İşin özü

Okunma Sayısı: 1309    |    Yazı Tarihi: 18.02.2024

Sevgili,

Erzincan’ın İliç ilçesinde dört gün önce meydana gelen göçük olayından sonra bir uzman kazada kasıt olduğunu, çalışma ruhsatının derhal iptal edilmesi gerektiğini söylüyordu. Uzmanın gerekçesi açıktı: Artık çağın gerisinde kalmış siyanürle altın ayrıştırma yöntemini tıpkı sömürge madenciliğinin diğer türleri gibi derhal bırakmak gerekmektedir. Uzmana göre İliç’te meydana gelen ve dokuz işçimizi 400 bin kamyon çamura gömen olay bir kaza değil, bir iş cinayetidir. Yabancı şirket SSR Mining siyanürle ayrıştırdığı altını alıp götürürken siyanürü bize bırakıyordu. Dolayısıyla bu yöntem altını çıkaran yabancılar için maliyeti çok ucuz ama toprağın sahibi olan bizler için fevkalade yüksek maliyetli bir hale geliyordu.

***

AKP’nin iktidara geldiği son 20 yılda Türkiye, sömürge tipi madenciliğe, madeni çıkaranlar için son derece ucuz bu altın ayrıştırma yöntemine izin veren bir sürü anlaşma imzalamıştır. Azgelişmiş birçok ülke de bu yolda Türkiye’yi izlemiştir. İliç olayından sonra açıklama yapan, daha doğrusu hiçbir şey açıklamamak için açıklama yapıyor gibi görünen yetkililer bu yolda yürüneceğini, daha başka anlaşmalar olduğunu söylemişlerdir.

Oysa çağımızda bu modası geçmiş ve madenin üzerinde bulunduğu toprağın sahiplerine çok pahalıya mal olan sömürge madenciliği dönemi sona ermiştir. Batı’nın nükleer atıklarını, çöpünün göç dolayısıyla ortaya çıkan fazlalığını temizleme işini üstlenmiş olan Türkiye sömürge madenciliğinin de pisliğini temizlemeye çalışmaktadır. Ortada garip bir manzara vardır. Türkiye’de iktidar sınırlarını çizmiş, üstüne onları koruyacak askerleri dikmiş hükmünü sürmektedir. Yabancılar ise iktidar alesta beklerken toprak altından vatanı gizli gizli oymaktadır. Çıkan madeni atıklar toprağı ayağımızın altından alıp götürmektedir. Bu durumda iktidar toprağın üzerinde uyumakta olanlara karşı toprağı altından çekenlere bekçilik etmektedir.

Nitekim bu defa da öyle olmuş, olay üzerine harekete geçen yetkililer, maden bölgesinde oturan halk ile vatanı ve yaşamı savunanların temasını kesmeye çalışmıştır. 

İşin özünde Türkiye’nin bir numaralı sorunu üretimsizlik vardır. Ürediğinden az üreten Türkiye bir türlü içinde bulunduğu çağın üretim düzeyini ve çağdaş yaşamı yakalayamamaktadır. Yanlış anlaşılmasın üretim hiç artmıyor değil, fakat bu üretim çağın gerektirdiği nitelik ve nicelikte olamamaktadır.

***

Bütün sorunlar da bundan kaynaklanmaktadır. Emeğin kutsal olduğu ve ekonominin üretime dayandığı bir düzeni kuramayanlar yağma ve talana dayalı düzenlerinin doğal sonucu olarak baskı, zulüm rejimini egemen kılmaktadırlar. 20 yılda bu olgu daha çarpıcı hale gelmiştir ve iktidarın toplumun karşılaştığı sorunları çözmekte ve acze düştüğü her alanda iflas bayrağını çekmek zorunda kaldığı görülmektedir.

Bu durum her alanda çaresizliği üretmektedir. Her gün karşılaştığımız sorunların açıkça ortaya serdiği iflas olgusu budur. Emperyalizmin aşılmaz bir yük olmaya başlayan insan fazlası sorunu dolayısıyla ıskartaya çıkarılanların sürüldüğü diğer fazladan çöplerin süpürüldüğü, yağma ve talan düzeninin sürmesi için gerekli sıcak parayı temin eden emperyalizmin çıkardığı altınının kendi toprağı üzerinde bıraktığı zehri soluduğu Türkiye daha çok yeni maden anlaşmaları imzalayacaktır. Komprador burjuvazimiz bu düzene karşı çıkanları bastırmak, sindirmek, susturmak ve ezmek üzerine kollarını sıvarken, bu politikasını halka milliyetçilik, yurtseverlik olarak sunmaya çalışmaktadır. 

Oysa bu politika SSR Mining’in savunucusudur. 

Bu arada ayağımızın altından kayan toprak, üzerimize çöken yeryüzü, hepimizi önüne katıp sürükleyen sel de üretimsizlik çukurunda debelenen iktidarın iflas kanıtlarıdır.


ALİ SİRMEN İsimli Yazarın Diğer Yazıları