CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU

Okunma Sayısı: 2067    |    Haber Tarihi: 18.01.2022

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Teşekkür ederim. İnanın çocuklar, motorlarımızı maviliklere süreceğiz; hep beraber, beraber, birlikte... Gittiğim her yerde büyük bir rahatlıkla, huzur içinde ifade ediyorum; önümüzdeki seçimlerin kaderini belirleyecek olan gençler, bu ülkenin bugünü ve geleceği olan gençler! Onlar demokrasiyi, özgürlüğü bizden daha fazla istiyorlar. Çünkü onlar özgürlük nedir, yeteri kadar kavrayamadılar, baskıdan özgürlüğün tadına varamadılar ve onlar motorlarını maviliklere sürmek istiyorlar. Bizim de görevimiz, o motorları maviliklere sürsünler diye onlara her türlü desteği vermektir. Bunu yapacağız.

Bayburt İl Başkanımız hayatını kaybetti. Allah rahmet etsin, camiamızın, Bayburtlu kardeşlerimizin başı sağ olsun diyoruz. Her acı yüreğimizde bir parçadır ama hayatın bilinen bir gerçeği var ki hepimiz bir gün o yolculuğa çıkacağız. Önemli olan geride bıraktığımız hoş sedadır. O sedayı eğer hoş bırakıyorsak, insanlar bizi anıyorlarsa, o zaman hepimiz, yüreğimiz rahat olarak yolculuğa çıkan kişiyi, sonsuzluğa çıkan kişiyi rahmetle, şükranla anarız.

Osman Kavala… Adalet kadar değerli bir kavram yoktur dünyada. İnsanlık tarihi, bir anlamda adalet için mücadele tarihidir. Habil ile Kabil'den bu yana süren bir mücadeledir bu mücadele. Dolayısıyla bir kişinin haksız yere uzun süre hapiste tutulması en büyük adaletsizliktir. Kaldı ki adaleti dağıtmak için kurumlar oluşturmuşuz, mahkemelerimiz var. Yetmemiş, uluslararası hukuku kendi Anayasamıza koymuşuz. "Eğer, üyesi olduğumuz uluslararası mahkemeler bir karar verirse, biz o karara uymak zorundayız" demişiz ve Anayasa'ya hüküm koymuşuz. Maalesef Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını hepimiz biliyoruz. Adaletin olmadığını biliyoruz. Osman Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen 1.541 gündür hapiste. Ama onun hapiste olması sadece onun kişisel bir sorunu değildir. Bu Türkiye'nin en temel adalet sorunudur ve bu sorunu çözmek de inşallah bize, yani Millet İttifakı'na nasip olacak.

Değerli arkadaşlarım;

Bir gerçeğe adalet camiasının, özelikle İstanbul'daki adalet camiasının dikkatini çekmek isterim. Genç bir avukata yetki veriliyor. Bütün rant yiyiciler, vurguncular ve rüşvetçiler, yolsuzluk yapanlar, 17/25 olayları, kendileriyle ilgili çıkan bütün olumsuz haberleri sosyal medyadan çıkarmak istiyorlar mahkeme kararlarıyla. Bu konuda genç bir avukata yetki verildi, biliyorum. Bütün asliye hukuk hakimleri uyarıldı, bunu biliyorum. "Bunun açtığı davaları kabul edeceksiniz" diye talimat verildiğini biliyorum. Gerekirse, iş büyürse, o avukatın da adını açıklayacağım. Ne yaparsanız yapın. İktidar olacağız. Onlar da diyorlar ki; “bunlar iktidar olacaklar, acaba bizimle ilgili belgeleri, dokümanları, yolsuzluk dosyalarını nasıl yok edebiliriz?” Yahu sizin feriştahınız gelse yok edemez. Ben veya biz kul hakkı yiyenin hesabını sormayacaksak niye iktidar oluyoruz? Fakirin fukaranın, garibin gurebanın hakkını hukukunu sormazsak niye iktidar oluyoruz? Bizim iktidarımızda cepleri doldurmak yok. Bizim iktidarımızda vatandaşın cebi dolacak kardeşim, vatandaş kazanacak.

Teşekkür ederim. Umudumuz sizsiniz, onu bir yere yazın geçler. Endişe etmiyorum o konuda.

