Kısa bir aramız var. Sonra siyasetin tartışmalı gündem maddeleriyle devam edeceğiz.

İsmail Küçükkaya- Şimdi efendim programınızı soruyordum da şimdi mübarek ramazan ayına girdik. Galiba buna uygun da bir takım düzenlemeler yapmışsınız. Şimdi bu seçime de doğru gidiyoruz tabi. 52 gün sonra sandık başına gideceğiz ama yarın Malatya’ya gidiyormuşsunuz onu bir anlatır mısınız? Oradan bir haber çıkacakta.

Kemal Kılıçdaroğlu- Tabi, mübarek aydayız. Manevi duygularımızın zenginleştiği bir aydayız. Daha hoşgörülü olmamız gereken, birbirimize daha sıcak bağlar, selamlar, saygılar sunmamız gereken bir aydayız. Depremde yaşanan felaketi ve felaket sonrası yaşanan büyük dramı unutmamak durumundayız. Orada yaşayanların, çadırlarda yaşayanların, konteynerlerde yaşayanların acılarını bilmek, onların acılarını paylaşmak, onlara her türlü yardımı yapmakla mükellefiz. Bu ayın öyle bir özelliği daha var onu da ifade edeyim. Yardımlaşma duygumuzun da güçlenmesi gereken bir ay. Ramazan ayının ilk cuması Malatya’da olacağız. Altı lider bir arada olacak. Bir mevlit okutacağız. Dolayısıyla altı lider hem depremzedelere bir ziyaretimiz olacak sonra bir araya gelip tekrar konuşacağız.

İsmail Küçükkaya- Yarın?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yarın evet. Cuma günü. Ekrem Beyle Mansur Bey de gelecekler. Altı lider dışında onlarda gelecekler. Böylece hem ramazanı hem depremzedeleri unutmadığımızı, onların yanında olduğumuzu, gerçekten de depremzedeler az öne söylediğim gibi, yıkılan evlerini, dükkanlarını, iş yerlerini yeniden yapacağımızı, inşa edeceğimizi, sosyal devletin sahip çıkacağını, Millet İttifakı’nın sahip çıkacağını, onlara evlerini yapıp teslim ederken bir kuruş bile almayacağımızı, onlarla devletin helalleşmesi gerektiğini onlara bir şekliyle anlatacağız.

Bengü Şap Babaeker- Depremzedeler, yaklaşık 5 milyon depremzede yaşadığı kenti terk etti. Ama geçen gün bitti. Oy kullanmak isteyenler, adresini değiştirenlerin başvuru yapması için belirlenen süre bitti. Yaklaşık 345 bin depremzede başvurdu oy kullanabilmek için. Ne olacak Sayın Kılıçdaroğlu? O depremzedeler oy kullanamayacak mı? İktidar onların oy kullanmasını mı istemiyor? Bürokratik engeller mi çıkarılıyor? Neler yapıyorsunuz bunu aşmak için?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şimdi Depremzedelerin en yoğun yaşadığı kent Mersin şu anda. Yaklaşık 350-400 bin depremzedenin bölgede olduğu biliniyor. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızla konuştuğumuzda bu rakamı verdi bize. Bazıları bulundukları yere kendi kayıtlarını aldılar orada oy kullanacaklar. Diğerleri terk ettikleri kente dönüp orada oy kullanmaları gerekiyor. Mersin-Hatay arasında uzun bir mesafe yok. Belki bir günlüğüne gidip oy kullanıp dönebilirler. Zaten depremin yaraları biraz sarılıp, enkaz kaldırıldıktan sonra, insanlar biraz geriye dönüp en azından kendi haklarını da aramak istiyorlar. Bu konuda hakkını yemeyelim, Türkiye Barolar Birliği, Adıyaman Barosu onlar da depremzedelerin haklarını savunmak için gönüllü avukatlar tuttular ve onlar da çalışıyorlar, çaba harcıyorlar. Belki onlara özel otobüsler, özel imkanlar sağlamak lazım bulundukları kente gelip oy kullanıp, tekrar geri dönmeleri için. Bunun için çalışacağız, çaba harcayacağız. Onların oy kullanmalarını isteriz.Sonuçta siyaset çok önemli bir kavşağı aşmış olacak. Demokrasi istiyoruz, sosyal hakların güçlenmesini istiyoruz, depremzedelerin yaralarının sarılmasını istiyoruz. Bunun için yeni bir anlayışa, yeni bir ufka ihtiyacımız var. Onları bir şekliyle taşıyacağız yani başka seçeneğimiz yok.          

İsmail Küçükkaya- Şimdi efendim bir kritik konu daha var. Şimdi bir gazeteci olarak benim gözlemim. Ne kadar gerçektir onu 52 gün sonra milletimizin vereceği oy, yapacağı tercihle anlayacağız. Fakat ilk defa bu iktidarın kaybedebileceği, muhalefetin sizin kazanabileceğiniz şeklinde bir algı var. Anketlere de yansıyor. Ama 52 gün sonra ne olacağına yine milletimiz karar verecek. Fakat burada seçim birinci turda mı biter, ikinci turda mı biter diye bir tartışma ve bu tartışmanın merkezinde de Muharrem İnce diye bir mesele var. Şimdi Muharrem İnce açıklamalar yapıyor. Fakat siz kendisiyle görüşecek misiniz, görüşmeyecek misiniz? Muharrem İnce meselesi. Bunu bir yorumlar mısınız?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle ifade edeyim. Birinci turda biter benim kanaatim. Birinci turda vatandaş sandığa gidip kararını verir. Vatandaş değişimden yana, yeni bir değişim olsun, yeni bir kan gelsin, yen bir anlayış olsun. Artık bu kavganın son bulması gerekiyor yani. Yeni gerilimler, yaratılan gerilimler çok ciddi sorunlar yarattı toplumda. Siyaset dediğiniz kavga aracı değil. Siyaset halka iyilikte yarışmadır yani bunu bu noktaya taşımak lazım, bunu biz taşıyacağız. Görecek yani, AK Parti muhalefete düştüğünde görecek. Hiç kavganın olmadığını, ülke yararına her şey için AK Parti’ye de bilgi verileceğini. Onun parlamentoda dışlanmayacağını. Çünkü şu anda AK Parti ve MHP parlamentoda muhalefeti tamamen dışlamış, dediğimiz dedik mantığıyla gidiyorlar. Buradan tamamen çıkacağız ve Türkiye’yi gerçekten de yolsuzlukların olmadığı, dünyayla yarışan, üniversiteleri bilgi üreten bir ülke haline getirmek istiyoruz. Yani artık Türkiye yeni bir sıçrama yapmak zorunda, yeni bir hamle yapmak zorunda aksi halde sürekli geriye giden, sürekli kan kaybeden bir ülke haline geldi. Buradan Türkiye’nin süratle çıkması lazım.

