CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısında Konuştu

Okunma Sayısı: 900    |    Haber Tarihi: 15.03.2022

-“Demokratik yollarla seni gönderecek olan biziz, onların tamamı burada kalacak, ülkelerinde kalacak, hastalara bakacaklar. Bütün sağlık çalışanlarına söylüyorum; az kaldı, merak etmeyin bütün haklarınızı alacaksınız.”

-“Bizim iktidarımızda sadece malı götürenler üzülecek, onun dışında herkes sevinecek”

-“ Düne kadar kendi medyalarında ve kendi söylemlerinde en ağır hakaretleri yaptıkları kişilerin ayağına gittiler, el etek öptüler.”

-“Göreceksiniz, bu millet bizi iktidar yapacak. Ben o rüşvetçilerin burnundan fitil fitil getireceğim, hiç kimse endişe etmesin.”

-“ Yozlaşma ve çürüme tabii bürokrasiyi de esir aldı. O nedenle bürokratlara çağrı yaptım: Yolsuzluk dosyalarının altına imza atmayın. Atmayan yüzlerce, binlerce bürokrat var. O bürokratların tamamının alınlarından öpüyorum, izin vermiyorlar yolsuzluklara.”

-“Üç temel kuralımız var: Yeni kadrolar, yeni kurallar ve yeni kurumlar.”

-“Devlette liyakat olmazsa adalet olmaz, çürüme olur. Yeni kadrolardan kastettiğimiz, devletin bütün kurumlarına, tepe noktalarına başlayarak aşağıya kadar liyakat sahibi kişileri atamaktır. Soruyorlar ya, "sizin kadrolarımız var mı?" diye. Ya bu ülkenin devlet kadrolarının içinde namuslu, haram yemeyen, rüşvet almayan, yolsuzluk yapmayan, beytülmale el uzatmayan, devletin hazinesine sahip çıkan on binlerce namuslu bürokrat var, onların tamamı bizim kadrolarımızdır!”

-“Kamu İhale Kurumu ve uygulamalarını tamamen değiştireceğiz. Öyle beşli çete, onlu çete; bunları tamamen bitireceğiz. İhaleyi açacağız, şeffaf olacak. Kim kazanıyorsa takibini ve gereğini yapacağız.”

-“Kardeşim, millet artık kararını vermiş, seni yolcu edecek. Seçim Kanunu’nu ister sabah değiştir, ister öğle değiştir, ister akşam değiştir; biz seni yolcu edeceğiz kardeşim!”

-“İster sizin hakim olsun, ister Anayasa Mahkemesi'ne atadığın şaibeli üye olsun, ister senin yandaşın olsun; seni bu milletin elinden kimse kurtaramaz kardeşim. Sen sandığı getireceksin, demokratik yollarla seni paşa paşa göndereceğiz!”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Hepinize teşekkür ederim. Sevgili gençler, şunu sakın unutmayın: Size sadece tek vaadim var; sizin hayalleriniz bu kardeşinizin hedefi olacaktır. Bütün hayalleriniz hedefim olacaktır.

Dün 14 Mart Tıp Bayramıydı. Pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının ne kadar özverili çalıştıklarına hepimiz tanık olduk. Ailelerini göremediler, yakınlarını göremediler, camın arkasından çocuklarıyla, küçücük çocuklarıyla vedalaşmaya çalıştılar, kucaklaşmaya çalıştılar. Onların zaten yılda bir kez bir Tıp Bayramı var; öyle bir sürecin içine girdik ki, Tıp Bayramı’nda doktorlar gidip Atatürk heykeline çelenk bırakacaklar, bu kadar basit bir şey. Ve yıllarını tıp dünyasına vermiş, yıllarını insanların sağlığı için harcamış olan o insanlar gittiler, bir çelenk bırakacaklar, bayramlarını kutlayacaklar; ona bile izin verilmedi.

Arkasından başka şeyler söylendi. Bu konu gündeme geldiğinde, doktorların talepleri, sağlık çalışanlarının talepleri gündeme geldiğinde çok sayıda genç hekim yurtdışına gittiğinde, "açık konuşuyorum, varsın giderlerse gitsinler" diye açıklama yaptı. Buradan söylüyorum; demokratik yollarla seni gönderecek olan biziz, onların tamamı burada kalacak, ülkelerinde kalacak, hastalara bakacaklar. Bütün sağlık çalışanlarına söylüyorum; az kaldı, merak etmeyin bütün haklarınızı alacaksınız. 10 maddelik bildirinizi de gayet iyi biliyorum. Size verilen sözlerin tutulmadığını da biliyorum, hepsini biliyorum. Öyle bir noktaya geldi ki, sizi yurtdışına gitmeye zorluyorlar. Gitmeyin; burada kalacaksınız, beraber, biz göndereceğiz.

Suriyeli kardeşlerimiz için ne dedik? Davulla zurnayla göndereceğiz, kendi iradeleriyle göndereceğiz dedik. Ama bu beyefendiyi halkın iradesiyle göndereceğiz, milletin iradesiyle göndereceğiz, davulla zurnayla göndereceğiz. Herkes görecek, bütün dünya bunun tanığı olacak.