Karakış geldi, bütün soğuğu ile devam ediyor ama bizim belediye başkanlarımız ellerinden gelen bütün çabaları gösteriyorlar. Hiç kimsenin aç ve açıkta kalmasını istemedim. Bizim belediye başkanlarının görev yaptığı bölgelerde, beldelerde hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemedim. Bu çerçevede ellerinden gelen bütün fedakârlıkları gösteriyorlar. Ben yine onların yaptıkları katkıyı anlatmak isterim. Bu da benim görevim.

187 bin 320 aileye nakdi yardım yapılmış durumda. 780 bin 154 aileye gıda yardımı yapılmış. 767 bin 240 aileye ısınma yardımı, 475 bin 900 öğrenciye eğitim-kırtasiye yardımı, 544 bin 410 kişiye ulaşım yardımında bulunulmuş, 29 bin 45 ailenin faturası ödenmiş. Toplam 2 milyon 794 bin 64 aileye yardım yapılmış. Yapılan yardım miktarı 1 milyar 57 milyon 893 bin 500 lira. Bu katkıyı yapıyor, bu çabayı gösteriyor belediye başkanlarımız. Ama iktidar sahipleri belediye başkanlarımızın elini kolunu bağlamak istiyor. Metro hattı yapacak İstanbul, finansmanı da oluşturmuş, bütün sözleşmeler tamam, İstanbulluya hizmet etmek, İstanbul'un trafik sorununu çözmek istiyor, ama bir kişi "ben imza atmam" diyor. Kıskanıyor belediye başkanını. Niye kıskanıyorsun ya? Senin yıllardır çözemediğini belediye başkanımız çözecek. Senin finansman bulamadığın dönem geride kaldı. Şimdi o dönemi aşıyor, finansmanı da buluyor. Devletin geleneği içinde zorluk çıkarmak yoktur. Devletin geleneği, bir kişi bir görevi yapıyorsa onun önünü açmaktır. Ha "Burada burnuma kokular geliyor" diyorsan, müfettiş ordun var, istediğin gibi görevlendirebilirsin. Bizim verilmeyecek hesabımız yok. Biz gidip avukat tutmuyoruz, "aman şunları temizle sosyal medyadan" diye. Her şeyin hesabını verme pozisyonundayız. Çünkü biz halka, yani hakka hizmet ediyoruz. Herkesin bunu bilmesini isterim.

Değerli arkadaşlarım; belediye başkanlarımız çalışıyor ama hakkını yememek lazım milletvekili arkadaşlarımız da çalışıyorlar. Gerek parlamentoda, gerek parlamento dışında, büyük bir uyum içinde, büyük bir kararlılıkla, büyük bir azimle milletvekili arkadaşlarımız da çalışıyorlar. Karakışa bakmadan, soğuğa sıcağa bakmadan, yağmura kara bakmadan, halkın nabzını tutmak, halkın derdini dinlemek ve onları bir şekliyle parlamento kürsüsünde dile getirmek için çaba harcıyorlar. Bu nedenle tekrar bütün milletvekili arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim. (Alkışlar)

11 Ocak'ta iki genel başkan yardımcımızın başkanlığında 26 milletvekili, 5 parti meclisi üyesi, 4 yüksek disiplin kurulu üyesi, 4 belediye meclis üyesi Düzce'ye gittiler. Düzce'nin hem merkezini, mahallelerini, bütün ilçelerini gezdiler, halkın nabzını tuttular. Ticaret odası, sanayi odası, esnaf odası, taksiciler, manavlar, berberler, herkesle ilişki kurdular, herkesi dinlediler. “Şu şunu yaptı, bu bunu yaptı” diye değil, sadece ve sadece dertlerini dinlemek ve sadece onların sorunlarına ürettiğimiz çözümleri onlara anlatmak için.

Fazla bir yorum yapmayacağım, bir taksici şöyle diyor: (Malum Düzce'de deprem olmuştu geçmişte...) "Deprem ne ki? Depremden daha kötü bir durumla karşı karşıyayız. Burası işlek bir durak, ona rağmen kazandığımı yakıta veriyorum. Cebimde 400 lirayla güne başlıyorum, günde 300 lira kazanıyorum, onu da benzine veriyorum. Yani 400 liram var, hiç artmıyor. Trafik cezası falan gelirse, zaten cepten yiyoruz. Eskiden ayda 2 kilo et alabiliyordum, şimdi evime yarım kilo et götürüyorum."