Sayın İnce, evet sonuçta bir partidir. Ben bütün partilere saygı duyarım. Her partinin Genel Başkanına da saygı duyarım. Elbette karar, takdir kendisine aittir. Ama bizim hedefimiz, bizim amacımız birinci turda Millet İttifakı olarak kazanmak, Türkiye’yi ikinci bir seçimle yormamak ve süratle kaybedecek zamanımız yok. Bir günü bile kaybetmek istemiyoruz, bir saati bile kaybetmek istemiyoruz. Yaraları süratle sarmak istiyoruz. Bazı özel yasaları deprem bölgesiyle ilgili az önce söyledim özel yasaları süratle çıkarmak istiyoruz.

Bakın ben size bir şey anlatıyım Bengü Hanım. Samsat’ta deprem oldu 2017 yılında bin küsur konut kaybı var. Şu ana kadar kaçı yapıldı 7 yıldır? 7 yıldır konteynerde yaşayan var, 7 yıldır çadırda yaşayan var. Ya 7 yıldır bu hükümet nasıl olur da bin küsur konutu yapmaz? ‘Bir yılda yapacağım’ diyor. Bırakın bir yıldayı ya Allah aşkına Samsat Adıyaman’ın ilçesi hala burada konut yapılamadı ya 7 yıldır. Ben bu iktidara şimdi ne söyleyeyim Allah aşkına? O çadırda yaşayanlar mı, o konteynerde yaşayanlar mı? Onların fotoğrafları var elimizde, milletvekili arkadaşlarımız gitti oraya… Bir insanlık dramı yaşanıyor. Deprem oluyor, bir söz veriliyor, efendim ‘Derhal temeli attık size 1 yıl içinde konutları teslim edeceğiz.’ Arkadaş sen 7 yıldır Adıyaman’da, Samsat’ta konutları yapıp teslim etmedin, 7 yıldır. Yüzünüze, gözünüze dursun ya… Orada yaşayanlar bizim vatandaşımız değil mi? Orada yaşayanlar bir deprem felaketi yaşamadı mı? Tabi medya da unutuyor, kimse kusura bakmasın biraz da medyayı da söyleyeyim yani, medya da unutuyor. Vay efendim işte, ‘temeller atıldı, inşaatlar bitiyor.’ Bir dönüp Samsat’a baksınlar Adıyaman orası da deprem bölgesi, ne oldu burada? 7 yıldır niye bitirmediler? Kim engel oldu bunlara, Bay Kemal mi engel oldu? Niye yapmıyorsunuz kardeşim siz bunları? Para mı yoktu? Beşli çetelere gelince para var. Bu deprem konutlarını ücretsiz bir kuruş almadan vereceğiz deyince hemen ‘parayı nasıl bulacak’ ne demek parayı nereden bulacak ya? Erdoğan demiyor mu ‘binaları yapacağım’ 2 yıl da para almayacak. 2 yıl ödemesiz olacak demek ne demek? Para var demek. Yani yapacağım 2 yıl ödemesiz, 20 yıl taksitle. Ben ne diyorum? Yapacağım, teslim edeceğim beş kuruş da para almayacağım, 1 kuruş da para almayacağım bu kadar basit. Yani hala hafızalara, özellikle belli kesimlerin, ‘tamam Kılıçdaroğlu bunu söylüyor ama acaba para var mı?’ Niye para yok? Türkiye zengin ülke, onların düşündüğünden çok daha zengin bir ülke Bengü Hanım.

İsmail Küçükkaya- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi sizin partinizin tabanından ve millet ittifakının tabanından Muharrem İnce’ye muazzam bir tazyik geliyor, eleştiriler geliyor. Yer yer hakaretlerde geliyor. Şimdi ona diyorlar ki, bu seçimi ikinci tura bıraktırma. Yüzde 1 mi alırsın, yüzde 2 mi alırsın filan diye. Şimdi siz mesela arayacak mısınız onu ya da ona bir çağrıda mı bulunacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle, bir sefer İsmail Bey, hakarete karşıyım. Yani kim olursa olsun yani insanın düşüncesine katılmazsınız o kadar yani. Eleştirebilirsiniz buna da saygı gösteririm ama hakaret asla doğru değil. Hele siyasette olmaması gereken bir şey. Dediğim gibi siyaset iyilikte yarışmadır aslında. Olması gerekende odur. Elbette yani ben siyasi partileri ziyaret ediyorum Cumhurbaşkanlığı adaylığım netleştikten sonra. Elbette Memleket Partisini de ziyaret edeceğim. Elbette onlarla da konuşacağım. HDP’yi ziyaret ettim, Milli Yol Partisini ziyaret ettim, Bağımsız Türkiye Partisini ziyaret ettim, Türkiye İşçi Partisini ziyaret ettim, Sol Partiyi ziyaret ettim. Diğer partileri de ziyaret edeceğim. Bu benim bir anlamda doğal görevim.

İsmail Küçükkaya- Muharrem İnce’den beklentiniz nedir?

Kemal Kılıçdaroğlu- Beklentim, olması gereken şu, birinci turda bu işi alıp Türkiye’yi artık ikinci kez yormamak gerekiyor. İkinci kez sandıklar, ikinci kez harcamalar, masraflar gerek yok yani bunlara. Birinci turda bitirmemiz ve bu işi noktalamamız gerekiyor. Doğrusu budur yani.

Bengü Şap Babaeker- Muharrem İnce’nin açıklamalarından görüyoruz ki, 2018’deki sürece ilişkin bir öfke var içinde. Bunu hemen herkes böyle okuyor. Çünkü diyor ki, beni yalnız bıraktılar, afişlerimi bile asmadılar. Ben neler çektim neler bir bilseniz gibi cümleleri var. Neler çekti, neler yaşadı 2018’de? Afişleri asılmadı mı? Para harcamadınız mı?

Kemal Kılıçdaroğlu- Eğer siyaset bir şikâyet alanıysa siyaset olmaktan çıkar. Şikâyetin dışına çıkmak lazım. Kimin kusuru var, kimin yanlışı var. Bunlar oturulur, konuşulabilir ama bunu bugünün Türkiye’sinde oturup konuşmanın bir mantığı yok yani, bir şeyi geri getiremezsiniz yani bir şey yapamazsınız. Herkes elinden geldiği kadar çaba harcadı. Eksik de olabilir, yanlış da olabilir, kusur da olabilir. Yani ben ‘her şeyi çok mükemmel yaptık, hiçbir kusur, hiçbir eksik yoktu’ dersem doğruyu söylememiş olurum. Ama ben şunu da yaptım. Yani ben gece saat 2’de sabaha karşı oturup metinler yazdım, çalıştım, çabaladım, arkadaşlarım çalıştı, çabaladı. Dolayısıyla yani geçmişe dönüp eleştiri üzerinden bugün bir şeyler ortaya koymayı çok makul bulmuyorum. Olabilir yani Sayın İnce’nin görüşü odur, haklı tarafları da olabilir. Dediğim gibi illa söylediklerinin tamamı yanlıştır değil yani eksiğimiz de olabilir, kusurumuz da olabilir, yanlışımız da olabilir. Olabilir yani bunlar.