Değerli arkadaşlarım; pandemi deyince infaz koruma memurları bir mesaj atmışlar. Diyorlar ki: "Pandemi oldu, biz yaklaşık 1,5 yıldır Koronavirüs bulaşmasın diye cezaevlerinde yatıp kalkıyoruz. Biz güvenlik görevlisiyiz ama güvenlik görevlilerinin sahip oldukları haklara sahip olamıyoruz. Acaba bizim derdimizi de dillendirir misiniz?" İnfaz koruma memuru arkadaşlarıma söylüyorum; doğru güvenlik görevlisi pozisyonundasınız, bulunduğunuz mekânın, bulunduğunuz alanın güvenliğini sağlıyorsunuz. Siz de hiç endişelenmeyin, az kaldı, Bey’i göndereceğiz, beraber Türkiye'nin bütün sorunlarını elbirliğiyle çözeceğiz. Bundan hiç kimse endişe etmesin.

Değerli arkadaşlarım, devlet dediğiniz kurum haksızlık yapmaz. Devlet dediğiniz kurum bir tüzel kişiliktir; tüzel kişiliği yöneten, halkın yetkiyi verdiği bir siyasal iktidardır. Dolayısıyla siyasal iktidar karar alırken, hele hele Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına karar alırken, haksızlık yapmamaya özen gösterir; varsa bir haksızlık, süratle onu telafi eder.

Kamuya iş yapan yükleniciler... Onlarla ilgili bir yasa çıktı, arkadaşlarımız itiraz ettiler bu onların sorununu çözmez diye. "Hayır, biz bildiğimizi okuruz" dediler ve çıkardılar ve bu onların sorunlarını çözmüyor. Gerçekten büyük bir kısmı iflasla karşı karşıya. Fiyatları vermişler, gerçekten fiyatlar anormal. Onların teknik isimleri var ama ben teknik isimleri çıkardım, sadece hepimizin anlayacağı dilden beton çelik çubuktaki fiyat artışı yüzde 181, bir betonda yüzde 167 -bir yıllık artışlar bunlar- lavabo bataryası yüzde 187, duvar kaplaması yüzde 203, camda 288, motorinde 183 zam gelmiş vaziyette.

Mazota zam geldi derken çiftçilerden, hep traktörden bahsediyorsunuz, çiftçilerden bahsediyorsunuz diyorlar; balıkçılar diyorlar ki: "Ye bizim de takamız var, bizim de teknemiz var; o bizim ekmek teknemiz, mazot olmadan bir yere gidemiyoruz. Hep çiftçiye mazotu ucuz verin diyorsunuz, balıkçıları sakın unutmayın." Balıkçıları hiçbir zaman unutmadım. Bir arkadaşımızı görevlendirdik, Hopa'dan İskenderun'a kadar sizin bütün sorunlarınızı raporlaştırdık. Sizlerin de oyuyla, balıkçı kardeşlerimizin de oyuyla Allah nasip eder iktidara gelirsek, sorunların nasıl çözüldüğünü göreceksiniz, alın terine ne kadar değer verildiğini göreceksiniz, üreten insanların ne kadar değerli olduğunu göreceksiniz. Bizim iktidarımızda sadece malı götürenler üzülecek, onun dışında herkes sevinecek. Bundan herkesin emin olmasını isterim.

Efendim, Türk Telekom soygunu oldu. Geçen hafta bahsetmedim diye bir sürü, "vay efendim neden bahse etmiyorsun" diye. Telekom soygununu biliyorum. Hariri ailesine koskoca bir şirket açıkça peşkeş çekildi. Gitti bankalardan, bizim bankalardan kredi aldı, gitti satın aldı, bütün kârını aldı; dükkanlarını, mağazalarını, pek çok şeyi bakır kablolar dahil hepsini sattı. Taksitleri ödemeye gelince, borcu ödemeye gelince "alın sizin olsun" dedi ve bankalarımız büyük zorluklarla karşı karşıya kaldılar. Hep işin bu cephesine baktık ama özelleştirmede, sözleşmede verilen bir söz vardı, internet altyapısının güçlendirilmesi, bu konuda hiçbir şey yapmadı. Bir rakam vereyim değerli arkadaşlar: Ocak 2022 itibariyle geniş bant internet erişim hızı dünyada 59,9, yani 60 civarında; Türkiye'de ise 26,3. Dolayısıyla biz internete erişimde hala zorluk yaşıyoruz, hala internetimiz hızlı değil ve biz teknolojik devrimi kaçırıyoruz işte bu tür yanlış işlerle. Ama hiç kimse merak etmesin, bunun da hesabını soracağız. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak bizim görevimizdir, alın terine değer vermek bizim görevimizdir, beytülmale el uzatanların elini oradan çekmek bizim görevimizdir. Herkes bunu gayet iyi bilsin.

Efendim, biliyorsunuz daha önce Şanlıurfa'ya gitmiştim, Diyarbakır'a gittim, Diyarbakırlı kardeşlerim kucak açtılar. Onların tamamı hangi partiden olursa olsun, bütün Diyarbakırlı kardeşlerime Ankara'dan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu'ndan sevgi dolu saygılarımızı, sevgilerimizi, muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar. İlk gittiğimde Şanlıurfa'da, "Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığını bize verin, biz Şanlıurfa'daki bütün çiftçilere elektriği ücretsiz vereceğiz" dedim. Diyarbakır dedi ki: "Niye bize de vermiyorsunuz?" Onunla ilgili bir hazırlık yaptık, projelerimizi hazırladık, ilk raporlar ortaya çıktı. Şimdi o filmi isterseniz hep birlikte bir izleyelim arkadaşlar.

