CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU, TBMM CHP GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU (15 HAZİRAN 2021)

Okunma Sayısı: 7533    |    Haber Tarihi: 15.06.2021

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:



Sağlayacağız, sağlayacağız, sağlayacağız; adaleti sağlayacağız... Yürüyüşü düşünürken hep duygulanırım. Nasıl yürüdüm ben? Demek ki adalet duygusu bu kadar güçlü bu toplumun vicdanında. Bizler beraber yürüdük, 83 milyon adına yürüdük. Kainat adına yürüdük aslında, kurdu, kuşu için yürüdük, karıncası için yürüdük. Çocuklarımız daha güzel bir ülkede yaşasınlar diye yürüdük. Boşuna söylemiyor Sadi: "Dünyanın bütün nehirleri, adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez" diyor. Bu toplum adalete susadı, adalet istiyoruz. Eğer bir ülkenin hapishaneleri tıka basa doluysa, 10 kişilik koğuşlarda 25-30 kişi kalıyorsa, bir sorun var demektir. Eğer devleti yönetenler adaletten uzaklaşmışlarsa, bırakın adaleti getirmeyi, adaletsizliği perçinliyorlarsa, bu ülkede bir sorun var demektir.

Adaleti en iyi anlatan nedir biliyor musunuz? Buraya iki su getirdim değerli arkadaşlarım. Doğanın da adaleti var değil mi? Bu Rize-Çakıllı'dan alınan su, Allah'ın bize verdiği su. Bu, Ergene Havzası’ndan kirlettiğimiz su, bizim kirlettiğimiz su. Adaleti burada görüyorsunuz, doğanın adaletini burada görüyorsunuz. Nasıl olur da bu su, bu hale gelir? Bu suyu, bu halden bu hale kim getirdi, kimler getirdi ve bunun sorumlusu kim? Kim bu ülkeyi yönetiyor? Bu ülkeyi yönetenler nerede? Meydanlarda toplantı yapıyorlar, "Ergene'nin suyu içilecek hale geldi" diye. Buyurun beyler, için, buyurun içebiliyorsanız. Hiçbir canlının yaşamadığı bir su parçası bu, hiçbir canlının yaşamadığı. Doğanın adaleti yok mu? Dün çekilen fotoğraf arkadaşlar bu, dün çekilen fotoğraf... Bugün konumuz adalet. Doğanın da bir adaleti var. Eskiden bu suda balıklar vardı. Eskiden kuşlar gelir, bu suyun kenarında su içenlerdi. Eskiden bu suda insanlar, çocuklar yüzerdi. Ne oldu da bu hale geldi?

Değerli arkadaşlarım; adalet dedik; hak, hukuk, adalet dedik değerli arkadaşlarım. Bunu sağlayacak olanlar, bizim vicdanımızdır aslında, toplumun vicdanıdır. Adalet demek, haksızlığa karşı isyan etmek demektir, "bu yanlıştır" demektir. Toplumsal bir tepki göstermek demektir. Haksızlık karşısında susmamaktır. "İnançlıyız" diyorlar. İnançlıysanız neden Sevgili Peygamberimizin söylediği, "haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır" demiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, adalet soylu bir kavramdır. Eğer bir ülkede adalet varsa, can ve mal güvenliği var demektir. Eğer bir ülkede adalet varsa, insanlar düşüncelerini özgürce açıklarlar. Kimse düşüncesinden ötürü hapse atılmaz. Kimse farklı bir şey söyledi diye üniversiteden atılmaz. O zaman biz aklımızı kullanmayacağız da ne yapacağız biz? Değerli arkadaşlarım, devleti yönetenlerin adalet konusunda sorumluluğu vardır. Hz. Ali ne diyor? "Devletin dini adalettir" diyor. Doğru mu? Doğru. Hz. Ömer ne diyor? "Dicle'nin kenarında eğer bir koyun kaybolursa, sorumlusu benim" diyor. Hangi gerekçeyle bunu söylüyor? Adalet gerekçesiyle söylüyor bunu. "O koyununu bulamaz, çalındı ama o koyunu ben bulmak zorundayım” diyor. "O koyunu bulacağım ve ona teslim edeceğim" diyor. O zaman devletin yönetiminde adaletin olduğu çıkar ortaya. 2002' de değerli arkadaşlarım, Ergene Nehri'ndeki kirlilik için araştırma komisyonu kuruldu, oybirliğiyle kuruldu. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri önergeyi verdiler, AK Parti milletvekilleri katıldı ve bir araştırma komisyonu kuruldu. 2003'te rapor bitti. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda raporu okundu ve "gereği yapılsın" dendi. 2003... Hangi yıldayız? 2021... 2003'te bu kadar kirli değildi, şimdi daha kirli. Bakın 53 belediyenin alanını kapsıyor. Ergene Havzası, 53 belediye. Değerli arkadaşlarım, fotoğraflar acı. Caydırıcı cezalar getirilmelidir diye Türkiye Büyük Millet Meclisi yürütme organına öneride bulunuyor. Cezalar yetersiz, ağır cezalar getirin ki nehir kirlenmesin. Geldi mi? Gelmedi. Niçin? Yürütme organı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni dinlemiyor ki.