İsmail Küçükkaya- Peki, kendisiyle görüşeceksiniz. Şimdi biz dün Bengü Hanımla birlikte HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ı ağırladık ve HDP Cumhurbaşkanlığında aday göstermiyor. Diyor ki, biz tarihsel sorumluluğumuzla birlikte hareket ediyoruz diyor. Hatta kapatılma riskine karşı da nasıl bir yol alacaklarını, yeni partilerini de hazır hale getirdiklerini de açıkladı. Fakat dün akşam televizyon yayınında Sayın Cumhurbaşkanı da HDP’nin bu tutumunu size bir destek olarak yorumluyor ve bunu eleştiri malzemesi haline getiriyor. HDP ve sizin adaylığınız desem nasıl bir yorum yaparsınız bu bağlamda?

Kemal Kılıçdaroğlu- İsmail Bey, her aday oy kullanacak bütün vatandaşların oyuna taliptir. ‘Sen bana oy verme, sen bana oy ver.’ Hiçbir aday bunu söylemez Erdoğan da dahil… Herkes der ki, oy kullanacak kaç kişi var, 20 milyon, 25 milyon, 50 milyon herkesin oyuna taliptir.’ Çünkü neden? Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Ülkeyi yönetmek istiyor. Bizim anlayışımız farklı o, ‘ben tek başıma yönetmek istiyorum’ diyor. Biz, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem içinde Türkiye’nin yönetilmesi gerektiğini söylüyoruz. Ve bir sistemi değiştirmek istiyoruz temelden, eskiye de dönmeyeceğiz. Eskinin de hataları, kusurları vardı. Tam tersine 21’inci yüzyılın Türkiye’si, demokrasiyi içselleştirmiş, insan haklarına saygılı, kimlik üzerinden siyaset yapmayan, inanç üzerinden siyaset yapmayan, herkesi kucaklayan, geleceğe odaklanmış, dünyayla yarışan, teknolojide önemli mesafeler almayı hedeflemiş, üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. Bizim amacımız bu… Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, her evde huzurun olduğu, her evde bereketin olduğu, her evde insanların güldüğü, acıların ortaklaştığı, sevinçlerin ortaklaştığı güzel bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. ‘Ben tek başıma ülkeyi yönetirim’ diye bir iddiam hiç olmadı, olmasın da öyle bir iddia, yok öyle bir şey… Devlette liyakatin varlık nedeni de zaten, bir kişiye devleti teslim etmeme amacıdır. Kurumların varlık nedeni de odur. Yani kurumlar varsa bir devlette güçlüdür o devlet. Yargısı, yasaması, yürütmesi, özgür medyası bunlar olduğu takdirde devlet güçlüdür o zaman, adaletin olduğu bir devlet güçlüdür. Devletin temeli adaletse adalet kurumunu güçlendirmek zorundasınız. Parlamento hangi görevi yapıyor? 600 kişi var parlamentoda, AK Partili birisinin çıkıp da ‘ülkenin şu sorunu vardır’ diye Meclis’te konuştuğunu duydunuz mu? Duyamazsınız. Duyamazsınız.

İsmail Küçükkaya- Bu bağlamda bir soru daha soracağım efendim. Şimdi dün Mithat Sancar’a da sorduk. Şimdi sizin daha evvel bir açıklamanız olmuştu. Ben Mithat Sancar’a aynen böyle sordum dedim ki, millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı dedi ki halka, eğer Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasını istiyorsanız bana oy vereceksiniz. Eğer Osman Kavala’nın serbest kalmasını istiyorsanız bana oy vereceksiniz. Gezi Parkının tutukluları eğer onlar serbest kalsın istiyorsanız bana oy vereceksiniz.

Kemal Kılıçdaroğlu- KHK mağdurları onlarda var. KHK mağdurlarının mağduriyetinin giderilmesini istiyorsanız oy vereceksiniz. Onlarda var.

İsmail Küçükkaya- Sayın Erdoğan buna tepki gösterdi. Dedi ki, bunu nasıl yapacaksın dedi. Bu millet sana bu yetkiyi vermeyecek ki dedi. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Kemal Kılıçdaroğlu- ‘Ben milletim’ diyor. ‘Millet sana o yetkiyi vermeyecek’ demek, ‘ben milletim’ diyor. ‘Ben bütün gücümü kullanırım sana o yetkiyi verdirmemek için çalışırım.’ Ben de diyorum ki millet ayrı bir şeydir. 85 milyondur. 85 milyonun iradesine, 85 milyonun oyuna saygı göstereceksiniz. Vatandaş kimi seçiyorsa başımızın üstüne o kadar. Ama hayır, ‘benim söylediğimi millet yapar’ diyorsanız, o ayrı bir şey otoriter rejimdir o… Otoriter rejimden Türkiye çok şey çekti. Eğer Emine Şenyaşar’ın yaşadığı dramı 8 savcı korkudan dava açamaz noktadaysa bu ülkede otoriter rejim var demektir. Adalet yok demektir bu ülkede, böyle bakmamız lazım. Adalet, hangi adaletten söz ediyoruz biz? Şu az önce söylediğim imza atanlardan kaçı sorgulandı? Kaçının hakkında davalar açıldı? Büyük bir kısmı göreceksiniz Samsat olayı gibi olacak. Size gidecek orada konuşacak, öyle demişler orada da. ‘1 yıl içinde evlerinizi teslim edeceğiz’ 7 yıl geçti ortada ev yok. Akıl alacak şey değil.

Bengü Şap Babaeker- Şimdi biraz önce dediniz ki, Erdoğan işte millet yerine koyuyor kendisini o yetkiyi vermemek için elinden geleni yapacak. Şimdi bu seçim dönemi planlarından biri de yeni işbirlikleri. HÜDAPAR konusunu açmak istiyorum. Şimdi HÜDAPAR Hizbullah geçmişi işte hepimizin hafızalarında, mezar evler, domuzbağlı cinayetler, suikastlar. Ama bugün Erdoğan dedi ki, bunların hiçbiri doğru değil. HÜDAPAR yerli ve milli bir partidir dedi. Ama ittifak ortaklarından Büyük Birlik Partisi doğru bulmuyorum ben bunun vaatlerini diyor. HÜDAPAR’ın vaatlerini doğru bulmuyorum. MHP’de bir sessizlik var. Şimdi HÜDAPAR’ın vaatleriyle MHP’nin onlarca kırmızı çizgisi aslında çatışıyor. İşte federasyon istiyor, anayasanın ilk 3 maddesi dahil tümünün değiştirilmesini istiyor. MHP’deki bu suskunluğu neye bağlıyorsunuz? Ve aynı masada nasıl olacak bu ittifak?

