Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel: “AKP Her Yargı Paketiyle Yargıdaki Sorunları Büyütüyor”

Okunma Sayısı: 1154    |    Haber Tarihi: 22.05.2024

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ YİNE BİRİNCİ PARTİ”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın son yargı paketine değinerek, “AKP iktidarı her yeni yargı paketiyle yargıdaki sorunlar yumağını biraz daha büyütüyor. Geçmiş pratiğimiz gösteriyor ki çok umutlarla getirilen yargı paketleri, yeni yasaklara, yeni hak aramanın önündeki engellere dönüştü. Yeni şeytanlar yarattı. Yeni yeni kurallarla gazetecileri, akademisyenleri siyasetçileri şeytanlaştırdı, hedefe ve hapse koydu. Şimdi de dokuzuncu yargı paketi geliyor. Yakından takip ediyoruz. Taslakta çok mahsurlu noktalar var” dedi. Anket sonuçlarına da atıfta bulunan Özel, “Hiçbir anket Nisan ayı boyunca AK Parti ile aramızdaki farkın kapandığını göstermedi, hepsinde açıldı. Mayıs ayında bütün anketler yine gelecek. İlk anketi gördük, müjdeler olsun ki Cumhuriyet Halk Partisi yine birinci parti” ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısında gündemdeki çok sayıda konu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Kamuoyunu selamladıktan sonra konuşmasına başlayan ve yerel seçimler hatırlatan Genel Başkan Özgür Özel, “31 Mart’ta çok zorlu bir seçimi geride bıraktık. Çok doğru adaylar, çok uzun yıllar sonra büyük bir teveccüh ile karşılandılar. 47 yıl sonra partimiz birinci parti olurken Türkiye coğrafyasının dört bir yanında çok önemli görevler üstlendik” dedi.

“KİMSENİN HAYAL BİLE ETMEDİĞİ BİR SONUÇ”

CHP Milletvekilleri arasından da belediye başkanı adayları belirlediklerini anımsatan Özel, “Bu gruptan beş arkadaşımıza görev vermiştik. Dört tanesi belediye seçimlerinde çok büyük başarılar elde ettiler. Bunlardan bir tanesi de Adıyaman’da depremde o gün oradaydım, kendi ailesini, kendi yeğenlerini, kendi ablasını, kendi eniştesini köyünde elleriyle yerine yerleştirip, taziye bile almadan diğer enkazların başına koşan, depremin birinci yıl dönümünde Türkçe, Kürtçe ağıtların arasında herkesin dudağından adı dökülen, aday gösterildiğinde buradaki batıdaki kimsenin belki de hayal bile etmediği bir sonucu Adıyamanlı her siyasi görüşten insanın vicdanı ile oy kullanarak belediye başkanı yaptığı Abdurrahman Tutdere burada” dedi. Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“HOŞ GELDİN KARDEŞİM”

“Abdurrahman Tutdere deprem bölgesinde adaylaştırdığımız iki milletvekilinden birisiydi. Veli Ağbaba ile birlikte o acıyı içlerinde hissettiler. Günler, haftalar değil aylar, neredeyse bir yıl kendi illerinde depremzedelerle birlikte, onlarla ağladılar. Onlarla yas tuttular. Onlarla birlikte aç kaldılar. Onlarla birlikte soğukta kaldılar ama kendi illerinin sesini duyurdular. Bir tanesi çok önemli bir destek aldı ama hala grubumuzda. Abdurrahman’ın yokluğunu hissediyoruz ama Adıyaman için çok umutluyuz. Hoş geldin kardeşim. Bugün, 21 Mayıs Büyük Çerkez Soykırımı ve Sürgünü’nün 160’ıncı yıl dönümü. Çarlık Rusyasında 1,5 milyondan fazla Çerkez soykırım ve sürgün mağduru oldu. Anadolu coğrafyası bu mezalimden etkilenen çok sayıda Çerkez’e ev sahipliği yaptı. Torunları bu ülkenin temel direkleridir. Çerkezlerin bu büyük acısını bugün de bir kez daha paylaşıyor, onlara bu zulmü yaşatanları hep birlikte lanetliyoruz.”