Bakın, "halihazırdaki atık su arıtma tesisleri kimyasal arıtma ünitesi eklenerek bu arıtmayı sağlamalıdır" diyor. Evsel atıklar için biyolojik arıtma, güzel. Peki kimyasal atıklar için, sanayi atıkları için? Kimyasal arıtma yapılması lazım, yapılıyor mu? Yapılmıyor. Yapılmasını kim istiyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi istiyor. Yapacak olan kim? Yürütme organı, yani Erdoğan hükümeti. Yapıyor mu? Yapmıyor. Yapmıyor ama Tekirdağ'a gittiği zaman da Tekirdağlılara tarihin en büyük yalanını söylüyor. "İçilecek hale geldi" diyor bu su. Buyurun arkadaşlar, dün alınan su, dün, dün... Yine öneri geliyor: Bu havza çok büyük, 53 belediyeyi kapsıyor. Devlet Su İşleri'ne bağlı, “Trakya Su Kanalizasyon ve Katı Atık Genel Müdürlüğü kurulsun” deniyor. Ne zaman? 2003'te. Hangi yıldayız? 2021... Kuruldu mu? Kurulmadı. Niye kurulmadı? Hangi gerekçeyle kurulmadı? Her yere para buluyorsunuz, şatafata para buluyorsunuz. Bir eliniz yağda, bir eliniz balda. Peki, bu suyu kurtarmak için, bu doğayı kurtarmak için neden bu genel müdürlüğü kurmadınız Devlet Su İşleri'ne bağlı olarak? Aradan bu kadar yıl geçti, kurmadılar. Doğaya yapılan en büyük adaletsizlik, en büyük adaletsizlik... Bu suda yüzen balıkların hakkı var, balıkların... Bu sudan içen kuşların hakkı var, kuşların... Bunun etrafındaki yeşilliklerin hakkı var, o çayır çimenin hakkı var. Nerede peki bunları? Adalet diyoruz güzel de, gereğini yapıyor muyuz? Gereğini yapmıyoruz değerli arkadaşlarım. O kadar ki, önce toplu balık ölümleri oldu efendim Marmara'da. 2 gün gazeteler yazdı ve unuttuk. Arkasından deniz kırmızıya dönüştü. Televizyonlarda, gazetelerde seyrettik, do da kapatıldı. Arkasından Marmara yeşile döndü, onun da gördük hep beraber fotoğraflarını televizyonlarda, gazetelerde, o da bitti. Arkasından Marmara'yı denizanası bastı, her tarafta denizanaları, onu da çabuk unuttuk. Marmara Denizi'nde 124 tür balık vardı. Ticari anlamda söylüyorum avlanıp, satılan 124 tür balık vardı. Çoğu bitti, kalmadı ve Marmara Denizi'ni bir çökertme havuzu gibi kullandılar, bütün kirlilikler buraya aktı. Bütün kirlilikler, bütün kimyasal atıklar buraya aktı. Deşarjın süratle, ivedilikle durdurulması lazım doğayı seviyorlarsa. Çevre hakkı, evet çevre hakkı; bizim 2. Yüzyıla Çağrı Beyannamemizin 10’uncu maddesinde bu vardır. Bir 100 yıllık hedef belirlenirken, o 100 yıllık hedefin içerisinde çevre hakkını yazmışız ve korunması gerektiğini söylemişiz değerli arkadaşlarım. Gelecek nesillere güzel bir Türkiye, güzel bir dünya bırakmak zorundayız biz. Bize oy versin veya vermesin, hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun ama bu topraklarda ve şanlı bayrağımızın altında yaşıyorsak, çocuklarımız güzel bir doğada yaşamalı. Onların da ağacı görme, kuşu görme hakları var, bizim dışımızdaki canlılarla içli-dışlı olma hakları var. Sadece kitaplarda onların fotoğraflarını görmemeliler.

Değerli arkadaşlarım; doğa haklarını korumak, adaleti korumaktır. Adalet sadece bizim için değil, insanlar için değil. Kainatın da hakkı vardır, dünyanın da hakkı vardır, onların da korunması lazım. Kentlere ihanet edildi; 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul'a ihanet edildi. Yeşillikler yok edildi. Devasa bir kent beton ormanına döndü. Şimdi mücadele ediyoruz "daha çok yeşil alan nasıl yaparız?" diye, "nasıl yaratırız?" diye, "nasıl oluştururuz?" diye. Önlerine engeller çıkarılıyor ama dedik, engelleri aşacaksınız.

Dün Didim Belediye Başkanımıza 5 kişi sopalarla saldırdı. Niçin biliyor musunuz? Didim'de yapılan 2 tane kule var. Didim’e ihanet edilmesini istemiyor bizim belediye başkanımız. "Yıkacağım" diyor bunları, "yasadışı yapılan yerlerin tamamına yıkacağım" diyor. Sen misin yıkmak isteyen? Önce havuz medyasının gazetesi yani Sabah Gazetesi yazdı. Nasıl sabahsa? Bir Sabah, bir Akşam var değil mi onlarda? Tabii, bir de Takvim var. Başka neler var? CNN Türk var, Kanal 24 var, bir sürü yayını var. Hepsi devletten besleniyor. Hepsi devletten besleniyor. Önce belediye başkanımıza iftira attılar. Ya sen gazetecisin kardeşim. "Didim Belediye Başkanı tutuklandı" diye manşet attı. Yok halbuki, tutuklama falan yok ama savcıyı tahrik ediyorlar tutuklasın diye. Sonra araştırma, tahkikat yapıldı, hiçbir şey yok. Peki gazete özür diledi mi? Dilemez, çünkü özür dilemesi için ahlak sahibi olması lazım. Yöneticinin ahlaklı olması lazım. Ahlaksız bir adam özür diler mi? Hayır, dilemez zaten. Bunu söylüyorum ki, bakalım yarın ne yazacaklar? Bir şey yazacakları yok, onu da ben gayet iyi biliyorum. Bu belediye başkanımız direndi ve "ben bunları yıkacağım" dedi. İhale açtı yıkım ihalesini, kimse korkudan girmedi. Sonra da bir cesur adamı buldular, "gel yık kardeşim, parasını vereceğiz" ve dün akşam saldırıya uğradı. Belediye Başkanımızın sağlığı yerinde, kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Mücadelesini yapsın, Didimliler için yapsın. Didim çok güzel bir yer. Eskiden bazı sorunları vardı, o sorunları çözme konusunda da belediye başkanımız bütün iradesini ortaya koydu. O nedenle kendisine yürekten teşekkür ederiz ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Onlar bizim üzerimize bize mafyalarıyla gelebilirler, çeteleriyle gelebilirler, yeraltı dünyasının beslemeleriyle gelebilirler. Sanıyorlar ki biz CHP'lilere geri adım attırırız. Ya siz CHP'yi bilmiyor musunuz kardeşim? Kuvayı Milliye'nin ruhunun bu topraklarda olduğunu bilmiyor musunuz?