Kemal Kılıçdaroğlu- MHP iktidara yani saraya teslim olmuş bir partidir. Türkiye’nin köklü partilerinden birisidir ama bugünkü yapı itibariyle tümüyle saraya teslim olan bir partidir. SADAT’ta da ne söyledi SADAT’a? SADAT diyor ki, ‘Türkçeyi kaldıracağız, resmi dil Arapça olacak’ diyor. MHP’de tık yok. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kaldıracağız yeni bir devlet kuracağız adı Asrika olacak’ diyor. MHP’de yine ses yok. SADAT’a giden benim, kavgasını veren benim, mücadele eden benim ama ben onlara göre bugünkü MHP’ye göre ben milliyetçi değilim onlar milliyetçi… Yok, efendim milliyetçilik o kadar ucuz bir şey değildir. Milliyetçilik vatanseverliktir. Milliyetçilik halkı arasında ayrımcılık yapmayandır. Milliyetçilik kendi ülkesinin büyümesi, kalkınması için mücadele eden demektir. Milliyetçilik bilimsel alanda, teknolojide dünyaya meydan okumak demektir. Milliyetçilik budur. Siz, Süleyman Şah Türbesi’ni bile, Türkiye Cumhuriyeti Devleti toprak kaybetti. Tek adam döneminde toprak kaybetti. Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdılar. Toprağı terk ettiler, bayrağı indirdiler. Ses mi çıktı MHP’den? Ses çıkmadı. Sinan Ateş vuruldu, saraydan tık yok, ‘acaba MHP’yi kızdırır mıyım?’ diye.

Ben, Bengü Hanım bütün siyasi partiler asalara göre kurulmuş bütün siyasi partilere saygılıyım. Yani her siyasi partinin kendi görüşü vardır. Yasalara aykırı bir şey varsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçer, gereğini yapar, dolayısıyla yargı kararını verir. Ona da saygımız var. Hukuk kendi içinde sağlıklı çalıştığı sürece. Dolayısıyla siyasal partilerin düşmanlaştırılmasını istemem. Çünkü siyasi partiler Anayasa’ya göre demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Tabii Erdoğan kaybedeceğini bildiği için kapı kapı dolaşıyor, ‘Acaba işte şu kişiyi partiye katabilir miyim?’ gelmiyor. ‘Şu partiyle iş birliği yapabilir miyiz, onlardan da bize oy gelirse acaba ben koltuğumu koruyabilir miyim?’ diye bir arayış içinde.

Bengü Hanım, bir siyasi lider devleti yönetirken, ‘koltuğum gitmesin’ diye her türlü yola başvursa, yasa dışı yollar dahil, o devleti yönetemez. Devleti bir felakete sürükler. Bugün geldiğimiz nokta onlardan birisidir.

Üniversiteleri açmıyorlar, niçin? Savaş döneminde bile bu ülkenin üniversiteleri açıktı. Savaş mı var Allah aşkına? Savaş döneminde açıktı ya. Almanya’nın üniversiteleri savaş döneminde açıktı ya…

İsmail Küçükkaya- Neden açmıyor sizce?

Kemal Kılıçdaroğlu- Akıl yok. Şimdi bunun mantıklı bir izahı yok.

İsmail Küçükkaya- Dün şöyle bir şey söyledi…

Bengü Şap Babaeker- Yurtlarda boş bu arada.

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet Yurtlar boş…

İsmail Küçükkaya- Ama Sayın Erdoğan’ın açıklaması şöyle oldu. Yurtlardan faydalanıyoruz dedi. Bir süre daha böyle gitmesi gerekiyor dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu- Neresinden faydalanıyor? Yurtların çoğu boş.

İsmail Küçükkaya- Peki mantığı ne zaman? Niye üniversiteleri kapatıyor?

Kemal Kılıçdaroğlu- Korku, ‘acaba üniversiteler açılırsa bir şey olur mu?’ Hiçbir şey olmaz. Millet zaten sandığı bekliyor. Kavga etmek istemiyor millet, ‘sandık gelsin gidip oyumu kullanacağım, bu beladan kurtulacağım’ diyor. Demokratik yollarla bir sistem değişikliği olacak. Bir zihniyet değişikliği olacak aynı zamanda. Üniversiteyi kapatmak nedir biliyor musunuz? Bilime sırtını dönmek demektir. Doktor kadavrayı görmeden ne yapacak? Kimya fakültesinde okuyan öğrenci, laboratuvara girmeden ne yapacak? Bunun eline diplomayı verdiğinizde ne olacak? Diyorum ya, üniversitenin ne olduğunu bilmiyorlar, ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlar. Bilgi ekonomisinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bilgi ekonomisinin 21’inci yüzyılın temel aktörlerinden, temel belirleyicilerinden birisi olduğunu bilmiyorlar. Bilginin ne olduğunu bilmiyorlar. Üniversite deyince, ‘bize düşman, bize karşı’. Vardı ya bir üniversite hocası, ‘eğitimsizler bizim için daha iyidir’ diye bir açıklama yapmıştı. Sözde üniversitede yöneticiydi.

İsmail Küçükkaya- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi bizde oluşan izlenim, intiba doğruysa bu seçimde doğu güneydoğudan enteresan bir tablo da çıkabilir. Dün Bengü Şap, Mithat Sancar’a Türkan Elçi üzerinden bir soru sordu sizin adaylığınızı. Biz sonra Bengü Hanımla birlikte hani siz yapıyorsunuz ya programdan sonra bir çay kahve ikram ediyorsunuz. Mithat Beyle de biraz konuştuğumuzda biz dedi rekabet ediyoruz gayet tabi ki dedi. CHP’yle rekabette ediyoruz ama ortak belli bir şey olursa da dedi hani ortak Türkiye bunları anlattı. Şimdi Türkan Elçi olayını bir anlatır mısınız efendim? Aday oluyor mu? Doğu, güneydoğudan ne bekliyorsunuz partiniz adına?

Kemal Kılıçdaroğlu-  Sayın Elçi, kabul ederse aday yaparız tabi aday olur. İnşallah parlamentoya da gelir, parlamentoda da milletvekili olarak görev yapar. Benim de en büyük arzularımdan birisi odur. Çünkü o davanın da karanlık noktaları var ama bir milletvekili olarak, bir eş olarak da belki olayı biraz daha ayrıntılı incelemek, ayrıntıları görmek, bilmek onun da hakkıdır. Belki milletvekili olarak bu çerçevede daha etkili olabilir.

Ayrıca bölgenin dünya kadar sorunu var. Doğu, Güneydoğu’nun dünya kadar sorunu var. Yani doğu, güneydoğunun dünya kadar sorunu var. O sorunların parlamentoda Türkan Elçi gibi daha sonradan Hukuk Fakültesi’ni bitirme azmini de gösteren, saygıdeğer bir kişi tarafından dillendirilmesi de bana göre hem bölge açısından, hem Türkiye açısından büyük bir önemi var.