Kır pidecisi esnaf: "İşimiz duaya kaldı. Unun çuvalı 500 lira oldu. Bizim kullandığımız yağ 150 liradan, 500 liraya çıktı" diyor.

Lokanta sahibi: "Ben yılların esnafıyım. 3 işletmem var, böyle sıkıntılı bir dönemi hiç görmedim. Yarısı virüs, yarısı ekonomik kriz… Üç müessesem var, mecburen 25 kişi işten çıkarmak zorunda kaldım. Düzce, boşanma şampiyonu, -bu enteresan bir gözlem- ekonomik krizi daha iyi anlatacak bir veri yok" diyor. Benim bilmediğim ama arkadaşların raporlarından öğrendiğim, hava kirliliği açısından Düzce Türkiye'de bir numara. Dünyadaki en kirli havaya sahip 15 merkezden de birisiymiş.

Bir eczacı arkadaşımızın, Şeyma Hanım'ın söylediği: "Ülkemizde hava kirliliğinden hayatını kaybedenlerin sayısı, trafik kazasında ölenlerden daha fazla. Ancak buna rağmen hiçbir önlem alınmıyor. Düzce halkı kanser ve akciğer hastalıkları ile boğuşuyor. Ayrıca depresyon hastalarının sayısı da gün geçtikçe artıyor. Leblebi satar gibi depresyon ilacı satıyoruz. Ben kendi sağlığım için de, tüm komşularımın sağlığı için de endişe içindeyim. Gün geçmesin ki yeni bir kanser vakası duymayayım."

Değerli arkadaşlar;

Bu hükümet nerede? Türkiye'nin hava kirliliği açısından bir numaralı kenti... Gizliyorlar ama orada insanlar kanser, insanlar hayatlarını kaybediyorlar. Hayatını kaybeden bir kişinin A partili, B partili diye ayrımı olur mu? Sizden, bizden ayrımı olur mu? Müdahale edilmesi gerekmiyor mu? Hava kirliliği var. Kardeşim doğalgaz parasını ödeyemiyorsa, ödeyeceksin. Fakir doğalgaz parasını ödeyemiyor, kömür veriyorlar. Yahu kömür vereceğine, doğalgaz parasını ödesene kardeşim. Daha iyi değil mi? Daha akılcı değil mi? Daha mantıklı değil mi? Daha adaletli değil mi? Yapmıyorlar.

Oto sanayiinde 24 yaşındaki Caner; Caner'e de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu'ndan selamlarımızı gönderelim. Caner şöyle diyor: (kendisi İşletme Fakültesi mezunu) "Ben bugüne kadar Düzce'de hiçbir belediye konseri etkinliği duymadım, görmedim. Evet, geçinmek için burada yaşamak zorundayım ama fırsat bulunca sosyalleşmek için civar illere gidiyorum. Gittiğim zaman da Düzce'nin ne kadar geri kalmış olduğunu görüp, üzülüyorum." Sevgili Caner, hiç üzülme; geliyor gelmekte olan, sen de göreceksin, Düzceli de görecek. Düzce'nin nasıl pırıl pırıl bir iklime sahip olduğunu göreceksin.

Sosyal etkinlikleri göreceksin, sanatçıları göreceksin, sanatçıların konserlerini izleyeceksiniz. Genç olarak bunları talep etmek senin hakkın. Sana o hakkı teslim etmek de bizim görevimiz. Bunu yapacağız inşallah.