Sizin feriştahınız gelse bize geri adım attıramaz, kimsiniz siz? Birilerinden para alıyorsunuz, saldırıyorsunuz ondan sonra. Parayla tutulan adamlarda insanlık yoktur arkadaşlar. Onlar kendi vicdanlarını ve beyinlerini paraya teslim etmiş adamlardır ve onların yüreklerinde insan sevgisi de yoktur, adalet duygusu da yoktur. Değerli arkadaşlarım, adaleti gerçekleştireceğiz. O binaları, ruhsatı olmayan binaların katlarını yıkacağız. Gerekirse bütün milletvekilleri olarak ellerimizde birer balyozla gidip onların tamamını yıkacağız.

Niçin yıkacağız biliyor musunuz? Adalet nasıl gerçekleşirmiş onun için, göstereceğiz onlara. Yeraltı dünyasına teslim olmak ayrı, yasanın yanında, vatandaşın yanında olup mücadele etmek ayrıdır. Haram parayla karnını doyurmak ayrı, kul hakkı yememek ayrı; ikisi farklı dünyalardır, siyahla beyaz gibi farklı dünyalardır. 19 yıldır iktidardalar, Ergene'yi bu hale getirdiler. 19 yıldır iktidardalar. 19 yıldır istedikleri gibi devletin yönetiyorlar mı? Yönetiyorlar. 19 yıldır önlerine bir engel çıktı mı? Hiçbir engel çıkmadı. 19 yıldır parlamentoda çoğunluktalar mı? Evet, parlamentoda çoğunluktalar. 19 yılda devlette adaleti bitirdiler mi? Bitirdiler. Liyakati bitirdiler mi? Bitirdiler. O kadar açlar ki, açı doyurmak çok zordur. Ama namuslu açı doyurmak kolaydır, karnı doyduğu zaman dua eder, teşekkür eder ve ayrılır. Ama hırsız olan açı doyurmak mümkün değildir. Milyonlar işsizken, milyonlar işsizken, milyonlar asgari ücretle çalışırken, saray beslemeleri 4 yerden, 5 yerden maaş alıyorlarsa, ben AK Parti'ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim: Sizin vicdanınız bunu kabul ediyor mu? Sizin adalet anlayışınız bunu kabul ediyor mu? Madem adaletten söz edeceğiz... Birisi aç, konteynırlardan çöp topluyor, yiyecek topluyor geçinmek için, pazar artıklarından bir şey topluyor; saray ve beslemeleri 4 yerden 5 yerden, bazen avro, bazen dolar üzerinden aylık alıyorlar. Bu adalet midir? Bu ahlak mıdır? Bu hak mıdır, bu hukuk mudur yoksa bu soygun düzeninin bir adımı mıdır? Ha diyorsanız ki bu adaletli değildir, o zaman kardeşim sandığa gidince "ben adaletten yana oy kullanacağım" diyeceksin. Kimse kusura bakmasın. Ya ortağı olacaksın, yolsuzlukların ortağı ya da sandığa gidince adaletten yana oy kullanacaksın. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

Ve açık net bir şey daha söylüyorum: Sakın ola ki kul hakkı yiyen kimse Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy vermesin. Bir daha söylüyorum, kul hakkı yiyen bir kimse Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy vermesin.

Haram oya ihtiyacımız yok, helale ihtiyacımız var. Değerli arkadaşlarım, milli iradeye ihanet ettiler. Diyeceksiniz ki, milli iradeye nasıl ihanet edilir? Seçimle gelenler belli makamlarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil ederler. Örneğin Cumhurbaşkanlığı makamı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve milletini temsil eder. Eskiden neydi? Cumhurbaşkanı bir yere gittiği zaman devletin ikinci adamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, o da iki seçimle; hem halkın seçimi, hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin seçimi ile gelir; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve cumhurbaşkanını temsil eder. Şimdi atamayla gelen birisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil ediyor. Atamayla gelen... Nedir bu? Milli iradeye ihanettir. Bunu da herkes kulağının bir tarafında tutsun. Ne oldu da milli iradeye ihanet eder noktaya gelindi? Ne oldu da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Türkiye'yi temsil etmekten alıkonuldu? Değerli arkadaşlarım, kibirli davranmayı devlet politikası haline getirdiler. İnsanları aşağılamayı, kibirli davranmayı, insanları küçük görmeyi devlet politikası haline getirdiler 19 yılda. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği kanunları, yeri zamanı gelince hiç uygulamadılar, Anayasa'yı da uygulamadılar. Kibre bakın. 600 milletvekilinin kabul ettiği yasaları "ben uygulamıyorum" diyor. "Referandumda milletin kabul ettiği Anayasa'yı ben uygulamıyorum" diyor. Çiftçi kardeşlerim bunu gayet iyi bilirler. Tarım Kanunu 21’inci maddesine ne diyordu? "Çiftçiye her yıl bütçeden en az milli gelirin yüzde 1'i oranında pay verilir" diyor. Yüzde 1'i verildi mi? Hiç verilmedi. Kim vermedi? Yürütme organı... Yasama hakkını verdi, “yüzde 1 pay vereceksin.” Bakın şu anda engelli kadroları boş devletin. Kanun var; engelli kadrolarını dışarıda engelli varsa alacaksın kardeşim, çalıştıracaksın. 10 bin engelli kadrosu boş. Bu ne demektir? "Yasama organı ne derse desin, ben dilediğim okurum." Bu adalet midir? Bütün engelli kardeşlerime sesleniyorum: Bu adalet midir? Kadro boş, engelli dışarıda işsiz ve onu almıyorsun, ne adına almıyorsun, kimin adına almıyorsun? O kadroları doldurmak zorundasın, insanlar çalışmak zorunda. Kadrolar engelliye tanınmış, engelli raporu var mı? Var. İşsiz mi? İşsiz. Aç sınavı kardeşim, gelsinler. Adaletin tükendiğini görüyoruz değerli arkadaşlarım. Devlete liyakati bozduğunuz andan itibaren, bürokrasiyi yapacağınız yolsuzluklara hazır hale getirirsiniz. Bürokrasiye talimat verirsiniz, "ihaleyi şuna ver." Efendim kanun? "O zaman seni görevden alıyorum, ihaleyi ona vereni getiriyorum" diyor. Oluyor mu? Evet, oluyor. Peki, devletin tepe noktasındaki kişiler yolsuzluk konusunda bürokrasiyi yönlendirip, yolsuzluğu gerçekleştirirlerse Allah aşkına söyler misiniz bu adalet midir? Vicdan bunu kabul eder mi? Ahlak bunu kabul eder mi? Nerede bu adalet? Nasıl ulaşacağız adalete? Adaletsizliğin daniskasını yazıyorlar. Yolsuzluğu daniskasını yazıyorlar. Şeytanın aklına gelmeyecek yolsuzluk yöntemlerini vallahi billahi hayata geçiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, liyakati yok ettiler dedim. Bakın bir kişi düşünün, karısı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, arkeolog ama Merkez Bankası Banka Meclis üyeliğine seçiliyor. Ne işi var arkeoloğun Merkez Bankası'nda, ne işi var? Paranın tarihini mi araştıracak? Sümerler’de para neydi? Etiler’de para neydi? Bunu mu araştıracak? Kazı mı yapacak Merkez Bankası'nda? 128 milyar doları mı arayacak orada? Kimsin sen ve sen nasıl oraya gidiyorsun? Kim seni oraya atıyor?