Bir başka şeyi daha ilave edeyim. Artık yani bölgede biz de kendimizi görmek istiyoruz. CHP’yi görmek istiyoruz. Bölgede siyasi rekabet? Elbette siyasi rekabet olacak yani. Siyasi rekabet olacak ama bazı konularda da birliktelik olacak. Demokrasi gibi, insan hakları gibi… Şimdi biz altı siyasi parti bir aradayız. Altı siyasi parti yeri geldiğinde rekabet ediyoruz. ‘En çok oyu ben alayım’ öbürü, ‘ben alayım’ diye rekabet ediyoruz ama ortaklaştığımız konular işte dediğim gibi demokrasi gibi, insan hakları gibi, güçlendirilmiş parlamenter sistem gibi, yolsuzluklara karşı olma gibi, vatandaşa toplanan vergilerin hesabını verme gibi…

Bakın İsmail Bey,  şöyle bir şey yaptık biz altı liderin üzerinde ortaklaştığı mesela ‘Ulusal Vergi Konseyi’. Her yıl toplanan vergilerin nerelere harcandığını Ulusal Vergi Konseyi bir rapora bağlayacak. Vatandaş, üniversite hocası herkes görecek onu. Vatandaş da diyecek ki, ‘ben devlete vergi verdim, ekmek alırken, süt alırken, elektrik düğmesine basarken vergi verdim. Bu vergilerin nereye harcandığını ben görüyorum böylece’ bilecek vatandaş… Dolayısıyla vatandaşla devleti yönetenler arasında karşılıklı bir güven bağının oluşması sağlanacak.

İsmail Küçükkaya- Efendim buradan Türkan Hanımdan bir soru daha sormak istiyorum bağlantı kurarak. Şimdi üzerinizde bir sorumluluk var. Aslında daha evvel Meral Akşener’de söyledi burada başarılı olamadık özeleştiri yaptı. Sizde bunu söylemiştiniz. Kadınlar. Mesela biz bu en son İstanbul seçimlerinde ne gördük? Canan Kaftancıoğlu’nun yani güçlü, teşkilatçı, dayanışmacı bir kadının aslında nasıl bir oyun değiştirici olduğunu gördük. Şimdi de mesela geçmişte de işte Güldal Mumcu olsun böyle önemli kadın figürleriniz vardı. Şimdi mesela işte Canan Güllü olsun Türk Kadın Dernekleri Federasyon Başkanı. Tezcan Karakuş Candan olsun. Mesela sizin partinizdeydi ama mesela Serra Kadıgil. Yani daha çok kadın görmek istiyor halkımız. Mesela bizde bunu. Bu konuda ne diyeceksiniz efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu- Haklısınız kadınların parlamentoda fazla olması lazım. Biz bir kanun teklifi de hazırladık. 306 kadın örgütünün ortak hedefi olarak parlamentonun yani cinsiyet kotasının yüzde 50, 50 olması için ama reddedildi bu teklif. Bizim kadın milletvekili sayımız az, bunu kabul ediyorum. Burada çok başarılı değiliz, bunu da kabul ediyorum. Ama kadın milletvekili sayısının fazla olması lazım. Sadece milletvekili değil, belediye başkanı, belediye meclis üyeliği, il genel meclis üyeliğinde de kadın sayısının fazla olmasına, yönetimde fazla olması lazım. Olabildiğince yapmaya çalışıyoruz, burada da kadınların sayısının fazla olmasını istiyorum, Genel Başkan olarak da istiyorum. Tabi ne olacak, nasıl bir tablo çıkacak onu bilmiyorum. Az önce buraya gelirken de bir kadın milletvekili adayı kendisinin seçilmesi için hangi bölgeden aday olduğunu ifade etti. Elbette. Biraz da kadınların mücadeleci olması lazım. Hakkı ararken biraz mücadele etmeleri gerekiyor. 

İsmail Küçükkaya- Çok engel çıkıyor efendim kadınların önüne.

Kemal Kılıçdaroğlu- Biliyorum.

İsmail Küçükkaya- Şimdi mesela Cumhurbaşkanı olursanız mesela biz niye… Ben efendim sabah programlarında hep şunu söylüyorum. Finlandiya gibi, Kanada gibi, Fransa gibi. Mesela siz Cumhurbaşkanı olursanız kabinenizin yarısının kadın olması lazım mesela.

Kemal Kılıçdaroğlu- İnşallah. Eğer tabi diğer liderleri de ikna edersek. Çünkü sonuçta kararı beraber alacağız. Yani o konuda söz verdik. İstişareyle birlikte oturup, Türkiye’nin temel kararlarını beraber almamız lazım. Çünkü biz Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Devletin kolonlarını kestiler. Yok, etiller devletin kolonlarını, devlet ciddi bir çürüme içinde… Yasamaya bakın felaket, yürütmeye bakın yok ortada. Devlet bir kişiye teslim edilmiş, yasama. Yargıya bakıyorsunuz siyasallaşmış vaziyette. Dolayısıyla bu kolonları yeniden inşa etmek zorundayız. Elbette ki kadın unsuru çok önemli. Hem siyasette önemli, Bakanlıklarda, üst düzey görevlerde, devletin yönetiminde, üniversitelerde kadın önemli.

İsmail Küçükkaya- Çünkü sizin Genel Merkeze gelince efendim hep kadın görüyoruz her yerde böyle kadınları.

Kemal Kılıçdaroğlu- Var. Çalışanlarımızın çoğu kadın. Erkek az.

Bengü Şap Babaeker- Bir araya girebilir miyim? Şimdi Candaş Tolga Işık bir sosyal medya paylaşımı yaptı efendim. Az önce Muharrem İnce’yle konuştum. Kılıçdaroğlu’nun kendisine yaptığı ilk turda bitirmemiz lazım çağrısıyla ilgili… Biraz önce bizim programımızda yaptığınız çağrıdan söz ediyor. “100 bin imzayı toplayayım önce, Kemal Bey benim ağabeyimdir, Genel Başkanımdır. Onun sözünü dinler memnuniyetle de görüşür, konuşurum” dedi diye bir paylaşım yapmış. Muharrem İnce’den sizin çağrınıza…

Kemal Kılıçdaroğlu- Teşekkür ederiz tabi. Son derece makul bir görüş.

Bengü Şap Babaeker- Biraz önce altılı masadaki karar alma mekanizmasını anlattınız. Hemen güncel siyasete geçelim. Kabine, listeler, bu konuda komisyonlar çalışıyor biliyorum ama hiç adım atıldı mı? Ben mesela CHP’nin çok güçlü isimlerinin aday olmayacağını öğrendik bugün. Engin Özkoç gibi, Onursal Adıgüzel gibi, Ahmet Akın gibi. Bunlar kabine için mi aday olmuyorlar? Diğer partilerde durum nasıl, listeler nasıl?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle; altı lider olarak bir görüşmede şöyle bir yazılı olmamakla beraber sözlü bir mutabakatımız oldu. Bakan olmak isteyenler milletvekili olmayacak. O talepte bulunmayacaklar. Çünkü parlamentoda dengeler çok hassas olabilir. Dolayısıyla bakanlar dışarıdan, yani meclis dışından olsun diye. Öyle bir mutabakatımız yani bir görüş birliğimiz var. Ben de arkadaşlarıma söyledim. Yani bakan olmak isteyen arkadaşlar, milletvekilliğine başvurmasınlar diye.