Evet, bunu yapacağız. Diyor ki, “elinden tutan mı var?” Şimdi ben çok açık ve çok net Diyarbakır'da da söyledim, Siverek'te de söyledim. Eğer sözünü tutarsan, eğer sözünün gereğini yerine getirirsen, ben bunları yapacağım.

1) Yatırım teşvik belgesini kuracağımız şirkete -bizim CHP'li belediyelerin büyükşehirler dahil kuracağı şirkete- teşvik belgesini vereceksin. Diğer şirketlere nasıl veriyorsan, bizim kuracağımız şirkete de teşvik belgesi vereceksin.

2) Güneş panellerinin konacağı arazileri bize tahsis edeceğiz. Onlar hazine arazisi. Diyeceksin ki: "Sen söz verdin 5000 megavat elektrik üreteceksin. Hadi bakayım araziyi de veriyorum sana, hadi üret" diyeceksin. Araziyi istiyorum.

3) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından lisans vereceksin, elektrik üretiyorum diye lisansını vereceksin ve TEİAŞ da bize hiçbir engel çıkarmayacak, trafolar orada olacak, ürettiğimiz elektriği enterkonnekte sisteme verecek.

Önce 6 ilde; Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak'ta elektriği aşamalı olarak çiftçilere hiçbir bedel alınmadan ücretsiz olarak vereceğiz. 5000 megavat ne demek biliyor musunuz? Akkuyu'daki nükleer santralin kurulu gücü de yaklaşık 5000 megavat. Bunu halka açacağız. Konuyu Diyarbakır'da açtığımda, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı dedi ki: "Biz de bu şirkete ortak olmak istiyoruz." Çünkü hem elektriği ücretsiz vereceğiz, aynı zamanda enterkonnekte sisteme daha fazla elektrik verip, ayrıca gelir elde edeceğiz. Düşünebiliyor musunuz? Bütün çiftçilere aşamalı olarak, daha sonra bölge bölge bunu büyüteceğiz.

Biz çiftçiler için bunu düşünüyoruz, onlar çiftçiler için ne düşünüyorlar? Diyorlar ki: "Ya Türkiye'de üretime ne gerek var? Gidelim Afrika'da yer kiralayalım.” Afrika'da arazi kiralıyor. Sudan'da var, Nijer'de var; oralarda daha büyük araziler var. “Oralarda üretim yapalım, Türkiye'ye getirelim, bizim çiftçiyle rekabet edelim, onlar kazansın, bizim çiftçi de batsın" diyorlar. Buradan bütün çiftçilere açık ve net söylüyorum: Senin hakkını, alın terini Afrika'ya götürüp orada peşkeş çekmelerine izin veriyorsan, koşa koşa git oyunu ver kardeşim AK Parti'ye. "Hayır efendim, ben buna tahammül edemiyorum, mazot aldı başını gitti, gübre aldı başını gitti, ilaç aldı başını gitti; üretemiyoruz, bizim teşvike ihtiyacımız var, bizim üretmeye ihtiyacımız var. Bizim çoluk çocuğumuz var. Onların beslenmeye, güzel bir yaşama ihtiyacı var” diyorsan tek bir adresin var kardeşim Adıbelli. Şanı belli, şerefi belli. Cumhuriyet Halk Partisi kardeşim buna vereceksin oyunu.

Diyorlar ya milliyetçilik, işte milliyetçilik budur. Önce benim insanım kazanacak. Bahçeli de duysun bunu: Adam Afrika'ya gidiyor, Afrika'da yerler var, yer kiralıyor, ona sesini çıkarmıyor. Kılıçdaroğlu Diyarbakır'a gitmiş, çiftçiye ücretsiz elektrik verecek, "vay sen oraya nasıl gidersin?" Ben Türkiye'nin her noktasına giderim, alnım açık giderim, bu ülke için giderim, vatanım için giderim, bayrağım için giderim ama sen gidemezsin, sen gidemezsin.

Hiç kimse unutmasın; bizim dokularımızda Kuvâ-yi Milliye ruhu vardır. Hiç kimse unutmasın; ülkemize bir tek çocuğun dahi yatağa aç girmesine izin vermeyeceğiz, bir çocuğun bile. Bunu biz yapacağız, beraber yapacağız, Millet İttifakı'yla yapacağız. Bu ülkenin değişime, bu ülkenin dönüşüme, bu ülkenin büyümeye, bu ülkenin liyakate, bu ülkenin adalete ihtiyacı var, adalete ihtiyacı var. Bunu biz yapacağız.

Efendim, Maltepe Ekonomi Forumu'na katıldım, iki gün sürdü, iki gün bütün toplantıları izledim, hocalarımızı dinledim. Bazıları yurtdışından katıldılar, Rusya'dan, Amerika'dan önemli isimler katıldılar. Türkiye'den üniversitelerden hocalar katıldılar, uygulamacılar katıldılar, bizim arkadaşlarımız katıldılar. Büyük bir dikkatle dinledim, şu sonuca vardım:

Türkiye'nin bazı temel sorunları var ve bu sorunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ciddi itibar kaybettiriyor, bir çürümüşlüğe yol açıyor. Bunun sebepleri ne olabilir diye değerli arkadaşlarım, gittiğim her yerde soruyorlar: "Kiminle çözeceksiniz, sizin kadrolarımız var mı? Sizin planlarınız, programlarımız var mı?" diye soruyorlar.