Bunları söylüyoruz ama eskiden biz bu kürsüden veya gittiğimiz illerden "Yahu millet aç kardeşim, milletin sesini bir dinleyin" diye defalarca söylemiştim. Fakat her seferinde "Siz propaganda yapıyorsunuz, millet aç falan değil, milletin durumu iyi, siz olayı abartıyorsunuz" diye itiraz ediyorlardı. En nihayet bir Ak Partili milletvekilinin yaptığı bir toplantıda, yine Ak Partili bir çiftçinin çıkıp, "Ya arkadaş, ben açım aç" diye söylendi. Normalde bu insanın düşünülmesi, bu insanın dinlenmesi lazım, yaşadığı sıkıntıları Ak Parti milletvekilinin dinlemesi lazım. Nedir sorunun diye sorması lazım. Gerçekle yüzleşmesi lazım. Gerçekle yüzleşmeyi istemiyor. Yaptıkları iş: "Sen aç mısın, atın salondan dışarı." Bu yenilgiyi kabul etmek demektir, sorunlar karşısında çaresiz kalmak demektir. Tek çareyi, bunu söyleyen kişiyi salonun dışına atmakta buluyorlar. Ama biz bunu yapmayacağız. Allah'ın izniyle iktidar olduğumuzda göreceksiniz. Bütün eleştirilere açık olacağız. Herhangi bir vatandaşımız, 84 milyondan 1 vatandaşımız şikâyet ediyorsa, onu dinleyeceğiz. Her şikâyet bizim başımızın üstüne.

Bunlar gibi yapmayacağız, bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getireceğiz, gerçek anlamda insan haklarını getireceğiz, gerçek anlamda hoşgörüyü getireceğiz. Bundan herkesin emin olmasını isterim. Tabi Düzceliler şikâyet ediyor, Türkiye genelinde de ciddi bir şikâyet var: Malum taşımalı eğitim yapıyoruz, 1 milyon 248 bin öğrencimiz taşımalı eğitimle okula gidiyor. Akşam alınıyor veya eğitim bittikten sonra tekrar ailelerine teslim ediliyorlar. Taşımalı eğitimin aktörleri de bu işi yapan şoförler, yani minibüs sahibi kişiler. Bunlar her yıl temmuz sonu ağustos başında ihale olur, ihale sonunda kazanılır ve bunlar taşıma işlerine başlarlar. Fakat temmuz başında veya temmuz sonu ağustos başındaki rakamlarla, bugünkü rakamlar arasında harcamalar açısından dağlar kadar fark oluştu. Sadece mazottaki artış yüzde 90. Yedek parça var, motor yağları var, servis ücreti var, kasko-trafik zorunluluğu var, lastik var... Bütün bunların hepsini bir tablo halinde çıkardı arkadaşlar ama bu tabloyu size okumak istemem. İsteyenler TÜİK'in rakamlarına bakıp oradan gerçek, indirilmiş rakamları oradan görebilirler. Ama öğrenci başına 147 lira -küsuratı atıyorum- alınırken, bugün bunun maliyeti 259 liraya çıkmış vaziyette. Dolayısıyla taşıma işini yapan arkadaşlarımızın, alın teri döken arkadaşlarımızın bu sorunlarına eğilmek hepimizin görevidir. Bunu lütfen grup başkanvekillerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda dile getirsinler. Gerekirse o arkadaşları davet edin. Onlar diyorlar ki: "Bu böyle giderse mecburen kontak kapatacağız, zarar ediyoruz." Kontak kapatmaları çocuklarımız için, evlatlarımız için doğru değil ama onların sorunlarını bir şekliyle çözme konusunda en azından iktidarı uyaralım. Eğer uykularından uyanırlarsa. Bu taşıma işi yapan şoförlerimiz, öğrencilerimizi, evlatlarımızı taşıyorlar.

Çiftçilerimizin de büyük bir sorunu var. Gübre fiyatlarından söz etmeyeceğim, fidelerden, seralardan, seranın naylonundan, ilacından söz etmeyeceğim, elektrik fiyatlarından söz etmeyeceğim. Anayasa'ya göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir, devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. Teşkilat kurulmuş. Eskiden BAĞ-KUR'du, şimdi Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında diğer ikisiyle birleşti, gayet güzel. Çiftçi de BAĞ-KUR primi, yani sosyal güvenlik primi ödemek zorunda. Bu yıl BAĞ-KUR primlerine ortalama yüzde 45 zam yapıldı.2021 yılında 1.151 lira 96 kuruş olan bir ayda ödeyeceği prim 2022 yılında 1.688 lira 83 kuruşa çıkmış vaziyette. Bunun yıllık tutarı 20 bin 265 lira 96 kuruş.