İsmail Küçükkaya- İktidardan ayrışıyorsunuz ama. İktidar, dün Sayın Erdoğan açıkladı 17 bakanı milletvekili olarak gösterecek.

Kemal Kılıçdaroğlu- Niçin?

İsmail Küçükkaya- Niçin efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu- Dokunulmazlık kazandırmak için.

İsmail Küçükkaya- Öyle mi?

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet.

Bengü Şap Babaeker- Listelerde durum ne? Şimdi bu 4 parti mesela, İYİ Parti listelerini açıyor mu diğer partilere? Bu 4 parti sizin listelerinizden mi aday gösterilecek? Bu çalışmalar ne aşamada?

Kemal Kılıçdaroğlu- O konu çalışılıyor. Yani Genel Başkan Yardımcıları çalışıyorlar. Nerede hangi partinin logosuyla gireceğiz diye çalışıyorlar. Bu çalışmalar milletvekili listelerin YSK’ye verilinceye kadar o çalışmalar devam edecek yani eder.

İsmail Küçükkaya- 15 Mayıs 2023 Pazartesi halkımız sizi seçerse millet ittifakının Cumhurbaşkanı adayı Cumhurbaşkanısınız. Devir teslim oldu sonra. Şurada ilerde külliye var Cumhurbaşkanlığı külliyesi, saray dedikleri. Ne yapacaksınız orada mı oturacaksınız? Orada mı görev yapacaksınız?

Kemal Kılıçdaroğlu- Hayır. Allah nasip ederse Çankaya. Bakın, bir devletin kültürü oluşur. Bu kültür 3 günde, 5 günde değil yıllar içinde oluşur. Çankaya bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün Cumhurbaşkanlarının oturduğu bir yerdir. Dolayısıyla Çankaya’yı korumak gerekiyor. Çankaya’da olması lazım. Külliyeyi de bir üniversite yaparsınız. Orası bir üniversite olur. Bilimde, teknolojide neyse artık. Bunu tabi konuşmam lazım. Bu benim şahsi görüşüm. Ben diğer liderlere bu konuda herhangi bir düşünce aktarmadım.

İsmail Küçükkaya- Hiç konuştunuz mu bunu?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yo hayır konuşmadık.

Bengü Şap Babaeker- Ama hepsi benzer şeyleri söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu- Benim şahsi düşüncem orayı bir üniversite yapmak gerekiyor. Kütüphanesi var, konferans salonları var. Eğitim yapılacak yerler olabilir. Türkiye’nin gözde üniversitelerinden birisi olabilir.

Bengü Şap Babaeker- Sayın Kılıçdaroğlu, sizin CHP Genel Başkanlığınız döneminde iki kez Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Siz ilkinde Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterildi. İkincisinde Muharrem İnce aday gösterildi. Ama siz o zamanda bu partinin Genel Başkanıydınız ve aday olmayı bilmiyoruz o süreç nasıl gelişti ama tercih etmediniz, olmadınız. Şimdi değişen neydi? Şimdi neden ben aday olmalıyım, ben adayım dediniz?

Kemal Kılıçdaroğlu- Toplumun taleplerine baktık biraz. O günün koşulları onu gerektiriyordu o çerçevede hareket ettik. Siyasal partiler arasında çok yakın bir işbirliğimiz yoktu. Adaylarımız özellikle Muharrem Bey sevilen, sayılan, toplumsal desteği olan partililerimizin de çok arzu ettikleri, çünkü sonuçta partililerin de talebini göz ardı edemezsiniz, biz bir siyasi partiyiz. O çerçevede kendisini aday kıldık.

Ekmeleddin Bey çok önemli bir isim, adına uluslararası ödül verilen bir kişi, İslam Konferansı’nda kadın haklarını savunan, onunla ilgili özel daireler oluşturan, kendi adına dediğim gibi uluslararası ödüller verilen, önemli bilimsel çalışmalar yapan bir insandı. Türkiye’de çok fazla tanınmıyor, uluslararası alanda daha fazla tanınıyordu. Ben hani o nitelikte birisi Cumhurbaşkanı olursa çok daha iyi olur hem Türkiye’yi temsil eder hem o zaman parlamenter sistemdi, atamaları daha dikkatli yapar, devlette liyakat sistemine uygun birisi olur diye düşünmüştüm.

İsmail Küçükkaya- Şimdi efendim aslında batı demokrasilerinde bile çok az görülebilecek, hiç görülmeyen bir şey gördük. Altı partili bir millet ittifakı. Bunda da siz işte Temel Bey de söylüyor, dün konuştuğumuz bütün Ankara’daki kaynaklar söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu- Bütün siyaset kitaplarına girecek.

İsmail Küçükkaya- Öyle değil mi? Çünkü çok çarpıcı bir şey bu.

Kemal Kılıçdaroğlu- Öyle.

İsmail Küçükkaya- Eğer bunu da sürdürebilirseniz, seçimi kazanırsanız da tabi muazzam bir örnek olacak. Şimdi burada fakat bir kriz yaşadınız. Bizim beklemediğimiz bir krizdi şiddet olarak, büyüklük olarak Meral Hanımla ilgili. Siz orada çok sakin durdunuz ve sonra jestler yaptınız, krizi iyi yönettiniz. Meral Hanım da geri dönmeyi bildi olgun bir tavır. Diğer liderler hepsi böyle yoğun çalıştılar. Ahmet Davutoğlu uyumadı, Ali Babacan onu aradı. Şimdi bulduğunuz formülün içinde sizin belediye başkanı olmaları için çok yoğun çaba harcadığınız isimlerde vardı. Hatta partinizin Parti Meclisinde yaşananlar, size karşı çıktılar. Mansur Yavaş seçildi. Siz direndiniz onların arkasından. Birde Ekrem İmamoğlu. Fakat sonra o uzlaşmadan sonra bulunan formül bu 12. maddeye getirmek istiyorum sözü. Şimdi siz Cumhurbaşkanı adayısınız, diğer 5 lider Cumhurbaşkanı yardımcısı adayı ve iki de yine başkan yardımcınız olacak. Fakat bu isimler aynı zamanda tabi uzun yıllar sonra partiniz kazandığı için büyükşehir belediye başkanlığı. Bunu bir anlatır mısınız efendim? Çok konuşuluyor, çok speküle ediliyor. Bu nasıl olacak?