Değerli arkadaşlarım; dedim ya, "işi ehline verin" diyor. İşi ehline vermiyorsunuz. Para yetmiyor değil mi? Bir yönetim kurulu üyeliği... "Efendim geçinemiyorum", bir yönetim kurulu üyeliği daha veriliyor. "Efendim geçinemiyorum", açıktan paralar... Hiç aklınıza gelir miydi? Ben AK Parti'ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime seslenmek isterim ve bütün ülkücü kardeşlerime seslenmek isterim: Bayrak konusunda hepimizin hassasiyeti var, biliyorum. Vatan konusunda da hassasiyetiniz var, onu da biliyorum, en az bizim kadar, en az bizim kadar... Peki kardeşim, rüşvet alan bir kişi nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni temsil edecek bir makama atanır? Sen bunu adalet diyor musun? Hak diyor musun? Hukuk diyor musun? Nerede yazılı böyle bir hukuk? Nerede var böyle bir adalet? Haramzadeler eğer devleti ele geçirmişse, devleti soyulacak bir organ gibi görüyorlarsa, onlar için vatan ve bayrağın hiçbir önemi yoktur. Hırsızlık mı yaptı? Tayin edersin büyükelçiliğe, gitsin, az para kazanıyor, biraz daha alsın. Ülkücü kardeşim, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşim, AK Parti'ye oy veren kardeşim, sana sesleniyorum: Rüşvetçinin büyükelçi tayin edildiği dünyada bana bir devlet göster, bir devlet göster ya. Tek örneği var: Türkiye Cumhuriyeti ve o bizim bayrağımızı temsil ediyor. Hırsızın bayrak temsil ettiği bir ortam olur mu ya? Hırsız bayrağımızı temsil edecek; böyle bir mantık olur mu Allah aşkına ya? Böyle bir devlet olur mu? Böyle bir adalet olur mu?

Değerli arkadaşlarım; 128 milyar dolar gitti... Nereye gitti? "Bu soru sorulur mu?" diyor. Ne soracağız? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını nasıl soracağız yani? Nereye gitti bu para? Bilmiyoruz. Kaça satıldı, onu da bilmiyoruz. Araştıralım... Reddediyor, araştırmayın. Soralım, sormayın. Bu mudur adalet? Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime, ülkücü kardeşlerime sesleniyorum: Bu mudur adalet? Sizin hakkınızı savunmak, sizin hakkınızın gereği neyse onu yapmak bizim görevimiz, siyasetçinin görevi. Adamız üstünde, belli. Milletvekili, yani milletin vekili; ya milletin vekili soru soramıyor. Böyle bir adalet, böyle bir düzen görüldü mü dünyada? Yok böyle bir şey, yok böyle bir şey. "128 milyar dolar acaba nereye gitmiştir?" diye Merkez Bankası Başkanı bir araştırayım dedi, pat görevden aldılar. Sen misin araştıran?

Yine ben AK Parti'ye oy veren kardeşlerime ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime bir daha seslenmek isterim: Şehitler bizim şehidimiz, gaziler bizim gazilerimiz; şehit ve gaziler için yardım kampanyaları açıldı. Evet, güzel. Vatandaşlar gittiler, bağışta bulundular, gayet güzel. Şehit ailelerine ve gazilere bu para verilecek mi? Evet verilecek. Öyle açıkladılar. Şehitlere ve gazilere verilecek paranın üstüne çöktüler ya. Bu mudur adalet? Bir daha sesleniyorum, AK Parti'ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime sesleniyorum: Ya şehitlerin ve gazilerin parasına çöken bir iktidar, bir hükümet, ya adaletli olur mu? Adaleti getirir mi? Hırsızlık değil de bu nedir? Nedir yani, buna bir isim bulsunlar.

Değerli arkadaşlarım; daha garip bir şey: Vatandaşın birisi gidiyor, "bir AK Parti milletvekili beni dolandırdı" diye savcıya dilekçe veriyor. Sen misin dilekçeyi veren? Hemen gözaltına alınıp, hapse atılıyor. Şu hale bakın. Dolandırılan kişi "beni dolandırdı” diye şikayet ediyor; sen misin AK Parti milletvekilini şikayet eden? Hemen alıp hapse atıyorlar. Sonra da diyorlar ki, bu ülkede adalet var. Hangi adalet? Hangi adalet?