“CUMHURİYET TARİHİNİN EN UZUN SOLUKLU HAK ARAMA MÜCADELESİ”

“Değerli arkadaşlar bu hafta sonu Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu hak arama mücadelesi haline dönüşen Cumartesi Annelerinin 1000’inci eylem haftası. Dünya siyasi tarihinin de en uzun süren periyodik eylemlerinden bir tanesi. 27 Mayıs 1995’ten beri her cumartesi günü aileler İstanbul’da, Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanıyorlar ve gözaltında kaybettirilen, faili meçhul cinayetlere kurban giden, hayattalar mı, değiller mi, bilemedikleri evlatları için eşleri için babaları için anneleri için orada toplanıyorlar. 13 Mart 1999’da orantısız bir müdahale sonrası eylemlere ara verilmişti. 31 Ocak 2009’da tekrar başladı. 5 Şubat 2011 günü dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan, Dolmabahçe Ofisinde anneleri kabul etti. Hepimizin gözü önünde Cumartesi Annelerine bir devlet sözü verdi. Berfo Anne hayattaydı. Cemil Kırbayır 31 yıldır yoktu. Berfo Ana 31 yıldır evladını bekliyordu. Gözü yaşlıydı. Berfo Anaya bir devlet sözü verdi. Evladını bulmak, hiç değilse evladının kemiklerini Berfo Anaya teslim etmenin sözünü verdi. Berfo Ana bu görüşmeden iki yıl sonra, 106 yaşında evladının mezarına, kemiğine kavuşamadan deyim yerindeyse gözleri açık gitti.”

“CUMARTESİ ANNELERİNİN BİNİNCİ HAFTASI”

“O günden sonra Cumartesi Annelerinin eylemleri devam etti ama 25 Ağustos 2018’de Süleyman Soylu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kriminal bakanı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık bakanlarından bir tanesi Cumartesi Annelerinin 700’üncü eylemine, verdiği kanunsuz emirle saldırdı. Uygulattığı orantısız güçle o eylemi dağıttı. Oradaki anaları, evlatları, destekçileri perişan etti. O tarihten bu tarihe marifetmiş gibi Galatasaray Meydanı annelere kapalı. Her hafta anneleri tutukladılar, akşam saldılar. Anneler pasif direnişi sürdürdü. Her hafta gittiler. Süleyman Soylu yılmadı, anneler yılmadı. Süleyman Soylu utanmadı, anneler bir adım geri durmadı. Bugüne kadar gelindi. Son haftalarda hakkını teslim etmek lazım. Sayın Ali Yerlikaya, doğru değil, yeterli değil ama belli sayıda annenin oraya ulaşmasına izin veriyor. Ama etraflarına utanç bariyerleri çekiliyor. Bu hafta 1000’inci hafta. Anneler beni de ziyaret ettiler. Sayın Kurtulmuş’tan randevu talepleri vardı, biz de aracılık ettik. Sayın Ali Yerlikaya’ndan talepleri vardı. Sayın Bakan randevuyu vereceğini söyledi. Bu hafta hepimiz Cumartesi Annelerinin 1000’inci haftasında Türkiye’yi utandıracak değil biraz olsun hep birlikte normalleşmenin, hep birlikte hak aramanın aslında anayasal bir hakkın, bu kadar da kutsal bir hakkın kullanımına şahitlik etmek istiyoruz. CHP milletvekilleri, örgütü, yöneticileri her hafta olduğu gibi orada olacak. Orada yoğun bir katılımla destek vereceğiz. Kimsenin burnunun kanamamasını, bu büyük yasın ve çağrının tarih önünde bir kez daha hakkını bulmasını ümit ediyoruz. ‘Yoksa’nın izahı yok. 12 Eylül darbe döneminde yaşanan kayıpların anaları var orada. 80’lerin, 90’ların karanlık dönemlerinde yaşanan kayıpların anneleri var orada. Daha sonraki dönemlerde faili meçhul mağdurlarının anneleri var. Sizin döneminizde de olsa, geçmiş dönemde de olsa, bu hak aramaya, kapıları, meydanları, caddeleri kapıyorsanız, o bütün hukuksuzluklara sahip çıkıyorsunuz demektir. O yüzden buradan çağrımız Cumartesi Annelerinin etrafındaki utanç bariyerlerini kaldırın. Hak arama mücadelesinin önünde durmayın. O acıyı yaşatanlara değil yaşayanlara duygudaş olun. Onlar gibi hissedin. Bu ülkedeki bu ayıbı ortadan kaldırın. Biz orada olacağız ve arkalarında duracağız.”