Değerli arkadaşlarım; çürüme ve çöküş... 20 yıllık sürecin sonunda finansal sistemimizin çöktüğünü görüyoruz. Birincisi bu; 20 yıllık sürenin sonunda finansal sistemimiz çöktü. Türk lirası değer kaybetmeye devam ediyor; yabancı paralar değerlendirirken, Türk lirası değer kaybediyor. Var olan bir paramız vardı Merkez Bankası'nda, 128 milyar dolar arka kapıdan kimlere satıldı kimse bilmiyor ve bugün Merkez Bankası'nın kasasında kendisine ait 1 sent bile yok, kendisine ait 1 sent bile yok. Yabancılardan topladıkları paralarla orada duruyorlar. Bakiyesi eksi 43 milyar dolar, eksi 43 milyar dolar. O kadar büyük bir sıkıntının içine soktular ki Türkiye'yi, kapı kapı Afrika'daki, Ortadoğu'daki ülkeleri geziyorlar, "acaba bize birileri borç para verebilir mi?" diye. "Acaba borç para versin de, Merkez Bankası'nın kasasına koysak da, hiç değilse durumu idare etsek mi?" diye. Düne kadar kendi medyalarında ve kendi söylemlerinde en ağır hakaretleri yaptıkları kişilerin ayağına gittiler, el etek öptüler.

Şimdi Sayın Bahçeli'ye sormak istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı bu kadar ağır laflar edenin ayağına Erdoğan gittiği zaman, neden iki cümle kuramadın? Bu ülkenin şerefi yok mu? Bu ülkenin itibarı yok mu? Oturuyorsun, günün 24 saati CHP... Evet, Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin teminatıdır. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin geleceğidir. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi milletin partisidir, halkın partisidir; bunu hiç kimsenin unutmamasını isterim.

Finansal çöküş, ticari çöküşü getiriyor. Finansal çöküş, ticari çöküşü getiriyor ikincisi. Diyarbakır'da geldi bir müteahhit yanıma, "demir alacağım" dedi. Cep telefondan kendisine gelen mesaj: "Fiyatlar bir saat için geçerlidir, bir saat sonra bu fiyatlar geçerli olmayabilir." Diyarbakır'daki kişiye güvenmiyorlarsa, İstanbul'a sorsunlar, Osmaniye'ye sorsunlar, Adana'ya sorsunlar, Rize'ye sorsunlar. Ticari çöküş ile karşı karşıyayız. Öyle ki, herkes anlık yaşıyor. Herkes aman öyle vadeli alımlar, vadeli satışlar, bunların tamamı bitmiş vaziyette.

Değerli arkadaşlarım; doğalgaz, elektrik başta olmak üzere arka arkaya gelen zamlar, tedarik zincirinde büyük kopmalara yol açıyor. Bu da ticari çöküşün temel unsurlarından birisidir. Kimse kimseye güvenemez noktaya geldi; “Veririm, ya paramı tahsil edemezsem? Ya şimdi verdiğim 100 liraya, gidip almaya çalışırken fiyatı 150 lira olursa ne olacak? 50 lira benim cebinden çıkacak.”

Üçüncüsü, sosyal çöküş arkadaşlar. Milyonlarca kişi açlık sınırının altında yaşıyor, açlık sınırının. Yoksulluk demiyorum, açlık sınırının altında yaşıyor. Hiç biliyorlar mı acaba, Türkiye'de boşanma davaları ne kadar arttı diye; biliyorlar mı acaba? En güçlü yerimiz aileydi, ailenin temeline dinamit koydular bundan. Baba işsiz, anne işsiz, evladı üniversiteyi bitirmiş, o da işsiz. Aynı evde oturuyorlar, birbirlerinin yüzüne bakamıyorlar. İşsizlik neydi? Bütün kötülüklerin anasıydı... Beylerin umurunda mı? Hayır.

Daha vahim olanı uyuşturucu... Hangi ile gitsem sessiz sedasız birisi gelip, "uyuşturucu batağından bu memleketi kurtarın" diyor. Öyle bir hale getirdiler ki 20 yılda, her gelir grubuna göre uyuşturucu pazarlanıyor bugün Türkiye'de, her gelir grubuna göre. Fakirsen ona göre uyuşturucu var, paran varsa ona göre uyuşturucu var. Önce fakir ailelerin çocuklarını elde ediyorlar. Sosyal çöküş yaşıyoruz. Bu böyle devam ederse, çok daha büyük felaketlerle Türkiye karşı karşıya kalabilir.

Bir şey daha sorayım -bugün Bahçeli'ye biraz fazla mı takıldık? Ya Allah rızası için ya, bu kadar uyuşturucu satılıyor; Allah rızası için hiçbir soru sormuyor musun? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hapishanelerinde bir tane uyuşturucu baronu var mı? Yoktur ama garibanlar orada var. Uyuşturucu baronları neden hapse girmez? Çünkü siyasetçiyi satın alırlar parayla. Farkındalar mı acaba bunun?