Kemal Kılıçdaroğlu- Çok basit. Yani Allah nasip eder seçiliriz, Cumhurbaşkanı yardımcıları belli, iki yardımcımız daha olacak; birisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı diğeri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, onlar da yardımcı olacaklar. Onların yardımcı olmasının şöyle bir avantajı var. İstanbul’un ve Ankara’nın devasa sorunları var. Bu sorunların bürokratik mekanizmalarda çok fazla bekletilmeden çözülmesi lazım. Bu iki kent özellikle İstanbul, depreme dayanıklı bir kent, depreme dirençli bir kent yaratmak zorundasınız. Sıradan bir olay değil bu olay. Bu olayı eğer siz bürokratik mekanizmalar içinde alsın götürsün derse bu olmaz. Ama Ekrem Bey, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak bütün o bürokratik mekanizmayı hem hızlandırılmasını daha sağlıklı kararlar alınmasını, sonuca kısa sürede varılmasını, depreme dayanıklı dirençli, afetlere dirençli bir kentin ortaya çıkmasını sağlayacak yetki olduğu zaman Cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu zaman. Aynı şey Ankara için de geçerli. Aynı şekilde bu iki arkadaşımız diğer belediyelerde de hiçbir ayrım yapmadan diyelim ki; Şanlıurfa Belediyesi, diyelim ki Gaziantep Belediyesi, kime ait, AK Partili Belediye Başkanları yönetiyorlar. Buradan alınan güçle onlar da kendi içlerinde bütün bu sorunları çok hızlı bir şekilde çözecekler.

İsmail Küçükkaya- Belediye başkanlıklarına da devam edecekler?

Kemal Kılıçdaroğlu- Devam edecekler evet.

İsmail Küçükkaya- Hukuken bir sorun görmüyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu- Görmüyoruz. Yani hukukçu arkadaşlarla konuşuyoruz, herhangi bir sorun olmadığı şeklinde bize de yanıt veriliyor.

Bengü Şap Babaeker- İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu, sizin adaylığınızı, aday olma sürecinizi eleştiren, HDP’nin verdiği desteği de çok sert sözlerle eleştiren bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendirirsiniz ve Meral Hanımla görüştünüz mü bu sözler sonrasında?

Kemal Kılıçdaroğlu- Yo Meral Hanımla görüşmedim. Yani Meral Hanımla görüşmem bir şikâyet anlamında olurdu, hiç buna gerek yok. Şöyle; artık kavgaları bir tarafa bırakmak zorundayız. Geçmişin kavgalarının Türkiye’ye getirdiği faturayı hepimiz biliyoruz. Bir siyasal parti 7 milyon oy alıyorsa şimdi biz 7 milyon insanı düşman mı ilan edeceğiz? Hayır. Tam tersine az önce HÜDAPAR ile ilgili de sordunuz onu da söyledim. Yasalara göre kurulmuşsa, yasal olarak hiçbir engel yoksa siyasetçinin görevi eleştiri tabii. Siyasetçileri de, partileri de eleştirebilirsiniz ama belli bir saygıyı korumak zorundasınız. O çerçevede davranmak zorundasınız. Sayın Ağıralioğlu da eleştirebilir. Yani siyasetçi olarak eleştirebilir. Ona da herhangi bir kırgınlığım da yok, onu da ifade edeyim. Niye eleştirdin diye herhangi bir dönüp ‘Eleştiriyi yaptın ama haksızsın’ diye öyle bir söz söyleme ihtiyacı da duymadım. Eleştirebilir.

Önemli olan şu. Biz altı lider Türkiye’nin geleceğine odaklandık, geçmişine değil. Geçmişin hatalarından ders çıkarmak gibi bir erdem var altı liderde de. Geleceği biz inşa etmek zorundayız. Bu ülkenin geleceğini inşa etmek için her birimiz özel olarak fedakarlıklarda bulunduk yani. Ben de bulundum, Temel Bey de bulundu, Meral Hanım da bulundu, Sayın Davutoğlu da, Sayın Babacan da, Sayın Gültekin Uysal da. Her birimiz fedakarlıkta bulunduk. Altı partiyiz. Bu ülke bizim ülkemiz ve biz bu ülkede büyümek istiyoruz. Bu ülkede gelişmek istiyoruz, bu ülkede insan hakları olsun istiyoruz. Bu ülkede insanlar düşüncelerini özgürce ifade etsinler istiyoruz. Artık kinle nefretle, öfkeyle birbirimize bakmamalıyız. Baktığımız andan itibaren zaten onların çok hoşlanarak dillendirdiği dış güçler var ya dış güçler o tuzağa düşmüş oluruz. Niye o tuzaklara düşelim. Biz pekâlâ kendi ülkemizde oturur, konuşuruz, tartışırız ve ülkemizi büyütürüz. Milliyetçilikse hiç kimse endişe etmesin hepimiz milliyetçiyiz.

İsmail Küçükkaya- Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi ben bu program için hazırlanırken bir taraftan da hani 52 gün sonra seçim, her türlü olasılığa göre hazırlık yapıyoruz. Size bir şey göstereceğim, bu ne olabilir efendim?

Kemal Kılıçdaroğlu- Bu bir resmi yazı, bir onay. Ama ne olduğunu bilmiyorum.

İsmail Küçükkaya- Bu ne biliyor musunuz efendim? Bu Profesör Hakkı Uyar ve gazeteci arkadaşımız Ankara’dan Veli Özdemir’in çalışmaları. Ben böyle hazırlık yaparken bunu gördüm. Bu sizinle ilgili efendim. Bu sizin memuriyete ilişkin atamanız. Şimdi bakın, ikisi çalışma yapıyorlar da ben onlardan rica ettim bu çalışma için. 14 Kasım 1974’te şimdi Başbakan olarak Ecevit var rahmetli, Maliye Bakanı Deniz Baykal ve sizin burada bakın işte 4709 sayılı kanun gereğince yapılan yeterlik sınavını kazanan hesap uzmanları muavinleri diye anlatıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, İbrahim…

Kemal Kılıçdaroğlu- Sınava girip hesap uzmanı olduk ondan sonra.

İsmail Küçükkaya- Evet. Şimdi burada da işte adı ve soyadı Kemal Kılıçdaroğlu. Tahsili, Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi. Doğum yeri Nazimiye 1948. Ne hissediyorsunuz efendim? Yani Cumhurbaşkanlığı adaylığına da asınmış gibi görünüyorsunuz. Böyle bir özgüvende gelmiş size ve iç dünyanızdaki kopan fırtınayı merak ediyorum. Bu seçime artık 52 gün kala. Memuriyet buradan başlamış şimdi?

Kemal Kılıçdaroğlu- Şöyle ifade edeyim. Zor koşullarda okudum. Malum işte babam küçük bir memurdu. 7 kardeşiz. 7 kardeşe babamın bir bayramda ayakkabı aldığını hiç görmedim. İşte para yetiyorsa sırayla ayakkabı alırdı. Halktan birisiyim. Rahmetli annem okuma yazma bilmezdi. Büyük ablam hayatta, o da okuma yazma bilmez. Üniversiteye giden 7 kardeşten sadece benim. Diğerleri üniversiteye gidemedi. Zaten babamın üniversiteye gönderecek parası da yoktu onları. Zor koşullarda okudum, zor sınavları kazandım. Devlette önemli görevlere geldim. Hiçbirisinde de ben talep etmedim, bütün öneriler bana hep dışarıdan geldi yani üst makamlardan geldi. Diyelim kurul başkanından geldi, bakanlıktan geldi. Bazılarının da zaten sıram geldiği için diyelim Genel Müdür Yardımcısı oldum. Sonra Genel Müdürlükler oldu, sonra Müsteşar Yardımcılığı oldu. Devletin bütün kademelerinde şöyle veya böyle çalıştım.