“ÇOK AĞIR CEZALAR VERDİLER”

“Geçtiğimiz hafta ülkemizin siyasetini ve yargısını uzun süredir işgal eden bir siyasi davanın karar duruşması vardı. 10 kişiye yakın bir milletvekili heyetimiz Kobani davasının karar duruşmasını takip ettiler. Halkların Demokratik Partisinin Eş Genel Başkanları Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı davada hukuki değil siyasi kararların verildiğine hep birlikte şahitlik ettik. Davanın iddianamesi uzun yıllar siyasilerin kürsüden savcılara dikte ettirilmesi sonucunda yazılmıştı. Olaylar yaşandıktan beş yıl sonra dava açıldı. 6-8 Ekim olayları, o olaylarda hayatını kaybeden rahmetli 16 yaşındaki evladımız Yasin Börü’nün öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlardı. Yargılama yapıldı ve bitti. Ne Demirtaş, ne bir başkası, ne bir siyasetçi Yasin Börü’nün ölümü ile bağlantılı bulundu. Hiçbirisi insanların hayatını kaybetmesine söz konusu olan o süreçle ilgili ceza almadılar. Attıkları tweetlerden başka başka zamanlarda kullandıkları ifadelerden dolayı ceza aldılar. Aslında kararı veren hakim, cezaları verdiği yerle yükü sırtından attı. Dedi ki ne Erdoğan’ın, ne AKP sözcülerinin, ne MHP’lilerin bu konuda söylediği iddiaların hiçbirisinden ceza vermiyorum. Birçok kişi salıverildi. Birçok kişinin verilen ceza yattığına yetti ve çıktı ama Sayın Demirtaş, Yüksekdağ ve bazılarına da çok ağır cezalar verdiler. Bu cezalar aslında Erdoğan’ın siyasi adreslemesi ile uyumlu. Erdoğan’ın yatsın dediklerini yatıran, Erdoğan’ın kendi vicdanında mahkum ettiklerine ceza veren ama cezaları konuşmalardan veren, yani istinaf, Yargıtay ve olmadı Anayasa Mahkemesinin bal gibi bozacağı bir kararı mahkeme heyeti verdi. Sorumluluğu siyasilerin sırtına bıraktı.”

“HUKUKİ DEĞİL SİYASİ”

“Biz bu davanın hukuki olmadığını hep söyledik. Siyasi olduğunu ifade ettik. Etmeye de devam edeceğiz. Ben Sayın Başak Demirtaş’ı aradım. Sayın Sedat Şenoğlu’nu, Sayın Yüksekdağ’ın eşini aradım. Bu kararları nasıl yorumladığımızı, kendileri ile ilgili dayanışma duygularımızı ifade ettim. Bundan sonraki hukuki süreçte de yargılananın kim olduğuna, hangi parti olduğuna, Erdoğan’ın kimi neyle suçladığına değil, hukuka, siyasileşmiş bir davanın ülkenin siyasi hayatına ne kadar zarar vereceğine olan inancımızla, vicdanımızla karar veriyoruz. Bu davadaki kararların hiçbirisini hukuki kararlar olarak değerlendirmiyoruz. Bugün Sayın Bahçeli, Kobani mahkeme kararlarına siyasi kararlar dememizin normalleşmeye aykırı olduğunu söylemiş. Bana da dört tane anormal soru sormuş. Yani ben ona saat sormayınca, o bana soru sormuş. Dört tane soruyu okumaya utanırım. Sorular CHP’nin ülkenin kurucu partisinin, CHP gibi Türkiye ittifakı diyen bir partini, bunu ay yıldızlı al bayrağın renklerini meydanlarda haykıran bir partinin, milli takım ayağa kalkınca ayağa kalkanlar bizim ittifakımızdır diyen bir partinin, filenin sultanları ile birlikte ağlayanların partisinin Genel Başkanına sorulacak soru değil bunlar. Ben bu soruların kime sorulacağını biliyorum da bu seviyeye inmek istemiyorum. Ama soruların içinde efendim Kürdistan kurulsun mu, ne diyorsun filan. Böyle şeyler var. Vallahi Sayın Bahçeli dönmüş, bunları prompterdan okumuş.”

“MHP’DEKİ ARSIZ METİN YAZARLARI”