Değerli arkadaşlarım; hepimiz vergi veririz. Devleti yönetenlerin de vergi vermesi lazım. Onların şirketleri varsa, şirketlerin de kurumlar vergisi ödemesi lazım. Vatandaş şöyle veya böyle vergiden kaçınabilir ama devleti yönetenlerin vergi kaçakçılığı yapma, vergiden kaçınma gibi bir hakları yoktur. Çünkü onlar topluma örnek olmak zorundadırlar. "Ben kazanıyorum, gidip vergimi de ödüyorum arkadaş" der. Herkese örnek olacak, herkese... Man Adası'nda Erdoğan'ın ailesi dünyanın parasını kazandırılır. Niye Man Adası'nda bir sterlinlik şirket kuruyorlar? Bir sterlin... Çünkü oradan gelecek paralarda vergi yok, sıfır. E peki kardeşim, ekmek alırken vergi veriyor vatandaş, sen Man Adası’ndan milyon dolarları getirirken vergi vermiyorsun? Bu mudur adalet? AK Partili kardeşime soruyorum, bu mudur adalet? Çocuğuna sakız alırken, çikolata alırken vergi veriyorsun, minibüse binerken vergi veriyorsun, dolmuşa binerken, otobüse binerken vergi veriyorsun ama devleti yönetenler ve ailesi Man Adası'ndan milyon dolarları getirirler, bir kuruş dahi vergi ödemezler. Bu mudur adalet? Soruyorum, bu mudur adalet? Ya devleti dolandırmak, devlete vergi vermemek için dümen çevirmek, ne zamandan beri adalet olmaya başladı? Ne zamandan beri ahlaklı devlet yönetimi olmaya başladı?

Değerli arkadaşlarım; devlet vergi alır ve bütçesi olur, bu parayla yatırımlar yapılır. Beşli çete dediğimiz, 5 kişinin devletin en büyük ihalelerini aldığını biliyoruz. Onlar da kendilerini gayet iyi biliyorlar. Zaten dünya raporlarına geçtiler. Devlete en çok ihale alan 5 kişi uluslararası rakamlarda var, istatistiklerde var. Son 19 yılda 220 milyar liralık ihale yapıldı, ki bunlar aldılar; bu beşli çete en az 220 milyar liralık ihale aldılar. Bu kadar dümeni çeviren insanlar, 220 milyar liralık ihale verdiklerinde oradan nasiplenmezler mi? Para almamışlar mıdır? Türkiye lağım kokmuyor mu? Her tarafta rezaletlerin, rüşvetlerin nasıl döndüğü söylenmiyor mu? 220 milyar lira arkadaşlar, 220 milyar lira... Bir devleti yeniden inşa edersiniz ve 5 kişi, 5 kişiye veriyorsunuz sadece. Şimdi ben AK Parti'ye oy veren kardeşlerime ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime seslenmek isterim: Bu mudur adalet? Daha acı olanı, bunlardan birisi hatırlarsınız milletin anasına küfretmişti. Adam küfrettikçe aldığı ihale arttı. Ya akıl alacak şey değil. "Ne kadar çok millete küfür, o kadar fazla ihale veriyorum sana." Şimdi ben yine AK Parti'ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren ülkücü kardeşlerime sesleniyorum: Ya bu mudur adalet? Ananıza, babanıza küfredecekler, devletin bütün imkanlarını vereceksiniz onlara. Onlara ne kadar vergi ödediğini de kimse bilmiyor, gizli. Bu mudur adalet? Asgari ücretli ne kadar vergi veriyor belli, bu haramzadelerin ne kadar vergi verdiği belli değil. Ayrıca bu haramzadelere dolar üzerinden garanti veriliyor, Türk Lirası değil. Çünkü Türk Lirası değer kaybedebilir ama dolar garanti alıyorsunuz, geleceğini garanti altına alıyorsunuz. Her birisi Türkiye'de kazandıkları dolarları yurtdışına götürüyorlar. Oradaki banka hesaplarında bunların paraları. Peki, bu mudur adalet? Ya biz bunlar için mi yürüdük? Bu haksızlıkları onaylamak için mi yürüdük? On binler, milyonlar buna isyan etmedi mi? Bunlar yanlıştır demedi mi? Bunlar bir de kendilerini milliyetçi diye tanımlıyorlar, değil mi? Sahte milliyetçiler. Türkiye'de ihtilaf çıktığı zaman kendilerini garantiye alıyorlar. "İhtilaf çıkarsa Türk mahkemeleri değil, Londra mahkemeleri yetkili olacak" diyorlar. Şimdi ben özellikle ülkücü kardeşlerime seslenmek isterim: Niye Londra mahkemeleri kardeşim? Niye? Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mahkemeleri, mahkeme değil mi? Niye döviz kardeşim? Türkiye Cumhuriyeti'nin milli parası Türk Lirası değil mi? İhaleyi alan Türk, ihale yapılan yer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kardeşim peki neden Türk Lirası karşılığında bir ihale yapmıyorsun da, dolar karşılığı yapıyorsun? Garantiyi dolarla veriyorsun, neden? Bu adalet midir? Hangi adalet? O kadar ileri gittiler ki, devleti soymada değeri 20 milyar dolar olan Sakarya'daki Tank-Palet Fabrikası’nı bir sent bile almadan, bir kuruş bile almadan Katar ordusuna peşkeş çektiler. Şimdi ben sormak isterim AK Partili kardeşlerime ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime: Milliyetçilik bu mudur? Ya ordunun Tank-Palet Fabrikasını Katar ordusuna peşkeş çekiyorsun. Bedava veriyorsunuz ya, bedava veriyorsunuz. Neyin karşılığında verildiğini kimse bilmiyor. Tank yapılacaktı 2018'de, nerede bu tank, nerede bu tank? Şimdi diyecekler ki, "bu soruyu sormak da yasak." Peki kardeşim bu Savunma Sanayii Müsteşarı nerede tatil yapıyordu? Bodrum'da değil mi? Peki Bodrum'da tatil yapıyor, masrafı nasıl karşılanıyor? Kim karşılıyor ve o otel el değiştirdi. El değiştirirken ne oldu? Otele tankla geldiler. Mafyanın emrinde bir tank, düşünebiliyor musunuz? Nerede oluyor bu? 21 inci Yüzyıl'ın Türkiye'sinde oluyor. Yahu bu mudur adalet? Bir otele tank girecek, sahibini tehdit edecek, "seni öldüreceğiz" diyecek ve otele çökecekler. Bu beyefendi de o otelde olacak. Şimdi ben yine AK Partili kardeşlerime sesleniyorum, Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerime sesleniyorum: Sizin vicdanınız buna evet diyor mu? Sizin adalet duygunuz buna evet diyor mu? Sizin inancınız buna evet diyor mu? Hepimizin oturup bir muhasebe yapması lazım.