Değerli arkadaşlarım; sosyal çöküş sadece bu olsa, hadi tamam düzeltelim; yolsuzluk ve rüşvet artık sıradanlaştı. Bir devlet memuru rüşvet almıyorsa, memur bile saymıyorlar onu. Hele en tepedekiler, kim yolsuzluk yapıyorsa kanatlarının altına alıyor. Kim yolsuzluk, rüşvet alıyorsa kanatlarının altına alıyor. Bu ülkede İçişleri Bakanı çıkıp devletin televizyonda, "ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçi var "dedi ya. Tık yok, tık. Şimdi AK Parti'ye oy vermekte ısrar eden kardeşlerime seslenmek istiyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy vermekte ısrar eden ülkücü kardeşlerime seslenmek istiyorum: Bir ülkenin İçişleri Bakanı çıkar, devletin televizyonunda konuşur, "ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçi var" der; 83 milyon-84 milyon bunu bilmez. Neden? O rüşvetçiyi kim koruyor, kim kanatlarının altına aldı? Hala oy vermeye devam edersen, hiç kusura bakma rüşvetçiler bir gün gelir, senin de kapını çalarlar. Biz o rüşveti, o yolsuzluğu kamu yönetiminden tamamen arındıracağız.

Daha başka bir şey: Ya Allah aşkına rüşvet alan adamdan büyükelçi olur mu? Rüşvet alan adamdan, insanlardan -birden fazla çünkü- büyükelçi olur mu? Yine Bahçeli'ye soralım, birisi zaten alışkın olduğu için ona sormuyoruz, yine Bahçeli'ye soralım: Kardeşim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bayrağı. O bayrak benim de bayrağım, senin de bayrağın. O bayrağı arabasında taşıyan kişi, rüşvet alan kişi. Rüşvetçiden büyükelçi olur mu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil edecek... Benim kanıma dokunuyor, benim ağırıma gidiyor. Allah nasip eder göreceksiniz, bu millet bizi iktidar yapacak. Ben o rüşvetçilerin burnundan fitil fitil getireceğim, hiç kimse endişe etmesin.

Üçüncü saydık, bu dördüncü: Bir kültürel çöküş yaşıyoruz arkadaşlar, kültürel çöküş. Bizim Hatay Büyükşehir Belediye Başkanımızın yaptığı açıklamalar var: "Böyle giderse Hatay'da Suriyeliler çok daha fazla olacak" diyor. Zaten Kilis'te çok daha fazla. Onların kültürü, oluşturdukları gettolar bizim kültürümüzü bozmaya başladı. Bizim kültürümüz, Ahi Evran Kültürü, Yunus Emre kültürü, Mevlana'nın kültürü... Arkadaş, sen bu kültürü korumak zorunda değil misin? Sen bu kültürün derinleşmesini sağlamak zorunda değil misin? Bütün demokratik değerlerimiz tahrip edildi, bütün demokratik değerlerimiz. Gazeteler kapandı çok sayıda, dergiler kapandı arkadaşlar, kültür dergileri kapandı, yaşayamaz noktaya geldi. Üniversiteler üniversite olmaktan çıktı. Okuma-yazma bilmeyenlerin üniversite mezunlarına göre daha değerli olduğunu söyleyen üniversite hocaları çıktı. Entelektüel zenginliğimiz tahrip edildi, kültürel değerlerimiz tahrip edildi.

Değerli arkadaşlarım; beşinci büyük sorun alanı, politik çöküş yaşıyoruz. Şu geldiğimiz hale bakın, 600 milletvekilinin görev yaptığı parlamentoya bakın Allah aşkına ya. Parlamento ne yapıyor? Ne işlevi var bu parlamentonun? El kaldırıp indirme, o kadar... Dönem gelecek, çıkıp diyecekler ki: "600 milletvekiline ne gerek var, Meclis'e ne gerek var? Bir kişi, ben yönetiyorum zaten. Birisi de bana her türlü desteği veriyor. Soygun desen, kim güçlüyse odur. Artık kanun çıkarmaya da gerek yok, orman kanunlarına göre biz memleketi yönetelim." O noktaya getirecekler. Bir politik çöküş yaşıyoruz...

Değerli arkadaşlarım; Türkiye kendi bölgesinde de, dünyada da yaşanan politik çöküşün sonucu olarak büyük bir itibar kaybına uğradı. Eskiden Türkiye deyince, devletler şöyle bir dururlardı "bakalım ne diyecek?" diye. Şimdi Türkiye deyince, sırtlarını dönüyorlar. Bakın değerli arkadaşlar; devleti yöneten kişi bir egemen gücün söylemiyle, "bak beni kızdırma, senin yasadışı bütün gelirlerini, mal varlığını açıklarım" dediği zaman sesini çıkarmıyorsa, politik çöküş katmerleşmiştir artık. O zaman artık kendisi bağımsız bir iradeye sahip değildir, egemen güç ne derse onun emrindedir artık. Nitekim öyle oldu: "Papazı bırak" dedi. Emredersin dedi, esas duruş papazı bıraktı. Bitti mi? Bitti. Politik çöküştür bu, Türkiye'nin itibar kaybıdır bu.