“Ben o promptera bunları kimin yazdığını biliyorum. O meşhur ikili var ya. MHP örgütünün illallah dediği ikili. Gerçek MHP’lilerin tüylerini diken diken yapan ikili. MHP’de metinleri yazan, gece bir elinde telefon, bir elinde bardak tweetler atan birisiyle, o Meclis’in uzman çavuşuyum deyip de uzman çavuşa bile verdiği sözleri tutmayan birisi var ya. O ikisi. Dört soru yazmışlar promptera, Sayın Bahçeli’ye, ‘Oku bakalım, Özgür Özel cevap versin.’ Ben o dört soruyu okumam da Sayın Bahçeli size bu soruları yazan o arsız metin yazarları var ya. Şu dört soruya cevap versinler bakalım. Bu iki kişinin isimleri Sinan Ateş cinayeti iddianamesinden nasıl ve kimler tarafından ayıklanmıştır? Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış bir ismin sokak ortasında ölümünden sonra, kimse tweet atmayacak, cenazeye gitmeyecek, taziye bildirmeyecek diyen hangi ikisidir? Bu talimatı bütün partiye hangi ikisi yaymıştır? Tetikçiyi kaçıran aracın fotoğrafları açığa çıkıp, Ülkü Ocakları Genel Başkanına bu aracın ceza yemeyecek, trafikte durdurulmayacak bir statüye kavuşturulmasına hangi ikisi ya da ikisinden hangisi katkı sağlamıştır? İran Cumhurbaşkanının ölümünün üzerindeki sis perdesi aralanmalıdır diye bugün promptera yazanlar Sinan Ateş davasının üzerine sis çöktürürken, bu ikisinin bu sisteki payı nedir? Yoksa bu sisin kendisi bizatihi bu ikisi midir? Bu dört soruyu cevaplayın, benim dört soruya bakarız. Bir partinin evladı. Ülkü Ocaklarının Başkanı, sokak ortasında öldürülecek, bir kişi partiyi temsilen tweet atmayacak. Günlerce, haftalarca partiden istifalar olacak. Size inanıp peşinizden yürüyenler, bıyıklarını kazıtacaklar. Sonra bu ikisi ile nasıl bir irtibat, iltisak, nasıl bir bunlara mecburiyet varsa, koskoca parti bu iki meczuba esir edilecek. Yazıklar olsun ikisine de. Sayın Bahçeli bir siyasi davaya siyasi diyor diye normalleşmeye bir şey olmaz. Ama Türkiye normalleşecekse, sokak ortası cinayetlerine kimse sahip çıkmayacak. Türkiye normalleşecekse hiçbir siyasinin böylesi durumda sorgulanma, yargılanmasının önünde kimse kalkan olmayacak. Türkiye normalleşecekse, MHP normal bir siyasi çizgide kalacaksa, bu ayıptan MHP de kurtulacak, Türkiye de kurtulacak.”

“YARGI PAKETLERİ YENİ YASAKLARA DÖNÜŞÜYOR”

“AKP iktidarı her yeni yargı paketiyle yargıdaki sorunlar yumağını biraz daha büyütüyor. Geçmiş pratiğimiz gösteriyor ki çok umutlarla getirilen yargı paketleri, yeni yasaklara, yeni hak aramanın önündeki engellere dönüştü. Yeni şeytanlar yarattı. Yeni yeni kurallarla gazetecileri, akademisyenleri siyasetçileri şeytanlaştırdı, hedefe ve hapse koydu. Şimdi de dokuzuncu yargı paketi geliyor. Yakından takip ediyoruz. Taslakta çok mahsurlu noktalar var. Örneğin İstanbul Sözleşmesinden çıkarken, yani hepimizin gurur duyduğu kadına karşı şiddetin önündeki, ayrımcılığın en büyük engel olan. AKP iktidarı döneminde şüphesiz yaptıkları en iyi iş. Bunu parlamentonun hep birlikte oy vererek yürürlüğe aldığı İstanbul Sözleşmesinden bir takım tuhaf yapıların, kadın düşmanlarının, medeni kanundan bile rahatsız olanların, kadın ve erkek eşit değildir diyenlerin, mirastan bile pay verilmemelidir diyen örümcek kafalıların gönlünü yapacağım diye kadına karşı şiddet uygulayanların şikayetlerini dinleyip bir gecede İstanbul Sözleşmesinden çıktılar. Sonra yaptıklarını savunmaya başladılar. Efendim, İstanbul Sözleşmesinin önemi yok. 6284 var. Son derece caydırıcı bir kanun. Şimdi o kanunun en önemli maddelerinden bir tanesi, eşine, kadına şiddet uygulayanların uzaklaştırılması, kurala uymuyorsa zorlama hapsine çarptırılmasına itiraz yolu açıyorlar. Alınan kararın başka mahkemeden bozdurulmasını sağlamaya çalışıyorlar. 6284’ün içini boşaltacaklar diyordu kadın örgütleri, uyarıyordu, 300’ün üzerindeki kadın örgütünün çatı örgütü EŞİK. Şimdi başladılar tazyik hapsini kaldırtmaya yönelik itiraz mekanizmasını geliştirmeye. Bunu daha önce Danıştay iptal etmişti. Şimdi kanunla getirmeye çalışıyorlar.”

