Rüşvet suçu kara paranın öncülü değil miydi?

Okunma Sayısı: 849    |    Yazı Tarihi: 27.06.2024

OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu'nun hazırladığı raporda, Türkiye'de basın üzerinde sansür olduğu belirtilerek, çok sayıda haberin erişime engellendiği verilerle yer alıyor. Basın özgürlüğünün olmayışının özellikle yolsuzluk haberlerinin ortaya çıkması konusunda derin bir kaygı yarattığının altı çiziliyor

Türkiye, kara para ile mücadele konusunda OECD'ye bağlı bir grubun üç yıl önce aldığı Gri Liste'den çıkabilmek için gün sayarken, OECD'ye bağlı bir başka grubun Türkiye'nin yabancı rüşvet konusunda üzerine düşenleri yine yerine getirmediğine ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı.

Rüşvet suçu kara paranın öncülü değil miydi?

OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu'nun hazırladığı raporda, Türkiye'de basın üzerinde sansür olduğu belirtilerek, çok sayıda haberin erişime engellendiği verilerle yer alıyor. Basın özgürlüğünün olmayışının özellikle yolsuzluk haberlerinin ortaya çıkması konusunda derin bir kaygı yarattığının altı çiziliyor

Türkiye, kara para ile mücadele konusunda OECD'ye bağlı bir grubun üç yıl önce aldığı Gri Liste'den çıkabilmek için gün sayarken, OECD'ye bağlı bir başka grubun Türkiye'nin yabancı rüşvet konusunda üzerine düşenleri yine yerine getirmediğine ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı.

"OECD Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi 4. Aşama Raporu" başlıklı rapor, 78 sayfa. Türkiye'nin defalarca (son olarak 2022 yılı) söz vermesine karşın, rüşvetle mücadele için gerekli yükümlülükleri yerine getirmediği vurgulanan raporda, yapılması gerektiği konusunda 21 ayrı başlık altında tavsiyeler listelendi.

OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu'nun hazırladığı raporda, Türkiye'de basın üzerinde sansür olduğu belirtilerek, çok sayıda haberin erişime engellendiği verilerle yer alıyor. Basın özgürlüğünün olmayışının özellikle yolsuzluk haberlerinin ortaya çıkması konusunda derin bir kaygı yarattığının altı çiziliyor.

* * *

Türkiye, 2000 yılından bu yana "Uluslararası Ticari İşlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi"ne taraf. Bu doğrultuda, OECD Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu tarafından 2016 yılında izlemeye alındı. Son raporda, Türkiye'nin başlangıç aşamasına göre belli alanlarda mesafe aldığı belirtilirken, buna rağmen çok fazla eksiği olduğu ve temel yükümlülükleri yerine getirmediği belirtildi.

Rapordan öne çıkan bazı başlıklar ile değerlendirmeler özetle şöyle:

- Yabancı rüşvet riski değerlendirilmedi: Türkiye, özellikle yabancı kaynaklara dayanan kara para aklamanın oluşturduğu riski değerlendirmemiştir. 2018 ve 2022 yıllarında kara para aklama konusunda ulusal risk değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmede, yolsuzluğun vergi kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile eşit, orta düzeydi bir tehdit olduğu yargısına varıldı.

- Ne yazık ki yolsuzluk genel bir konu olarak ele alındı. Yabancı rüşvet (yani kara para aklama tehdidi) öncül bir suç olarak incelenmedi. Oysa bu suçun doğasındaki sınır ötesi niteliği, bağlamı nedeniyle ekonomik sektörler bu suçu işleme riski altındadır.

- Medyadaki iddiaların üzerine gidilmedi: Türkiye, 3. Aşama'dan bu yana medyada yer alan 12 yabancı rüşvet iddiasından hiçbirini tespit edemedi. Uygulamada savcılar, yabancı rüşveti tespit etme sorumluluğunu üstlenmemiştir. Bu işlevi, Türkiye'nin diplomatik misyonlarının yerine getireceğini varsayıyorlar.