Devletime saygılıyım. Devlette liyakatin ne kadar önemli olduğunu bilen birisiyim. Kurumların kendi kültürlerinin olması gerektiğine inanan birisiyim. Devleti devlet yapan kurumlarıdır ve o kurumların kendi tarihsel süreç içinde oluşturdukları kültürleridir. Siyaset kurumuna hep saygı gösterdim ama hep mesafeyle siyasete yaklaştım. Plan Bütçe Komisyonu’nda yeri geldi bürokratken hükümeti temsil ettim, yasaları savundum. Şöyle bir gelenek vardı benim bürokrat olarak çalıştığım yıllarda. Hem iktidar partisini hem muhalefet partisini Plan Bütçe Komisyonu üyelerini davet edip onlara çıkaracağımız yasalarla ilgili bilgi verirdik. Bürokrat bilgi verirdi. Onların soruları olurdu ve biz o sorulara cevap verirdik. Böylece yasalar parlamentoda, en azından Plan Bütçe Komisyonu’nda uyum içinde yasalaşırdı. Bakanlarla, Başbakanlarla çalıştım. Rahmetli Özal’la çalıştım, rahmetli Süleyman Demirel’le, Tansu Hanım’la çalıştım.

İsmail Küçükkaya- Fevzi İşbaşaran söylüyor sık sık Özal diyor çağırırdı, hep konuşurdu diyor.

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet. Düşüncelerimizi çok rahat söylerdik İsmail Bey. Acaba Başbakan kızar mı ya da bakan kızar mı?

Bengü Şap Babaeker- Bu olmaz derdiniz yani?

Kemal Kılıçdaroğlu- Tabi. Çok rahat eleştirirdik bu olmaz diye. Neden olmaz olduğunu da söylerdik. Bazen rahmetli Kahveci müdahale ederdi ama Özal derdi ki, hayır önce bir dinleyelim bakalım bunu niye savunuyorlar böyle diye. Ayrıntıları anlatırdık. Tabii sonuçta karar siyaset organına ait. Yani biz anlatırdık dolayısıyla onlar bizi haklı görürlerse ona göre düzenleme için tekrar talimat verirlerdi. O çerçevede düzenlerdik. Hesap Uzmanları Kurulu gibi, Maliye Teftiş Kurulu gibi, Devlet Planlama Teşkilatı gibi kurullar devletin akademisi gibiydi. Yani buradan yetişenler devletin üst organlarında hep görev almışlardır. Planlamadan işte diyelim rahmetli Özal gelmiştir. Pek çok plancı, maliye müfettişlerinden, hesap uzmanlarından, genel müdürler, müsteşarlar, bakanlar, başbakanlık müsteşarları hep buralardan çıkmıştır. Buralarda her siyasi görüşten kişi vardır. Ama bunların hepsi devlet için çalışırlar. Devletin ne olduğunu, devletin nasıl çalışması gerektiğini bilirler. Fakat üzülerek ifade edeyim bu üç kurul da kapatıldı. Devlet ondan sonra nitelikli eleman bulmakta zorlandı.

Planlama; biz İsmail Bey, bize kurul başkanları şöyle görev verirlerdi. Gidin siyasal bilgiler fakültesine, akademilere, hukuk fakültesine. Son sınıf öğrencilerinden en başarılı olanları hocalarla görüşün en başarılı olanlar kim gelip bizim sınava girsinler diye ikna edin. Maliye Teftiş Kurulu da aynısını yapardı, Devlet Planlama da aynısını yapardı. Biz birbirimizden eleman çalardık. En yetişmiş bize gelsin ve bizim kurulumuz daha güçlü olsun diye. Dediğim gibi bu üç kurulu da kapattılar.

İsmail Küçükkaya- Açarsınız belki?

Kemal Kılıçdaroğlu- Açmak lazım üç kurulu. Çünkü bütün dünyada var bu tür kurullar ve bu tür kurullar bürokrasinin temel taşıdır. Bakanlıkların teftiş kurulları gene aynı şekilde. Buralara çok nitelikli ve özel sınavlarla insanlar alınır ve yetiştirilirler bunlar. Bunlar daha sonra bürokraside önemli görevlerde bulunurlar. Valiler, büyükelçiler. Büyükelçi olmak sıradan bir olay değildir mesela. Aldılar yani üzülerek ifade edeyim adı kirli işlere bulaşan kişileri büyükelçi tayin ettiler ve bunlar bizim ülkemizi temsil ediyorlar. Bunlardan Türkiye’yi arındıracağız.

İçimde bir fırtına? Fırtına yok içimde. Sakin bir insanım, düşünen bir insanım. Bürokraside bize şunu söylediler, şunu öğrettiler bize. Dediler ki, mesela Aykon Doğan benim ilk genel müdürüm. Bir gün bana şunu söylemişti; bak Kemal dedi ilerde iyi yerlere geleceksin öyle görünüyor. Sana hep evet diyen insanı dinlemesen de olur zaten sana evet diyecek. Ama sana hayır diyen insanı mutlaka dinleyeceksin. Niye hayır diyor? Şimdi bu benim hafızamda yer etmiş bir konudur. Evet, doğru birisi itiraz ediyorsa bir dinleyelim niye itiraz ediyor. Bir bakalım belki bizim bilmediğimiz bir şey var. Buna benzer bürokratik hayatımın da çok önemli yetişmemde katkı veren üstatlarım var öyle deyim.

İsmail Küçükkaya- Teşekkür ediyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu- Sağ olun efendim.

Bengü Şap Babaeker- Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı seçilirseniz orada da ilk röportajı bize vermenizi rica edeceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu- O günün koşullarını bilmiyorum tabi.

Bengü Şap Babaeker- Aday olunca ilk röportajınız bize oldu eksik olmayın. Yine promptersız soru cevaplarımızla sizi ağırlamak isteriz.

Kemal Kılıçdaroğlu- Evet, sağ olun.

İsmail Küçükkaya- Çok teşekkür ediyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu- Sağ olun efendim.

Bengü Şap Babaeker- Sağ olun. Lider Masasından bugünlük bu kadar görüşmek üzere.

İsmail Küçükkaya- İyi akşamlar.



Bu Kategorideki Diğer Haberler

Cumhuriyet Halk Partisi 100 Yaşında
Haber Tarihi: 09.09.2023
CHP Parti Meclisi Açıklaması
Haber Tarihi: 06.06.2023