“CUMHUR İTTİFAKI GURURLA SUNAR: ETKİ AJANLIĞI”

“İkinci husus. Anayasa Mahkemesinin kararı var. Kadın isterse kızlık soy adını, evlenmeden önceki soy adını tek başına kullanabilir. Bu konuda düzenleme yapın. Onu düzenleyeceğiz diye getirip onu yasaklayan kanun maddesi getirmişler. Yani Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin 153’üncü maddenin yine arkasından dolanıyorlar. Bunu Anayasa Mahkemesinin yap dediğini yapmayan kanuni düzenleme ile yapıyorlar. Biz CHP olarak kadının ister evlilik sonrası eşinin soy adını, ister kendi önceki soy adını, ister ikisini birden kullanmasını savunuyoruz. Sonuna kadar da bu mücadelenin arkasında olacağız. Bir diğer konuysa etki ajanlığı. AKP, Cumhur ittifakı gururla sunar. Nasıl oluyor? Eksiden ne oluyordu? Dünyanın uzak coğrafyalarında güzel filmler çekiliyordu. Sonra Türkiye’deki bazı film şirketleri onu alıp getirip bizim sinemalarda oynatıyordu, diyordu ki filanca film gururla sunar. İlk kez Türkiye’de. Şimdi Cumhur İttifakı gururla sunar: Etki ajanlığı. Öyle bir anlatıyorlar ki kendileri bulmuşlar. Ülkenin milli yapısını zedeleyecek, birlik ve bütünlüğümüze zarar verecek, anayasal düzeni ortadan kaldıracak etki ajanları varmış. Aramızdalarmış. Onları yakalayıp, mimleyip, cezalarını vermemiz lazımmış. Kim bulmuş bunu? Rusya, Vlademir Putin. 20 Temmuz 2012. Etki ajanlığı ile ilgili düzenleme. Önce bunların tespit edilmesi. Sonra kaydedilmesi. Sonra bunların gerçek kişiler olması durumunda listelerinin bütün birimlere yollanması. 60 maddelik bir kanun çıkarmış, doymamış bir daha yapmış, değiştirmiş. Devlet ve yerel kurumlarda memur olamazlar. Eğitim kurumlarında çalışamazlar. Toplantı ve gösteri yürüyüş hakkında yararlanamazlar. Devletten maaş, mali destek, sosyal hak alamazlar. Gerçek kişilerse 50 bin Ruble ceza öderler. Tüzel kişilerse 500 bin Ruble ceza öderler. İkinci kez etki ajanlığı yapıyorlarsa iki yıl hapis yatarlar. Seçimlere katılamazlar. Aday olamazlar. Oy kullanamazlar. Vlademir Putin başlamış ve buraya kadar getirmiş.”

“SİZİN KARNENİZ DE EKİBİNİZ DE BUDUR”

“20 Temmuz 2012. Gürcistan, Kobahidze. Mart 2023. Etki ajanlığı. Yabancı ajan. Yabancı büyük elçileri bile bu sınıfa sokmuş. Putin’inkine benzer bir sürü sınırlama yapmış. Hepsini en çok da 63’üncü maddede toplamış. Toplam 63 maddede bu düzenlemeyi yapmış. Başka kim? Kırgızistan, Sadır Caparov. Kasım 2022. Etki ajanlığı düzenlemesi. 90 milletvekilinin 64’ünün imzasıyla bu yasa onaylanmış. 14 Mart’ta. Sırbistan. Aleksandar Vucic. 3 Nisan 2024. STK’ları baskı altına alan, bağımsız medyayı kısıtlayan, halkı sindiren bir yasa tasarısını 3 Nisan 2024’te getirmiş. Hangi ligde oynuyoruz, görüyor musunuz? Filmi kimler çekiyor? Cumhur ittifakı gururla sunuyor Türkiye’ye. Sanki Türkiye’ye özel bir şey. Kimse unutmasın. Otoriter liderler, popülist liderler birbirlerinden öğrenirler. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Busunuz. Cumhur ittifakı bu yasayı geri çekmezseniz, işte sizin karneniz de ekibiniz de budur. Bu ekibiniz dünya tarihine büyük gerileme filmini çekenler olarak geçiyor. Siz de bunların Türkiye şubesisiniz. Bunlarla birlikte dünya siyasi tarihinin kara bir sayfasında yerinizi alırsınız. Şimdiden uyarıyorum. Ya çekersiniz ya da bu rezil filmi Putin ile birlikte çekersiniz.”