- Basın özgür değil: Eğer basın rüşvet iddialarını duyurmakta özgür değilse, etkili medya izlemesi yapılsa bile bunun yabancı rüşveti tespit etmekte bir yararı olmayacaktır.

Raporu hazırlayan OECD Çalışma Grubu, kurum ve kuruluş taraflar ile yaptığı görüşmelerde; basının ve canlı araştırmacı gazeteciliğin "yabancı rüşvet meselelerinin ciddi, güçlü ve yüksek profilli haberciliğinin geliştirilmesinde" önemli bir rol oynadığını defalarca belirtmiştir.

Türkiye'de basın teorik olarak özgürdür ve sansür edilemez. Anayasa'nın 28. Maddesi bunu öngörür.

2016'dan sonra çok kötüleşti

- Ancak Anayasa garanti etse de uygulamada basın özgürlüğü Türkiye'de çok zayıftır. (Rapor'un 14. Sayfası ve 22. Paragraf) Türkiye'de basın özgürlüğü özellikle 2016 yılından bu yana keskin bir biçimde kötüleşmiştir. Medyanın yüzde 90'ının hükümetin kontrol ettiği belirtilmektedir. Sadece 2022 yılında 40 gazeteci cezaevine gönderilmiştir.

- Basın kartı başvurularının keyfi olarak reddedilmesi, düzenleyici kurumlar tarafından uygulanan para cezaları, reklamların kullanılması, eleştirel medya kuruluşlarına açılan davalar söz konusudur.

Türkiye, cezaevindeki gazetecilerin hiçbirinin "sadece gazetecilik nedeniyle" hapis olmadı iddiasında.

- Yolsuzluk iddialarına adli sansür: Yolsuzluk iddialarına ilişkin medya haberlerine adli sansür endişe vericidir. Sivil toplum raporlarına göre 2020-2021 döneminde 26 mahkeme 658 kararla internetteki bilgi ve içeriklerin çıkarılmasına yönelik karar verdi. Bu vakaların yüzde 88'i yolsuzluk ve usulsüzlük raporlarıyla ilgiliydi. Bu kararlar "kişilik haklarının ihlali" gerekçesiyle alındı. İçerik kaldırma kararı 2022 yılında 40 bin 536'ya yükseldi.

Sansür, Rüşvete Karşı Sözleşme'nin uygulanması açısından en az üç konuyu gündeme getiriyor:

- Kolluk kuvvetleri, sansürlenen bir yabancı rüşvet iddiasını öğrenemeyebilir.

- Kolluk, adli olarak üzeri örtülmüş bir iddiayı öğrense bile, soruşturma yapıp mahkeme kararına karşı gelip gelemeyeceği kuşkuludur.

- Hükümet için potansiyel olarak utanç verici olan yolsuzluk iddialarına yönelik rutin yasaklar, yargının yürütmenin uygunsuz etkisinden bağımsızlığı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır

- Kamu İhale Sisteminde Eksik: Türk makamları, bir kamu ihalesini vermeden önce bir şirketin "şirketlerin zimmete para geçirme ve rüşvet de dahil olmak üzere her türlü yolsuzlukla mücadele edeceğine" dair taahhüdü olup olmadığına bakmıyor.

- KOBİ'ler ve KİT'ler: Türk KOBİ'leri toplam ihracatın yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor ve önemli sayıda şirket yüksek riskli destinasyonlarda faaliyet gösteriyor veya ihracat yapıyor. Ancak KOBİ'ler genellikle yabancı rüşvete karşı önlemleri uygulama konusunda büyük şirketlere göre daha az uzmanlığa ve kaynağa sahiptir. KOSGEB Türk KOBİ'lerine destek vermektedir. Ne KOSGEB ne de Bakanlık yabancı rüşvet veya rüşvet konusunda farkındalık yaratmadı.

- KİT'leri ilgilendiren tedbirler de aynı derecede eksiktir. Türk KİT'leri, özellikle savunma sektöründe, yüksek riskli bölgelere ihracatta önemli bir rol oynamaktadır. KİT'leri Hazine ve Maliye Bakanlığı KİT'leri denetlemektedirb Ancak yabancı rüşvet konusunda farkındalık yaratmadı.