Şimdi çiftçi sosyal güvenliğini sağlamak için yıllık 20 bin lira para ödemek zorunda. Daha acı olanıysa, son 1 ayda 30 bin 526 çiftçi sistemden çıktı, primini yatıramıyor, "ödeyemiyorum" diyor. Primini ödeyip geleceğini güvence altına alması gerektiği halde yapamıyor. Son 1 yılda 67 bin 498 çiftçi BAĞ-KUR primini yatırmadı. 2002'de 900 bin 691 çiftçi sisteme para öderken, 2021 Ekim ayında 500 bin 66 kişiye düşmüş durumda. Tam bir felaket. Bunların geleceği, çocuklarının geleceği, eşinin geleceği açısından büyük bir felaket. Buna dikkat çekmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, defalarca söyledim; devlet akılla, bilgiyle, birikimle. bilimle yönetilir, önyargıyla, kinle, öfkeyle yönetilmez. Devlet deneme-sınama yöntemiyle yönetilmez. Devlet dediğiniz sıradan bir kurum değildir. Devlet hepimizin tepesindeki çatıdır. Devlet hepimizin koruyucusudur. Devlet elinde sopa olan değil, bizi kucaklayan bir tüzel kişiliktir. Böyledir; bayrağımız, vatanımız, topraklarımız ve hepimiz devletin güvencesi altında topraklarımızda huzur içinde yaşamak isteriz. Huzur içinde yaşamanın yolu, mutfaklarda bayram olmasıdır. Aileden birisi mutfağa girince hüzne kapılmamalı, "Çocuklarım, evlatlarım aç kaldı" dememeli. "Ya sofraya ne koyalım" dememeli, düşünmemeli. Dolabı dolu olmalı, huzur içinde olmalı. Dolayısıyla böyle bir tabloya ihtiyacımız var.

Deneme-sınama yöntemiyle devleti yönetmeye kalktılar. Merkez Bankası'nın faizini bankalara verilecek para için düşürdüler. 5 puan düştü, güzel. Şimdi vatandaş sanıyor ki Merkez Bankası'nda faiz düştü, bütün bankalarda faiz düştü. Tam bir aldatmaca. Rakamları çıkardım. Önce Hazine açısından bakalım: Hazine de borçlanıyor ya, borç alıyor, bazen dolar, bazen altın, bazen avro, bazen Türk lirası borç alıyor. Merkez Bankası faiz düşürdü de devletin borçlanma faizi düştü mü? 2 yıl vadeli devlet iç borçlanma tahvilinin faizi yüzde 17'den yüzde 24'e çıkmış vaziyette. Sormak lazım, hani faiz düşmüştü? 5 yıllık devlet iç borçlanma tahvilinin faizi yüzde 17'den yüzde 26'ya çıkmış durumda. Küsuratları saymıyorum. Hani düşmüştü? Hani devlet daha az faiz ödeyecekti? Hani Nas vardı, hani faiz haramdı? 10 yıl vadeli devlet iç borçlanma kağıdının faizi, yüzde 17'den yüzde 25'e çıkmış vaziyette. 2 yıl vadeli dolar cinsinden borçlanma var; dolar cinsinden faiz yüzde 3'ten yüzde 6'ya çıkmış vaziyette, yüzde 100'lük bir artış var. 5 yıl vadeli dolar cinsinden borçlanma da yüzde 5'ten yüzde 8'e çıkmış vaziyette.

Bunun anlamı ne? Anlamı şu: Gidiyorsun Merkez Bankası'ndan yüzde 14'ten alıyorsun parayı, yüzde 24'ten devlete satıyorsun, taş atıp kolun bile yorulmuyor. Bu ne demekmiş? “Faize karşıyız” ne demek? Daha fazla faiz ödüyor ve bunun tamamı da sonunda milletin sırtına yıkılıyor. Bu Hazine'nin ödeyeceği faiz, daha fazla ödeyecek.