“ANALARIN, BABALARIN YÜREĞİ YANIYOR”

“Tabi bir yandan böyle endişeler varken, bir yandan da anaların, babaların yüreği yanıyor. Her gün başka kötü haberle kahroluyoruz. Balıkesir Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümünde, 20 yaşında. Ata Emre Akman. Motokuryelik yapıyor, hem okuyor, hem çalışıyor. Önüne bir araç geçiyor. 23 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybediyor. Babası Albay Erol Akman’ı aradım. Büyük bir metanetle şöyle söyledi. Benim evladım gitti. Yüreğim yanıyor ama lütfen bu konuda bütün siyasetçiler bir şey yapın. Ben yandım, başka babalar yanmasın. Şimdi artık yüreği yanan bu babanın haykırışı ile Kurye Hakları Derneğinin sesine bir kulak vermek lazım. 2022’de 58 kişi. 2023’te 3’ü çocuk 68 motokurye hayatını kaybetmiş. Diyorlar ki mesleki yeterlilik belgesi aranmadığı için motorun üstüne çıkan herkes kurye. Geçim sıkıntısı, yoksulluk insanlarımızı hayatlarını hiçe sayarak güvencesiz bir şekilde çalışmaya zorluyor. Bu konuda mutlaka tedbirler alınmalıdır diyorlar. Sıralıyorlar. Öyle her gün trafikte yanımızdan geçen, sipariş verdiğimizde, geciktiğinde yüzümüzü filan asmaya kalktığımız o insanların aslında hayata pamuk ipliği ile bağlılar. Diyor ki motokuryeler, işçi sağlığı ve güvenliği eğitimleri yeterince yapılmalıdır. Kuryelik tehlikeli meslekler statüsüne alınmalıdır. Mesleki yeterlilik belgesi zorunlu hale getirilmelidir.”

“MOTOKURYELER İÇİN YASAL DÜZENLEME ŞART”

“Yasal düzenleme hazırlanmalıdır. Kuryelerin sosyal güvencesi teminat altına alınmalıdır. Günlük çalışma saatleri yasal olarak düzenlenmeli, insanı koşulları aşmamalıdır. Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma denetim altında tutulmalıdır. Aile, Çalışma ve Milli Eğitim bakanlıkları kayıt dışı çalışan kuryelik yapan çocukları denetlemeli, bunları çalıştıranları cezalandırmalı, ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Katil bariyerler olarak adlandırılan bariyerler motorcu dostu bariyerlere çevrilmelidir. Kendi hesabına çalışan kuryeleri de şirketlerin yaptığı sözleşmeler motokuryeleri güvencesizleştiren maddelerden arındırılmalıdır. Bu 10 madde. Motor üstünde, iki teker üstünde okuyabilmek için, evladını geçindirebilmek için, yetmeyen maaşına ikinci bir maaş katabilmek için hayatını ortaya koyan milyonlarca evladımızın ortak talepleridir. Grup başkanvekillerimize bu konuda bir araştırma önergesini bir kez daha hayata geçirmelerini, Meclis’te tartışmalarını, yasal düzenlemeler yapmalarını, motokuryelerin Kurye Hakları Derneği ile bu evlatlarımıza sahip çıkmalarını bir kez daha Ata Emre Akman’ın acılı babası Erol Akman’ın talebi olarak emanet ediyorum.”