Bunlar o kadar ileri gittiler ki ayrıca, yerel seçimlerde hiç utanmadan, sıkılmadan "sakın ha CHP'ye oy vermeyin, CHP'li belediyeler gelirse yardımlar kesilir." Hatta öyle bir boyuta ulaştırdılar ki, "efendim Mansur Yavaş Ankara'yı kazanırsa su faturalarını bölücü terör örgütünün mensupları yazacak" diye iftira attılar. Ya bunlarda Allah var mı ahlak aşkına? Ahlakı olmayan bir adamdan, bir insandan adalet beklenir mi? Yalancıdan devlet yöneticisi olur mu? Yalanı kendi hayatının bir parçası haline getiren bir siyasetçiden bu ülkeye hayır gelir mi? Bunlar oldu değerli arkadaşlarım... İstanbul seçimlerini malum iptal ettiler, biliyorsunuz. Aynı zarfını içinde 4 tane oy pusulası var. Aynı zarfın içinde, aynı kişi kullanmış, "efendim birisi sahte, diğerleri doğru." Ne diyordu? "Hiçbir şey olmasa da bir şeyler olmuştur" diyor. Sahtekarlığa bakın ya. İnsanın biraz yüzü kızarır. Merak ediyorum bunların yüzündeki derinin kalınlığı ne kadar acaba? Vallahi merak ediyorum. İnsanda biraz ar damarı dediğimiz bir şey olur ya. Ya bu kadar adaletsizlik, kimin aracılığıyla yaptılar? Yüksek Seçim Kurulu aracılığıyla yaptılar. Onların hiçbirisi -biri hariç- hakim değil. Sarayın uşaklığını yapan, hakim olmaz arkadaşlar. Hakim, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Eğer siz hakimliği sarayın uşaklığıyla paralel hale getiriyorsanız, sizden hakim olmaz. Zaten siz hakim değilsiniz. Onlar da tazminat davaları açmışlar ağababaları gibi "biz de kazanacağız" diye. Sanıyorlar ki tazminat davası açtık, Kılıçdaroğlu hiç konuşmayacak, paradan korkacak. Yahu sizden kim korkar, kim korkar ya? Adaleti savunan bir insan hiçbir şeyden korkmaz, bir tek Allah'tan korkarız, o kadar.

Aynı tablo dış politikada da var. Yahu dış politikamız onurlu bir duruş sergilerdi. Dışişleri Bakanlığı'nda işin uzmanları olurdu, büyükelçiler olurdu. Rüşvetçiden büyükelçi atayınca, her şey bir kişiye bağlı. Yahu kardeşim dış politikayı anlıyorsun anladık, tarımı anlıyorsun anladık, cerrahsın onu da anladık, kadının giyimine müdahale ediyorsun onu da anladık, kardeşim sen bu Türkiye'den ne istiyorsun ya, ne istiyorsun sen? Türkiye'nin hak ve çıkarlarını asla ve asla savunamıyor. Türkiye'nin çıkarlarını asla ve asla savunamıyor. Geceleri yatamıyordun, "vay efendim beni neden falan kişi aramadı, falan devlet başkanı aramadı." Uyuyamıyor bile... Yahu arasın veya aramasın kardeşim; Türkiye bu hale getirilir mi?

Değerli arkadaşlarım; öyle bir rezalet yaşattılar ki dış politikada, Türkiye'nin itibarını yer ile yeksan ettiler. İçerde aslan kesiliyor, kaplan kesiliyor, kükrüyor... Vay efendim "bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın. "Bir telefon, papaz ertesi gün teslim. Ne oldu? Ne oldu aslan, kaplan? Ya kedi miyavlar, o bile değil. Vallahi o bile değil. Yahu nasıl teslim edersin? Hangi gerekçeyle teslim edersin? Şimdi ben AK Parti'ye ve Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren kardeşlerime bir daha seslenmek isterim: Siz Cumhuriyet tarihinde böyle bir rezalet gördünüz mü, görmediniz mi? Bunun adalet neresinde? Ve sizin vicdanınız bunu kabul ediyor mu, etmiyor mu? Ben bunu sormak zorundayım. Biz yeniden yurtta barış, dünyada barış politikasına döneceğiz. Bölgemize barışı getireceğiz.

Terörü bitireceğiz, terörü. Bölgemize barışı getireceğiz, bölgemize huzuru getireceğiz. Herkesle kucaklaşacağız, hiçbir ayrım yapmayacağız vatandaşlarımızın arasında. İnancı, yaşam tarzı, kimliği ne olursa olsun herkesi baş tacı yapacağız. İki temel kırmızı çizgimiz var: Bayrağımız ve vatanımız. Bayrağımız ve vatanımız konusunda sorunu olmayan herkesle kucaklaşmaya hazırız, hiçbir tereddüdümüz yok.

Adaletsizlik o boyutlara vardı ki değerli arkadaşlarım, devleti yönetenler bırakın adaleti, kin ve öfke ile hareket etmeye başladılar. Bizim 36 yıldır Ordu Gülyalı Belediyesi'nin kullandığı balıkçı barınağı, 36 yıl... CHP kazandı değil mi? Sen misin kazanan? 36 yıldır kullanılan balıkçı barınağı elinden aldı, başka bir yere verdi. Bu mudur adalet Allah aşkına? Bu mudur adalet? Ben Gülyalı'da AK Parti'ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim: Bu mudur adalet? Devlet böyle yönetilir mi? Kinle, intikamla devlet yönetilir mi? "Niye CHP'lilere oy verdiniz?" Verdi kardeşim, çalışıyor belediye başkanı. Elini kolunu bağlayacak...