Gelelim vatandaşa… Öyle ya "faiz düştü" diyorlar, gerçekten düştü mü? İhtiyaç kredisi yüzde 23'ten yüzde 29'a çıkmış vaziyette. 17 Eylül-31 Aralık tarihli arasındaki rakamları veriyorum. Kredili mevduat faizi yüzde 24'ten yüzde 26'ya, taşıt kredisi yüzde 21'den yüzde 26'ya, konut kredisi yüzde 17,48'den yüzde 17,89'a, ticari kredi faizi yüzde 21'den yüzde 24'e, dolar üzerinden ticari kredi faizi yüzde 2,69'dan 5,12'ye, avro üzerinden ticari kredi faizi 2,31'den 3,63'e, değişken faizli konut finansman sözleşmelerine uygulanan faiz yüzde 19'dan yüzde 36'ya çıkmış vaziyette.

Belki Ak Parti'ye sempati duyan arkadaşlar veya MHP'ye sempati duyan saygıdeğer vatandaşlarımız diyebilirler ki, "Ya böyle bir şey yok, faiz düştü. Bu Kılıçdaroğlu'nun haberi bile yok dünyadan." Onlardan tek ricam var, en yakın bankaya gitsinler, desinler ki: “Ben bu krediyi çekmek istiyorum. Eylül ayındaki faiz neydi, şimdiki faiz ne? Faiz arttı mı, artmadı mı?” Devleti deneme tahtasına çevirirseniz ve devleti deneme tahtasına çevirdikten sonra da Hazine'den büyük paraları bir avuç kişiye tahsis ederseniz, en büyük servet transferini yaparsanız, yoksulluk artar. Türkiye'de gelinen nokta budur.

Şuna dikkatinizi çekmek isterim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde toplam kamu borcunun yüzde 16'sı sabit faizli, enflasyon ne olursa olsun sabit faiz; yüzde 66'sı dövize endeksli, yüzde 19'u da enflasyona endeksli. Türkiye'nin geldiği nokta açısından böyle bir tablo hiç yaşamamıştık. Deneme-sınama yöntemiyle devleti yönetirseniz, Türkiye'yi bu noktaya getirirsiniz ve bu tabloyla Türkiye'yi karşı karşıya bırakırsınız.

Şimdi sabah haberleri vardı, Merkez Bankası normalde nisan ayında yapacağı olağan genel kurulunu şubat ayına almış. Malum takvim yılı sonunda bir hesap yapmışlardı 31 Aralık'ta "60 milyar lira Merkez Bankası kâr etti" diye. Hazine tam takır, 60 milyar lirayı nasıl ödeyecekler? Genel kurulu erkene aldılar; erken genel kurulu yapıp 60 milyar lirayı Hazine'ye verecekler. 60 milyar lira Türkiye Cumhuriyeti Devleti için büyük para değil. Önemli olan 60 milyar liraya muhtaç hale gelen bir Hazine'dir, Türkiye'nin bu noktaya getirilmiş olmasıdır.

Değerli arkadaşlarım;

Bunları anlatırken hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bunların tamamı çözülür, akılcı politikalarla çözülür. Bunların tamamı masaya yatırılır, oturulur, konuşulur. Türkiye Cumhuriyeti zengin bir ülkedir, kaynakları verimli kullanılır, kimseye çıkar sağlanmaz, bir avuç kişiye milyarlar aktarılmasa, bunların önünü keseriz, o parayı millet için kullanırız. Bundan herkesin emin olmasını isterim.