“KENDİ İLAN ETTİĞİ HEDEFLERİ TUTTURAMIYOR

Hükümet sürekli kendi ilan ettiği ekonomik tahminleri, hedefleri tutturamadığını kademe kademe itiraf edip, sürekli revize etmekle meşgul. OVP’de, enflasyon hedefi yüzde 33’tü. Bu yıl için. Sonra 36’ya çıkardılar. Şimdi 38 olarak geçen hafta bir kez daha revize ettiler. Enflasyonla mücadele edemedikçe dar gelirlinin yüzünü güldürmek yerine onlara kemer sıktırmaya, emekliyi perişan etmeye devam ediyorlar. Kamuda tasarruf adı altında memurun servisi ile uğraşıyorlar. Öğretmenin atamasını yapmamayı marifet sayıyorlar. İşsize kamuda iş vermeyeceklerini üç yıllığına ilan ediyorlar. Ama bir yandan da geçtiğimiz hafta köprü ve otoyollara son beş ayda ikinci kez zam yaptılar. 1 Ocak itibariyle kamuya ait köprülere yüzde 76, yap-işlet-devret köprü ve otoyollarına yüzde 50 zam yapmışlardı. 16 Mayıs günü kamuya ait köprülere, bir 60 daha, yap-işlet-devretlere de bir 40 daha yaptılar. Sadece beş ayda kamuya ait köprülerde yüzde 181, yap-işlet-devretlerde yüzde 110 zam geldi. Bakın enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmamaya kalkanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar, üç yıl boyunca emekli olana kadar memur olacağız deyip milyonlarca işsizin, milyonlarca KPSS’de dirsek çürütenin umutlarını tüketenler, köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. Ama bir yandan esnafın kredileri var. Esnaf kefaret kooperatiflerinden alınan o kredilerin kimi koronavirüste alınmış, kimi koronavirüs sonrası ödenmemiş, o krediler yenilenmiş. O kredilerin faizlerine geriye dönük zam yaptılar. Ödemeleri geriye dönük artırdılar. Şimdi o günlerde yüzde 7,5 faiz ile kullandırılan krediyi yüzde 17’ye, yüzde 12 faizli krediyi yüzde 24’e, 15 olanı 29’a çıkardılar. Hesapta, kitapta yok. Zaten ödenemiyor. İşler tıkırında olsa, faiz, kredi ödenecek. Kredi ödenemiyor. Bir da faizi iki katına çıkarıp esnafın beline bir kazmayı da bunlar vuruyorlar. Sonra diyorlar ki efendim imzayı atarken dikkat etseydi. Orada değişken faizli yazıyordu. Faizler değişti. Böyle ödeyecekler. Peki aynı günlerde kamu bankalarından, Ziraat Bankasından çiftçiye değil ha. Müteahhitte, yandaş müteahhitte yüzde 8,5 ile kredi verdiler. O parayı alan multi milyonerler, multi milyarderler gittiler yat aldılar. Kotra aldılar. Araba aldılar. Hatta hiç çekinmeden Ziraat Bankasından çektiler. Filanca özel bankada yüzde 40 faize koydular. 8 ödeyecekleri faizi 40 ile bizden tahsil ettiler. Yüzde 32’yi cebe koydular. Onlara değişken faiz uygulayan yok. Ödeyemese KGF’ye tabi. Kredi Garanti Fonuna tabii. Ama bu parayı bu şartta Ziraat Bankası çiftçiye vermedi. Yandaş müteahhitte verdi. Güya üretim yapacağı fatura karşılığı vermedi. Bir vezneden verdiler, öbür vezneden vadeli hesap açtılar.”

“KREDİYİ ESNAFA VERECEKLERİNE BUNLARA VERDİLER”

“Halk Bank esnafa vereceği krediyi bunlara verdi. Onlar 8.5’tan aldılar paraya para kattılar, ama esnafa gelince 7 ile aldın ama şimdi 17 yapacağız, 12’yi 24 yapacağız, 15’i 29 yapacağız diyorlar. Böyle bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Ve bütün esnaflara, AK Partilisine MHP’lisine, hangi görüşten olursa olsun şunu hatırlatıyorum. Sen aynı oranda aldığın krediyi yüzde 30’larda öderken, senin 50-100-1000 katı zenginler aldığı faiz oranından ödüyorlar. Onlar anaparayı çoktan çıkardılar, kazandığı faize faiz alıyorlar ama sana bu muameleyi yapıyorlar. Demek ki neymiş bu iktidar, bu hükümet, bu Cumhur İttifakı 31 Mart’tan mesajı almamış sarı kartı görmüş hala esnafa faul yapıyor. Hesabını siz görürsünüz esnaf kardeşlerim. Tabii yerel seçimlerde sesini en çok yükseltenler ilk başta meydanlarda pek azken son mitinglerimizde yüzde 80’lere varanlar, 10 bin lira maaşa mahkûm edilen emeklilerdir. Emekli neredeyse açlık sınırının yarısını alıyor. İki emekliye verilen maaş bir kişiyi açlıktan kurtarmıyor. 10 bin lira veriyor. Kiraya verirsen aç kal, karnını doyurursan sokakta kal hesabı yapıyorlar. Bir de üstüne Mehmet Şimşek ‘Yüzde 25’lik kirayı artık tutmayalım, isteyen istediği gibi zam yapsın’ kafasına gelmiş. İşte o emeklilerle birlikte büyük bir mücadelenin sözünü vermiştik.”

“BÜTÜN TÜRKİYE’YE SESLERİNİ DUYURDULAR”