Değerli arkadaşlarım; devlet bir kişiye teslim edilmez. Çok sık örneğini veririm ama burada bir daha anlatayım: Çanakkale Savaşlarını hepimiz biliyoruz. Çanakkale'yi geçilmez kıldık. Her karış toprağında şehidimiz var. Halkın iradesiydi o, tıbbiyeliler oradaydı. Yediden yetmişe herkes gözlerini dikmişti oraya ve Çanakkale'ye bütün egemen güçler geldiler, bir tek gemilerini bile geçiremediler. Sonra bir kişi elde edildi, padişah... Bir kişinin iradesiyle o geçilemeyen Çanakkale geçildi ve geldiler Dolmabahçe'nin önünde gemilerini oraya demirlediler. Devlet bir kişiye teslim edilir mi? Edilmez, işte sonuç bu. Tarihe baksalar bunu görecekler, tarihimizden ders alsalar bunu görecekler. Dolayısıyla bunu hepimizin çok iyi düşünmesi lazım. Zaten tarihini bilmeyen kişinin devleti yönetmesi mümkün değildir. Tarihini bilecek, coğrafyasını bilecek, iklimini bilecek, insanını bilecek, kültürünü bilecek, inançlarını bilecek; bütün bunları bilecek ki devleti sağlıklı ve tutarlı bir şekilde yönetebilsin.

Yozlaşma ve çürüme tabii bürokrasiyi de esir aldı. O nedenle bürokratlara çağrı yaptım: Yolsuzluk dosyalarının altına imza atmayın. Atmayan yüzlerce, binlerce bürokrat var. O bürokratların tamamının alınlarından öpüyorum, göreceksiniz hepsinin; izin vermiyorlar yolsuzluklara.

Beş çöküş alanı saydık. Nasıl çıkacağız, nasıl düzelteceğiz? Bu soru bana çok soruluyor. Eminim gittiğiniz yerlerde sizlere de soruluyordur. "İyi de kardeşim biz zaten bunları biliyoruz, nasıl düzelteceğiz?" Üç temel kuralımız var arkadaşlar: Yeni kadrolar, yeni kurallar ve yeni kurumlar. Yeni kadrolar, yeni kurallar ve yeni kurumlar. Ne demek şimdi, yeni kadrolar ne demek? Devlette liyakat olmazsa adalet olmaz, çürüme olur. Demek ki yeni kadrolardan kastettiğimiz, devletin bütün kurumlarına, tepe noktalarına başlayarak aşağıya kadar liyakat sahibi kişileri atamaktır. Soruyorlar ya, "sizin kadrolarımız var mı?" diye. Ya bu ülkenin devlet kadrolarının içinde namuslu, haram yemeyen, rüşvet almayan, yolsuzluk yapmayan, beytülmale el uzatmayan, devletin hazinesine sahip çıkan on binlerce namuslu bürokrat var, onların tamamı bizim kadrolarımızdır!

Biz gelince onları atayacağız. Niçin? Yolsuzluk kim yaparsa, burnundan getireceğiz Merkez Bankası'na niye arkeolog tayin ediyorlar? . Bizim iktidarımızda olmayacak mesela. Arkeoloğun Merkez Bankası'nda ne işi var? Güreşçi, saygı duyarım... Güreşçinin banka yönetiminde ne işi var Allah aşkına? Rüşvet alanının büyükelçilikte ne işi var? Bunları temizleyeceğiz, işi ehline teslim edeceğiz. İşi ehline teslim ettiğiniz zaman her şey tıkır tıkır işler. Her şey, bütün kurallar, herkes yasalara uygun hareket eder. Herkes bilir ki, “ben yolsuzluk yaparsam, ben çıkar ilişkileri içine girersem, beni buradan alacaklar.” Herkes bunu gayet iyi bilecek. "Benim terfi etme şansım yok, Anayasa Mahkemesi üyesi olma şansım da yok" diyecek. Herkes haddini, hesabını bilecek. Bunu yapacağız değerli arkadaşlarım.

Devlette liyakat sistemini ancak ahlaklı politikacılar oluştururlar. Bir daha söyleyeyim; devlette liyakat sistemini ancak ahlaklı, erdemli, bilgili, birikimli politikacılar oluştururlar. Çünkü tepedeki adam rüşvet almazsa, aşağıda bilir ki ben alırsam burnundan fitil fitil getirecekler. Yukarıdaki alıyorsa, aşağıdaki de kendisine hak görüyor. "O aldı, ben de alacağım" diyor. Bu kirli ilişki ağını, zincirini yok edeceğiz değerli arkadaşlarım. Bu yeni kadrolar, yeni kurallar... Şimdi devleti yönetirken belli kuralları koymak zorundasınız, bazı temel kuralları koymak zorundasın. Temel kuralları koymazsanız, kadrolarınız iyi bile olsa sonuç alamazsınız. Nedir? Devlet yönetiminde şeffaflık olacak, gizli kapaklı iş olmayacak. İstatistikleri yayınlamıyorlar. Niye yayınlamıyorlar? Biz görürüz diye, vatandaş görür diye, bizi eleştirirler diye. Devlet dediğiniz kurum şeffaftır. Ne yapıyorsa milletiyle paylaşır, rakamlarını verir. Bütün demokratik ülkelerde hangi kurallar varsa, bizim ülkemizde de aynı kuralların olması lazım.