Şanlıurfa'ya gittim. Şanlıurfa’da yanlış hatırlamıyorsam 2 milyon 300 bin dönüm taşlık arazi var. Dedim ki: “Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığını önümüzdeki seçimlerde bize verin, Şanlıurfalı bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz. Sadece bedava vermekle kalmayacağız, aynı zamanda buradan çiftçiler gelir elde edecekler, bir de kâr payı alacaklar.” Bu tabii birilerini çok rahatsız etmiş. "Vay efendim" diyor, "Şanlıurfa'daki taşlık araziye enerji sistemi kuracakmış; enerjiyi, elektriği çiftçiye bedava verecekmiş elektriğin belediyelerin görev alanında olmamasına rağmen." Dünyadan haberi yok ya, vallahi dünyadan haberi yok. En azından kendi belediyesi şu anda Şanlıurfa. Akçakale'de güneş enerjisinden elektrik üretmek için çalışıyor şu anda, haberi yok. Tek derdi, “Kılıçdaroğlu bunu söyledi ya, ben de mutlaka aksini söylemeliyim”. Ama Kılıçdaroğlu akılcı politikalar üretiyor. Öyle havadan atma değil, her bir sözün mutlaka altyapısı vardır. Her bir projenin mutlaka danışanları vardır. Sadece iş dünyasından değil, bürokratik dünyadan da önemli insanlarla konuşuruz. Yanlışımız var mı bunu söylediğimiz zaman? Bu rakamları ifade ettiğimiz zaman gerçekleşme payı var mı, yok mu diye test ederiz, ondan sonra kamuoyuyla paylaşırız. Buradan Şanlıurfalılara söyleyeyim: Büyükşehir Belediye Başkanlığını bize verdiğinizde göreceksiniz. Bütün Şanlıurfalı kardeşlerim -demiştim zaten- hafızanızın bir köşesine kaydedin, bir daha kaydetsinler çiftçiler dahil olmak üzere: Yapacağımız yatırımın tutarı 1 milyar 524 milyon 57 bin 906 dolar. Bu yatırımı yapacağız. Güneş tarlaları olacak, mükemmel tarlalar olacak orada. Allah'ın verdiği güneşten elektrik elde edeceğiz ve bunu çiftçiye bedava vereceğiz.

Yatırımın gerçekleşme süresi 3 yıl, 3 yılda yapacağız biz bunu. Gerekli alan -ben 2 milyon 300 bin dönüm demiştim- 35 milyon 170 bin 567 metrekare, bu kadar... Projenin yıllık getirisi: Düğmeye bastık, çalışıyor ve yıllık 519 milyon dolar. Her yıl 519 milyon dolar buradan gelir elde edilecek. Amorti süresi, yani ne kadar sürede yatırım karşılanıyor? Amorti süresi: 4,5-5 yıl; yani 5 yıl sonra diyelim bütün masraflar çıkıyor. Projenin yatırım ömrü: 10 yılı çok verimli, 20 yıl. Onlar bunu düşünüyor mu? Düşünemez. Çünkü buradan malı götürecek bir şey yok, malı götüremiyorlar. Taşlık arazi, nasıl malı götürsün? Ama bizim Şanlıurfalı çiftçilere sözümüzdür, bir yere yazsınlar. Güneş tarlalarını kuracağız, bütün çiftçilere elektriği bedava vereceğiz. Bedava, bedava, bedava vereceğiz. (Alkışlar)

Tabii sadece güneş tarlalarıyla durmayacağız, -aynı zamanda oradan elde edilen tarım ürünleri var- orada fabrikalar da kuracağız, işsizliği önleyeceğiz. En yoğun işsizliğin olduğu yer, genç nüfusun en yoğun olduğu yer Şanlıurfa. Şanlıurfa'yı gerçek anlamda Şanlıurfa yapacağız, görecekler.

Değerli arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, değerli genç arkadaşlarım;

Erdoğan Türkiye'yi öyle sisli puslu bir hale getirdi ki, bu karanlıktan onu konuşarak çıkamayız. Düşündüm ki artık Erdoğan'ı konuşmanın pek bir anlamı yok. Zaten onun dili çirkin, küfürbaz bir dil; biz o seviyeye inmeyiz, inmemeliyiz de... Sade vatandaş da bunu görüyor. Ülkeyi öyle bir hale getirdi ki artık sadece kendisini konuşmanın hiçbir anlamı kalmadı. Tüm problemlerin kaynağı kendisi ama sadece kendisini konuşarak yol alamayız. Çünkü mesele Erdoğan değil, mesele Türkiye. Bir daha ifade edeyim: Mesele Erdoğan değil, mesele Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım;