“Geçtiğimiz hafta mitinglerimize gelen pankartlarını açan, atanamayan değil atanmayan öğretmenlerle İstanbul’da Saraçhane’de buluştuk. Bazı yandaş kalemler, bazı yandaş hesaplar, bazı yandaş kanallar ‘Efendim Saraçhane’deki miting zayıftı’ diyor. Kardeşim bunlar atanmayan öğretmen. ‘60 bin tane mülakata alacağım sadece 20 binini atayacağım’ demişsin, o günden bir gün önce. Kameraya gireni atamayacağını onlar da biliyor. KPSS’yi yüzde 50 alırım, yüzde 50’sini mülakat puanıyla ben yazarım diyorsun. Yine de oraya koştular. Bir tane CHP bayrağı yoktu, belki bir tane. Ev sahibi Beyoğlu ilçenin bayrağını gördüm. Ellerinde dövizleriyle geldiler. Azdılar diyor. Azdılar, çünkü sizin tarafınızdan sindirildiler. Ama vicdanlarda, sosyal medyada hiç az değiller. Hiç de az haklı değiller. Bütün Türkiye’ye seslerini duyurdular. Söz verdiniz mülakatı kaldırmadınız. 68 bin dediniz atamayı 20 binde bıraktınız. Müfredat dediniz, 10 yılda yaptık dediniz 7 günde görüş istediniz. Öğretmenler Saraçhane’de isyan ettiler. Ama öğretmenlere bilmez miyiz meydanı dolduralım CHP’lilerle. 39 ilçeden 5’er otobüsü basalım, dolduralım. Sonra haber yaptırırsınız. Atanamayan öğretmenler değil, CHP’li amcalar, teyzeler vardı diye. Kamera orada. Gencecik öğretmenler orada. Gencecik isyan eden insanlar orada. Hala daha bu mağduriyeti küçük göstermeye çalışıyorlar.”

“O PAZAR, BU PAZARDIR”

“Şimdi el mi yaman bey mi yaman görmenin zamanı geldi. 26 Mayıs Pazar. Yer Tandoğan Meydanı. Saat 14.00. Türkiye’nin dört bir yanından emekliler geliyor, emekliler. 5 yılda huzurevlerine başvuru oranı yüzde 41 artmış. Bunlar gelmeden önce emeklilerin maaşı 1.5 asgari ücret. Bugünkü parayla artmamış haliyle 26 bin lira. Bugün 10 bin lira. En düşük emekli maaşını 26 bin liradan 10 bin lira yapan bir anlayış. En düşük emekli maaşına 8 çeyrek altın alınırken, 2.5 çeyrek altın aldıran bir anlayış. Her ay, her emeklinin cebinden 5.5 çeyrek altını çalan anlayış. Şimdi emekliyle yüz yüze gelme zamanı geldi. Pazar günü saat 14.00’da Tandoğan Meydanı’na bütün emeklileri, bütün emekçileri, emeklilere sahip çıkan herkesi bekliyoruz. Eğer o meydanda beklenenden az insan olursa hemen hazır bahane. Demek ki emekliler şikâyetçi değilmiş diyecekler. Ben orada olacağınızı biliyorum. Her mitingde siz geldiniz, biz konuştuk. Dedik ki 31 Mart günü gösterin sarı kartı, mesajı alacaklar. Almazlarsa öyle arkanızda değiliz, yanınızda değiliz, gerekirse önünüze düşeriz hakkınızı alırız. O gün bu gündür. O Pazar bu Pazar’dır.”

“İLK KEZ YÜZDE 30’UN ALTINDALAR”

“Buraya gelirken Mayıs aynın ilk anketi geldi. Malum en büyük anket 31 Mart Pazar milletimiz tarafından verildi. Partimiz 47 yıl sonra birinci parti oldu. Nisan ayında Türkiye’de yapılan hiçbir ankette birinci parti CHP’den başkası değildi. Hiçbir anket Nisan ayı boyunca AK Parti ile aramızdaki farkın kapandığını göstermedi, hepsinde açıldı. Mayıs ayında bütün anketler yine gelecek. İlk anketi gördük, müjdeler olsun ki Cumhuriyet Halk Partisi yine birinci parti. Kurulduğu günden bugüne ilk kez Mayıs 2024’te emeklinin sesini duymayanlar, öğretmeni kandırıp da atamayanlar, mülakatı söz verip de kaldırmayanlar, yoksula kemer sıktırıp zenginin parasına para katanlar, servetine para katanlar kurulduklarından beri ilk kez yüzde 30’un altındalar. Bu yüzden biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendisine güvenerek, özgüvenli bir siyasetle, acaba ne derler diye değil biz söyleyelim duyan duyar, duymayana bir gün duyururuz diyerek, biz yürüyelim gelen gelir, gelmeyenle de bir gün yürürüz diyerek, biz anlatalım ikna olan olur olmayanı bir gün ikna ederiz diyerek çıktığımız yolda artık çok daha fazla ayak katıldı ayaklarımıza. Ses katılıyor sesimize. Kabuklar çatlıyor, yeni kulaklar işitmeye başlıyor söylediklerimizi. Biz kazanacağız. Biz kazanacağız. Biz kazanacağız. Atatürk’ün partisini ilk seçimlerde iktidar yapacağız. Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun.”



Bu Kategorideki Diğer Haberler

Cumhuriyet Halk Partisi 100 Yaşında
Haber Tarihi: 09.09.2023
CHP Parti Meclisi Açıklaması
Haber Tarihi: 06.06.2023