Bir başka önemli nokta, siyasette hesap verebilirlik. Siyasetçi dediğin hesap verecek ya. Ben milletten oy alırken bir sürü vaatte bulunmuyor muyum? Vaatte bulunuyorum. Vaatte bulunduysam ve millet beni iktidar yaptıysa, ben de bunun hesabını millete vermek zorundayım. Onun için Kesin Hesap Komisyonu kuracağız burada. Burada Kesin Hesap Komisyonu kuracağız ve bütün bu sorunları çözeceğiz. Para nereye gitti, ne yapıldı? Biz kendimize o kadar güveniyoruz ki, Kesin Hesap Komisyonunun başkanı ana muhalefetten olacak ve biz gelip hesap verme onurunu yaşayacağız. Korkmayacağız, istedikleri soruyu sorsunlar korkmayacağız.

Sayıştay, uluslararası standartlara göre denetim yapacak. Meclis adına yapıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapıyor. Sayıştay’a diyeceğiz ki: "Kardeşim denetçiler; bütün evrensel kurallara göre devletin gelirini, giderini denetleyeceksiniz, millet adına denetleyeceksiniz ve raporlarınızı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne göndereceksiniz" diyeceğiz.

Ve kurallarımızdan birisi, savurganlığa son, bir genelgeyle... Kim savurganlık yapıyorsa, kim israf yapıyorsa. Madem israf haramdır, bu haramı bitireceğiz artık. Öyle 13 uçak, bilmem şunlar, saraylar, ofisler, kiralık binalar, bunlar yok artık. Vatandaşın huzuru için çalışacağız, kendimiz için değil, vatandaş için çalışacağız.

Bunu yapacağız ama Meclis için de bir şey yapacağız: Siyasi Ahlak Kanunu çıkaracağız. Meclis'te iş takipçisinin, ihale takipçisinin, rüşvet alan milletvekilinin ne işi var Allah aşkına ya? Bu rezalete izin mi vereceğiz biz? İzin vermeyeceğiz... Siyasi Ahlak Kanunu çıkaracağız, bu çatının altına gelecek olan milletvekilleri hangi partiden olursa olsun ahlaklı olacak, erdemli olacak, bilgili olacak, birikimli olacak, iradesini satmayacak, iradesini satmayacak.

Bu da güzel... Üçüncü ne dedik? Yeni kurumlar, yeni kurumlar yapmamız lazım. Yeni kurumlardan ne var? Stratejik Planlama Teşkilatı, ilk yapacağımız iş. Bir devlet kendisini planlayamaz mı? Planlaması olmayan bir devlet sadece biziz. Afrika'ya gidin üçüncü dünya ülkelerine, onlar plan yaparlar, gelirini-giderini hesaplarlar, yatırımlarını planlarlar. Bizde bunların hiçbirisi yok. Beyler oturmuşlar oraya, geliyor 5 tane müteahhit, diyorlar ki: "Efendim, şuraya bir köprü yapalım." Yatırım programını belirleyen bizim beşli çete, başkaları değil. Plan program yok zaten. "Şunu yapalım" diyorlar, bakıyorlar büyük vurgun var, büyük paralar var, büyük garantiler var, dolar bazında garantiler. Öyle garantiler ki, Avrupa'daki enflasyonu da getirip 84 milyonun sırtına bindiriyor. Bunlara izin verecek miyiz? Hayır. Stratejik Planlama Teşkilatı olacak, her kuruşun hesabı orada olacak. En verimli alanlara yatırım yapılacak, bunu yapacağız.

Başka? Ulusal Vergi Konseyi kuracağız. 84 milyon vergi ödüyor. Ya vergiler adil mi? Toplanan vergilerin ne kadarını kim ödedi, hangi gruplar ödedi? İşçi mi, memur mu, emekli mi, sanayici mi, esnaf mı? Kim ne kadar ödedi vergi? Haklı mı bu vergiler, haksız mı? Toplanan vergiler nerelere harcandı? Ulusal Vergi Konseyi her yıl bütün vergilerle ilgili bir rapor yazacak. O rapor eminim yayınlandığı zaman bir ay bu ülkede tartışılır, bir ay. Hangi gruplar ne kadar vergi verdi? Vergi vermeyenler kimlerdir? Düşük vergi verenler kimlerdir? Adaletli midir, değil midir? Toplanan vergiler nerelere, nasıl harcandı? Bütün bunların hesabı Ulusal Vergi Konseyi'nin raporuyla çıkacak ve rapor Resmi Gazete'de yayınlanacak. 84 milyonu; işçisi, memuru, emeklisi, çiftçisi, balıkçısı, herkes bunu bilecek.

Efendim başka? Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu kuracağız. Ne dedik? Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Öyle "efendim size yardım paketi, şu, bu" değil. Ne istiyorsun kardeşim, geçinemiyor musun? Gelirin mi yok? Devlet gelecek, tespitini yapacak senin banka hesabına düzenli her ay en az asgari ücret tutarında paranı ödeyecek. Gidersin sen de işçi gibi, memur gibi, emekli gibi paranı çekersin, çoluk çocuğun rızkını sağlarsınız. Kimse senin fakir olduğunu, kimse senin yoksul olduğunu bilmez, sosyal devlet bilir. Yani sağ elin verdiğini sol el görmeyecek; felsefemiz bu, bunu yapacağız.