Değerli arkadaşlarım; sözlerime başlarken demiştim ki, 19 yıldır devleti yönetiyorlar, tek başlarına yönetiyorlar. Nereye geldik? 10 milyonu aşkın işsizimiz var, 10 milyonu aşkın. 19 yıl devleti yöneteceksin, milyarlarca lira parayı kullanacaksın, harcayacaksın; normalde herkesin iş sahibi olması gerekirken yatırımlar dolayısıyla, üretime dönük yatırım yapmayacaksın, 10 milyonun üstünde işsiz yaratacaksın. Bu mudur adalet? Bu mudur adalet? Değerli arkadaşlar, son 3 yılda 867 bin kişi çalışırken işinden oldu. 19 yılın sonunda bakın rakam vereceğim arkadaşlar, devletin resmi rakamlarını vereceğim: 19 yılın sonunda artık aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan, yani asgari ücret 2 bin 825 lira neti; brütü 3 bin 577 lira 50 kuruş. Üçte birinden az, yani aylık geliri bin 192 lira 50 kuruştan az olan kişi sayısı, 7 milyon 769 bin 346 kişi. AK Partili kardeşlerim bir daha duysunlar ve MHP'li kardeşlerim bir daha duysunlar: 19 yıldır devleti yönetecek, 7 milyon 769 bin 346 kişinin aylık geliri bin 192 lira 50 kuruştan az olacak. Şimdi bunların vicdanına sesleniyorum, bu vatandaşlarımızın: Bu mudur adalet Allah aşkına? Kendi yandaşları, kendi çocukları, kendi akrabaları, kendi haramzadeleri, bir yerden, iki yerden, üç yerden, dört yerden, beş yerden maaş alırken doymuyorlar; ya 7 milyon 769 bin 346 kişi bin 192 lira 50 kuruştan az aylık alıyor ya, aylık geliri bu kadar. Bu mudur adalet Allah aşkına?

Değerli arkadaşlarım; pandemi döneminde çiftçiye, esnafa 10 milyar lira hibe yaptı. O da zorladık; biz zorladık, esnaf zorladı, diğer muhalefet partileri zorladılar. Esnaf zorda, çiftçiyi zorda, perişan olduk. Kredi açıyorsunuz, kardeşim dükkan kapalı. Banka borcunu nasıl ödeyecek? Artı faiz biniyor. Herkes hibe yapıyor, sen de hibe yap. Neyse kavga, dövüş, vesaire 10 milyar lira hibe yaptılar. Milyonlarca esnafa ve çiftçiye verdikleri para 10 milyar. Sadece beşli çeteye bu süre içinde verdikleri 21 milyar lira arkadaşlar. Milyonlarca esnafa, çiftçiye 10 milyar, beşli çeteye veriyorsunuz 21 milyar. Şimdi ben AK Partili kardeşime ve Milliyetçi Hareket Partili kardeşime sormaz mıyım? Bu mudur adalet Allah aşkına? Bu mudur adalet?

Değerli arkadaşlarım; devletin yapısını tahrip ettiler, devletin geleneklerini tahrip ettiler. Adalet dediğimiz kavramı yer ile yeksan ettiler. Düşünün, bir ülkenin içişleri bakanı çıkar televizyonlara der ki: "Bir siyasetçiye her ay ben 10 bin dolar rüşvet gittiğini, para gittiğini biliyorum" der. Ben söylemiyorum, siz de söylemiyorsunuz, 600 milletvekili de söylemiyor; söyleyen ülkenin içişleri bakanı. Neyse, sonuçta bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri -ben de dahil- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’na bir dilekçe verdik. Dedik ki, 600 milletvekili töhmet altındadır kim bu siyasetçi açıklasın. Değerli arkadaşım 27 Mayıs 2021'de İçişleri Bakanı’na, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı yazı yazdı. Kim bu siyasetçi? Aradan 15 günden fazla zaman geçti, tık yok. Şimdi ben AK Partili kardeşlerime ve Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerime seslenmek isterim: Siz hiç merak etmiyor musunuz? Bu her ay 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiyi merak etmiyor musunuz? Bu kul hakkı yiyen bu siyasetçiyi mi merak etmiyor musunuz? Bu edepsiz adamı, bu sahtekar adamı hiç merak etmiyor musunuz? Ben mi merak edeceğim sadece? Biz bir merak edeceğiz sadece?

Ve bu kişi AK Parti'nin kilit noktasında, gazeteler her gün yazıyorlar. Hiç demiyor musunuz ya, "bir devlet böyle yönetilmez kardeşim." Rüşvet alan belli, rüşveti veren belli ama beyefendi diyor ki: "Ben elçiyim" diyor. Kimin elçisisin? Kimin elçisisin? Elçiye zeval olmaz. Yani "parayı ben aldım ama başka bir yere verdim, daha üst makama verdim" diyor. Kim o? Ya rüşveti ortaya çıkarmak devletin namusudur ya. İçişleri Bakanı diyorsa ki "burada rüşvet var, 10 bin dolar her ay gidiyor bu para" ya bunu çıkarmak, ortaya çıkarmak devletin namusudur ya. Ya devletin namusunu yer ile yeksan ettiniz siz.

Erdoğan hiç sormuyor bu soruyu. Niye sormuyorsun kardeşim? Sen atadın; atadığın adama bir çağır kardeşim, kim bu sahtekar adam, her ay 10 bin dolar para alan adam? Sonra bazı açıklamalar geldi, "her ay değil ki efendim, çok daha büyük paralar veriyoruz" diye. Şu devletteki çürümeye ve kirlenmeye bakın değerli arkadaşlarım. Erdoğan rüşveti alanın çok iyi biliyor, adım gibi biliyorum rüşveti alanı çok iyi biliyor. Eğer onu ortaya çıkarıp, görevine son vermezse rüşvet çarkının bir parçasıdır arkadaşlar.