Türkiye'ye öneriler 

Türkiye'nin 2016'dan bu yana sadece 3 tavsiyeyi tam olarak uyguladığı belirtilen raporda, 27 tavsiyeden 21'inin beklemede kaldığı vurgulandı.

 Türkiye'nin yurt dışı rüşvet suçunu yeterince uygulamayışının endişe kaynağı olduğu belirtilerek, şu değerlendirmeler yapıldı:

- 2000 yılından bu yana Türk bireyler ve/veya şirketler tarafından gerçekleştirilen yabancı rüşvetle ilgili bilinen 23 iddia bulunmaktadır.Ancak hiçbir mahkûmiyet kararı verilmedi. İddiaların üçte ikisi hiçbir şekilde soruşturulmadı.

- Türkiye yaklaşık 17 yıldır Çalışma Grubu'nun önerisini dikkate almıyor. Reform yapılacağına dair sözler defalarca verildi ve tutulmadı. Türkiye, gerçek kişilere yabancı rüşvet nedeniyle para cezası uygulayamayan Sözleşme'nin üç taraf ülkeden biridir.

- Sansür, basın ve araştırmacı gazetecilik yoluyla tespit yapılmasını daha da engelliyor.

- Türkiye ekonomisinin önemli büyüklüğüne rağmen yabancı rüşvetle mücadeleye yönelik ulusal bir strateji bulunmuyor.

- Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları ile Hazine ve Maliye Bakanlıkları da dahil olmak üzere kilit hükümet organları, özel sektördeki yabancı rüşvet konusunda farkındalığı artırmadı veya yolsuzlukla mücadele kurumsal uyum programlarını desteklemedi.

- Bu kaygılar, savunma ve inşaat gibi yüksek riskli sektörlerde faaliyet gösteren Türk şirketlerinin yanı sıra yolsuzluk düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde daha da ciddileşiyor.

Ulusal strateji şart

OECD Raporunda Türkiye'nin yabancı rüşvet konusunda tespit, farkındalık yaratma ve uygulamayı kapsayan hükümet çapında bir ulusal strateji geliştirmek üzere ulusal bir strateji oluşturması gerektiği belirtildi.

Yanı sıra, kolluk kuvvetlerini bu konuda bilgi toplamak üzere teşvik edilmesi, iddiaların gecikmeden iletilmesini sağlayacak sistem geliştirilmesi, medyada çıkan haberler konusunda yerli ve yabancı medyayı etkin ve sistematik bir şekilde izlemekle görevli, Cumhuriyet Savcılığında özel bir birimin görevlendirilmesi tavsiye edildi.

OECD'nin Türkiye'ye tavsiyeleri bunlarla sınırlı değil. Mesela, Anayasa ve basın özgürlüğünün uygulamada tam olarak sağlanması tavsiyesi de yer alıyor bu raporda.

Basına açıklama tribün kaygılıymış!

OECD en son raporunda basın özgürlüğü için bunları kayıt düşerken; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün görüştüğü CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe'nin basının sorularını cevaplamasını "tribün kaygılı" diye niteliyor.

Basın toplantısı yapıp gazetecilerden soru almadan çıkmayı normal sayan Şimşek'in bu nitelemesine şaşırmıyoruz elbet.

Dahası, içinde bulunduğumuz çağın, uzun zamandır uluslararası kuruluşlardan "samimiyet" bekleme çağı olmadığını da biliyoruz

Ama birbirine bağlı şu iki gazetecilik sorusunu şuraya bırakıyorum:

Bir Çalışma Grubu (Rüşvet), "özellikle yolsuzluk haberlerinde basına sansür var" diyen OECD'nin, öteki Çalışma Grubu (kara para/Mali Eylem), Türkiye'yi "kara parayla çok iyi mücadele etti" deyip Gri Liste'den çıkaracaksa hangi ölçülerle çıkaracak?

Yabancıya rüşvet suçu, kara paranın öncül suçu değil miydi yine OECD kriterlerine göre?



ÇİĞDEM TOKER İsimli Yazarın Diğer Yazıları