Tabii yeni kurumlar yanında var olan kurumları da düzelteceğiz. Var olan Merkez Bankası... Merkez Bankası'nın başkanı düzgün adam olacak, ahlaklı adam olacak. Merkez Bankası'nın başkanı Türkiye'yi düşünecek, fiyat istikrarından sorumlu olacak. Şimdi fiyat istikrarından sorumlu bir kişi var, sarayda oturuyor zaten. Onu da zaten fiyatlarla bir ilgisi yok, çünkü yediği her şey bedava; elektrik, su, yemek, pasta, her şey bedava. Dolayısıyla fiyatlar uçtu mu, duruyor mu? Arada bir gazetelerde o yazınca da "meraklanmayın, önümüzdeki ay fiyatlar düşecek." Öyle diyorsa, önümüzdeki ay yükselecek demektir. Nitekim yükseliyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı, bunu da bağımsız yapacağız. Şimdi bakın herhangi bir sanayici konuşsun veya bir esnaf konuşsun, şikayet etsin, sabah erken vergi müfettişi kapısına geliyor, "niye konuştun?" diye. Böyle rezalet olur mu? Bağımsız olacak, vergi denetimi politik olarak kullanılmayacak. Kim vergi kaçırıyorsa, hangi partiden olursa olsun denetim elemanı gidecek, yanındaki vergi veriyorsa o da verecek. Adaletle verecek vergiyi, Gelir İdaresi'ni bağımsız yapacağız.

Kamu İhale Kurumu ve uygulamalarını tamamen değiştireceğiz. Öyle beşli çete, onlu çete; bunları tamamen bitireceğiz. İhaleyi açacağız, şeffaf olacak. Kim kazanıyorsa takibini yapacağız ve gereğini yapacağız.

Ekonomik Sosyal Konsey, yeniden kuracağız ve gerçekten de Ekonomik Sosyal Konsey ile düzenli toplanarak ülkenin durumunu hep konuşacağız. Ne dedik? Yeni kadrolar. Ne dedik? Yeni kurullar. Ne dedik? Yeni kurumlar... Bunlarla götüreceğiz.

Şimdi bunların tamamını yapsanız bu yeterli mi? Hayır. Bir şeye daha ihtiyacımız var: Bu kadrolar, bu kurullar, bu kurumlar hangi stratejiyle çalışacaklar? Hedefi ne bunların? Orada da dört ayaklı bir stratejimiz var. Önce demokrasiyi inşa edeceğiz. Sonra üreten Türkiye diyeceğiz, herkes üretecek. Çiftçiye nasıl elektriği ücretsiz veriyorsak, sanayiciyi teşvik edeceğiz. Katma değeri yüksek ürünler üreten sanayicilere özel teşvikler getireceğiz. Sonra güçlü bir sosyal devlet oluşturacağız. Bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, hiçbir anne evladını yatağa aç yatırmayacak. Bunu yapacağız ve sürdürülebilirlik; bunları yapacağız.

Değerli arkadaşlar; Seçim Kanunu'ndaki değişiklikle ilgili Ak Parti ve MHP'den birer milletvekili, dün açıklama yaptılar, “işte Seçim Kanunu'nda değişiklik yapıyoruz" diye. Bir; gideceklerini çok iyi biliyorlar. İki; amaçları Seçim Kanunu'nda değişiklik yapıp, milletin iradesini Meclis'e yansıtmak değil. Amaçları "biz acaba koltuğumuzu nasıl koruruz?" Bunun için bir düzenleme yapıyorlar. Kardeşim, sen milletin sesini bilmiyor musun? Millet artık kararını vermiş, seni yolcu edecek. Seçim Kanunu’nu ister sabah değiştir, ister öğle değiştir, ister akşam değiştir; biz seni yolcu edeceğiz kardeşim, yolcu edeceğiz.

Milli iradenin Meclis'e yansımasını istiyoruz, seçim barajı yüzde 3 olsun diyoruz. Niye korkuyorsun? Niye korkuyorsun? "Efendim, MHP barajı aşamaz, onun için 7'ye indirelim." Bir parti için... "Efendim koltuklardan gideriz, acaba olduğumuzu nasıl koruruz?" diye. Koltuk için siyaset yapılmaz, siyaset vatandaş için yapılır, ülke için yapılır; ülkenin geleceği için, refahı için, huzuru için yapılır. "Yolsuzluk yaptım, köşeyi döndüm, paralar tamam, her şey mükemmel, servetler yurtdışında. Biraz daha soyalım. Nasıl yapacağız, soyacağız? Seçim geliyor. O zaman öyle bir kanun çıkaralım ki, koltuğumuzu koruyalım." Hiçbir güç seni o koltuğa mahkum etmez. Hiç meraklanma, seni oradan paşa paşa göndereceğiz, hiç endişe etme sen!

Yurtdışı seçim çevresi; verin, önergeyi verin. "Yurtdışında çalışan işçilerimiz var, niye onlar milletvekili çıkarmıyorlar?" Onlar da olsun. En kıdemli hakim bugüne kadar sandık başkanıydı. "En kıdemli hakim olmasın da, bizim hakim olsun." İster sizin hakim olsun, ister Anayasa Mahkemesi'ne atadığın şaibeli üye olsun, ister senin yandaşın olsun; seni bu milletin elinden kimse kurtaramaz kardeşim. Sen sandığı getireceksin, demokratik yollarla seni paşa paşa göndereceğiz. Bunu bilmenizi isterim.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum.


Bu Kategorideki Diğer Haberler

Kılıçdaroğlu ne söyledi?
Haber Tarihi: 17.12.2020