Açıklama yapıyor Erdoğan: "Suç örgütleri mensupları üzerinden yapmayız" diyor. Tartışmaları suç örgütü eğer bir açıklama yapmışsa, bunlar üzerinden tartışma yapmayız. Yahu kardeşim, açıklamayı yapan suç örgütü lideri değil ki, açıklamayı yapan bu ülkenin içişleri bakanı. Ben sana içişleri bakanını soruyorum, sen suç örgütünden bahsediyorsun. Ha şunu diyorsa doğru: "Zaten içişleri bakanı da suç örgütlerinden birisidir" diyorsa, zaten mesele yok o zaman, doğruyu söylüyor o zaman.

Bakın bütün bu pislikler oluyor, devletin bütün gelirleri talan ediliyor, devleti yönetenler devlete vergi vermemek için her türlü numarayı çekiyorlar, millet aç ve perişan; biz bunu söylediğimiz zaman neymiş? “Millet açmış, buyurun siz doyurun milleti" diyor. Bizim doyurmamız için senin oradan çekilmen lazım kardeşim, oradan ayrılman lazım, izzetü ikbal ile ayrılman lazım.  

Devleti yönetme makamı, haksızlıkları telafi etme makamıdır. "Ben bunu beceremiyorum, ben açları doyuramıyorum." Zaten seni doyurmak bir sorun. Türkiye'nin temel sorunu seni ve beslemelerini doyurmak, doyamıyoruz ya. Milyarları, dolarları veriyoruz, doymuyorsunuz kardeşim ya.

Biz sizi doyurmak için değil, halkı doyurmak için, vatandaşı doyurmak için, çocukların yatağa aç girmemesi için iktidar olmak istiyoruz.

Telafi makamından haberi yok. Nasıl malı götürürüz, bütün program bunun üzerine kurulu. Ya Cumhuriyet Halk Partili belediyeler aş evlerinde ihtiyaç sahibi ailelere yemek gönderiyorlar. Banka hesaplarına el koydular ya. Vatandaş yardım yapıyor, banka hesaplarına el koydular ve paraları aldılar, vermediler belediyelere. Niçin? Fakir fukaraya gidecek? Niçin? Bak CHP'de yardım ediyor. Biz dememiş miydik? Yardım edemez, yardım edemez noktaya getirmek için. Ama bizi tanımıyorlar ki; biz sizin bildiğiniz gibi değiliz kardeşim. Biz her kuruşun hesabını vermeyi onurlu bir görev kabul eden bir gelenekten geliyoruz kardeşim, kul hakkına el uzatmayan bir gelenekten geliyoruz.

Açık ve net söylüyorum: Açlar var evet, yoksullar var evet. Az önce söyledim: 7 milyon 769 bin 346 kişi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ayda bin 192 lira 50 kuruştan daha az aylık alıyor, daha az gelir sahibi. Bu utanca son vereceğiz. Allah'ın izniyle iktidar olduğumuzda göreceksiniz. Bu ülkede ampul sönecek, patlayacak, güneş doğacak, güneş doğacak ve millet rahat edecek. Millet rahatlıkta bize "haramı nereye harcadınız?" diye soru soracak.

Biz bunu yapacağız. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir düzeni sağlayacağız. Aile destekleri sigortasını getireceğiz. Öyle sağ elin verdiğini, sol el görmeyecek. Kim harama el uzatırsa, devlet katından alınacak, sokağa bırakılacak. Hesabı sorulacak.

Biz halkımızı doyururuz. Hiçbir endişemiz yok ama sizi doyurur muyuz? Hayır, biz sizi doyuramayız? Siz ayrı yerdesiniz. Size zaten doymanız için para da vermeyiz, zırnık da vermeyiz. Milletin parasını millete vereceğiz. Artık onlar da bizim iktidar olacağımızı düşünüyorlar. Ne diyor onların grup başkanvekili: "Millet İttifakı kazandığında" diyor. Kazanacağız tabii, dostlarımızla beraber geleceğiz tabi, yöneteceğiz tabi. Ahlakla yöneteceğiz, adaletle yöneteceğiz... Bugün konuşmamın tamamını adalet üzerine inşa ettim. Adaletsizliği ben kabul etmiyorum. Adaletsizlik eğer kılcal damarlara girerse devlet, devlet olmaktan çıkar ve devlette çürüme başlar. En tepedeki yiyorsa, aşağıdaki "benim de yeme hakkım var" der. Bu sorunu çözeceğiz, beraber, birlikte çözeceğiz.

301 madenci hayatını kaybetti. Dava yeniden görüşülüyor. 301 madenci için verilen kararı kabul etmedi iktidar. Yargıtay'a müdahale ettiler. Üç tane yeni hakim tayin etiler oraya ve yeniden toplandılar, eski verdikleri kararın tersini verdiler. 301 madencinin kanı yerdedir ve ben salı toplantısında 301 madencinin sadece adını bu kürsüden okuyarak inmiştim. Başka hiçbir şey konuşmamıştım. Bu mudur adalet Allah aşkına? Yargıya müdahale edip, 301 kişi için lehine çıkan kararı tersyüz edip farklı bir karar çıkarmak adalet midir?

Değerli arkadaşlarım, doğuya giden arkadaşlarımız var. Bitlis Deresi'nin ıslahı dolayısıyla 700 esnaf mağdur ediliyor. Niye esnafı mağdur ediyorsunuz? Bu mudur adalet? Diyorlar ki, "şehrin 10 kilometre dışında size yer veriyoruz, dükkanı oraya taşı." İyi de vatandaş alışveriş için 10 kilometre oraya mı gidecek? Ya bunlarda akıl da yok ya. Adalet yok, akıl da yok. Aklı ve adaleti önceleyeceğiz ve hep beraber Türkiye'yi huzur içinde yöneteceğiz, adaletle yöneteceğiz.

Sağlıkla kalın, adaletle kalın diyorum. 

Tüm Fotoğraflar İçin Tıklayınız...


Bu Kategorideki Diğer Haberler