Türkiye'nin hayalleri öldü. Bir daha ifade edeyim: Türkiye'nin hayalleri öldü. Türkiye'nin geleceği için hepimiz korkuyoruz ve ciddi bir endişe içindeyiz. Gittiğimiz bütün sahada bunları görüyoruz. Ailemiz, evlatlarımız, onların geleceği için korkuyoruz, onların geleceği için endişe içindeyiz. Bu endişe sadece bana ait değil, Türkiye'nin neresine giderseniz gidin bütün vatandaşlar, hangi partiden olursa olsun aynı endişeyi taşıyorlar. Öyle bir hale geldi ki ülkemiz dünyanın en dinamik, en stratejik bölgesinde, ama bunun nimetlerinden seçkin bir azınlık dışında hiç kimse yararlanamıyor. Evet, bütün kaynak sürekli olarak seçkin bir azınlığa aktarılıyor, milyonlar giderek yoksullaşıyor. Gönlü yaralı, mutsuz gençler, genç nesiller oluştu. Biz ülkenin ölen hayallerini seyretmeyeceğiz. Bir daha ifade edeyim: Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak ülkenin ölen hayallerini seyretmeyeceğiz. Bu ülkenin geleceğini düşünerek, Erdoğan'a hakkımızın helal olmadığını söylemekten daha çoğunu yapmak zorundayız. Onun en büyük suçu bitirdiği ekonomi değil aslında, daha büyük suçlar işlediğini biliyoruz. Onun en büyük suçu, bu ülkenin hoşgörüsünü yok etmek oldu. Eskiden komşu komşunun külüne muhtaçtı. Farklı düşünsek bile, farklı kimliklerimiz, inançlarımız, yaşam tarzlarımız olsa bile komşu komşunun külüne muhtaçtı. Oturur konuşurduk, oturur dertleşirdik, oturur sohbet ederdik. Birbirimizin yüzüne bakardık, kucaklaşırdık. En azından bayramlarda bir araya gelirdik, sohbet ederdik. Kahveler bunun içindi. Hoşgörüyü yok etti, en büyük düşmanlık bu. Artık kendisini bir kenara itip, hoşgörüsüzlüğü azaltmaya yönelik adımlar atmanın zamanıdır. Bundan dolayı "helalleşme" dedim, bunun için "helalleşelim" dedim, bunun için "bir araya gelelim" dedim, bunun için "kucaklaşmaya ihtiyacımız var" dedim, bunun için "hoşgörüye ihtiyacımız var" dedim, bunun için "birlik olmaya, beraber olmaya ihtiyacımız var" dedim. Helalleşme yolculuğuna başladım ve sürdürüyorum sizler gibi. Hep beraber bu yolculuğu sürdürüyoruz.

Amacım yarın yöneteceğimiz devletin çeşitliliğiyle gurur duyacağımızı ve kapsayıcı olacağımızı, zenginliğimizi halkımıza anlatmak. Farklılıklarımızı düşmanlık olarak değil, zenginlik olarak görmek ve bu zenginliği herkese anlatmak. Gittiğim hiçbir yerde zorunlu olmadıkça ne Erdoğan'ı, ne de partisini konuşacağım. Samimi bir şekilde "buraya ben barışmaya geldim, helalleşmeye geldim" diyeceğim ve hep beraber diyeceğiz.

Bu ülke hiçbir zaman harika olmadı sevgili arkadaşlarım, dostlarım; bunu hepimiz biliyoruz. Ancak bu ülke hiçbir zaman bu kadar adaletsiz de olmadı. Adaletin yerlerde süründüğü bir dönemi hiç ama hiç yaşamadık. Bu ülkede fakir bir ailenin zengin çocuğu, bu ülkenin en iyi okullarında okuyabiliyordu; onu da bitirdiler. Erdoğan'ı artık konuşmanın bir anlamı yok. Nasıl bir adalet sistemi getireceğiz, onu konuşmanın zamanı, onu konuşmak istiyoruz.

Bu ülke hiçbir zaman bu kadar verimsiz olmadı. Sadece ekonomiyi yok etmedi Erdoğan, verimliliği de bitirdi. Erdoğan'ı konuşacağımıza, ülkenin verimliliğini nasıl yeniden artıracağımıza yönelik adımlarımızı atma zamanı. Bunu yapmak zorundayız. Bu ülkenin sporu hiç bu kadar niteliksiz bir hale gelmemişti. Erdoğan'ı konuşacağımıza, Atatürk'ün tanımladığı zeki, çevik ve ahlaklı sporu ve sporcuyu konuşmalıyız. Başlamak için bugünden daha iyi bir zaman yok. Başlıyoruz ve kararlılıkla devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Tüm Fotoğraflar İçin Tıklayınız...


Bu Kategorideki Diğer Haberler